Çoğunluğumuz farkındayız ki insan zihninin “düş kurma sınırları” yoktur. İranlı şair Furuğ, “Bütün hayaller kendi saflıklarının doruklarından düşerek ölür” derken; hayal etmenin sakıncalı olduğunu söylemiyordu. Yaşamda temel değişmezlerden biri olan “Aşırı ve noksan değerlendirme yapmama” konusunu anımsatıyordu. Hayal, yaratıcı aklın önünü açar, ama aşırı abartılırsa fırsat ve tehlikelerle, olanak ve kısıtlar arasında dengeyi kaçırır; kendi doruklarından düşerek ölür. Bireyler, topluluklar ve toplumların “hayallerindeki ölüm” bilinen en tehlikeli silahtır; nükleer bombalar bile hayalin ölümünün etkilerinin yanında domatesin kurutulmuşu gibi kalır.
Özgüvenin yaratıcı özünü çürüten “noksan değerlendirme” de bizi aynı çıkmaz yollara saptırır: Bir şey yapamayacağımıza kendimizi inandırmaktan daha büyük tehlike olabilir mi? Tutarlı bir gelecek inşa edebilmemiz için aşırı ve noksan değerlendirmenin tuzaklarından uzak durmalaysak da; ayakları yere sağlam basan “tahminler” önceliğimiz; o tahminlerin yüksek hedeflere yönelmede itici gücümüz olmalı. “Tahminlerimizle “temennilerimiz” arasındaki makasın kapanması için “nesnel akla” olan ihtiyacımız alabildiğine artıyor.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında bizi çağdaş toplumlar arasında katacak olan yol ve yöntemleri sorgulamak, malumat sahibi olmak, malumatı net bilgiye dönüştürmek, bilgiyi anlamlı hale getirerek insan yaşamını kolaylaştıran maddi ve kültürel üretim yapmak hayati sorunumuz.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı çok önemli bir “teknolojik sıçrama aşamasına” denk düştü. İnsanlığın yaşadığı birçok olgu gibi, teknolojik sıçramalar da ikili yapıdadır: Topluluk ve toplumların yaşamını “kolaylaştırdıkları” kadar eşitsizlik, adaletsizlik, vicdansızlık gibi “zorluklara” da yol açabilirler.
Bugün erişmiş olduğumuz “yaratıcılık teknolojinin sayısal işlem kapasitesi” bağlantıları, iletişim biçimlerini, rekabet yapılarını ve işbirliklerini yeniden şekillendiriyor. Üç noktada “genel yapay zekanın” yer aldığı teknoloji iş süreçlerini değiştiriyor; işgücü profillerini farklılaştırıyor; nüfus hareketlerini biçimlendiriyor; kültürel alışkanlıklarımızı sorgulatıyor; yeni bir dünya düzenine geçildiğini, bizim de ona uymak zorunda olduğumuzu bize haykırıyor.
İktisat biliminin temeli olan ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve nasıl paylaşacağımızı yeniden düzenleyen bir aşamaya hızla geçiyoruz. Hepimiz bilinçli bir etkilenme, yoğunlaşmış ilgi, netleşmiş amaç, uygun ortam ve elverişli iklim oluşturması sorumluluğuyla yüzleşiyoruz. O nedenle Cumhuriyetin ikinci yüzyılında “teknoloji odaklı bağımsızlık ve beka sorunumuza” net çözümler üretme sorumluluğundayız.
TEKNOLOJİNİN DONANIM YÖNÜ
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında çağdaş toplumlar arasında saygın bir yer edinmek istiyorsak belirleyici teknolojilerin “donanım ve yazılımlarında” ne yapmak istediğimizi ve neler yapabileceğimizi netleştirerek kitlelerle paylaşmalıyız.
Çip üretiminin temelini oluşturan “tek kristal silikon dökümünde” ve “wafer” (yonga) üretiminde nerede durduğumuz zihinlerimizde netleştirmeden, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında değer zincirinin neresinde konumlanacağımızı belirleyemeyiz. Gerekli saflıkta (%99,9999) tek kristal silikon dökümü de yetmez, ürettiğimiz yongaların işlenerek “veri merkezlerinin” temel donanımını oluşturan iki nanometre altına inen çip üretimine uyumlu hale getirmek merdivenin ilk basamağını oluşturuyor. Çip üretiminde transistör baskılarını yapan makinelerde Hollanda’daki bir firmaya ya da bu konuda teknolojiyi geliştirdiğini ileri süren Çin, Japon ya da gelecekte başka bir ülkeye firmasına bağımlılık sürdükçe, Cumhuriyet idealinin temeli olan “tam bağımsızlık” ne ölçüde mümkün olabilir?
Gerekli saflıkta tek kristal silikon döküm, yongaların işlenmesi, transistör baskılarının yapılması, iki nanometreye inen çiplerin tasarımını ve üretimini gerçekleştirmek bile, çok önemli aşamalardan biri olan “çip kaplama teknolojilerine” hakim olmadan tam bağımsız, çağdaş bir toplum iddamızın ayakları yere basabilir mi?
Veri merkezlerinin işlem yapabilmek için gerekli olan “enerji arzını” sistemli bir biçimde yaratamazsak, teknoloji yarısında itibarlı bir yerde konumlanma söylemleri anlamlı olabilir mi?
Çip tasarımı konusunda yurtiçinde ve yurtdışında yetişmiş insan gücüne sahip olduğumuzu biliyoruz. Bu gücü geliştirmek için gerekli yapıları oluşturmadan, o gücü büyütmeden Cumhuriyet ideallerine yaklaşabilmemiz ne kadar mümkündür? Yaşamı derinden etkileyen, sürekli ve hızlı dönüşümlerin itici gücü olacağını şimdiden kanıtlayan “veri merkezlerinin soğutulması” konusunda “küresel stratejimiz” yoksa, örneğin “soğutma suyuna” gerektiği kadar kafa yormamışsak çağı yakaladığımız söylemi hamaset batağında boğulmaz mı?
Veri merkezlerinden kullanıcılara iletilmesi gereken verilerin iletim ağlarını oluşturmamışsak, bu ağların oluşturulmasıyla ilgili net bir planımız yoksa, giderek kızışan rekabette direncimizi nasıl koruruz? Topluluk ve toplumun bekasını nasıl sağlayabiliriz?
TEKNOLOJİNİN YAZILIM DİNAMİĞİ
Teknolojilerin “donanım altyapıları” işin bir yarısı ise, diğer yarısı da “yazılım” alanındaki becerilerin geliştirmesi oluşturur. Teknolojilerin yarattığı kapasite ve teknik olanaklar işin bir yarısıdır; diğer yarısı işe hayat katacak olan yazılım geliştirme ve uygulama becerileridir.
Yazılımların itici gücü ihtiyaçların tanımlanmasıdır. İhtiyaçlar net olarak tanımlanmazsa, yazılımların yaratacağı katkılar sınırlı kalabilir; bizi yaratmak istediğimiz sonuçlara götürmeyebilir.
Dünya genelindeki oluşumları izlemek, eğilimleri baskın hale gelmeden kavrayarak fırsat ve tehlikelerin neler olduğunu bilmek, makro ve mikro ölçekte ne yapmamız gerektiğini tanımlamak küresel değer yaratma zincirinde doğru konumlanmamızı kolaylaştırabilir.
Teknolojinin yazılım boyutu, sahada müşteriyi iyi gözleme, izleme, anlama ve anlamlandırma işidir.
Çok genel çizgileriyle baktığımızda teknolojinin yazılım boyutunu çoklu bir disiplinle değerlendirmek gerekiyor: Kentleşme ve göç olgularının yarattığı yeni ihtiyaçların sürekli sorgulanması önemli. Eskiyen ve işlevsizleşen kurumların işler hale getirilmesinin belirleyici rolü unutulmamalı. Çağdaş bir toplum yaratılmasının özünü oluşturan “güven” konusunu hukukun üstünlüğüne dayalı yapılandırma ve işler halde tutma da hayati sorunlardan bir diğeri. Orta sınıfın yükseltilmesi, eşitsizliklerin azaltılması da üretilen mal ve hizmetlerin değer kazanmasının gerek şartı. Piyasa mekanizmasının boşluklarını dolduracak olan plan disiplini de gözünde tutulması gerekenlerden bir başkası. Kaynakları değerlendirilerken ölçülerin konması, ölçeklendirmelerin yapılması, özendirme sistemlerinin işlerliği, ödül ve ceza sisteminin işletilmesi ve ödeşmelerin ödünsüz izlenmesi de yazılımlarda dikkate alınması gereken hususlar.
Çağımızın rekabeti teknik beceriler kadar sosyal becerilerin geliştirilmesini gerektiriyor. Teknolojinin donanım boyutu teknik kapasite oluştururken, yazılım boyutu da bağlantı, iletişim, rekabet ve işbirliklerinin etkinliğinde belirleyici oluyor.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında uluslararası düzende hak ettiğimiz yeri olmak için “teknolojinin donanım ve yazılım” boyutlarını iyi analiz ederek, gideceğimiz yönü birlikte belirlememiz ivedi ihtiyaçlarımızdan biri. Durum çok açık, bize düşen görev çok net: Cumhuriyetin ikinci yüzyılında çağdaş toplumlar arasında yerimizi almak için ne yapmamız gerektiğini açık ve net olarak tanımlamak ve belirlememiz gerekiyor. O zaman hep birlikte ne yapmamız gerektiğini sorgulayarak çoğunluğun gönüllü katılımını sağlayacak ortak bir karar üretmeliyiz.
GELECEK İNŞA ETMEK İÇİN
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında değer yaratma zincirinde doğru konumlanarak çağdaş bir toplum yaratmanın ve direncinin artırmanın özellikle teknolojik boyut dijital uyum boyutuna kısa değinmeler yaptık. Daha geniş anlamda bir gelişme yaratma için sorumu, birlikte alabildiğine sorgulamamız gerekiyor.
Öncelikle toplumsal ve ekonomik reform ihtiyacını belirlemek, ülkenin çıkarlarını siyasi çıkarlar önüne koyarak bir “reform gündemi” üzerinde anlaşmalıyız.
Ülkenin sanayileşme kapasitesini arttıracak mevcut teknolojilerin modernleştirilmesi, dijital teknolojilere uyum ve yeşil dönüşüm konularında “ulusal strateji” paylaşmalıyız. Ayrıca sürekli yenilik ve üretim üstüne kurulun çağdaş rekabet koşullarında Ar-Ge yatırımları stratejik bir akılla yönlendirmemiz kaçınılmaz sorumluluklarımız arasındadır. Ülke içinde kırdan kente, kentler arasında ve uluslararası düzeyde göç olgusunu dikkate alarak kasabalarda ve kentlerde “paralel topluluklar” oluşmasını engelleyecek önlemler de ilgi menzilimizin dışında olmamalı.
Kamu harcamalarında doğrudan ve dolaylı vergilerle oluşan bütçe imkanları ile sosyal ödemeler – doğrudan yardımlar, eğitim ve sağlık yatırımları, emeklilik ve göçmenlerin durumu ve benzeri – harcamalarda popülist ve pragmatist uygulamalara izin vermemeliyiz.
Jeopolitik gelişmeleri, hükümet kararlarını, emek hareketlerini, nüfus oluşumlarını, kültürel olanak ve kısıtları, teknolojinin etkilerini bir bütün olarak değerlendirerek bir gelecek temennisi oluşturmalı; o temennileri ayakları yere basan tahminlere dönüştürmeliyiz.
Şimdi diğer iki fotoğrafın metinlerindeki basım/heceleme hatalarını da bu şekilde düzelterek sırayla vermemi ister misiniz?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.