İklim değişikliği aşırı yağışların sıklığını ve şiddetini artırıyor. Prof. Dr. Murat Türkeş, ısınan denizler ve değişen su döngüsünün afet riskini büyüttüğünü belirtiyor. Zararları önlemek için altyapının güncel iklim koşullarına göre düzenlenmesi ve doğanın korunması şart.
26 Ekim 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!İstanbul'a 13-15 Ekim arasında, metrekareye 48 saatte düşen ortalama yağış miktarı 119,2 kilogramla, eylül ve ekim aylarının ortalama yağışlarının toplamını aştı.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) değerlendirmelerine göre, 1950'lerden bu yana karaların büyük bölümünde sıcak hava olayları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Kara alanlarının çoğunda kuvvetli yağışların sıklığı ve şiddeti de artıyor.
Türkiye'deki araştırmalar da bu değişimleri doğruluyor. Prof. Dr. Murat Türkeş ve ekibinin, 80 meteoroloji istasyonunun 1950-2023 dönemi günlük yağış kayıtlarını incelediği çalışmada aşırı yağışlı gün sayısında istasyonların yüzde 7,5'inde, aşırı yağışların büyüklüğünde yüzde 12,5'inde, yıllık toplam yağış içindeki payında ise yüzde 18,8'inde istatistiksel olarak anlamlı artış görülüyor.
Konuyla ilgili açıklamada bulunan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, insan faaliyetleri sonucu atmosfere salınan karbondioksit ve metan gibi sera gazlarının yeryüzünden uzaya yayılan ısının daha fazla tutulmasına neden olduğunu, bu durumun atmosferi, karaları ve denizleri ısıtarak su döngüsünü değiştirdiğini söyledi.
Yağış her yerde aynı oranda artmayacak
Sıcaklık yükseldikçe havanın taşıyabileceği su buharı miktarının her 1 derece için yaklaşık yüzde 7 arttığını belirten Türkeş, "Yeterli su ve enerji bulunduğunda buharlaşma da artabiliyor. Ancak nemin yağışa dönüşmesi için havanın yükselip soğuması gerekiyor. Cephe sistemleri, alçak basınç merkezleri veya güçlü yükselici hava hareketleri bu süreci başlatabiliyor. Nem bakımından zengin hava yükseldiğinde kısa sürede daha fazla yağış bırakabiliyor. Bu, her yerde yıllık yağışın yüzde 7 artacağı anlamına gelmiyor” dedi.
Türkeş, IPCC değerlendirmelerine göre sanayi öncesi dönemde ortalama 10 yılda bir görülen kuvvetli günlük yağışın, küresel ısınmanın 2 dereceye ulaşması halinde karalarda yaklaşık 1,7 kat, 4 dereceye ulaşması halinde ise 2,7 kat daha sık gerçekleşebileceği öngörüsünü paylaştı.
Açığa çıkan enerji fırtınayı güçlendirebilir
Denizlerin ısınmasının, özellikle denizden nem alan kıyı bölgelerinde kuvvetli yağışları artırabileceğine işaret eden Türkeş, “Ancak yağışlarda deniz sıcaklığının mı yoksa hava sıcaklığının mı daha etkili olduğu, nem miktarına, rüzgara ve atmosfer koşullarına bağlıdır. Sıcak denizler havaya daha fazla su buharı ve enerji aktarır. Nemli hava, soğuk hava kütleleriyle karşılaştığında yükselir. Su buharının yoğunlaşmasıyla açığa çıkan enerji de fırtınanın güçlenmesine neden olabilir” diye konuştu. Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz çevresindeki yağışların bu etkileşimle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Türkeş, sonbaharda denizler yazdan kalan sıcaklığını korurken yüksek atmosferin soğumasının kuvvetli yağışlar için elverişli koşullar oluşturabildiğinden bahsetti.
Türkeş, “Sıcak deniz tek başına sel oluşturmaz. Nemi taşıyan rüzgarlar, havanın yükselmesi ve yağış sisteminin bir yerde kalma süresi belirleyicidir. Kıyılarda deniz seviyesinin yükselmesi ve fırtına kabarması da etkili olduğunda yağmur ve akarsu sularının denize boşalması zorlaşabilir” diye konuştu.
Bir günlük yağış aylık ortalamaya ulaşabiliyor
Kısa sürede bir aylık ortalama yağışa eşdeğer miktarda su düşebildiğinden, doğanın her aya ayırdığı sabit bir yağış kotası bulunmadığından bahseden Türkeş, “Bir yerin ekim ayı ortalaması 80 milimetreyse bir günde 80 milimetre yağış ölçülmesi, aylık ortalamaya eşdeğer suyun bir günde düştüğünü gösterir. Kent açısından belirleyici olan, toplam su miktarının yanında düşme hızıdır. Birkaç haftaya yayılan yağışla birkaç saatte düşen aynı miktar, aynı sonucu doğurmaz. Yağışın hızı toprağın suyu içine alma ve altyapının taşıma kapasitesini aştığında su yüzeyde birikir. Beton ve asfalt bu süreci hızlandırır, daraltılmış veya kapatılmış dereler, taşkın yataklarındaki yapılaşma ve yetersiz drenaj da zararı büyütür. İstanbul'da yağışı karşılayacak doğal alanlarını ve su yollarını büyük ölçüde kaybettik. Yağışın afete dönüşmesinde bu kararların payını görmeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'de sıcak hava dalgaları ve aşırı yağışlar değişiyor
Aşırı yağışların değerlendirilmesinde yalnızca olay sayısına bakılmaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Murat Türkeş, bazı bölgelerde yağışlı gün sayısı artmasa bile aşırı yağış günlerinde düşen su miktarının ve bu yağışların yıllık toplam içindeki payının artabileceğini belirtti. Türkiye'de iklim değişikliğinin etkilerinin bölgeye, mevsime ve sera gazı salım senaryosuna göre farklılaşacağını kaydeden Türkeş, altyapının geçmiş dönem ortalamalarına göre tasarlanmasının gelecekteki tehlikelerin eksik hesaplanmasına yol açabileceğini, sera gazı salımlarının azaltılmasının ise risk artışını sınırlandırabileceğini dile getirdi.
Bütüncül yönetim önemli
Afet risklerini azaltmak için havzaların, doğal akarsu yataklarının ve sulak alanların korunması, taşkın riski yüksek bölgelerde yapılaşmanın önlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Murat Türkeş, “Yağmur suyunun bütüncül yönetilmesi, altyapının güncel iklim koşullarına göre düzenlenmesi ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi önemli. Şiddetli yağış tehlikesini bütünüyle ortadan kaldıramayız ancak doğru arazi kullanımı, güçlü kamusal hizmetler ve bilimsel planlamayla can kayıplarını ve zararları önemli ölçüde azaltabiliriz” diye konuştu.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.