Türkiye’de on yıllardır “yaş meyve-sebze halleri” konuşulur, tartışılır. Bazen enflasyonun baş sorumlusu, bazen piyasadaki tekelleşmenin ve aşırı kazancın adresi, bazen üreticinin (yani müstahsilin) emeğinin kayba uğradığı yerler ve bazen de insana yakışır iş ve çalışma ortamlarının olmadığı mekânlar ve kurumlar olarak bilinir, anılır. Haller mesainin gece yarısı başladığı ve gün ortasına kadar devam ettiği çalışma yerleridir. Nüfus uykuda iken toplumun meyve-sebze ihtiyacını gidermek için koşturmaca içinde çalışılır. Gıda enflasyonunun, haksız kazancın, spekülasyonların çok konuşulduğu ortamlarda hallerdeki iş ve çalışma koşulları gözden kaçmaktadır. Gece yarısı ile başlayan mesaide üretici, hal esnafı, çalışanlar ne yapar, ne eder, kâtipler nasıl bir kaygı taşır bunların da gündemde olması gerekir. Çalışanların “insana yakışır iş” ortamlarında çalışıp çalışmadığı, sosyal güvenlik kapsamında olup olmadığı, 6331 Sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği” ile ilgili düzenlemelerin uygulanıp uygulanmadığı gözden kaçar ve kaçırılır. Kayıtlı ve işini düzgün yapan esnaf ile yapmayanlar da birbirine karışır genelde.
Haller bugünlerde de aşırı fiyat oluşumlarının olduğu yerler olarak gündeme gelmiştir. Türkiye’de yaş meyve-sebze ticaretinin ve hallerinin geleceği yeniden tartışılırken, temel sorun yalnızca ürün fiyatları veya aracıların sayısı değil. Üreticinin pazarlık gücünün zayıflığı, tüketicinin yüksek fiyatlarla karşılaşması, hal esnafının olumsuz algılanması ve binlerce çalışanın sosyal güvenceden çalışma koşullarına kadar uzanan sorunları, bütüncül bir dönüşümü zorunlu kılıyor.
Yeni bir hal yasası nasıl olmalı?
Türkiye'de yaş meyve-sebze ticaretinin temel yasal çerçevesini 5957 sayılı Kanun oluşturuyor. Bu kanun, üretici ve tüketici haklarının korunmasını, ticaretin rekabet koşullarında yürütülmesini ve toptancı hallerinin çağdaş bir yapıya kavuşturulmasını amaçlıyor. Ancak mevcut sistemin uygulamada karşılaştığı sorunlar, yasal çerçevenin yalnızca ticaretin düzenlenmesi bakımından değil, ekonomik ve sosyal haklar açısından da geliştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Yeni bir hal yasası veya kapsamlı yasal reform, şu temel ilkeler üzerine kurulmalı:
1- Müstahsil yani üretici hakları açıkça güvence altına alınmalı. Ürün bedelinin zamanında ödenmesi, kesintilerin şeffaflığı, ürünün doğru tartılması ve sınıflandırılması, üreticinin satış bilgilerine erişimi ve hızlı uyuşmazlık çözümü temel haklar olarak güçlendirilmeli.
2- “İnsana yakışır iş” yasal düzenlemenin ayrılmaz parçası olmalı. Hal işletmelerinin ruhsatlandırılması ve denetlenmesinde sosyal güvenlik, iş sağlığı ve güvenliği, hamal-istifçi-katip gibi çalışanların ücret hakları, izin hakları, tazminatları, çalışma koşulları ve çalışan haklarına ilişkin ölçütler dikkate alınmalıdır.
3- Üretici örgütleri pazarlama sisteminde güçlendirilmeli. Kooperatiflerin ticaret alanlarına, depolama ve lojistik hizmetlerine, dijital pazarlama sistemlerine ve finansmana erişimi kolaylaştırılmalı.
4- Dördüncüsü, fiyat oluşumu zincirin tamamında izlenebilir hale getirilmeli. Yalnızca haller değil, büyük alıcılar, dağıtıcılar ve perakende işletmeleri de piyasa şeffaflığının parçası olmalıdır.
5- Ulusal Yaş Meyve-Sebze Fiyat ve Piyasa Bilgi Platformu oluşturulmalı. Üretici cep telefonundan; farklı şehirlerdeki fiyatları, işlem hacmini, ürün kalitesine göre fiyatları, günlük arz miktarını, talep eğilimlerini, hallerde kendi ürününden satılan ürünlerinin satış miktarını, ihracat hareketlerini görebilmelidir. Böylece bilgi, yalnızca tüccarın, hal esnafının sahip olduğu ticari avantaj olmaktan çıkarılarak üreticinin de pazarlık aracına dönüştürülmelidir.
6- Altıncısı, aracılık faaliyetleri sundukları hizmet temelinde değerlendirilmeli. Ürüne değer katan, risk üstlenen ve lojistik hizmet sağlayan aracılarla yalnızca gereksiz maliyet yaratan işlemler birbirinden ayrılmalıdır.
7- Yedincisi, hal yönetiminde katılımcılık ve şeffaflık güçlendirilmeli. Belediyeler, üretici örgütleri, ticaret erbabı ve çalışan temsilcilerinin görüşlerinin alındığı, hesap verebilir yönetim modelleri oluşturulmalıdır. Hal Dernek yönetimleri düzenleyici ve hak temelli çalışa ortamına azami özen göstermelidir.
8- Sekizincisi, hallerin fiziksel ve teknolojik standartları yükseltilmeli. Soğuk zincir, depolama, kalite kontrol, atık yönetimi, hijyen ve dijital altyapı yatırımları desteklenmelidir.
9- Gda kayıplarıyla mücadele edilmeli. Satılamayan ancak tüketilebilir durumdaki ürünlerin başta gıda bankacılığına olmak üzere farklı değerlendirme yollarına yönlendirilmesi, diğer uygun ürünlerin ise yem, kompost ve biyogaz gibi alanlarda değerlendirilmesi teşvik edilmelidir.
10- Hal verileri tarımsal üretim planlamasında da kullanılmalı. Üretim miktarları, bölgesel arz, fiyat hareketleri ve tüketim eğilimleri birlikte analiz edilerek üreticiye yol gösteren bilgi sistemleri geliştirilmelidir.
11- Yasal düzenleme ölçülebilir sonuçlara dayanmalı. Reformun başarısı yalnızca kayıtlı ticaret hacmiyle değil; üretici gelirleri, ödeme süreleri, ürün kayıpları, çalışanların sosyal güvenliği ve tüketiciye yansıyan fiyatlarla değerlendirilmelidir.
Bu önerilerin bir bölümü mevcut mevzuattaki ilkelerin güçlendirilmesini, bir bölümü ise yeni yasal ve kurumsal mekanizmalar geliştirilmesini gerektiriyor.
Üretici ucuza satıyor, tüketici pahalı alıyor, hal esnafı suçlanıyor
Türkiye'nin yaş meyve-sebze piyasasında uzun yıllardır devam eden önemli bir çelişki bulunuyor. Üretici ürününü değerinde satamadığından yakınırken tüketici aynı ürüne yüksek fiyat ödemek zorunda kalıyor. Hal esnafı ise fiyat artışlarının başlıca sorumlusu olarak gösterilmekten şikâyet ediyor. Birbirinden farklı görünen bu üç yakınma aslında aynı yapısal sorunun farklı sonuçlarını oluşturuyor. Üretimden tüketime uzanan zincirde maliyetlerin, ticari marjların, risklerin ve yaratılan katma değerin nasıl paylaşıldığı yeterince görünür değil. Üretici, ürününün hangi aşamada ne kadar kazanç sağladığını bilemezken tüketici de tarlada düşük olan fiyatın neden satış tezgâhında katlandığını açıklıkla göremiyor. Tarımsal Bilgi Platformu’na öne çıkan temel yaklaşım, yaş meyve-sebze ticaretinin yalnızca fiyat üzerinden tartışılmasının eksik olduğuna işaret ediyor. Çünkü sorun yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda kurumsal, sosyal ve yapısal nitelik taşıyor. Bu nedenle Türkiye'nin önündeki temel soru, "halleri kaldıralım mı?" değil, "halleri üreticiye, tüketiciye, çalışanlara ve kayıtlı ticarete hizmet eden kurumlara nasıl dönüştürebiliriz?" olmalı. Hallerde çalışanların hakkının yenmediği, herkesin alın terinin karşılığının alındığı ve hal esnafının kayıtlılık ve ölçütlülük temelinde gelirini elde ettiği ve üretici-tüketici çıkarının oluştuğu ortamın gerçekleşmesine ihtiyaç vardır.
Hallerde müstahsil emeği ve hakları merkezde olmalı
Yaş meyve-sebze ticaretinde en zayıf halkalardan biri çoğu zaman üretici, yani müstahsil oluyor. Üretici; artan üretim maliyetleri, finansman ihtiyacı, ürünün çabuk bozulması, yetersiz depolama imkânları ve piyasa bilgisine sınırlı erişim nedeniyle ürününü istediği koşullarda pazarlayamıyor. Hasat edilmiş domatesin, çileğin, kirazın veya yeşilliğin uzun süre bekletilememesi, üreticiyi hızlı satış yapmaya zorluyor. Bu durum alıcı ile satıcı arasındaki pazarlık gücü dengesini üretici aleyhine değiştirebiliyor. Eğer yeni bir hal yasası üzerinde durulacaksa; yeni yasal düzenlemede müstahsil haklarının ayrı ve güçlü bir başlık altında ele alınması gerekir. Öncelikle üreticinin ürün bedelini zamanında ve eksiksiz alması, ürünün hangi fiyattan satıldığın şeffaf olduğu, getirdiği ürünün kayba uğramadığı bir sistem güvence altına alınmalıdır. Üretici; ürününün gerçek satış fiyatını ve kendisine ödenen tutarla bu fiyat arasındaki farkı görebilmeli. Ödemelerin gecikmesini önleyen, elektronik olarak izlenebilen ve gerektiğinde teminat mekanizmalarıyla desteklenen bir sistem kurulmalıdır. Üreticiden yapılabilecek kesintiler açıkça tanımlanmalı; komisyon, taşıma, depolama ve diğer hizmet bedelleri belgeli ve denetlenebilir olmalıdır. Haller üreticiye her an bilgi akışı sağlamalıdır. Üreticinin şüpheye düştüğü durumlarda “mesleki etik kurulları ve yaptırımları” devreye girmelidir. Ürünün; kalite sınıfı, ağırlığı, fiyatı, fireleri ve satış koşulları konusunda ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklarda bağımsız değerlendirme ve hızlı itiraz mekanizmaları işletilmelidir. Yani; Yeni bir hal yasası, üreticiyi yalnızca malını hale gönderen kişi olarak değil, ticari hakları güvence altında bulunan ekonomik aktör olarak tanımlamalıdır. Burada önemli bir ayrım da yapılmalı: Üreticinin korunması, piyasadaki bütün risklerin diğer aktörlere yüklenmesi anlamına gelmemeli. Ama üretici, zincirin en az bilgiye ve en düşük pazarlık gücüne sahip tarafı olmaktan çıkarılmalıdır.
Üretici örgütleri de ticaretin gerçek aktörü haline gelmeli
Türkiye'de küçük üreticilerin pazarlama sorunlarının temel nedenlerinden biri örgütsüzlüktür.
Bireysel üretici, büyük alıcılar karşısında çoğu zaman sınırlı pazarlık gücüne sahiptir. Buna karşılık örgütlü üreticiler ürün toplama, sınıflandırma, paketleme, depolama, lojistik ve pazarlama faaliyetlerini birlikte gerçekleştirebilir. Bu nedenle yeni bir hal düzenlemesi kooperatifleri yalnızca desteklenen kuruluşlar olarak değil, piyasanın güçlü ekonomik aktörleri olarak değerlendirmelidir. Üretici kooperatiflerine hallerde uygun ticaret alanları, ortak soğuk depolama imkânları, dijital satış altyapısı ve lojistik hizmetlere erişim kolaylığı sağlanmalıdır. Tabi önce hallerin bu altyapıyı da oluşturmaları gerekmektedir. Ancak burada önemli olan yalnızca kooperatiflere yer tahsis etmek değil, onların kurumsal ve ekonomik kapasitelerini geliştirmek de dikkate alınmalıdır. Kooperatifler, üreticinin ürününü toplayan ve satan kuruluşların ötesine geçerek fiyat müzakeresi yapan, kalite standardı oluşturan, pazar geliştiren ve katma değerin üreticide kalmasına katkıda bulunan yapılar haline gelmelidir. Yani; küçük ölçekli üreticinin büyük alıcı karşısında güçlenmesinin en etkili yollarından biri, örgütlü ve profesyonel pazarlama kapasitesine sahip olmasıdır. Hallerde de kooperatiflerin güçlü olması aynı zamanda piyasa mekanizması ve denetlenebilirliği açsından önem taşımaktadır.
Hallerde İnsana Yakışır İş: Görünmeyen alın teri emeği görünür kılmak mutlak gerekliliktir
Yaş meyve-sebze hallerine ilişkin tartışmalarda genellikle fiyatlar, komisyon oranları, ticaret hacmi ve kayıt dışılık öne çıkıyor. Oysa haller aynı zamanda binlerce insanın çalıştığı ekonomik ve sosyal yaşam alanlarıdır. Yükleme-boşaltma işçileri, kâtipler, kasa elemanları, hamallar, şoförler, tasnif ve paketleme çalışanları, temizlik personeli, depo çalışanları ve diğer emekçiler, ürünlerin tüketiciye ulaşmasında kritik roller üstleniyor. Ancak bu çalışanların istihdam biçimleri, sosyal güvenlik durumları, çalışma süreleri ve iş sağlığı koşulları her zaman yeterince görünür olmuyor. Haller şu anda “insana yakışır iş” koşullarının çok uzağındadır. Sosyal güvenceli çalışanların sayısı yüzdeye vurulamayacak kadar azdır. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) insana yakışır iş yaklaşımı, üretken istihdamın yanı sıra çalışma yaşamında hakları, sosyal korumayı ve sosyal diyaloğu esas alıyor. Bu yaklaşımın Türkiye'deki hal sistemine uyarlanması önemli bir dönüşüm sağlayabilir. Yeni düzenlemede hallerin yalnızca ticari ve fiziksel standartları değil, çalışma yaşamına ilişkin sosyal standartları da tanımlanmalıdır. Öncelikle kayıt dışı istihdamla mücadele edilmelidir. Düzenli çalışanların sosyal güvenlik hakları korunmalı, ücret ödemeleri kayıtlı hale getirilmeli, yasal izinleri ve özlük hakları korunmalı ve çalışma statülerindeki belirsizlikler giderilmelidir. Ağır yük kaldırma, kaygan zeminler, forklift ve kamyon trafiği, aşırı sıcak ve soğuk, gece çalışması ve uzun çalışma süreleri nedeniyle ortaya çıkan iş sağlığı ve güvenliği riskleri azaltılmalıdır. Mekanik taşıma sistemleri, ergonomik ekipmanlar, güvenli yükleme alanları ve mesleki eğitim uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır. Temiz tuvaletler, duşlar, soyunma odaları, içme suyu, yemek ve dinlenme alanları birer ayrıcalık değil, çalışma yaşamının temel gereklilikleri olarak görülmelidir. Kadın çalışanların ihtiyaçları, mevsimlik çalışanların koşulları ve göçmen işçilerin hakları da düzenlemenin kapsamına alınmalıdır. Çalışanların temsil edilmesi, örgütlenme haklarını kullanabilmesi ve şikâyetlerini güvenli biçimde iletebilmesi sağlanmalıdır. Hak arama hiçbir baskı altında kalmamalıdır. Tabi bu konularda öncelikle işverenlerin yani komisyoncuların, işyeri sahiplerinin, Hal Derneklerinin duyarlı ve farkındalığa sahip olmaları gerekiyor. Burada önemli bir görevde Belediyelere düşüyor. Hallerin bakımı, fiziki koşulların iyileştirilmesi, kayıtlılığın sağlanması, soğuk hava depolarının yapımı, “insanca yaşam koşullarının” oluşturulması, vd. konularda eksiksiz ve tavizsiz çalışmaları gerekmektedir. Yeni bir hal yasasında "İnsana Yakışır Hal Standardı"nın oluşturulması öncelik olmalıdır. Bu standart kapsamında her hal için bir "Sosyal Uygunluk Karnesi" hazırlanabilir. Bunun ile; kayıtlı istihdam, iş kazaları, çalışma süreleri, ücretlerin zamanında ödenmesi, sosyal güvenlik, hijyen, mesleki eğitim, çalışanların yönetime katılımı, mali sorumlulukta ağır sorumluluğu olan katiplerin haklarının korunması gibi göstergeler düzenli olarak izlenebilir. Bu sistem, belediyelerin ve hal işletmelerinin performansının yalnızca ticaret hacmiyle değil, sosyal sorumluluklarıyla da değerlendirilmesini sağlayabilir. Yani; modern bir hal, yalnızca modern binası bulunan hal değildir. Modern hal, teknolojinin geliştiği kadar insanın da korunduğu ve değer gördüğü haldir.
Katiplik-hamallık-taşıyıcılık-istifleme işleri sosyal güvence ve mesleki yeterlilik temelinde yeniden ele alınmalıdır.
Hallerde insana yakışır iş tartışmasının en önemli alanlarından biri; yük taşıma, hamallık, taşıyıcılık, istifleme faaliyetleridir. Geleneksel sistemde ağır beden emeğine dayalı çalışma biçimleri, iş kazaları ve meslek hastalıkları açısından önemli riskler oluşturabiliyor. Bu nedenle ağır sorumluluk gerektiren katiplik, yük taşıma, hamallık, taşıyıcılık, istifleme hizmetlerinin organizasyonu, ücretlendirilmesi, sosyal güvenliği ve iş güvenliği koşulları bütüncül biçimde değerlendirilmek zorundadır. Mekanizasyon ve teknoloji, çalışanları sistemin dışına iten değil, ağır ve tehlikeli işleri azaltan bir dönüşüm aracı olarak kullanılmalıdır. Yük taşıma-istifleme çalışanlarının mesleki yeterlilikleri geliştirilmeli, güvenli ekipman kullanımı yaygınlaştırılmalı ve hizmet bedellerinin nasıl belirlendiği şeffaflaştırılmalıdır. Bu alanda mevcut düzenlemelerin de dikkate alınması gerekiyor. Ticaret Bakanlığının 2024 yılında yaptığı düzenlemelerle üreticiye ödenecek mal bedelinden hamaliye ücreti ve benzeri kesintilerin yapılamayacağı, halden ürün satın alanların ise hamaliye hizmeti almaya veya almadıkları hizmetin ücretini ödemeye zorlanamayacağı belirtilmişti. Dolayısıyla yeni düzenlemenin amacı yalnızca yeni kurallar koymak değil, mevcut hakların uygulanmasını ve çalışanların güvenceli istihdamını birlikte sağlamak olmalıdır. Bunu suiistimal edenler varsa da anında müdahale edilmesi gerekir.
Fiyat şeffaflığı olmadan adil ticaret de çalışanların, üreticilerin hakları da olmaz
Türkiye'de yaş meyve-sebze fiyatları tartışılırken çoğu zaman üretici fiyatı ile tüketici fiyatı karşılaştırılıyor. Ancak ürünün bu iki nokta arasında hangi işlemlerden geçtiği, ne kadar fire verdiği, hangi maliyetlere katlandığı ve her aşamada ne kadar ticari marj oluştuğu yeterince açıklıkla görülemiyor. Bu nedenle yeni bir hal düzenlemesinin temel araçlarından biri "Tarladan Rafa Fiyat İzleme Sistemi" olmalı. Sistem sayesinde ürünün üretici fiyatı, hal giriş ve çıkış fiyatları, lojistik giderleri ve perakende fiyatları karşılaştırılabilir hale getirilmeli. Ancak fiyat şeffaflığı yalnızca hal fiyatlarının ilan edilmesiyle sınırlı kalmamalıdır. Ürün kalitesi, sınıfı, işlem miktarı, satış koşulları ve bölgesel fiyat farklılıkları da izlenebilmelidir. Böylece fiyat artışlarının nedenleri söylentilerle değil, doğrulanabilir verilerle tartışılabilir. Bu yaklaşımın önemli bir boyutu da perakende sektörünün de sistemin dışında bırakılmamasıdır. Çünkü yaş meyve-sebze fiyatları yalnızca hallerde oluşmuyor hatta çoğunluğu hal dışında oluşuyor. Büyük alıcıların satın alma koşulları, perakende işletmelerinin maliyetleri, fire oranları ve ticari marjları da nihai fiyat üzerinde etkili oluyor. Yani; adil bir sistem, üreticiden perakendeciye kadar bütün aktörlerin sorumluluklarını birlikte değerlendirmelidir. Çalışanların hakları da özel olarak izlenmelidir.
Kayıt dışılıkla mücadele kayıtlı çalışanı cezalandırmamalı
Yaş meyve-sebze ticaretindeki kayıt dışılık, yalnızca vergi kaybına neden olan bir sorun değil.
Aynı zamanda piyasa verilerinin güvenilirliğini azaltıyor, kayıtlı işletmeler açısından haksız rekabet yaratıyor ve ürün izlenebilirliğini zayıflatıyor. Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı bazı denetim bulgularında, Hal Kayıt Sistemi'ne gerçeğe aykırı fiyat girilmesi ve çifte fatura düzenlenmesi gibi uygulamaların tespit edildiği belirtilmişti. Bu durum, kayıt sistemlerinin varlığının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Yeni bir düzenleme, kayıtlı çalışan işletmelerin, işyerlerinin yükünü artıran bir bürokrasi yerine, doğru bildirim yapmayı kolaylaştıran ve kayıt dışılığı ekonomik açıdan dezavantajlı hale getiren bir model geliştirmelidir. Çünkü bu durumlarda hem üretici hem de tüketici kaybetmekte ve bazen çalışanlar da yasal olmayan uygulamalara zorlanmaktadır. Ürünlerin üretim yerinden son satış noktasına kadar izlenmesini sağlayan dijital ürün kimliği uygulamaları güçlendirilmelidir. Ancak dijitalleşme, küçük üreticileri ve teknolojiye erişimi sınırlı işletmeleri sistemin dışına itmemelidir. Üreticilere, kooperatiflere ve küçük ölçekli hal işletmelerine teknik destek sağlanmalıdır. Yani; kayıtlı ticaretin maliyeti değil, kayıt dışı ticaretin avantajı azaltılmalıdır.
Belediyeler halleri kira geliri değil, kentin gıda güvencesi olarak görmeli
Yeni hal sisteminde belediyelerin rolü de yeniden düşünülmelidir. Toptancı halleri yalnızca dükkânların kiralandığı, esnafın yüksek hava paralarıyla dükkânları alıp-sattığı, ürünlerin giriş çıkış yaptığı ticari tesisler olarak görülmemelidir. Haller aynı zamanda kentlerin gıda tedarikinin sürekliliği, gıda güvenilirliği, fiyat istikrarı ve krizlere dayanıklılığı açısından stratejik altyapılar olarak görülmelidir. Bu nedenle belediyelerin hal yatırımlarında yalnızca ekonomik getiri değil, kamusal yarar da belirleyici olmalıdır. Soğuk zincir altyapısı, enerji verimliliği, atıkların değerlendirilmesi, çalışanların sosyal koşulları ve üretici örgütlerine sağlanan hizmetler belediyelerin performans göstergeleri arasına alınmalıdır. Özellikle büyükşehir belediyeleri, hallerden elde edilen verileri kent gıda politikaları ve kırsal kalkınma programlarıyla bütünleştirmelidir. Yani; hal sistemi, kırsaldaki üretici ile kentteki tüketici arasında yalnızca ticari değil, ekonomik ve sosyal bir bağ kurabilmelidir.
Hal Esnafının da Hakları Korunmalı
Yeni düzenleme tartışmalarında gözden kaçırılmaması gereken bir başka konu, kayıtlı ve kurallara uygun çalışan hal esnafının karşılaştığı sorunlardır. Bu yüzde kaça denk gelir bilinmez. Komisyoncular ve tüccarlar; ürün toplama, finansman, depolama, taşıma, sınıflandırma ve pazar bulma gibi önemli ekonomik işlevler üstlenebiliyorlar. Bu hizmetlerin yok sayılması veya bütün aracıların fiyat artışlarından sorumlu tutulması, sağlıklı bir politika yaklaşımı değil. Esas mesele, aracılığın varlığı değil; sunulan hizmetin niteliği, maliyeti ve karşılığında elde edilen kazancın şeffaflığıdır. Yeni yasal düzenleme, kayıtlı ve dürüst çalışan, çalışanların kayıtlılığına ve haklarına önem veren, üreticiyi müşteri değil çözüm ortağı olarak gören ticaret erbabını (bu yüzde kaça denk gelir bilinmez) korurken haksız rekabet yaratan uygulamalara karşı etkili denetim sağlamalıdır. Yani; hedef "aracısız piyasa" değil, "etkin, rekabetçi ve hesap verebilir aracılık" olmalıdır.
“Yeni nesil hal sistemi” kaçınılmaz: Ticaretin ötesinde bir dönüşüm gereklidir
Türkiye'nin yaş meyve-sebze ticaretinde ihtiyaç duyduğu dönüşüm, yalnızca mevcut hallerin yenilenmesiyle sınırlı kalmamalıdır. Uzun vadeli bir "Yeni Nesil Hal" programı geliştirilebilir. Bu modelde haller; dijital ticaretin, ürün izlenebilirliğinin, soğuk zincirin, kalite kontrolünün, lojistiğin, veri analizinin, çalışan haklarının, 6331 Sayılı Yasanın geçerlilik kazandığı ve üretici örgütlenmesinin buluştuğu merkezlere dönüştürülmeli. Yapay zekâ destekli arz-talep tahminleri, akıllı lojistik uygulamaları, elektronik ödeme sistemleri ve gerçek zamanlı piyasa bilgileri hem ticaretin etkinliğini artırabilir hem de üreticilerin karar alma kapasitesini geliştirebilir. Ancak teknolojik dönüşümün sosyal boyutu ihmal edilmemeli.
Çalışanların yeni teknolojilere uyumunu sağlayan mesleki eğitim programları geliştirilmeli, dijitalleşmenin kazanımları yalnızca büyük işletmelerde yoğunlaşmamalıdır. Küçük üreticilerin, kooperatiflerin ve küçük ölçekli ticaret erbabının da bu dönüşümden yararlanması sağlanmalıdır. Mevcut sistemde var olan hal hakem heyetlerinin erişilebilirliğinin ve etkinliğinin geliştirilmesi sağlanmalıdır ve bu konudaki hassasiyetlere kulak verilmelidir. "Hal yasası değişecekse ki değişmelidir. Yeni Nesil Hal Sistemi kimin hakkı korunacak: üreticinin mi, çalışanın mı, hal esnafının mı, tüketicinin mi?", sorunlarına bütüncül çözüm olacak bir içerik ve kapsamda olmalıdır.
Gelinen noktada
Türkiye'de yaş meyve-sebze ticaretinin geleceği tartışılırken temel mesele yalnızca fiyatları düşürmek veya aracı sayısını azaltmak olarak görülmemelidir. Evet, bu en önemli boyut olabilir ama konuya emek ve çalışan hakları, üretici gelir temelinde de bakmak gerekir. Asıl mesele, üretimden tüketime kadar uzanan ekonomik ilişkilerin daha adil, şeffaf, verimli ve sosyal açıdan sürdürülebilir hale getirilmesidir. Üreticinin emeğinin karşılığını alabildiği, tüketicinin makul fiyatlarla güvenilir gıdaya ulaşabildiği, hal esnafının sunduğu hizmetin karşılığını aldığı ve çalışanların da insana yakışır koşullarda çalıştığı ve emeğinin karşılığını aldığı, hakkının yenmediği-sömürülmediği, tarım-gıda sistemlerinin sürdürülebilir bir biçimde oluşmasına katkıda bulunulduğu bir sistem oluşturulmalıdır. Bu yaklaşımda üretici yalnızca mal sağlayan, çalışan yalnızca yük taşıyan, tüketici yalnızca satın alan, kâtip sadece ürün satışını fişleyen-işvereni için bedelini alan ve hal esnafı yalnızca aracılık yapan kişi olarak görülmemelidir. Hepsi aynı gıda sisteminin hakları, sorumlulukları ve beklentileri bulunan aktörleri olarak değerlendirilmeli. Dolayısıyla yeni bir hal yasasının başarısı, kaç maddeden oluştuğuyla veya ne kadar ağır cezalar getirdiğiyle ölçülmemelidir. Başarı; üreticinin gelirinin ne kadar iyileştiği, ürün kayıplarının ne ölçüde azaldığı, çalışanların ne kadar güvenceye kavuştuğu-haklarının ne kadar korunduğu, kayıt dışılığın ne kadar gerilediği ve tüketicinin gıdaya erişiminin nasıl geliştiği, hal dışı piyasanın ne kadar kayıt altına alındığı üzerinden değerlendirilmelidir. Çünkü Ticaret Bakanlığı’nın da önerilerinde vurguladığı gibi, gerçek reform, yalnızca ürünün pazara ulaşmasını değil, ürünle birlikte emeğin, hakkın, gelirin ve güvenin de adil biçimde paylaşılmasını sağlamaktır. Türkiye'nin ihtiyacı, hallerin yalnızca ticaret yapılan yerler olmaktan çıkarılarak üreticinin hakkını koruyan, çalışanına değer veren, tüketiciye güven sağlayan ve ülkenin gıda ekonomisini güçlendiren kurumlara dönüştürülmesidir. Belki de yeni bir dönemin-sürecin temel ilkesi şu olabilir; "tarladan sofraya adil ve şeffaf ticaret, müstahsile hak, çalışana güvence, tüketiciye güven."
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.