22 Ekim 2026, Perşembe · 13:19 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Kral eleştiriye açık, peki ya kralcılar?

Siyasette eleştiri ne zaman ihanete dönüşür? Daha doğrusu, bir siyasal hareketin kendi yanlışlarını sorgulamak ne zamandan beri sadakatsizlik sayılır oldu? Türkiye’nin gündemindeki fon krizi, yüz binlerce yatırımcının ma…

Daha doğrusu, bir siyasal hareketin kendi yanlışlarını sorgulamak ne zamandan beri sadakatsizlik sayılır oldu?

Türkiye’nin gündemindeki fon krizi, yüz binlerce yatırımcının mağduriyetinin ötesinde, siyasal ahlak ve grup psikolojisi bakımından da önemli bir tartışmayı beraberinde getirdi. Krize yönelik eleştiriler karşısında bazı iktidar destekçilerinin eleştirel gazetecilere tepki göstermesi, siyasal aidiyet ile ahlaki muhakeme arasındaki ilişkiyi yeniden düşündürüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün (21 Ekim’deki) AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı açıklama ise bu tartışmaya farklı bir boyut kazandırdı:

Ne mutlu bize ki; soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var. Ne mutlu bize ki; yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var.


Erdoğan ayrıca emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker, yani iyiliği tavsiye etme ve kötülükten sakındırma ilkesine atıfta bulunarak eleştirileri önemsediklerini ifade etti.

Burada politik psikolojinin temel sorularından biri karşımıza çıkıyor: Bir siyasal gruba bağlı olmak, o grubun yanlışlarını savunmayı da beraberinde getirir mi?


Aidiyetin ahlaki körlüğü

Sosyal Kimlik Kuramı’na göre bireyler, ait oldukları grupları yalnızca toplumsal kimliklerinin değil, benlik değerlerinin de bir parçası olarak görürler. Dolayısıyla grubun başarısı kişisel başarı, grubun eleştirilmesi ise kimi zaman kişisel saldırı gibi algılanır. Ülkemizde ve dünyada görmüş olduğumuz tüm kimlik siyaseti ve kutuplaşmalar da bu minvalde seyreder.

Bilim diliyle söyleyecek olursak, bu noktada iç grup yanlılığı devreye girer. İnsanlar kendi gruplarının davranışlarını daha hoşgörülü değerlendirirken aynı davranışları karşıt gruplar gerçekleştirdiğinde daha sert yargılayabilirler.

Ne diyor mesela atasözümüz de “Kendi gözündeki merteği görmez, başkasının gözündeki çöpü görür.”

Politik psikolojide buna eşlik eden bir başka mekanizma da Albert Bandura’nın kavramsallaştırdığı ahlaki çözülmedir (moral disengagement). Birey, normal koşullarda yanlış bulacağı davranışları grup çıkarları söz konusu olduğunda kendi menfaatleri doğrultusunda yeniden yorumlayabilir, sorumluluğu başkalarına yükleyebilir veya ortaya çıkan zararı küçümseyebilir.

Böylece etik ilkeler seçici biçimde uygulanmaya başlanır.

Daha da önemlisi, bu süreç yalnızca belirli bir partiye veya ideolojiye özgü değildir. Muhafazakâr, sosyal demokrat, milliyetçi ya da başka bir siyasal kimliğe sahip bütün bireylerde benzer psikolojik mekanizmalar görülür.


Yanlışın normalleşmesi

Bu ay, Ekim 2026’da Proceedings of the Royal Society B dergisinde yayımlanan, Lucas Molleman ve arkadaşlarının araştırması, bu tartışmaya bir başka bilimsel boyut kazandırıyor.

Araştırmada bireylerin, başkalarının kural ihlallerini gözlemlediklerinde kendi ihlallerini artırabildikleri ve bu etkinin ortak siyasal kimlik koşullarında güçlenebildiği ortaya kondu. Bir başka deyişle, yine atasözlerimizden gidecek olursak, evet, siyasette de “üzüm üzüme baka baka…”

Elbette deneysel ortamda gözlemlenen kural ihlallerini doğrudan siyasal yolsuzlukla eşitleyemeyiz. Ancak araştırma, etik davranışların toplumsal normlardan ve grup aidiyetinden nasıl etkilenebildiğini anlamamız bakımından önemli.

Çünkü bir grupta yanlış davranışlar sürekli gerekçelendirilmeye başlandığında, zamanla yalnızca davranışlar değil, o davranışları değerlendirmekte kullanılan ahlaki ölçütler de değişebiliyor. Ne kadar da tanıdık, öyle değil mi?

Dün yanlış sayılan bir davranışın bugün mazur görülmesi yetmiyor, yarın bir bakmışsınız savunuluyor; grubun çıkarlarını korumak adına alkışlanması gereken bir davranışa dönüşüyor.

İşte etik normalleşmenin tehlikesi buradadır.


Eleştirmek mi, korumak mı?

Oysa politik psikoloji literatüründe yapıcı grup içi eleştiri olarak değerlendirilebilecek farklı bir mekanizma da bulunur.

Birey, ait olduğu grubu önemsediği için onun yanlışlarına karşı çıkabilir. Böyle bir eleştiri, grubu zayıflatmak amacıyla değil, grubun benimsediği ilkelerle davranışları arasındaki tutarsızlığı gidermek amacıyla yapılabilir.

Dolayısıyla eleştiri her zaman aidiyetin zayıfladığını göstermez. Bazen tam tersine, aidiyetin ahlaki sorumlulukla birleştiğinin göstergesidir. AK Parti grup toplantısındaki konuşma bu bakımdan hem içerik olarak hem zamanlama olarak son derece dikkate değerdir. Erdoğan’ın kendi tabanının eleştirilerini önemseyen açıklaması da bu açıdan saygıyla değerlendirilebilirse de yeterli değildir; siyasal söylem ile siyasal pratiğin birbirinden ayrılması gerekir.

Eleştirinin değerli olduğunun söylenmesi kadar, eleştirenlerin karşılaştığı tutum ve eleştirilerin kurumsal karşılığı da önemlidir.

Fon krizinin bütün yönleriyle aydınlatılması, sorumlulukların hukuki süreçlerle belirlenmesi ve yatırımcıların haklarının korunması, siyasi aidiyetlerden bağımsız biçimde değerlendirilmesi gereken konulardır.


Asıl sadakat kime?

Demokratik siyasal kültür, yalnızca farklı partilerin birbirlerini eleştirebilmesiyle gelişmez. Bir siyasal hareketin kendi içinden yükselen eleştirilere nasıl karşılık verdiği de demokratik olgunluğun önemli göstergelerindendir.

Çünkü bir siyasi partinin çıkarlarıyla toplumun çıkarları her zaman özdeş değildir. Parti aidiyeti, bireyin ahlaki muhakemesinin yerine geçtiğinde eleştirel düşünce zayıflayabilir.

Oysa siyasal sadakat ile ahlaki tutarlılık birbirinin karşıtı olmak zorunda değildir.

Asıl mesele, kendi grubunun yanlışını gördüğünde susmanın mı, yoksa yanlış olduğunu söylemenin mi sadakat sayılacağıdır. Şimdi kraldan çok kralcıların da, kralın da yürümekte olduğu yol, tam da bu sırat köprüsüdür.

Belki de demokrasinin en önemli sınavlarından biri budur: İnsanların karşıtlarının yanlışlarını gösterebilmesi değil, kendi taraflarının yanlışlarını da aynı ahlaki ölçülerle değerlendirebilmesi.

Çünkü hakikate bağlılık, parti sadakatinden vazgeçmeyi gerektirmez. Fakat parti sadakati de hakikatten vazgeçmenin gerekçesi olamaz.

*Kaynakça: Molleman ve arkadaşlarının araştırması: Proceedings of the Royal Society B (2026), DOI: 10.1098/rspb.2026.1940.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: Dr. Ayça Ferda Kansu

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Orçun Göktürk Tayvan'da yerel seçimler: Güney neden DPP'ye, kuzey neden KMT'ye yakın?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Türkiye'nin 10 yıldaki güvenlik derinliği, denizaşırı varlık ve stratejik yeniden konumlanma

TÜRKİYE'DEN SESLER

Selim Akduman İsrail'de etnik ayrışma, Netanyahu ve seçimlerin bölgesel etkileri

TÜRKİYE'DEN SESLER

Mesut Değer Annem yoksa şimdi büyüdüm…

İlgili Haberler
Makroekonomi MERKEZ BANKASI FAİZ KARARI 2026 | PPK faiz kararı ne zaman, saat kaçta? Faiz indirimi gelir mi, sabit mi kalır? Ekim ayı faiz kararı için kritik gün! CNN Türk Ekonomi · 1 saat önce Borsa Trabzonspor - Hearts maçı hangi kanalda, saat kaçta, ne zaman? İşte güncel şifresiz frekans bilgisi Ekonomim · 1 saat önce Makroekonomi Daha önce asgari ücret tahmini tutmuştu: Uzman isim yeni yıl bütçesini inceledi 2027 zam oranı için alt sınırı açıkladı Yeni Şafak Ekonomi · 1 saat önce Makroekonomi Merkez Bankası faiz kararı ne zaman açıklanacak? Faizler düşecek mi? Ekonomist · 1 saat önce Makroekonomi Doğalgazda zam ihtimali gündemde: 2027 için yüzde 21’lik senaryo Cumhuriyet Ekonomi · 2 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.