Robotlar, otomasyon sistemleri ve yapay zekâ artık çalışma hayatının içinde. Fabrikadan depoya, ofisten hizmet sektörüne kadar pek çok işi üstleniyorlar.
Peki metal yaka geldiğinde insana ne olacak?
Türkiye açısından sorulması gereken soru bence başka: Bu makineleri kim kuracak, kim çalıştıracak, kim bakımını yapacak, arıza çıktığında kim müdahale edecek?
Mesele makineyi almak değil, onu çalıştıracak insanı yetiştirmek.
Türkiye’de iyi yetişmiş teknisyen ve teknikere bugün de ihtiyaç var. Önümüzdeki dönemde bu ihtiyaç daha da artacak.
Geçen gün bir sanayi tesisine gittim. Makine alçı sıvası üreten fabrikaya 3 robot alınmıştı. Bana anlatılan hesaba göre bu robotlar yaklaşık 8 kişinin yaptığı işi üstlenecekti. Üstelik çok ağır bir işten söz ediyoruz. İşçi fiziksel olarak yoruluyor, robot ise aynı işi çok daha kısa sürede yapabiliyor.
Buraya kadar bakınca insanın aklına hemen şu geliyor: Robot geldi, 8 kişinin işi gitti.
Hikâye orada bitmiyor.
O 3 robotu çalıştırmak, takip etmek ve gerektiğinde müdahale etmek için 4 teknik elemana ihtiyaç var.
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Metal yaka meselesi Türkiye için tam da burada önem kazanıyor.
Robot geliyor ama insan ortadan kalkmıyor. İnsanın yaptığı iş değişiyor. Kas gücünün yerini giderek teknik bilgi, beceri ve makineyi kullanma yeteneği alıyor.
Fabrikanın aradığı insan da değişiyor. Bir tarafta makineyi tasarlayan, sistemi planlayan mühendis var. Diğer tarafta montajı bilen, üretimi anlayan, arızayı fark eden ve gerektiğinde eline alet alıp müdahale edebilen teknik eleman var.
Sanayicinin istediği insanı basit anlatayım: Hem eli tornavida tutacak hem gerektiğinde hesabını yapacak.
Peki bu insanları yeterince yetiştiriyor muyuz?
Tartışılması gereken yer burası.
Herkes üniversite mezunu olmak zorunda mı?
Türkiye yıllarca üniversite sayısını artırdı. Gençlere de neredeyse tek bir başarı yolu gösterildi: Üniversiteyi kazan, diplomayı al, sonra masa başı bir iş bul.
Hayat her zaman böyle işlemiyor.
Bir tarafta üniversiteden mezun olup kendi alanında iş bulamayan, diplomasıyla ilgisi olmayan işlerde çalışan gençler var. Diğer tarafta sanayici, “Teknik eleman bulamıyorum” diyor.
Burada bir tuhaflık yok mu?
Mesele yalnızca kaç kişiyi mezun ettiğimiz değil; hangi alanda, hangi beceriyle insan yetiştirdiğimiz de önemli.
Dünyanın farklı ülkelerinde eğitim planlanırken iş dünyasının hangi alanlarda insana ihtiyaç duyduğu da hesaba katılıyor. Bizim de hangi alanda kaç kişiye ihtiyaç olduğunu daha ciddi düşünmemiz gerekiyor. 100 kişiye ihtiyaç duyulan bir alandan binlerce kişiyi mezun edip sonra bu gençlere iş aramak ne kadar doğru?
Mesele üniversiteye karşı olmak değil, ihtiyaç olan alanlara insan yetiştirmek.
Meslek liselerine de yıllarca haksızlık ettik. Üniversiteye gidemeyen öğrencilerin tercih ettiği ikinci seçenek gibi gördük. Ailelerin bile çocuğunu meslek lisesine göndermek istemediği dönemler oldu.
Bu anlayış yavaş yavaş değişiyor. Meslek liselerine ilgi artıyor. Bu iyi bir gelişme.
Meslek lisesi ikinci seçenek gibi görülmemeli. Teknikerlik de “Üniversite olmadı, bari bunu okuyayım” denilecek bir alan değil.
Üretim değiştikçe bu insanların değeri artacak.
Metal yaka kendi kendine fabrikaya girip çalışmayacak. Robotu satın almak kolay. Onu üretime uyarlayacak, kullanacak, bakımını yapacak ve verim alacak insanı bulmak gerekiyor.
Herkes deneyimli eleman ararsa genci kim yetiştirecek?
Bir de yıllardır anlamakta zorlandığım başka bir mesele var.
Çocuk üniversiteden ya da meslek okulundan yeni mezun oluyor. İlk işine başvuruyor. Daha kapıda soruyoruz:
Deneyimin var mı?
Nerede kazanacaktı bu deneyimi?
Okulunu yeni bitirmiş, teoriyi öğrenmiş. Şimdi gelip sizin fabrikanızda, ofisinizde, atölyenizde işi öğrenecek.
Herkes hazır, yetişmiş, deneyimli eleman istiyor.
Peki o elemanı kim yetiştirecek?
Sen yetiştirme, ben yetiştirmeyeyim, öteki yetiştirsin; sonra hepimiz onun yetiştirdiği elemanı almaya çalışalım.
Böyle bir düzen sürdürülebilir mi?
Şirketlerin de biraz okul olması gerekiyor. Genci işe alacaksınız, işi öğreteceksiniz, belli ölçüde hata yapmasına izin vereceksiniz. Belki o genç yıllarca sizinle çalışacak.
Yapay zekâ çağında bu konu daha da önemli.
Gençler mesleği çoğu zaman küçük işlerle öğrenir. Dosya takip eder, basit analiz yapar, ustasının yanında durur, makineyi gözlemler, hata yapar, düzeltir ve zamanla pişer.
Bu işleri tamamen yazılıma ve makineye verirsek yeni gelen gence mesleği nasıl öğreteceğimizi de düşünmek gerekiyor.
Bugün vakit kazandıran karar, yarın deneyimli eleman bulmayı zorlaştırır.
Diploma artık tek başına yetmiyor
Eskiden “Benim işim bu” deyip yalnızca kendi alanında kalmak daha kolaydı. Şimdi işveren birden fazla işi anlayan, farklı araçları kullanabilen insan arıyor.
Ofiste çalışan birinin dijital araçları bilmesi, yapay zekâyı anlayıp işinde kullanması artık bekleniyor. Üretimde çalışan teknik elemanın da yalnızca makinenin düğmesine basması yetmiyor. Makinenin ne yaptığını anlaması gerekiyor.
Soru artık “Hangi bölümden mezunsun?” değil.
Ne biliyorsun? Ne yapabiliyorsun?
Gençlerin de bunu görmesi gerekiyor. Diploma önemli ama tek başına meslek garantisi değil. İnsan diplomasının yanına ne koyabiliyorsa farkı orada yaratıyor.
Sanayicinin de kendine bakması gerekiyor
Bütün sorumluluğu gençlere ve eğitim sistemine yükleyemeyiz.
Sanayici “Eleman bulamıyorum” diyorsa önce kendine de bakmalı.
Ücret yeterli mi? Çalışma şartları nasıl? Ulaşım mümkün mü? İnsanlar o işi neden yapmak istemiyor?
Ağır işte çalışan insana düşük ücret verip sonra “Kimse çalışmak istemiyor” demek kolay.
Yetişmiş teknik eleman istiyorsanız o insanın emeğinin karşılığını da vermek zorundasınız.
Teknoloji ilerledikçe iyi teknisyenin ve teknikerin değeri azalmak zorunda değil. Tam tersine artabilir.
Robot ağır yükü taşıyabilir. Tehlikeli işi üstlenebilir. Makine, insanın saatlerce yaptığı işi çok daha kısa sürede bitirebilir.
Peki makine durduğunda ne olacak?
Üretim hattı arıza verdiğinde kim bakacak?
Robot yanlış işlem yaptığında kim anlayacak?
Dönüp yine insana geliyoruz.
Metal yakadan korkmak yerine insanı hazırlayalım
Türkiye’nin önündeki mesele, “Robotlar işlerimizi elimizden alacak mı?” korkusundan daha büyük.
Mesele, robotların çalıştığı bir Türkiye’ye insanımızı hazırlayıp hazırlamadığımız.
Meslek liselerini yeniden güçlü hâle getirmeliyiz. Genç, meslek lisesinden yalnızca diplomayla değil, işini gerçekten öğrenmiş olarak çıkmalı.
Sanayi ile okul arasındaki bağ güçlenmeli.
Gençlere yalnızca diploma değil, meslek kazandırmalıyız. İşveren de hazır eleman beklememeli; işe aldığı genci yetiştirmeli. Şirket de bir anlamda okul olmalı.
Önümüzdeki dönemde üretimin en kıymetli insanlarından biri, makineden anlayan, teknolojiyi kullanan, gerektiğinde eline alet alan, gerektiğinde hesabını yapan insan olacak.
Metal yaka geliyor. Onu kuracak, çalıştıracak, geliştirecek ve tamir edecek olan yine insan.
Türkiye’nin asıl yatırımı yalnızca robota değil, o robotun başındaki yetişmiş insana olmalı.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: robotbayram ali akyüz
DAHA FAZLA HABER OKU
Dr. Osman Gazi Kandemir Çin'in yükselişi ve çıkmazı: Dinamizm ile kontrol arasındaki mücadele
Rabia Abdusselam Batı Sahra: Washington geri adım atıyor ve MINURSO'nun önü yeni senaryolara açık
dosya
Celalettin Can Akil İnsanlar Heyeti'nin son toplantısı: "Güven verici önlemler..." Dün bugündür (3)
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.