Sokakta bir "duygusal cemaat" doğuyor!
İktidarı yıkacak olan bir cemaat. Ve bunu iktidar kendi eliyle inşa ediyor.
Toplumları bir arada tutan harç sadece ortak değerler değil; bazen de ortaklaşa hissedilen ve görmezden gelinen derin adalet duygusu kaybıdır.
Bugün Türkiye’de milyarlarca liralık fon iddialarıyla gündeme gelen, para hareketlerinin niteliği ve aktörleri hakkında soru işaretleri yaratan olayların birileri tarafından üzerinin örtülmeye çalışıldığı algısı, tam olarak bu sosyo-psikolojik mekanizmayı tetikliyor. Milyarlarca liranın akıbeti, BDDK, SPK ve MASAK gibi ilgili denetim ve finansal inceleme kurumlarının süreçteki rolü ve soruşturma süreçlerinin şeffaflığı kamuoyunda açık yanıtlar bekliyor. Böylesi büyük bir skandal karşısında eğer iktidar şeffaf davranamaz ve şüphelileri koruyor şeklinde bir izlenim doğarsa bu haksızlığa tepki veren tüm kamuoyu bu gidişle ortak bir öfkede birleşecek ve devasa bir "duygusal cemaat" oluşturacak.
Umuyoruz ki iktidar denildiğinde gözlerin çevrildiği en yüksek makamın "üzeri örtülmeyecek" yönündeki kararlılık beyanı eksiksiz tecelli eder ve hepimiz bu yıpratıcı belirsizlikten ve öfkeden bir an evvel arınırız.
Unutulmamalıdır ki toplumsal hareketler için kolektif duygular vazgeçilmezdir. Politik aktörler bu duyguları uyandırır, yönlendirir ve canlı tutar. Tam da bu noktada iktidar partisinin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir: Bir ülkede milyarlarca liranın akıbeti tartışılırken asıl sorun paranın nereye gittiği değil de bu soruyu kimin sorduğu hâline gelmişse, orada ekonomik denetimden önce ciddi bir siyasi muhasebenin yapılması gerekir.
İktidar, muhalefet söylemleriyle uğraşmak yerine kendi bünyesindeki bu yapılara bakmalı ve kitleleri kendi aleyhine konsolide eden bu mekanizmalara karşı kendi iç tedbirini derhal almalıdır. Zira muhalefetin yıllarca uğraşarak yapamadığını, iktidarın kendi bünyesindeki denetimsizlik iddiaları birkaç haftada yapabiliyorsa, ortada muhalefetin başarısından çok yönetimin kendi kendisine açtığı ağır bir siyasi yara var demektir.
Çünkü burada artık sadece teknik bir ekonomik kriz yok; geçen her gün iktidarın aleyhine işleyen, kolektif hafızaya kazınan derin bir adalet, güven ve meşruiyet krizi var. Görünen o ki milyonların gözü önünde haklarında ağır suçlamalar bulunan şüphelilerin üzerindeki sis perdesini kaldırmakta tereddüt edenler var. Oysa en temel kuraldır: Şeffaflıktan kaçınmak ve belirsizlik şüpheyi, şüphe ise en nihayetinde kitlelerin öfkesini besler.
Siyasi iktidarın has kurmayları iyi bilir ki bu kriz, geçmişte tecrübe ettikleri, tanıdık ve geçiştirilebilir krizlerden biri değil. Politik psikolojide "göreli yoksunluk" olarak adlandırılan durum tam olarak bugün yaşanmakta. Bir tarafta ayın sonunu getiremeyen, kirasını toparlayamayan, pazarda ve mutfakta her gün sessiz bir varlık mücadelesi veren geniş halk kitleleri; diğer tarafta ise hiçbir kurala uymadan büyük kaynakları kontrol ettiği iddia edilen bir avuç ayrıcalıklı zümre... Halk, kendi yaşadığı ağır mağduriyet ile bu pervasız zenginleşme arasındaki korkunç tezatı zihninde eşitlediği an, iktidarla arasındaki güven bağı kopma noktasına gelir.
Buradaki temel soru, yalnızca paranın kimler tarafından alındığı değil; hangi denetim mekanizmalarının neden işlemediği, olası ihmallerin kimler tarafından araştırıldığı ve siyasi sorumluluğun nasıl üstlenileceğidir. Devletin görevi yalnızca suç işlendikten sonra suçluyu bulmak değil, milyarlarca liralık kaynakların nasıl el değiştirdiğini zamanında denetlemek ve kamuoyuna açıklamaktır.
Büyük kitleler, ekonomik darboğazlara bir süre sabredebilir. İnsan psikolojisi adalet duygusu ayakta kaldığı sürece yük taşımaya meyillidir. Ancak toplum, sistemin çifte standart uyguladığına, gücü elinde tutanların şüphelileri koruduğuna ikna olursa sabrın yerini derin bir yabancılaşma alır. Bu yüzden, milyarları elinde tuttuğu iddia edilen isimlerin ve finansal ilişki ağlarının tam ve şeffaf dökümünü kamuoyunun önüne koymaz, kurumlar arası açık bir hesaplaşma sağlamazsanız, bu siyasi ve toplumsal yükü taşıyamazsınız.
İktidar sahiplerinin hemen bugün kendilerini geçici çözümlerle avutmayıp kendi yarasına neşteri kendisi vuracak güçte olduğunu göstermesinin tam zamanıdır.
Şeffaflık ve hukuk tam manasıyla tesis edilmelidir. Zira kolektif şuur bir kez kırıldığında, siyasi psikolojideki bastırma mekanizmaları artık işe yaramaz. Siyasette en tehlikeli eşik, seçmenin yaşama riski bulunan o geri dönülmez "duygusal kopuş" anıdır. Bu güven kaybı derinleştiğinde söylenecek hiçbir söz, verilecek hiçbir vaat, yürütülecek hiçbir propaganda bu kenetlenmiş kitlenin zihnindeki hükmü değiştiremez. Sandık günü geldiğinde kitleler sadece bir oy kullanmaz; uğradıkları haksızlığın ve cevapsız bırakılan soruların faturasını çıkartır.
Devletin itibarı, güçlülerin korunmasıyla değil, güçlü olanların da hukuk karşısında hesap verebilmesiyle korunur. Bir yönetimin gerçek gücü, kendisine yöneltilen soruları susturmasında değil, o soruların cevabını kendi iradesiyle kamuoyunun önüne koyabilmesindedir. Çünkü adaletin geciktiği yerde söylentiler büyür; şeffaflığın kaybolduğu yerde ise en ağır siyasi faturayı muhalefet değil, iktidarın kendi suskunluğu hazırlar.
İşte tam da bu yüzden toplumun adalet duygusunu hiçe sayan bir avuç muhterise inat, her ne pahasına olursa olsun, iktidar bu olayın üstüne kararlılıkla gitmeli; içindeki bu kirli elleri deşifre ederek arınmalı ve eğer hâlâ iktidarda kalmak istiyorsa işini o duygusal cemaatin sandıkta kuracağı soğuk mahkemeye bırakmamalıdır.
Geleceği kurtarmanın tek yolu, gerçeklerle cesaretle yüzleşmek ve halkın sarsılan adalet duygusunu onarıcı bir liderlikle yeniden inşa etmektir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: muhalefetİKTİDARDr. Ayça Ferda Kansu
DAHA FAZLA HABER OKU
Selçuk Ramazanoğlu Yaşar Kemal'in Çukurova'sına oryantalizm sığmaz
Gürbüz Evren Kahve Yemen'den gelir, peki ya Husiler?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.