Bu görünümü hangi unsurlar değiştirebilir? Seçenek çok. Ama gelin en önemlisine bakalım. Evet, bildiniz; finansal istikrara ilişkin kaygılar. Küresel piyasalarda risk alma iştahı ‘pat’ diye kesilirse –ki bunun iktisat yazınındaki havalı ismi ‘ani duruş’, hiç şüpheniz olmasın, hem bu yüksek işsizlik düzeyini hem de potansiyelimizin oldukça altındaki büyüme oranını mumla ararız. Bu olasılık var mı? ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde uzun vadeli tahvil faizlerinde kaşların havaya kalkmasına neden olan yükselme eğilimi son haftalarda duraklamış görünüyor. ABD-İran-İsrail sorunu ise olduğu yerde duruyor. Bu iki unsurun nasıl evrileceğini bilmiyoruz.
Dışarıdaki gelişmeler hangi yönde olursa olsun, sonuçta bizim içeride ne yaptığımız çok daha önemli. Dışarıdan gelecek şoklara içerisi kırılganken yakalanmak başka, sağlamken başka. Zaten, sağlamken ile ‘yakalanmak’ sözcüklerinin birlikte kullanılması çok da yerinde değil; ‘sağlamken o şoklarla karşı karşıya kalmak’ falan demeli. Dönüp dolaşıp yine fon rezaletine geliyoruz. Finans sektörüne duyulan güven çok önemli. Onu tahrip etmemek lazım. “Ne ‘lazım’ı, zaten tahrip oldu” diyenler de çıkabilir. Yok, o ağır bir yorum olur. “Önemli ölçüde zedelendi” demek daha doğru. Ama işte mesele de burada: Önemli ölçüde zedelenmeyi tahribata dönüştürmeden fon krizini çözmek gerekiyor. İşin mağdurlar ve yargı boyutu elbette çok önemli ama ben bunca düzenleme ve denetleme kurumuna, onlardaki yetkilere ve oralardaki uzmanlara rağmen bu işin nasıl olup da yaşandığının çözümlenmesine daha çok önem veriyorum. Bunu saptamak gerekiyor ki o mekanizmayı ortadan kaldıracak kurumsal değişiklikler yapılabilsin.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.