Ne var ki Afrika söz konusu olduğunda dünya kamuoyu çoğu zaman onun geçmişini unutmakta, bugünkü hadiselerini ise bu geçmişten bağımsız değerlendirmektedir. Oysa tarih, geçmişte kalmış hadiselerin toplamı değil; bugünü meydana getiren sebepler zinciridir.
2026 yılına gelindiğinde Sudan'da savaşın doğurduğu açlık ve insani kriz derinleşirken, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin doğusunda barış arayışları devam etmektedir.
Bu hadiseleri yalnızca kabile çatışmaları, iktidar mücadeleleri veya bölgesel rekabetler üzerinden okumak, Afrika tarihinin asıl sorularını cevapsız bırakır.
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Zira kıtanın sınırları, siyasi kurumları ve ekonomik yapıları, yüzyıllar boyunca dış müdahalelerden, sömürge idarelerinden ve kaynak mücadelelerinden etkilenmiştir.
Elbette bugünün her çatışmasını sömürgeciliğe bağlamak tarihî gerçekliği eksik okumak olur. Yerel siyasi aktörlerin tercihleri, devletlerin yönetim biçimleri ve bölgesel güç mücadeleleri de kendi başına incelenmelidir.
Ancak geçmişin mirasını hesaba katmadan bugünü anlamak da mümkün değildir.
Bu minvalde şunu unutmamak gerekir ki Afrika'nın meselesi yalnızca savaşların sona ermesi değil, kıtanın kendi geleceğini hangi şartlarda kurabileceğidir.
Yeni sömürgecilikte hedef toprakların değil, imkânların kontrolü
Eski sömürgecilik döneminde topraklar işgal edilir, madenler çıkarılır, emek ucuzlatılır ve ticaret yolları dış güçlerin menfaatlerine göre düzenlenirdi. Bugün ise ekonomik bağımlılık, borç yükü, teknolojiye erişim ve ham maddelerin küresel pazarlardaki konumu gibi meseleler üzerinde durmak gerekiyor.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nın 2026 raporuna göre gelişmekte olan ülkelerin dış borç stoku 2025 yılında 12,3 trilyon dolara ulaşmıştır. Aynı rapor, borçların geri ödenmesine ilişkin maliyetlerin kalkınma kaynakları üzerinde baskı oluşturduğuna dikkat çekmektedir.
Bu rakam bütün Afrika'nın borcunu ifade etmese de kıtanın birçok ülkesinin karşı karşıya bulunduğu finansman sorunlarını anlamak bakımından önemlidir.
Bir ülke siyasi bağımsızlığını kazanmış olsa da ekonomisini geliştirmek için gerekli finansmana, teknolojiye ve pazarlara erişirken sürekli dışarıya bağımlı kalıyorsa bağımsızlığın maddi temelleri ne ölçüde sağlamdır?
Bu sorunun cevabı, yalnızca Avrupa'nın geçmişteki sömürge faaliyetlerinde değil, günümüzün bütün uluslararası ekonomik ilişkilerinde aranmalıdır. Zira adil bir değerlendirme, eski sömürgeci devletlerin yanı sıra kıtada faaliyet gösteren yeni küresel güçlerin politikalarını da aynı ölçütlerle incelemeyi gerektirir.
Unutulmuş arşivlerin anlattıkları
Afrika tarihini yalnızca Avrupa'nın kıtaya gelişinden başlatmak, tarihî bir eksikliktir. Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika, Mısır, Kızıldeniz havzası ve Afrika'nın farklı bölgeleriyle kurduğu ilişkiler; diplomasi, ticaret, eğitim, dinî ağlar ve idari yapılanmalar üzerinden ele alınmalıdır.
Nitekim bizim Güney Afrika Millî Arşivleri üzerine yayımladığımız akademik çalışmalar, Osmanlı ile Güney Afrika arasındaki ilişkilerin 19'uncu yüzyıla uzanan belgelerini ortaya koymuştur. Çalışmalarımızda, Ebubekir Efendi'nin 1863'te Cape Town'a gelişi ve burada açtığı okullar gibi, Afrika ile Osmanlı dünyası arasındaki ilişkilerin çoğu zaman gözden kaçan yönleri ortaya konmaktadır.
Bu tarihî bağları araştırmak, geçmişi romantikleştirmek anlamına gelmemelidir. Osmanlı varlığının bulunduğu her bölgede aynı idari modelin uygulanmadığını, yerel toplumların kendi siyasi ve kültürel dinamiklerine sahip olduğunu da unutmamak gerekir.
Asıl mesele, Afrika tarihinin tek bir medeniyetin gözünden anlatılamayacağını göstermektir. Afrika halklarının kendi arşivleri, sözlü tarihleri, düşünürleri ve direniş hareketleri, bu anlatının merkezinde yer almalıdır.
Türkiye, Afrika ve yeni bir tarihî sorumluluk
Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkiler de bu tarihsel çerçevede yeniden düşünülmelidir. Tarihî yakınlık, diplomatik ilişkiler ve insani iş birliği önemli bir başlangıç, ancak kalıcı ortaklıklar yalnızca geçmişin hatırasıyla kurulamaz.
Eğitim, bilimsel araştırma, yerel üretim, teknoloji transferi ve karşılıklı ekonomik fayda, bu ilişkilerin somut ölçütleri olmalıdır. Afrika ülkelerinin kendi kalkınma önceliklerini belirleyebildiği, yerel toplumların karar alma süreçlerine katılabildiği ve iş birliğinin tek taraflı bağımlılık üretmediği modeller geliştirilmelidir.
Türkiye'nin kıtaya yaklaşımı da yalnızca ticaret hacmi veya diplomatik temsilcilik sayısıyla değerlendirilmemelidir. Asıl soru, bu ilişkilerin Afrika toplumlarının eğitimine, üretim kapasitesine, kurumsal gelişimine ve kültürel hafızasına ne kattığıdır. Çünkü tarihî bağlar, ancak bugünün insanına fayda sağladıkları ölçüde yaşayan bir anlam taşırlar.
Afrika kendi hikâyesini ne zaman yazacak?
Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler tarafından 2026 yılında yapılan değerlendirmelerde, kıtanın barış, kalkınma ve uluslararası karar alma süreçlerinde daha etkin rol üstlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu çağrı, yalnızca diplomatik temsil meselesi de değildir. Afrika'nın kendi tarihini yazması, kendi sorunlarını tanımlaması ve kendi geleceğine ilişkin kararları verebilmesiyle doğrudan ilgilidir.
Bir kıtayı sürekli krizleriyle tarif etmek, onun tarihini krizlerden ibaret hâle getirir. Oysa Afrika, insanlık tarihinin en eski medeniyet merkezlerinden bazılarını barındıran; düşünce, sanat, ticaret ve bilim alanlarında farklı gelenekler geliştirmiş geniş bir coğrafyadır.
Bugün yapılması gereken, Afrika'yı ne yalnızca mağduriyet üzerinden anlatmak ne de geçmişteki bütün sorunları dış güçlere yüklemektir. Yapılması gereken, tarihî sorumluluklarla güncel siyasi tercihleri birbirinden ayırmadan, fakat birbirine de karıştırmadan incelemektir. Zira Afrika'nın geleceği hakkında karar verirken Afrikalıları yalnızca yardım bekleyen insanlar olarak görmek de bir başka tarihî yanılgıdır.
Netice itibarıyla Afrika'nın ihtiyacı, kendisi adına konuşan yeni efendiler değil; kendi sesini duyurabileceği adil bir uluslararası düzendir. İsrail'i dava edip uluslararası arenada ifşa edebilen Güney Afrika Cumhuriyeti, bu seviyeye ulaşmış en demokratik ülkelerin başında gelir. İsrail davasının başında bulunan Güney Afrikalı hukukçu Navi Pillay'ın geçen hafta Nobel Barış Ödülü alması da bunun karşılık bulduğunun bir delilidir.
Tarih bize şunu öğretmektedir: Bir halkın geçmişini başkaları yazabilir, fakat o halkın geleceğini kalıcı biçimde belirleyebilmek için onun iradesini yok saymak mümkün değildir. Afrika'yı anlamak, işte bu iradeyi anlamakla başlar…
Kaynaklar:
Gençoğlu, H. (2024a, June 14). Eid al-Adha in SA: Ottoman connections with the CapeMuslim community. Cape Argus.https://capeargus.co.za/opinion/2024-06-14-eid-al-adha-in-sa-ottoman-connections-with-the-cape-muslim-community/
Gençoğlu, H. (2024b, June 22). Decolonising African historiography: Asian sources forAfrican studies. Cape Argus.https://capeargus.co.za/opinion/2024-06-22-decolonising-african-historiography-asian-sources-for-african-studies/
Gençoğlu, H. (2024c, August 1). Arabic sources for the history of South Africa. Cape Argus.https://capeargus.co.za/opinion/2024-08-01-arabic-sources-for-the-history-of-south-africa/
Gençoğlu, H. (2024d, October 3). ‘The Byerley Turk’: The enduring cultural bond of Turkic and African traditions. Cape Argus.https://capeargus.co.za/opinion/2024-10-03-the-byerley-turk-the-enduring-cultural-bond-of-turkic-and-african-traditions/
Gençoğlu, H. (2024e, October 10). Perhaps it is time to decolonize the Bulletin of theNational Library of South Africa. Cape Argus.https://capeargus.co.za/opinion/2024-10-10-perhaps-it-is-time-to-decolonize-the-bulletin-of-the-national-library-of-south-africa/
Gençoğlu, H. (2024f, October 23). The accuracy of Piri Reis’s maps of Africa. Cape Argus.https://capeargus.co.za/opinion/2024-10-23-the-accuracy-of-piri-reiss-maps-of-africa/
Gençoğlu, H. (2024g, October 30). The double standards of European massacres in Africavs. the Gaza genocide. Cape Argus.https://capeargus.co.za/opinion/2024-10-30-the-double-standards-of-european-massacres-in-africa-vs-the-gaza-genocide/
Gençoğlu, H. (2024h, November 13). Abu Bakr Effendi’s lasting impact on South Africa. Cape Argus.https://capeargus.co.za/opinion/2024-11-13-abu-bakr-effendis-lasting-impact-on-south-africa/
Gençoğlu, H. (2024i, December 13). Journey of Mehmed Emin Pasha from Istanbul to CapeTown. Cape Argus.https://capeargus.co.za/opinion/2024-12-13-journey-of-mehmed-emin-pasha-from-istanbul-to-cape-town/
Gençoğlu, H. (2019). Güney Afrika milli arşivlerinin Osmanlı tarih yazıcılığı açısından önemi. Belleten,83(298), 933–956.https://doi.org/10.37879/belleten.2019.933
Gençoğlu, H. (2024). African historiography: Reflections on rewriting the continent’s past.ChronAfrica, 1(1), 1–10.https://doi.org/10.62841/ChronAfrica.2024.195
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: sömürgecilikNavi PillayNobel Barış ÖdülüAFRİKAHALİM GENÇOĞLU
DAHA FAZLA HABER OKU
Hasan Kanaatlı Acaba hicap dinî bir konu mudur, yoksa kültürel midir?
Hatice Keltek Güz Sonatı: İnsan neden sevgiye ihtiyaç duyduğu hâlde sevmeyi başaramaz?
Gürsel Tokmakoğlu Budapeşte'den Kiev'e ve ötesi: 1994 Memorandumundan 2026 müzakerelerine
Gürbüz Evren Fas ile İsrail arasındaki dostane ilişkilerin nedenleri
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.