28 Ekim 2026, Çarşamba · 12:37 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

İsrail'de kutuplaşma: Filistin'de uzlaşı, kimlikte savaş

İsrailliler 27 Ekim'de 26. Knesset'i seçmek için sandığa gitti ve katılım son yılların en yüksek düzeyine çıktı. Kanal 12'nin çıkış anketi, seçim öncesi anketlerden farklı bir tablo ortaya koydu. Netanyahu'nun Likud'u 24…

Dışarıdan bakan biri için bu tablo bir paradoks barındırıyor. İsrail toplumu derin biçimde bölünmüş görünüyor. Oysa kazanmaya en yakın adaylar ülkenin en temel dış meselesinde neredeyse aynı şeyi söylüyor. Peki politikada bu kadar uzlaşan bir siyasi sınıf, nasıl bu kadar kutuplaşmış bir toplum üretiyor?


Aynı politika, farklı üslup

Önce uzlaşının boyutunu görmek gerekiyor.

Netanyahu ve Eisenkot, bağımsız bir Filistin devletine karşı çıkıyor, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki tüm toprak üzerinde nihai güvenlik kontrolünün İsrail'de kalmasını savunuyor, Hamas silahsızlandırılmadan Gazze'den çekilmeyi reddediyor ve Arap vatandaşları temsil eden partilerle hükümet kurmayacaklarını açıklıyor. Eisenkot, 2 devletli çözüm ilkesini açıkça bir hata olarak nitelendirdi. Muhalefet saflarındaki Naftali Bennett ise kendini Netanyahu'dan daha sağda tanımlıyor.

Farklar uygulama düzeyinde kalıyor. Eisenkot, Batı Şeria'da sivil işler üzerindeki denetimi yeniden kurmayı, şiddete başvuran yerleşimcilere karşı sert davranmayı ve Filistin Yönetimi'ni güçlendirmeyi vaat ediyor. Netanyahu'nun koalisyonunda ise ilhakı açıkça savunan partiler var. Bu fark önemsiz değil, ama stratejik yönelimde bir kırılma da sayılmaz.


Fikirde değil, duyguda bölünme

Paradoksun çözümü, siyaset bilimindeki ideolojik ve duygusal kutuplaşma ayrımında yatıyor. İsrailli araştırmacılar Amitai, Gidron ve Yair'in 30 yıllık kamuoyu verilerine dayanan çalışması çarpıcı bir sonuca ulaşıyor. İsrail kamuoyu bugün 1990'lardan daha fazla ideolojik olarak kutuplaşmış değil. Buna karşılık karşı kampa duyulan hoşnutsuzluk 2000'lerin sonundan itibaren artmış ve 2022'de rekor düzeye ulaşmış. Gidron'a göre bu yükseliş, Netanyahu'nun 2009'da başbakanlığa dönüşüyle başlamış ve kademeli ama istikrarlı biçimde sürmüş.

Burada tarihsel bir karşılaştırma aydınlatıcı oluyor. 1990'ların İsrail'i de derin biçimde bölünmüştü. Ancak o zamanki ayrılığın konusu Oslo süreci, yani Filistin'in kendisiydi. Bu kavga 1995'te Rabin suikastıyla en trajik noktasına ulaştı. Bugün ise İsrail'i bölen mesele, üzerinde en çok uzlaşılan konu olmaktan çıktı. Kutuplaşmanın ekseni dışarıdan içeriye döndü.

İçeride ne var? 2023'teki yargı reformu krizi bunun ilk büyük göstergesiydi. Reformu destekleyenler ile karşı çıkanlar, hükümete mi yargıya mı güvenileceği konusunda ayrışıyordu. Destekçiler çoğunluk iradesini azınlık hakları gibi diğer demokratik ilkelerin önüne koyuyordu. Ultra Ortodoksların askerlik muafiyeti ikinci kırılma hattını oluşturuyor. Askerlik çağındaki ultra Ortodoks erkeklerin yüzde 10'undan azı orduya katılıyor ve Eisenkot fiilî muafiyetlere son verme sözü veriyor. Üçüncü hat ise 7 Ekim'in hesabı. Eisenkot bağımsız bir devlet soruşturma komisyonu kurmayı vaat ederken, Netanyahu geniş kamuoyu desteğine sahip bir komisyon istediğini, aksi hâlde ülkenin en az yarısının sonucu reddedeceğini söylüyor.

Bu 3 başlığın ortak noktası, hepsinin kurucu sorulara dokunması:

Devlet kimin?
Yükü kim taşıyacak?
Hesabı kim verecek?

Bence İsrail kutuplaşmasını sıradan bir sağ-sol rekabetinden ayıran özellik budur.


Netanyahu yorgunluğu

Bu tabloda "Netanyahu yorgunluğu" kavramı özel bir yer tutuyor. Kavram yeni değil. İsrailli gazeteci Anshel Pfeffer, Netanyahu'nun 12 yıllık iktidarının ardından 2021'de bu ifadeyi kullanıyordu. Bugün yorgunluk daha da arttı. Netanyahu'ya ilave olarak kısa bir ara dışında 2009'dan beri iktidarda olan Likud için de bir parti yorgunluğu söz konusu. Seçimi belirleyecek kararsız seçmen de solda değil. Kararsız seçmenlerin çoğu 7 Ekim'den sonra Likud'dan uzaklaşan ve ultra Ortodokslara verilen tavizlerden hayal kırıklığına uğrayan sağcı seçmenlerden oluşuyor.

Ancak yorgunluğun kendisi de kutuplaşmış durumda. Maariv'in şubat anketinde koalisyon seçmenlerinin yüzde 81'i Netanyahu'nun siyaseti bırakma zamanının gelmediğini söylerken, muhalefet seçmenlerinin yüzde 60'ı onun ülkeye zarar verdiğini düşünüyordu. Yani yorgunluk ideolojik bir dönüşüm üretmiyor. Ürettiği şey, Netanyahu'nun politikalarını Netanyahu olmadan sürdürecek bir lider arayışı. Eisenkot'un stratejisi de buna göre kurulmuştu. Kapsamlı dış politika açıklamalarından kaçındı ve Netanyahu'nun kendisini zayıf göstermesine imkân tanıyacak her pozisyondan uzak durdu. Önceki yazımda da ifade ettiğim gibi bu seçim, sağın kendi içinde bir yönetim tarzı referandumuydu.

Tablonun bir de dışarıda kalan tarafı var. Çıkış anketlerine göre Arap partileri toplam 18 sandalyeyle tarihlerinin en yüksek temsiline ulaşıyor. Bu sandalyeler 2 bloğun da 61'e ulaşmasını engelliyor. Ancak Eisenkot da Netanyahu da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarını açıklamıştı. Netanyahu seçim günü yaptığı açıklamada seçmenlerini Mansur Abbas ve Ahmed Tibi'nin hükümetine karşı uyardı. Kutuplaşma Yahudi siyasetinin kendi içinde yaşanırken, nüfusun beşte birini oluşturan Arap vatandaşlar konusunda 2 blok yine uzlaşıyor.


Sonuç

Çıkış anketleri bir paradoksu daha görünür kıldı. İsrail'in kaderini, 2 ana bloğun da hükümet ortağı olarak kabul etmediği Arap seçmen belirliyor. Eisenkot bloğu hükümet kurmak için ya Ra'am gibi bir Arap partisinin dışarıdan desteğine ya da Netanyahu bloğundan kopacak bir parçaya muhtaç görünüyor. 2021'de Bennett ile Lapid'in kurduğu ve Ra'am'ın desteğine dayanan hükümet 1 yıl dayanabilmişti. Netanyahu ise birinci parti olmanın verdiği avantajla, Arap partilerine dayanan bir hükümetin meşruiyetini sorgulayan bir kampanyaya şimdiden başladı. İsrail büyük ihtimalle uzun bir koalisyon pazarlığına, belki de yeni bir seçime gidiyor.

Hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, kutuplaşmanın kısa vadede yumuşaması beklenmemeli. 7 Ekim sonrasına ilişkin araştırmalar, savaş gibi olağanüstü bir dış tehdidin bile İsrail'deki duygusal kutuplaşmayı azaltmadığını ortaya koyuyor. Netanyahu yorgunluğu sandığa yansıdı, ama Netanyahu'yu iktidardan uzaklaştırmaya yetecek bir çoğunluk üretmedi.

Bölge açısından çıkarılacak sonuç ise açık. Filistin politikasında süreklilik beklenmeli. Değişim üslupta, yerleşimci şiddetine yaklaşımda ve Vaşington ile ilişkilerin tonunda görülebilir. İç kutuplaşmanın asıl stratejik etkisi başka bir yerde ortaya çıkacak. Kırılgan koalisyonlara dayanan, sürekli kendi tabanını tahkim etmek zorunda kalan bir hükümet, risk içeren hiçbir diplomatik adımı atamaz. İsrail'in kendi içindeki savaşı, dışarıdaki çatışmanın çözümsüzlüğünü de besliyor.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: İsrailFilistinDr. Osman Gazi Kandemir

DAHA FAZLA HABER OKU

PODCAST

TÜRKİYE'DEN SESLER

Sare Şanlı Kongo'da yeni cephe: Kabila neyi hedefliyor?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Savaşların gidişatı

TÜRKİYE'DEN SESLER

Nalan Yazgan Osman Gazi'den Mekke İttifakı'na Türkiye'nin enerji jeopolitiği

TÜRKİYE'DEN SESLER

Cihad İslam Yılmaz İstihbaratta epistemik operasyon

İlgili Haberler
Makroekonomi Emekli maaşı için formüller ne? Çalışan ve çalışmayan emekli ayrımı mı olacak? Kademeli emeklilik gündemde mi? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Kasım indirimleri mercek altında: Bakanlıktan vatandaşlara önemli uyarılar CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Türkiye'nin ayçiçeği yağı ihracatı 9 ayda 932 milyon dolara yaklaştı AA Ekonomi · 10 dk önce Makroekonomi Platin fiyatları geriledi: Ons 1.540 doların altına indi Cumhuriyet Ekonomi · 13 dk önce Makroekonomi Alman kimya devi BASF'den yeni kâr tahmini: Beklenti 7,8 milyar euroya çıktı CNBC-e · 18 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.