Sonra bir gün, insanın içinden bir şey çekilir; geriye kalan her şey yerli yerinde durur. Perde aynı pencerede, fincan masanın üzerinde, akşam ışığı duvarda… Dünya, kendi devamlılığından habersiz, akşamı karşılar. İnsan ise bir zamanlar içinde yaşadığı hayatın artık kendisine bütünüyle ait olmadığını fark eder.
Aynaya baktığında yüzünü tanır, fakat o yüzün ardındaki değişimin nerede başladığını söyleyemez. Gidenle birlikte, onun yanında var olan insan da gitmiştir: Hayata daha kolay güvenen, geleceğe tereddütsüz uzanan, dünyanın bir anda bambaşka bir yere dönüşebileceğini henüz bilmeyen o kişi.
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İnsan bazen kaybettiğinin ardından değil, onunla birlikte olabildiği kendisinin ardından da yas tutar.
Belki de yasın en derin çelişkisi budur: İnsan, geçmişte kalmış bir şeyin yokluğuyla değil, geçmişin hâlâ içinde canlı oluşuyla yaşar. Hatıra, geride bırakılmış olanın sessiz bir sureti değildir; bazen bugünün bütün ağırlığını değiştiren, insanı bir anda yıllar öncesine götüren canlı bir zamandır. Takvim ilerler, mevsimler değişir; fakat ruh, bazı anların içinden çıkmayı başaramaz. Bu yüzden bir kaybın üzerinden geçen zamanla, o kaybın insanda kapladığı zaman hiçbir zaman aynı değildir.
Kayıptan sonra insanın yaşına yıllar eklenir, fakat ruhundaki eksilme takvimle ölçülmez. Bazı günler ömründen çok daha yaşlı, bazı hatıralar bütün bir hayattan daha ağırdır. Başkalarının üzerinden geçip gittiği bir tarih, onun içinde hâlâ yaşar. Zaman herkes için ilerler, ama herkes aynı zamana varmaz…
Kimse, bir insanın içinde kaç hayatın sona erdiğini bilemez. Geride kalan, yalnızca birinin yokluğunu değil, bu yoklukla birlikte dönüşen benliğini de taşır. Kendinden nelerin eksildiğini bütünüyle anlatamaz; insan neye dönüştüğünü, ancak artık eskisi gibi davranamadığında anlar.
Yine de sevgi, yokluğun ardından bütünüyle susmaz. Bir insanın bize kazandırdığı incelik, sesinden öğrendiğimiz sıcaklık, dünyaya bakışımıza yerleşen merhamet, varlığından bağımsız olarak yaşamayı sürdürür. Geri dönmek mümkün değildir. Fakat yaşanmış olanın içimizde bıraktığı izleri hiçbir ayrılık silemez.
Zira iyileşmek, eski hâline kavuşmak değil, değişmiş hâlinle yaşamaya razı olmaktır.
Bunun için unutmak, olanları anlamlı bulmak ya da acıdan bir ders çıkarmak gerekmez. Bazı gerçekler çözüme ulaşmazken insanın ömrüne dâhil olur ve onunla birlikte taşınır.
Bir ömrün yarım kalan cümlesi de burada başlar. Söylenemeyen sözlerden ve gerçekleşemeyen ihtimallerden önce, artık aynı insan tarafından sürdürülemeyecek bir hayattan söz ederiz. Giden, hikâyenin bir bölümünü beraberinde götürmüştür; geride kalan ise değişmiş hâliyle devam etmeyi öğrenir. Cümle tamamlanmaz, fakat insan onun yarım kaldığı yerde sonsuza dek duramaz.
Kaybın insana bıraktığı en ağır hakikat belki de şudur: Bazı gidişlerin ardından yalnızca bir hayat eksilmez; geride kalanın bir yaşı, bir masumiyeti ve dünyaya duyduğu eski güven de o günün içinde kalır.
İnsan ömrünü sürdürür, fakat ruhunun bir yanı artık geri dönemeyeceği o zamana ait kalır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: yasVahap Aydoğan
DAHA FAZLA HABER OKU
Dr. Elif Dikmen Diriöz Odunpazarı Modern Müze
Selçuk Ramazanoğlu Nüfusta olmayan bir ismin uzun ömrü: Lavinia
Gürsel Tokmakoğlu Türkiye İnisiyatifi
röportaj
Sinan Baykent João Zilhão: "Neandertal yok olmadı, bizimle melezleşti" ("Paleo Serisi" - 4. BÖLÜM)
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.