15 Ekim 2026, Perşembe · 09:09 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Ankara’dan Türkiye’ye: Teknoloji refaha nasıl dönüşür?

Ankara’dan Türkiye’ye: Teknoloji refaha nasıl dönüşür?

AYŞEGÜL ÇELİK - Ankara Sanayi Odası Genel Sekreter Danışmanı

Ankara’nın görünmeyen sermayesi yalnız fabrikaları değil, kentte biriken bilgi ve insan kaynağı. Türkiye’de yapılan Ar-Ge harcamalarının yüzde 27,8’i, Ar-Ge personelinin yüzde 19,2’si Ankara’da. Savunma-havacılık şirketleri, üniversiteler, teknoparklar, mühendislik ve yazılım firmaları ile geniş bir KOBİ tabanı aynı üretim coğrafyasında buluşuyor.

Bu tablo Ankara’yı Türkiye için ilginç bir laboratuvar haline getiriyor. Çünkü yüksek teknolojiye sahip olmakla onu daha geniş bir refah artışına dönüştürmek aynı şey değil. Burada belirleyici olan, kaç mühendis ya da kaç teknoloji firması bulunduğundan çok, biriken bilgi ve yeteneğin üretimde hangi işlevlere dönüştüğü. Mühendisler verilen teknik şartnameyi mi uyguluyor, yoksa ürünü mü tasarlıyor? Bilgi birkaç büyük şirkette mi kalıyor, yoksa küçük üreticinin yaptığı işi de değiştiriyor mu?

Kalkınmanın asıl eşiği de burada: Bilgi ve yeteneğin daha yüksek katma değerli üretime, daha nitelikli işlere ve daha geniş bir üretici tabanına dönüşebilmesi.

Fabrikanın görünmeyen yarısı

Modern üretimde değer artık yalnız fabrika binasında ve makine parkında oluşmuyor. Bir makinenin metal gövdesi kadar onu yöneten yazılım, sensör ve veri de önemli. Otomotivde montaj kadar batarya ve gömülü yazılım; makinede kontrol sistemleri ve otomasyon; sağlık teknolojilerinde yazılım, test ve sertifikasyon ürünün değerini belirliyor.

Bu yüzden “sanayi mi, hizmet mi?” ayrımı giderek daha az açıklayıcı. Tasarım, mühendislik, yazılım, test, veri ve sertifikasyon gibi kritik işlevlerin önemli bir bölümü fiziksel üretim hattının dışında gerçekleşiyor. Bir mühendislik şirketi KOBİ’nin ürün geliştirmesine yardım ediyor, bir yazılım firması üretim hattındaki fireyi azaltıyor, bir test merkezi doğrulama altyapısı sağlıyorsa bunlar sanayiden kopuk faaliyetler değil, üretimin katma değerini yükselten işlevler.

Türkiye açısından soru, fabrikanın bu “görünmeyen yarısını” ne ölçüde geliştirebildiğimiz. Hizmet ihracatının yapısı bu açıdan bir işaret veriyor. 2025’te 124,9 milyar dolara ulaşan hizmet ihracatında seyahat ile taşımacılık ve lojistik ağırlığını korurken, telekomünikasyon, bilgisayar ve bilgi hizmetleri 6,7 milyar dolar düzeyinde kaldı. Dolayısıyla mesele yalnız hizmet ihracatını büyütmek değil, üretimi doğrudan besleyen bilgi yoğun hizmetleri de derinleştirmek.

Avrupa Komisyonu’nun Temmuz 2026’da yayımladığı İnovasyon Karnesi aynı açığı istihdam yapısında da gösteriyor. 2023–2025 ortalamasında yüksek ve orta-yüksek teknolojili imalatın istihdamdaki ağırlığı Türkiye’de yüzde 21,7 iken AB’de yüzde 38,6. Bilgi yoğun hizmetlerde ise oranlar sırasıyla yüzde 19,5 ve yüzde 28,5. Türkiye’nin açığı böylece yalnız yüksek teknolojili ürün üretiminde değil, o üretimi mümkün kılan bilgi yoğun işlevlerde de ortaya çıkıyor. Asıl mesele, bu bilgi ve yetkinliğin üretici firmaların yaptığı işe nasıl gireceği.

Küçük firma nasıl yukarı çıkar?

Bir KOBİ önce ürününü ortaya çıkarıyor ve ilk müşterisini buluyor. Ardından kalite, test, yazılım, tasarım ve mühendislik ihtiyacı doğuyor. Büyüdükçe finansmana, profesyonel yönetime ve yeni pazarlara ihtiyaç duyuyor. Sonraki eşik ise yalnız verilen işi yapan bir tedarikçi olmaktan çıkıp daha fazla sorumluluk üstlenebilmek.

Bu süreç, girişimcilikten ticarileşmeye, oradan yetkinliğe, ölçeğe ve tedarik zincirinde yükselmeye uzanan bir gelişim hattı oluşturuyor. Firma büyürken yalnız cirosu değil, yaptığı işin niteliği de değişiyorsa daha yüksek verimlilik, daha nitelikli istihdam ve daha güçlü gelir yaratma kapasitesi ortaya çıkıyor.

Dün verilen çizime göre parça üreten bir KOBİ bugün tasarıma katılıyor, yarın test sorumluluğu alıyor ve daha sonra kendi ürününü geliştiriyorsa, artık yalnız daha büyük bir firma değil, değer zincirinde daha yukarıda duran bir firma haline geliyor.

Dünyada küçük firmalar nasıl yukarı taşınıyor?

Çin’in “Little Giant” politikası bu açıdan dikkat çekici. Bu firmalar belirli büyüklüğün üzerindeki sanayi KOBİ’lerinin yalnızca yüzde 3,5’ini oluşturmasına rağmen faaliyet gelirlerinin yüzde 9,6’sını, toplam kârın ise yüzde 13,7’sini yaratıyor. Çin’in 2026’da yürürlüğe giren sistemi, teknoloji ve yenilik odaklı KOBİ’lerden uzmanlaşmış işletmelere ve “Little Giant” düzeyine uzanan kademeli bir yapı kuruyor; finansman, Ar-Ge, fikri mülkiyet ve pazar destekleri de firmanın gelişim aşamasına göre farklılaşıyor.

Güney Kore aynı hedefe farklı bir kanaldan yaklaşıyor. İleri teknolojiyi doğrudan üretim sürecine ve küçük üreticiye taşımaya odaklanıyor. 2026 programında 30 otonom fabrika, 400 yapay zekâ uzmanlaşmış akıllı fabrika ve 20 büyük firma–KOBİ işbirliği projesi olmak üzere yaklaşık 450 proje destekleniyor. Program ayrıca KOBİ’lerin üretimde yapay zekâ kullanımını planlamasına ve uygulamasına yönelik uzman danışmanlık desteği içeriyor.

İki örneğin ortak noktası, küçük firmaların yalnız daha fazla üretmesinin değil, zaman içinde daha karmaşık ve daha yüksek katma değerli işler yapabilir hale gelmesinin hedeflenmesi.

Peki Ankara?

Ankara’da bu dönüşüm için gerekli parçaların çoğu zaten var. Bir tarafta savunma-havacılık ana yüklenicileri, üniversiteler ve teknoparklar, diğer tarafta OSTİM, İvedik, Sincan ve farklı üretim alanlarında çalışan geniş bir KOBİ tabanı bulunuyor.

Eksik olan, bu parçaların aynı kentte bulunmasından çok birbirine nasıl bağlandığı. Bir talaşlı imalat firması beş yıl sonra hâlâ yalnız verilen parçayı üretiyorsa siparişi büyümüş olabilir, fakat yaptığı iş değişmemiştir. Buna karşılık tasarıma katılıyor, test sorumluluğu üstleniyor veya savunmada kazandığı beceriyi başka sektörlere taşıyabiliyorsa teknoloji birikimi daha geniş bir üretim kapasitesine dönüşmeye başlamış demektir.

Çin ve Güney Kore örneklerinin Ankara açısından önemi de burada. Amaç yalnız KOBİ’yi büyütmek değil, zaman içinde daha karmaşık işleri yapabilir hale getirmek. Bunun için kamu alımı, ana firma–tedarikçi ilişkileri, finansman ve teknoloji altyapısı güçlü araçlar olabilir. Ancak aracın varlığı kadar, firmayı nasıl bir gelişim yoluna soktuğu da önemli.

Kamu desteği tek başına yetmez

Kamu alımı firmaya ilk müşteri ve ölçek sağlayabilir. Ancak bu ilişkinin kalıcı bir gelişim kapasitesine dönüşmesi, firmanın zaman içinde yeni müşterilere, yeni pazarlara ve daha yüksek yetkinliklere ulaşabilmesine bağlıdır. Kamu ya da tek bir ana yüklenici uzun süre tek müşteri haline gelirse, başlangıçta firmayı büyüten ilişki zamanla bağımlılığa dönüşebilir.

Güney Kaliforniya bunun öğretici bir örneği. Soğuk Savaş boyunca savunma talebi bölgeyi önemli bir havacılık merkezine dönüştürdü. Ancak 1990’larda savunma bütçeleri daralınca sektördeki istihdam sert biçimde geriledi. Bölgenin daha sonra uydu sistemleri, özel uzay şirketleri ve sivil teknolojilere yönelmesi şu dersi verdi: Kamu ilk pazarı yaratabilir, ama kalıcı kalkınma kazanılan yetkinliğin yeni müşterilere ve yeni sektörlere taşınabilmesine bağlıdır.

Ankara açısından benzer bir risk var. Nitelikli insan kaynağı birkaç büyük yapıda yoğunlaşırken küçük firmalar mühendislik ve yazılım yetkinliklerine erişmekte zorlanabilir. KOBİ’nin siparişi artabilir, ancak yaptığı iş aynı kalabilir. Böyle bir durumda üretim hacmi büyürken yaratılan değerin önemli bir bölümü değer zincirinin üst kademelerinde yoğunlaşır.

Bu nedenle başarı, kamu desteğinin firmayı ne kadar büyüttüğünden çok, kazandığı yetkinliği yeni ürünlere, müşterilere ve pazarlara taşıyabilmesinde aranmalı. Bu nedenle başarı, kamu desteğinin firmayı ne kadar büyüttüğünden çok, kazandığı yetkinliği yeni ürünlere, müşterilere ve pazarlara taşıyabilmesinde aranmalı.

Kalkınmayı biraz da böyle ölçmek

Her KOBİ’nin kendi laboratuvarı ya da yazılım ekibi olması gerekmiyor. Ama ortak test merkezlerine, üniversitelere, mühendislik şirketlerine ve teknoparklarda biriken bilgiye erişebilmesi gerekiyor.

Dünün sanayi altyapısı yol, enerji ve organize sanayi bölgesiydi. Bugün buna test, tasarım, yazılım, veri ve mühendislik hizmetlerini de eklemek gerekiyor. Türkiye’nin kalkınma meselesi yalnız daha fazla üretmek değil. Daha fazla firmanın daha karmaşık ürünler üretebilmesi, daha fazla insanın daha nitelikli işlerde çalışabilmesi ve üretimde yaratılan değerin daha geniş kesimlere yayılabilmesi gerekiyor.

Üç yazının sonunda vardığım yer de burası: Türkiye’nin ne kadar ürettiği kadar, üretimin ne kadar bilgi ve yetkinlik biriktirdiği ve bunun ne tür işler yarattığı önemli.

Ankara bunun için hazır bir başarı modeli değil. Ancak ileri teknoloji kapasitesi, güçlü insan kaynağı ve geniş KOBİ tabanının aynı kentte buluşması, Ankara’yı Türkiye açısından son derece öğretici bir kalkınma laboratuvarı haline getiriyor.

Sanayi politikasının asıl başarı ölçüsü de burada ortaya çıkıyor: daha yüksek teknoloji ve verimliliğin daha nitelikli işlere, daha yüksek gelire ve daha geniş kesimlere yayılan bir refah artışına dönüşmesi.

Kaynak:

Yazıda kamu alımlarının sanayi ve teknoloji politikasındaki rolüne ilişkin değerlendirmelerde OECD ve Dünya Bankası’nın güncel sanayi politikası çalışmaları ile kamu alımları literatüründen yararlanılmıştır.

- China State Council / Ministry of Industry and Information Technology, “Little Giant” SMEs, 2025–2026: “Little Giant” firmalar belirli büyüklüğün üzerindeki sanayi KOBİ’lerinin yüzde 3,5’ini oluşturmasına rağmen faaliyet gelirlerinin yüzde 9,6’sını ve toplam kârın yüzde 13,7’sini yaratmaktadır. Çin’in 2026’da yürürlüğe giren güncel KOBİ geliştirme sistemi, teknoloji ve yenilik odaklı işletmelerden uzmanlaşmış KOBİ’lere ve “Little Giant” firmalara uzanan kademeli bir yapı kurmakta; desteklerin firmanın gelişim aşaması ve ihtiyacına göre farklılaştırılmasını öngörmektedir.

- Republic of Korea, Ministry of SMEs and Startups, 2026 Smart Manufacturing Innovation Support Program: Program kapsamında 30 otonom fabrika, 400 yapay zekâ uzmanlaşmış akıllı fabrika ve 20 büyük firma–KOBİ işbirliği projesi olmak üzere yaklaşık 450 proje desteklenmektedir. Program ayrıca KOBİ’lerin üretim süreçlerinde yapay zekâ kullanımını planlamasına ve uygulamasına yönelik uzman danışmanlık desteği ile teknoloji sağlayıcılarının geliştirilmesine yönelik araçlar içermektedir.

- OECD, Public Procurement for Innovation: Good Practices and Strategies, 2017: Kamu alımlarının yenilikçi ürün ve hizmetler için önemli bir talep alanı oluşturabileceği, stratejik biçimde kullanıldığında yenilikçiliği ve verimliliği destekleyebileceği belirtilmektedir. Yazıda kamu alımının yenilikçi firmaya ilk pazar, referans ve ölçek kazanma imkânı sağlayabileceğine ilişkin değerlendirme bu çerçeveye dayanmaktadır.

- OECD, Public Procurement, Trade and Industrial Policies: Supporting National Priorities, 2026: Kamu alımları, yalnız idari bir satın alma faaliyeti değil, piyasaları şekillendirebilen, yenilikçiliği destekleyebilen ve stratejik sektörlerde yerli kapasitenin gelişmesine katkı sağlayabilen bir sanayi politikası aracı olarak ele alınmaktadır. Raporda aynı zamanda bu araçların rekabeti bozucu veya gereksiz ticaret engelleri yaratmayacak biçimde tasarlanması gerektiği vurgulanmaktadır.

- World Bank, Industrial Policy for Development: Approaches in the 21st Century, 2026: Raporda kamu alımları sanayi politikasının talep yönlü araçlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Dünya Bankası’nın rapora ilişkin sunumunda kamu alımlarının firmaların yetkinliklerini geliştirmesine, kalite sunabildiğini göstermesine, verimlilik ve istihdam artışına katkı sağlayabileceğine ilişkin ampirik bulgular aktarılmaktadır. Bununla birlikte kamu siparişlerinin ölçek yaratacak büyüklükte olması, mali alan ve uygulama kapasitesi gibi koşulların sonuçlar üzerinde belirleyici olduğu belirtilmektedir.

Not: Yazıda kamu alımının “ilk müşteri”, “referans”, “ölçek” ve “öğrenme” kanallarını birlikte ele alan çerçeve ile Ankara açısından yapılan değerlendirmeler yazarın yukarıdaki literatürden hareketle geliştirdiği analitik yorumdur. Benzer biçimde, ileri teknoloji ve verimlilik artışının daha nitelikli işlere, daha yüksek gelire ve daha geniş kesimlere yayılan refah artışına dönüşmesini sanayi politikasının başarı ölçüsü olarak tanımlayan sonuç cümlesi doğrudan tek bir kaynaktan alınmış bir bulgu değil, yazının genel argümanının sonucudur.

İlgili Haberler
Makroekonomi Yönetmelik değişti! Taksitli alışverişte yeni dönem CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Petrol fiyatları arz beklentileriyle geriliyor Paratic · 9 dk önce Makroekonomi Kredi kartını böyle kullanan her ay bankaya fazla para ödüyor! Sözcü Ekonomi · 10 dk önce Makroekonomi UBS'den İsviçre dışına taşınma planı: ABD bankası satın alma seçeneği masada CNBC-e · 11 dk önce Makroekonomi Trump’ın Rus parası planına Avrupa’dan rest Sözcü Ekonomi · 14 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.