Mekke’de 7 Ağustos’ta atılan imzaların ardından komiteler toplandı, Riyad’da askerî hazırlıklar masaya yatırıldı, hatta bir genel sekreter belirlendi. Şimdi 16 maddelik metin TBMM’ye sunulduğuna göre daha yakından okunmayı hak ediyor. Hele çekilme şartı, ilk günlerde konuşulan dayanışma mesajlarından çok daha uzun bir vadeye işaret ediyor.
Bir devlet dostuna zor günde yardım sözü verebilir.
Peki o söz, başka hükümetler işbaşına geldiğinde, bölgenin dengeleri kaydığında, müttefiklerin öncelikleri birbirinden uzaklaştığında nasıl işleyecek?
Cevabı hukukla siyaseti yan yana koyarak aramak gerekiyor.
10 yıl dolmadan çıkış kapısı açılmıyor
Aktarılan hükümlere göre anlaşma süresiz yürürlükte kalacak. Taraflardan biri ayrılmak isterse yürürlüğe giriş tarihinden sonraki ilk on yılın dolmasını bekleyecek, ardından da en az üç ay önceden yazılı bildirimde bulunacak.
Burada takvimi doğru hesaplamak gerekiyor. On yıllık süre, imzaların atıldığı 7 Ağustos’ta başlamıyor. Saat, son onay belgesinin anlaşmada öngörülen sekretaryaya tevdi edildiği gün işlemeye koyulacak, 16’ncı madde bunu böyle düzenliyor. Meclis’te görüşülecek uygun bulma kanunuyla uluslararası düzeyde yürürlüğe giriş de bu yüzden birbirinden ayrı iki iş.
İstanbul’daki ilk komite toplantısı 31 Ağustos’ta, yani onay işlemleri tamamlanmadan yapıldı. Bu hazırlıkların diplomatik değeri ortada. Yine de kurumsal faaliyetin başlaması ile anlaşmanın 16’ncı madde uyarınca yürürlüğe girmesi aynı hukuki anlama gelmiyor. Aksi yorum, parlamentonun uygun bulma yetkisini daha masaya oturulmadan işlevsiz bırakabilir.
İlk 10 yılı aşılmaz bir duvar saymak da hukuken isabetli olmaz. Devletlerin karşılıklı mutabakatı var, antlaşmalar hukukunun ağır ihlal gibi olağanüstü hâllere ilişkin kuralları da bunun yanında devreye girebilir. Ama olağan çıkış yolu açıkça daraltılmış. Siyasi tercihler değiştiğinde kapıyı çekip gitmek isteyen bir başkent, yıllar öncesinden verdiği sözü hesaba katmak zorunda kalacak.
Dahası 15’inci madde, değişikliklerde kurucu üç ülkenin oy birliğini arıyor. Bir hükmü yeniden yazmak isteyen Ankara’nın Riyad ve İslamabad’ı ikna etmesi gerekecek. Bu düzen istikrar sağlıyor, kriz anında ise esnekliği zorlaştırabilir. Tarafların birbirine güvenmesi kadar görüş ayrılıklarını yönetebilmesi de belirleyici olacak.
Dil hükmü de gözden kaçmasın. Metin Türkçe, Arapça ve İngilizce üç asıl nüsha hâlinde hazırlanmış, yorum ayrılığı çıkarsa İngilizce esas alınacak. Söz uçar yazı kalır derler, ama hangi dildeki yazının kalacağı baştan belli. Yardımın kapsamı ya da çekilme şartları tartışılırsa tek bir kelimenin anlamı bile diplomatik pazarlığa dönüşebilir.
Bir saldırıda hangi yardım bekleniyor?
İkinci madde, taraflardan birine dışarıdan yönelen silahlı saldırının hepsine yapılmış sayılacağını söylüyor. NATO’nun 5’inci maddesiyle benzerlik açık. Gelgelelim
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.