29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 103’üncü yılında Türkiye, bağımsızlık mirasını küresel yeşil dönüşümle geleceğe taşıyor. 1923’teki yerli üretim seferberliğinden akıllı tarıma, dekarbonizasyondan kadınların karar mekanizmalarındaki rolüne uzanan bu tarihi dönüşüm, sanayide yeşil üretimi ve toplumsal eşitliği adil geleceğin teminatı kılıyor.
29 Ekim 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!Başak Nur GÖKÇAM
Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Bu toprakların en büyük bağımsızlık destanının, bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun 103’üncü yılı. Cumhuriyet, sadece siyasi ve idari bir rejim değil aynı zamanda üretmeyen bir imparatorluktan kendi fabrikalarını kuran, kendi demir ağlarını ören ve kendi toprağına sahip çıkan devasa bir kalkınma ve modernleşme hamlesiydi aslında.
Bugün, iklim krizinin kapımızı çaldığı, kaynakların hızla tükendiği ve yeşil ekonominin küresel ticaretin merkezine yerleştiği 21’inci yüzyılda, Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının o dönem ortaya koyduğu ‘yerli üretim, kendine yeterlilik ve doğayla uyumlu kalkınma’ vizyonu, modern sürdürülebilirlik bilimiyle birebir örtüşüyor. Küresel ekonominin yeşil dönüşümden geçtiği bu kritik dönemeçte, Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken benimsediği yeşil kalkınma devrimi, bu asırlık çınarın köklerinden beslenmeye devam ediyor.
1923 yılında İzmir İktisat Kongresi ile temelleri atılan yerli üretim hamlesi, bugün Türkiye’nin sanayi parsellerinde yeşil üretime evriliyor, dönüşüyor. Ve o gün şeker fabrikalarıyla dışa bağımlılığı bitiren anlayış, bugün sınırda karbon düzenlemesine uyum sağlamak ve karbon nötr endüstri bölgeleri kurmak zorunda. Bu nedenle de sanayide enerji verimliliği ve yenilenebilir kaynak kullanımı, modern cumhuriyetin ekonomik bağımsızlık mücadelesinin yeni cephesini oluşturuyor. Yani asırlık sanayi mirası dönüşüyor.
Tarımsal seferberlikten, akıllı tarım uygulamalarına
Cumhuriyetin ilk yıllarında köylünün milletin efendisi olduğu inanışıyla başlatılan tarımsal seferberlik, bugün iklim kriziyle mücadele eden akıllı tarım uygulamalarına dönüşüyor. Kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya kalan havzalarda damla sulama teknolojilerinden dijital tarım platformlarına geçiş, gıda güvenliği sağlamanın ve gelecek nesillere yaşanabilir bir vatan bırakmanın en temel şartı.
Ve şüphesiz bugün Türkiye’nin önünde küresel rekabeti belirleyen çok net bir tablo var. Paris İklim Anlaşması’na taraf olan ve 2053 net sıfır emisyon hedefi koyan ülkemiz, sanayiden enerjiye, tarımdan finansmana kadar ekonominin tüm çarklarını yeşil dönüşümle yeniden kodluyor. Avrupa Yeşil Mutabakat çerçevesinde hayata geçirilen ihracat kısıtlamaları ve karbon vergileri, yeşil ekonomiyi artık bir tercih değil, ekonomik varoluş meselesi haline getiriyor.
Türk kadınına tanınan hak, kalkınma hamlesinin taşıyıcısı oldu
Diğer yandan sürdürülebilirlik kavramının bir de insan haklarını ve toplumsal adaleti merkeze alan sosyal penceresi var. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığımız bu anlamlı günde, 1923’te atılan temellerin bugünün yeşil ekonomisine sunduğu en büyük miras, şüphesiz kadınların toplumsal hayatta ve karar mekanizmalarındaki varlığı olarak ifade edilebilir. Dünyada 1930’lu yıllarda pek çok gelişmiş ülkeden önce Türk kadınına tanınan seçme ve seçilme hakkı ile anayasal güvence altına alınan insan hakları, Türkiye’nin modernleşme ve kalkınma hamlesinin en kurucu taşıyıcısı oldu. Bugün, kadınların ekonomik ve kamusal alandaki görünürlüğünü artırmak, sadece bir eşitlik meselesi değil aynı zamanda yeşil dönüşümün başat aktörleri olarak geleceği inşa etmelerinin de yegâne yolu.
Kısacası sürdürülebilirlik, cumhuriyetin ‘muasır medeniyetler seviyesine ulaşma’ hedefinin 21’inci yüzyıldaki adıdır. Kadının emeği ve aklıyla yükselen, toprağına ve üretime sahip çıkan Türkiye, küresel iklim krizine karşı yürütülen bu yeni bağımsızlık mücadelesinde de yine öncü rolünü oynayacaktır. Cumhuriyetimizin 103’üncü yılı kutlu, geleceğimiz yeşil ve aydınlık olsun.
Dönüşüm, 103 yıl önceki kararlılıkla sürdürülecek
Türkiye’nin ihracatının yüzde 50’sinden fazlasını gerçekleştirdiği Avrupa pazarında rekabetçi kalabilmesi ise sanayicimizin yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmasına ve döngüsel ekonomi modellerini benimsemesine bağlı. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası ve uluslararası finans kuruluşlarının sağladığı yeşil fonlar, bu dönüşümün finansal kaldıracını oluştururken, KOBİ’lerden dev holdinglere kadar tüm ekosistem bu değişimi içselleştirmek zorunda. Cumhuriyetin ilk asrında sanayi altyapısını kuran bu millet, ikinci asrında ise doğaya uyumlu, düşük karbonlu ve sürdürülebilir bir yeşil ekonomi modeli inşa etme azmini, tıpkı 103 yıl önceki kararlılıkla sürdürüyor ve sürdürmeye de devam edecek.
Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.