YAYINLAMA 29 Ekim 2026 13:30
GÜNCELLEME 29 Ekim 2026 14:01
Süt ve süt ürünleri, sorunları çok olan konu başlığıydı. Geleneksel metodlar ve yerleşik anlayış, aşılması gereken en önemli sorunlardı. Üretici maliyetten, tüketici fiyatlardaki pahalılıktan şikayetçiydi. İdari kurumlar da kuralsızlık ve düzensizlikten. Herşeye en temelinden başlandı. Atatürk, pek çok konuda olduğu gibi süt sahasında da öncüydü. Tarımsal üretimin sembol kurumu Gazi Çiftliği başta olmak üzere Türkiye’ye 14'ün üzerinde işletme kazandırdı. Sütaş'ın katkılarıyla hazırladığımız dosyamızda Cumhuriyetin kurulmasından sonraki 15 yılda yaşanan gelişmelerin izini, dönemin gazete kupürleri üzerinden sürdük.
Gazi Paşa Çiftliği, süt endüstrisinin ve sağlıklı beslenme alışkanlığının gelişmesine öncülük etti
Lozan Antlaşması’nın imzalanması ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının dünyaca kabul görmesini müteakiben Atatürk, köylünün ve ülkenin kalkınması için ziraat odaklı bir hamleye bizzat öncülük etti. Basın tarafından Gazi Paşa Numune Çiftliği olarak isimlendirilen arazide yapılan çalışmalar aslında örnek bir köy oluşturmayı hedefliyordu. “Çiftçi memleketinde çiftçiliği düşünen ilk reis-i hükümet” olarak nitelendirilen Gazi Paşa’nın amacı, çiftliği bir çiftliğin ötesine taşımaktı. Vakit, yapılan çalışmaları şöyle özetliyordu: “Numune çiftliği Gazi hazretlerinin istasyon civarında satın aldıkları geniş arazi dahilinde tesis edilmektedir. İki haftadan beri Gazi hazretleri resmi işlerinden artan bütün vakitlerini çiftlikteki tesisata bizzat nezaret etmekle geçiriyorlar. Çalışmalar süratle ilerlemektedir. Uzaktan bakılınca arazi üzerinde öteye beriye dağılmış küme küme çadırlar göze çarpıyorlar. Bunlar hep muhtelif mesailerin merkez-i faaliyetidir. Bir tarafta artezyen kuyuları açılıyor, öbür tarafta kuvvetli traktörle, biçerdöverle arazi üzerinde yüzüyor. Sürülen bu yerlere bilahare buğday ve arpa ekilecek ve çiftliğin bazı aksamında pamuk, tütün, susam ziraatı da tecrübe edilecektir. Bir taraftan da çiftliğin haritaları alınıyor, planları projeleri hazırlanıyor. Çiftliğin esas binası arazinin en mürtefi [yüksek] bir noktasında yapılacak ve yanında bir de tarassut [gözetleme] kulesi vücuda getirilecektir. Bu binalarla istasyon arazisi arasındaki ova üzerinde yeni bir numune köy tesis edilecek. Bu köy Anadolu köylü hayatına saadet katacak sıhhi meskenleri, mektebi, tiyatrosu, spor mahalli, muntazam yolları, fennî ve medenî tesisatı havi güzel bir örnek olacaktır. Çiftlikte açılacak çiftlik mektebine 14 ile 16 yaş arasındaki kimsesiz çocuklar kabul edilecek, bunlar beş sene geceleri okuyup gündüzleri çiftlikte ameliyatla meşgul olacaktır. Mektepte ormancılık, sebzecilik, meyvecilik, konservecilik, arıcılık ve saire ile makine usul istimali ve tamiri de öğretileceğinden talebe nazarî ve amelî mükemmel birer çiftçi olarak yetişecektir.” Gazi Paşa hazretleri tesis ettikleri çiftlikte hayat-ı ziraata karışıyor
“Ticarethanemiz, Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerine de (Oliver Pullukları) ile iki (Fordson Traktörü) satmıştır”
Cumhuriyet’in ilanın ardından modern ziraat usullerinin yaygınlaştırılması için tarımda makinalaşma hızlandırıldı. Bu amaçla yabancı traktör mümessilleri de yeni pazardan pay almak için ilanla desteklenen tanıtım çalışmaları yapıyordu. İstanbul merkezli Edgar B. Hovard şirketi de, Fordson Traktörü ve Oliver Pulluğu satarak pazarını genişletti. Hatta Gazi Paşa Numune Çiftliği’nde kullanılmak üzere Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya da iki Fordson traktörü ve Oliver pullukları sattı. Bu satışını da ilanlarla halka duyurarak, Milli Mücadele’nin lideri Atatürk’ün de sağlamlığı ve üstün nitelikleri sebebiyle bu markalara güvendiğini vurguladı. İlanın tam metni şöyleydi: “Fordson Traktörü ve Meşhur Oliver Pullukları Çiftçiliğin ileri gitmesine başlıca çare Avrupa ve Amerika çiftçilerinin yaptığı gibi makine kuvvetinden istifade ederek mümkün olduğu kadar az amele ve az hayvan kullanmaktır. Bu mühim işi nazar-ı dikkate alan Amerika’nın en büyük ticarethanelerinden Edgar B. Hovard müessesesi, Türk erbab-ı fen ve sanayii ve Türk müteşebbislerinin iştirakiyle memlekette vâsi bir makine teşkilatı vücuda getirmiştir. Müessese bu ana kadar yüzlerce Fordson traktör ve teferruatı ile zürraın nakliyatta kullandığı yüzlerce Ford kamyon ve otomobilleri, orak ve harman makinelerini çiftçilere vermekle müftehirdir. Ticarethanemiz yalnız bir sene zarfında hükümete “yüz otuz” traktör verdiği gibi bu sene Adana Sergisi’nden sonra da ayrıca hükümete tekrar on sekiz traktör sattığından maada Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerine de (Oliver Pullukları) ile maa-teferruat [teferruatıyla] iki (Fordson Traktörü) satmıştır. Sattığımız makinelerin hayatını idame için hal-i hazırda on iki muktedir makinist daimî ortada dolaşarak çiftçileri memnun etmektedir. Çiftçilere! Bugün Türkiye’nin her tarafında çalışmakta olan 500 küsur (Fordson Traktörü) (Oliver Pullukları) ile hafriyat yapmaktadır. Oliver fabrikası bu sene mayıs ayı zarfında Almanya gibi sanayii son derece müterakki [ilerlemiş] bir memlekette 600 adet D.72 disk pulluk satmakla derece-i mükemmeliyetini ispat etmiştir. Acentesi müessesemizdir. Merkez Acentesi İstanbul – Sirkeci: Sanasaryan Hanı Karşısında Daire-i Hususiye (Edgar B. Hovard Müessesesi) Beyoğlu Şubesi: Pangaltı Amerikan Garajı. Taşra acentelikleri: Mersin, Konya, Adana, Tarsus, Afyon Karahisar, Gelibolu, Çanakkale, Bursa, Samsun’da şube ve acentelikleri vardır. ”
Burdur’un Tulum Peyniri
Burdur Vilayeti’nin ünlü koyun ve keçi sahipleri hazirandan itibaren sütleri beyaz salamura peynirine tahvil ederek yüzde 2-3 nispetindeki tuzlu su ile tenekeler derununda eylül ayına kadar muhafaza ederler. Tulum peynirinin işte bu zamanda imaline başlanır. İki imal tarzı olan tulum peyniri, birincisinde tenekelerden çıkarılıp temiz su ile yıkanır ve ılık su dolu kazanlara doldurularak bekletilir. İkinci imal tarzı ise ufalanmış olan peynir tuluma doldurulmasıyla başlar. Sürecin ilerleyen safhalarında haftada bir tulumun ağzı açılarak içine süt katılır, en sonunda ağzına ince tuz erpilip bağlanır. Üzerine taş konup baskılanır.
Kayseri Çömlek Peyniri
Bütün Türkiye çapında meşhur olan peynir türlerinden biri de Kayseri çömlek peyniridir. Kayseri’den başka yerde yapılmayan bu peynir, o yıllarda Ankara, İzmir, Adana, Konya vilayetlerinde ve bilhassa İstanbul’da büyük bir rağbete mazhar olmuştu. Ticari eşya arasına karışacak kadar çok üretilmez ama yerli ürün hediyeleri de çömlek peynir olmadan düşünülmez. İddiaya göre Türkiye’de yapılan peynirlerin en nefisi ve en lezizidir.
İstanbul, süt meselesinde milyonluk Avrupa şehirleriyle kıyaslanmalı
Vakit Gazetesi’nde yazar Asım Us’un yazısında İstanbul’un süt meselesi ele alınıyor. Yazar, bu konuda bazı düzenlemeler öneriyor: İstanbul Belediyesi yüz bin liralık bir sermaye ile bir süt fabrikası kurmak arzusundadır. Bu suretle İstanbul’un müzmin süt meselesini halletmek azmindedir. Bunu duyar duymaz ilk hatıra gelen şey eski belediye reisi Muhiddin Üstündağ zamanında girişilen, fakat belediyenin binlerce lirasının heba olmasından ve birçok kimselerin ayrıca zararlara girmesinden başka bir netice vermeyen teşebbüsler oluyor. Onun için binde bir ihtimal olsa da gene yeni girişilecek teşebbüsün de evvelki tecrübeleri tekrar etmek gibi bir neticeye varması tehlikesini düşünmemek kabil olmuyor.
En iyi yoğurt İzmir'de 25, İstanbul'da 60 kuruş
Akşam Gazetesi’nin 1930 tarihli haberinde İzmir’de yoğurt fiyatları konu edilmiş. Haber şöyle: Yaptığımız tahkikata göre yoğurt şehrimizin her semtinde başka fiyatla satılıyor. İskele ve piyasaya yakın olan semtlerdeki fiyatlarla diğer semtlerin fiyatları arasında büyük farklar vardır. Meselâ Beşiktaş, Kumkapı’da Silivri yoğurdu 40 kuruşa satılıyor. Halbuki Beyoğlu’nda ve şehrin diğer bir çok semtlerinde aynı yoğurt 60 kuruşa veriliyor. Yoğurt toptan 20 kuruşadır. Seyyar satıcılar bunu kabzımallardan 30 kuruşa alıyor ve yukarıda yazdığımız gibi 40 ile 60 arasında satıyorlar. Beyoğlu cihetinde fiyat daha fazla olduğu için satıcı da çoktur. Mamafih bir kaç günden beri bu semtte de fiyatlar 50 kuruşa inmiştir. İzmir gazetelerinin verdiği malûmata göre İzmir’de en nefis yoğurt 25 kuruşa satılmaktadır. Süt ve peynir fiyatları da mühim surette düşmüştür.
Süt mü, su mu?
Dönemin Vakit Gazetesi haberine göre Sütçüler Cemiyeti belediyeye “süte su katıldığı” konusunda şikayette bulunmuş. Belediye de 3 binden fazla seyyar sütçüyü denetlemeye ve dağıtıcı sayısını azaltmaya karar vermiş. Haber, Belediye Reisi (1928 – 1938) Muhittin Üstündağ’ın açıklamalarına yer veriyor. Habere göre Sütçüler Cemiyeti belediyeye “süte su katıldığı” konusunda şikayette bulunmuş. Belediye de 3 binden fazla seyyar sütçüyü denetlemeye ve dağıtıcı sayısını azaltmaya karar vermiş. Haber, Belediye Reisi (1928 – 1938) Muhittin Üstündağ’ın açıklamalarına yer veriyor. 50 bin kilonun 33 bin kilosu süt Belediye, süt işini esaslı bir surette halletmeye karar vermiştir. Belediye reisi Muhittin Bey bu işle bizzat uğraşmaya başlamıştır. Yakında mütehassıs kimselerden bir komisyon seçilerek halka temiz süt içirme işi görüşülecektir. Halen İstanbul'da günde 33.490 kilo süt çıkarılmaktadır. Bunun 28.490 kilosu İstanbul dahilinde elde edilmekte, geri kalanı Yalova'dan gelmektedir. İstanbul'un günlük süt sarfiyatı 50.000 kilodur. İstihsal miktarı 33.490 kilo olduğuna göre geri kalan miktarın su olduğu da meydandadır. Sütçüler Cemiyeti seyyar sütçülerin çoğaldığını ve bunların süte yarı yarıya, hatta daha fazla su karıştırdıklarını iddia etmekte ve bu halin önüne geçmek için tedbir alacaklarını söylemektedirler. Belediye, sütçüler cemiyetinin bu teşebbüsünü beğenmekte ve elden gelen yardımı esirgemeyeceğini söylemektedir. Belediye, son bir sene zarfında adetleri 3000'i geçen seyyar sütçülerin miktarını azaltmağa, bunları sıhhî muayeneye tabi kılmağa, sütlerin sık muayene edilmesini temine çalışacaktır.”
İnek sahiplerinin teşebbüsü
1930’lu yıllarda inek sahipleri çikolata imalatı için süt ithal edilmesine karşı çıkıyor. İktisat Vekâleti’ne baş vurarak toz süt ithali durdurulursa, inekçiler olarak bir kooperatif yaparak Avrupa’dan bir süt makinesi alabileceklerini bildirmek için harekete geçiyorlar. Son Posta Gazetesi’nin 1932 yılındaki haberinin başlığı, “İnek Sahipleri Yeni Bir Teşebbüse Girişiyor” başlıklı haberde şunlar anlatılıyor: Çikolata adî sütle yapılmadığı için her sene memlekete hariçten mühim miktarda toz halinde süt ithal edilmektedir. Son zamanlarda süt sarfiyatının azaldığını nazarı itibara alan süt müstahsilleri memleketimizde basit bir usulle yapılması çok mümkün olan toz sütün ithal edilmemesi hususunda İktisat Vekâleti nezdinde teşebbüste bulunmaya karar vermişlerdir. Toz sütün ithali menedildiği takdirde inekçiler bir kooperatif yaparak Avrupa’dan bir süt makinesi alacaklardır.
Yabancı sermaye İstanbul'a temiz süt fabrikası kurmak istiyor
Son Posta Gazetesi’nin 1932 tarihli haberinde yabancı ortaklı bir şirketin Türkiye’de yatırım yapmak istediği anlatılıyor. “Bir Şirket Teşebbüse Girişiyor” başlıklı haberde şunlar söyleniyor: Biri İngiliz ve Amerikan, diğeri münhasıran İngiliz sermayedarlarından müteşekkil iki mali grup Türkiye’de bir takım iktisadi teşebbüslerde bulunmak için tetkikata başlamışlardır. İngiliz- Amerikan grubu İstanbul’a ve İstanbul’a yakın şehirlerin asri süt ihtiyacını temin etmeyi düşünmektedir. Grup, evvelâ Feriköy’de bir süthane tesis edecektir. Asri ahırlarda, besili ineklerden alınacak süt fenni şekilde takdim edilerek şehirde satılacaktır. Ayrıca İstanbul'da ve Kadıköy'de birer süthane açılacaktır. Diğer İngiliz grubu ise yakın Şarkın kumaş ihtiyacını temin için İstanbul’da büyük bir kumaş fabrikası açmağı düşünmektedir. Tetkikat müsbet netice verirse grup hükümete müracaat edecektir.
“Ana sütünün aynısıdır” gazete ilanı
Türkiye'nin büyük hizmetlerde bulunmuş süt tesislerinden Kars Süt Fabrikası ürünlerine ilişkin Yeni Asır Gazetesi'nde çıkan bir ilan gördüğünüz.
Sütü bozukların hilelerine sakın kapılmayınız!
Son Posta Gazetesi, haberinde “sütü bozuk” lafını kullanarak tüketiciyi uyaran bir haber yayımlamış. Haberde hileli sütün anlaşılmasını sağlayan test yöntemleri de sayılmış. Bunlardan biri de birkaç damla süte tentürdiyot damlatmak. Haberin gazetenin birinci sayfasındaki kısmı şöyle: Bugün size hile ile, desise ile ve hokkabazlık ile meşhur senelerce peşinden koşup mütemadiyen aldandığımız en mühim gıda maddelerimizden birini anlatacağım.. Üzerine düşüp çırpındığımız, Belediyenin bile kan ter içinde kaldığı bu fettan nesne süttür. Ekmek ve yağdan sonra çocuklarda ve hastalar da en mühim ihtiyaç maddesini süt teşkil eder. Sütler cinsine göre manda, koyun, inek ve keçi sütleri olarak tasnif edilir. Sütün gıda kıymeti, içindeki yağ miktarı ile ölçülür. Binaenaleyh yukarıda saydığımız süt cinslerinde yağ kemiyeti muhtelif rakamlar gösterir. Manda sütünde binde 60 karıştırmazlar. Kesafeti kaybetmemek için, bir hayli nişasta da katmak mecburiyetinde kalırlar.. Bu suretle sütün hem sıkleti çoğalır hem de yarım okkadan bir okka parası alınarak müthiş kâr edilir.
Temiz süte kavuşuyoruz
Tan Gazetesi’nin habere göre süt satana etiket kullanımı zorunluluğu getiriliyor ve hile halinde sütün kim tarafından satıldığının belirlenmesini sağlayacak numaralandırma sistemine geçiliyor. “Sütçüler Kurumu yeni yapılan süt talimatnamesinin tatbikine başladı” denilerek, uygulama hakkında bilgi veriliyor. Haberde, elinde süt güğümü, ineğin yanında genç bir sütçü fotoğrafı kullanılmış. Foto altında, “Yeni süt talimatnamesine göre artık hileli süt içmeyeceğiz. Süt ineğin memesinden çıktığı gibi satılacak” deniliyor. Haber şöyle: Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ve tebliğ edilen süt talimatnamesinin tatbikine Sütçüler Kurumu başlamıştır. Öğrenildiğine göre, bütün süt istihsal edenlere ve satanlara emirler verilmiş, talimatname hükümleri ayrı ayrı bildirilmiştir. Süt kapları üzerine takılacak olan etiketler bir fabrikaya sipariş olunmuştur. Etiketler emaye olacak, renkli zeminli yaptırılacaktır. Üzerlerinde bir seri numara bulunacak olan bu etiketler hem sütçünün kim olduğunu öğretecek hem de kap içindeki sütün cinsini, evsafını tayine yardım edecektir. Bazı sütçü esnafının belediyenin sıkı kontrolleri karşısında güğümleri bırakarak kaçtıkları görülmüş, bu suretle sütçünün kim olduğunun tesbitinin güçlükleri meydana çıkarılmıştır.
Gaziantep Urayı (Belediyesi) süt devrimi
Ulus Gazetesi’nin haberinde Gaziantep Belediyesi’nin süt temini konusunda önemli bir adım attığı konu ediliyor. Haberin başlığında “Uray” sözcüğü kullanılmış. Bu sözcük “belediye” anlamına geliyor. “Gaziantep Urayı’nın süt hakkında bir tedbiri” başlıklı haberin fotoğrafında 6 ilgili kişinin (muhtemelen veterinerler) önlerindeki 10 adet süt güğümünü aletle muayene ettikleri resimleri görülüyor.
Bursa’da süt tozu fabrikası 300 bin liralık ithalatı önledi
Akşam Gazetesi’nde Bursa’daki süt tozu yatırımı konu edilmiş, Girişimden, Bursa havalisi süt müstahsillerin çok memnun olduğu belirtiliyor. Haberde fabrikanın fotoğrafı da yer almış. Haber şöyle: “Bundan bir iki hafta evvel, İktisat vekili Celâl bey Bursa’da süt tozu fabrikasının küşat (açılış) resmini yapmıştı. O zamandan beri faaliyette bulunan toz fabrikası, yalnız Bursa için değil, civar kasabaların süt müstahsilleri için en emin bir satış yeri olmuştur. Evvelce süt yetiştirenler, peynir, yağ fiyatlarının düşkünlüğü karşısında fena vaziyette kaldıklarından şikayet ediyorlardı. Süt tozu fabrikası, Bursa süt müstahsillerine faydalı olduğu gibi, çikolata fabrikalarının dışarıdan süt tozu almasına mani olmuştur. Bu fabrika yüzünden Hollanda’ya giden 300 bin liraya yakın bir para memleketimizde kalacaktır.
Bu sene Silivri yoğurdunu 10 kuruşa yemek mümkün olacak!
Son Posta Gazetesi’nin 1936 tarihli haberinde süt fiyatlarının düşeceği duyurulmuş: Bu yıl ahır ve mandıra sahipleri hayvanları için yiyecek sıkıntısı çekmemişlerdir. Kış olmadığı için hayvanlar mer'alarda bol bol yiyecek bulmuşlar, bu sayede de süt istihsali eksilmemiş, bilakis artmıştır. Şehirde süt fiyatları düşmüştür. İstanbul'da kilosu 12 buçuk Boğaziçi sahillerinde de 7 buçuk kuruşa satılmaktadır. Nisanda ve mayısta sütün kilosu 4 - 5 kuruşa kadar düşecek, bu yıl Silivri yoğurdunu da 10 kuruşa yemek mümkün olacaktır. Yoğurt daha şimdiden 20 kuruşa satılmaktadır.
Türkiye’nin büyük hizmetlerde bulunmuş süt tesislerinden Kars Süt Fabrikası ürünlerine ilişkin Yeni Asır gazetesinde çıkan bir ilan gördüğünüz.
1 milyon kilo süt, 30 milyonluk hasıla
Son Telgraf Gazetesi’nin 1937 tarihli haberinin önemi, süt sektörünün büyüklüğünden sözetmesi… Habere göre o yıl 30 milyonluk süt üretimi yapılmış. Süt miktarı ise 1 milyon kilo! Haber şöyle: Yapılan bir istatistiğe göre memleketimizde bir yılda istihsal edilen süt miktarı bir milyon kilo kadar tesbit edilmektedir. Bir kilo süte, toptan fiyat 3,5 kuruş kıymet biçilecek olursa, senede 30 milyon liralık süt istihsal ediliyor, demektir. Türkiye'de, zirai mahsulat arasında, ancak buğday, kıymet itibari ile süte üstün gelmektedir. Türkiye'de en çok istihsal ve istihlâk edilen inek, manda ve keçi sütüdür. Bakar ve camış sütleri de az miktarda istihsal edilmektedir. Koyun sütü de bir miktar vardır. Peynir ve yoğurt imalinde, en makbul süt, koyun sütüdür. Koyun sütü içmek için istimal edilmemektedir. Köylüler, koyun sütünü tereyağını aldıktan sonra, geri kalan kısımla peynir yaparlar. Manda sütünden de kaymak, yağ, peynir yapılmaktadır.
Sütü de reçete ile mi içeceğiz?
Haber Gazetesi’nin 12 Ağustos 1937 tarihli nüshasında de “Meraklı Tetkikler” köşesinde “Sütü de reçete ile mi içeceğiz?” başlıklı haberde, Fransız Dr. Le Ray’ın "4 tip insan kanı olduğu gibi 4 tip süt var, her insan kendi tipine uygun sütü içmeli, yoksa rahatsız olur" teorisi ele alınarak, "Sütü de reçete ile mi içeceğiz?" deniliyor.
Etiketsiz süt yasaklanıyor
Son Posta Gazetesi’nin haberine göre, süt satışına önemli bir düzenleme geliyor, etiketsiz süt satışı yasaklanıyor. Haberde şunlar belirtiliyor: Süt talimatnamesinin tatbikine başlanmış tır. Bu haftadan itibaren etiketsiz süt satanlar ve sütlü maddelerin imalinde hileye tevessül edenler hakkında şiddetli cezalar verilecektir. Talimatnamenin ahır ve pastörize işleri için lâzımgelen aletlerin getirilebilmesi için bir mühlet verilecektir.
Tarımsal üretimin gelişmesine de sağlıklı beslenme bilincinin yerleşmesine de en büyük katkıyı verdi
Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan, ilk adıyla Gazi Çiftliği, sonraki adıyla Atatürk Orman Çiftliği (1 Nisan 1950'de aldı), yıllar içinde tarımsal üretimin de sağlıklı beslenme bilincinin yerleşmesinin de sembol kurumlarının başında geldi. Ulus Gazetesi’nin 30 Ağustos 1936 tarihli nüshasında AOÇ’de pastörize süt üretiminin başlamasıyla ilgili haber şöyle veriliyordu: “Orman Çiftliği İdaresi, dünyanın birçok yerinde ve şehirlerinde halledilmemiş pastörize süt ve temiz yoğurt meselesini kurduğu fabrika ile kökten halletmiştir. Saatte 600 litre pastörize süt temin eden fabrika idarenin Ankara halkına verdiği en güzel eserlerinden biridir.” AOÇ, Türkiye’de sütçülüğün, üretim ve ürünlerinin uluslararası standartlara gelmesinin temelini atan kuruluştur. Pastörize sütü ürettiği dönemde, bu üretim daha birçok ülkede yapılamamaktaydı. Süt üretiminde ilk önemli girişimi Atatürk başlatmıştı. Henüz Gazi Orman Çiftliği kurulmadan önce çiftliğin inşa edileceği arazide bulunan bir ağılın Philip Holzman firması tarafından yenilenip süt ve yoğurt üretimi için kullanılması için talimat vermişti. Philip Holzman, Haydarpaşa Garı’nı inşa eden firmaydı. Bu şirket Atatürk Orman Çiftliği’nin idare binası, ahırları, imalathaneleri ve süthane dâhil olmak üzere binaların büyük bir kısmını inşa etti. Çiftlik bünyesindeki pastörize süt fabrikası 1927 yılında açıldı. Fabrika, dönemi itibariyle Türkiye’nin en büyük ve en modern süt tesisi konumundaydı. Günde 15-20.000 litre sütü pastörize edebilecek ve ihtiyaca bağlı olarak üretimi artırabilecek bir tesisat ile donatılmıştı.
Sıhhiye vekaleti talimatnamesi belediyelere geldi
Sıhhat bakanlığı tarafından hazırlanan süt ve yoğurt talimatnamesinin Sıhhiye (Sağlık) Bakanlığı talimatnamesinin belediyeye geldiği, eğer belediye bu talimatnameye uyarsa sorunun çözüleceği anlatılıyor. Haber şöyle: Sıhhat bakanlığı tarafından hazırlanan süt ve yoğurt talimatnamesinin uraya (belediyeye) bildirildiğini ve bunun uray matbaasında çoğaltıldığını yazmıştık. Bu talimatname bütün kaymakamlara, hükûmet ve uray doktorlarına ve diğer ilgili yerlere bildirilecektir. Talimatnamenin maddelerine göre; başka bir vasıf ilâve etmeksizin yalnız süt tabiri inek sütüne delâlet eder. İnekten başka hayvan sütleri hangi hayvandan alınmışsa o hayvanın ismiyle anılacaktır. İnsan gıdası olarak kullanılacak sütler sıhhati yerinde hayvanlardan sağılan taze sütlerdir. Süt vasıtasiyle hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklara tutulmuş hayvanların sütlerini satmak yasaktır. Hayvanlar doğurmadan on beş gün evvel ve doğurduktan yedi gün sonraya kadar verdikleri sütlerin satılması yasaktır. Sütlere herhangi şekil ve miktarda olursa olsun su veya saklamak için kimya maddeleri, buz ve kar katılması yasaktır. Süt taşıyanlarla seyyar satıcıların yanında su kapları bulunamaz. Süt taşınması ve korunmasına mahsus kapların üzerine sütün nevini gösteren birer etiket yapıştırılması mecburidir. Bu etiketler halis süt için zemini kırmızı, yarı kaymağı alınmış süt için yeşil, kaymağı alınmış süt için mavi renkte olacak ve iyice yapıştırılacaktır. Muhtelif cinsteki hayvanların sütleri biribirine karıştırılarak satılamayacaktır. Kaymağı yarı veya tam alınmış sütlerin halis sütle karıştırılması yasaktır. Sütlerin isimlerini değiştirerek de satmak yasaktır. Süt konan şişelerin camları renksiz, köşesiz ve dipleri düz olacaktır. Süt nakline ve satışına mahsus bütün kapların gayet iyi kapanması ve kapakların sıkı olması mecburidir. Bu talimatnameye riayet etmeyenler evvelâ uray (belediye) hükümlerine göre cezalandırılacak, suçları tekerrür ederse umumî hıfzıssıhha kanunun 72 inci maddesine göre süt mamulâtı ticaretinden menedilecektir. Bundan başka suçlarının derecesine göre cezalandırılmak üzere müddeiumumiliğe verileceklerdir.
“Süt verimi”
Eski lisanla “4 ilkteşrin – 1937” tarihli HaberGazetesi nüshasında süt verimi konusu ele alınmış. Şikago’daki sergide sahneye çıkarılan hayvanların olağanüstü verimi anlatılıyor. Haberin alt başlığında, “süt fabrikasından farksız bir inek, günde 85 kilo süt veriyor” ifadesi var. Fota altlarında “Üstteki koyun bir kesimde 22 kilo yün veriyor; Şikago sergisi için yedi bin dolara satılmıştır. Alttaki tavuk ise bildiğimiz yumurtanın üç misli büyüklüğünde yumurta çıkarıyor. Bu canlı süt fabrikasının memelerini görüyor musunuz?” denilmiş. Tabiat, ineğe yavrusunu besleyecek kadar süt vermiştir. Fakat bugünkü inek, tabiatın tasarladığından çok daha fazla süt veren bir süt fabrikası haline gelmiştir.
Bursa süt meselesini nasıl hallediyor
Cumhuriyet Gazetesi’nin haberinde, Bursa’da süt meselesinin halledilmekte olduğu konu ediliyor. Haberin meselenin çözümü olarak gösterdiği gelişme süt tozu fabrikası… Bursa (Hususî) — Belediyemiz, şehirde temiz ve ucuz süt temin edebilmek üzere sütlerin pastörize edilmesi yolunda bir teşebbüse girişmiştir. Bu hususa yarıyacak olan tertibat ve tesisat şimdi buz ve süt tozu fabrikası olarak kullanılan binada esasen mevcuttur. Süt tozu fabrikasını işletenler Belediyenin bu teşebbüsünü çok iyi karşılamışlar ve her türlü kolaylığı göstereceklerini Belediyeye bildirmişlerdir. Doktor, baytar ve diğer mütehassıslardan mürekkeb İhzarî bir tetkik komisyonu, süt ihtiyacı, süt sürümü gibi noktaları iyice tesbit edecek ve Yalova’da bu işin nasıl yapıldığını yerinde gör dükten sonra bir rapor hazırlayarak Belediye Encümenine verecektir. Tetkiklerden sonra bir talimatname yapılacak ve pastörize edilmemiş sütlerin satışı yasak edilecektir.
Bursa'da Gravyera peynirleri ve depolama
Haberde, üç yıl önce Başvekil Celal Bayar'ın açtığı Bursa Süt Tozu Fabrikası, Gravyera ve Rokfor peyniri yapmaya başladığı yazıyor. Gazetenin Bursa hususi muhabirinden aldığı habere göre süt tozu fabrikasında mevcut üretimin yanı sıra Türkiye'nin ilk modern yağ ve peynir fabrikasını ve depolama tesisini de devreye aldı. Haberde, "1938 yılile birlikte Türkiye piyasasına ilk defa olarak yerli gravyera, rokfor ve Holanda peynirlerini sevketmiye başlıyan fabrika, bu peynirleri imal eden makineleri Danimarka'dan getirtmiştir. Bu tesisatın şehrimizde kuruluşu, Türkiyenin en güzel hayvanlarını yetiştiren mer'a ve yaylaların Bursa havalisinde bulunuşu bakımından tam yerinde yapılmış bir iştir" görüşü aktarılıyor. Haberde, "Bursa tam manasile bir sütçülük mıntakasıdır. Bugün Karacabeyin ve Haranın sütleri yalnız Bursayı değil kısmen Ankarayı bile beslemektedir. Bu sütler, buradaki peynir ve süt tozu fabrikasında soğutma teçhizatı ile muhafaza olunarak Ankaraya sevkedilmektedir" görüşüne yer verilirken, "Fabrikaya ilâve edilen yeni bir şuba daha var. Taze kremadan pastörize edilmek suretile Avrupa yağı istihsal eden daire.. Fabrikanın soğuk hava depolarında yalnız Bursanın değil, mülhakatın ve Balıkesirle Bergama, Salihli, Cihanbeyli, Eskisehir gibi uzak yerlerin bile peynirleri ve diğer bazı gıda maddeleri muhafaza edilmektedir" denildi.
Miele süt makineleri satışta
Türk ziraat pazarına meşhur Miele markası da 1930’lü yıllarda girdi. “Krema makinaları” diye lanse edilen makinanın satış hedef kitlesi çiftlik, süthane ve bütün köylülerdi. Son teknolojiyi temsil eden Miele makinesi, Cumhuriyet Gazetesi reklamında şöyle tanıtılıyordu: “Çiftlik,Süthane ve bütün köylülerin dikkat nazarlarına: MİELE “Krema makinaları” geldi. Bu makinalar dünyanın her yerinde sütçülük aleminde büyük şöhret ve kazanmış ve en verimli makine olarak tanınmıştır…”
Tan, hayat pahalılığında süt gerçeğinin peşine düşüyor
Tan Gazetesi, “Süt işinin safhaları” başlıklı, “Hükûmetimiz, Atatürk'ün, program nutkunda işaret buyurdukları hayat pahalılığı mücadelesine fiili olarak girişmiştir. İlk olarak et ve sonra da dokumalar ucuzlatıldı. Hükûmet süt meselesini de ele almış bulunuyor. Bu münasebetle biz, İstanbul’daki süt vaziyeti etrafında tetkikler yaptık. Bu tetkiklerimizi bugünden itibaren bu sütunlarda vermeye başlıyoruz” deniliyor. Haberin fotoğraf altına, “İç Anadolu şehirlerimizden birinde süt vaziyeti: Pastörize süt, sıhhi güğümlere konmuş, ağızları mühürleniyor” yazılmış. Dizinin giriş yazısında şöyle deniliyor: İstanbul’un bugünkü süt vaziyeti ve İstanbul’da sütçülük çok iptidai bir haldedir. Senelerden beri birçok tetkikler ve tecrübeler yapılmış fakat, şehrin temiz ve ucuz süt ihtiyacı bir türlü temin edilememiştir. Bundan on sene kadar evvel, belediye süt işini halletmek için bir tecrübe yapmış. Bu tecrübe 70 bin liraya mal olmuştur. O günden beri süt işi, aşağı yukarı kendi halinde kalmıştır. İstanbul’da içilen sütlerin serencamı nedir? Bu, hayli acıklı bir hikâyedir. Belediyenin yaptığı bir istatistiğe göre, İstanbul şehir hudutları dahilinde istihsal edilen sütün miktarı günde 34.079 kilodur. Fakat, şehir hudutları haricinden de İstanbul’a her gün süt gelmektedir. Trakya havalisinden gelen süt miktarı günde 15 bin kilo olarak tahmin edilmektedir. Buna göre, İstanbul’da bir günde satılan süt miktarı 50 bin kilo kadardır. En fazla inek sütü istihsal ve sarfediliyor. Günde 26.130 kilo inek sütü, 2.884 kilo manda, 3.955 kilo koyun, 1.629 kilo da keçi sütü istihsal edilmektedir.
Fabrikalar açılınca süt fiyatları üçte bir ucuzlayacak
İkdam Gazetesi’nin haberinde süt fiyatları ile ilgili “yılan hikayesi”ne dönmüş tartışmanın, açılışı eli kulağında iki fabrikanın faaliyete geçmesiyle son bulacağı, fiyatların düşeceği anlatılıyor. “Süt fiatları üçte bir ucuzlayacak” denilen haberde şunlar belirtiliyor: İstanbulun süt derdini halletmek işini üzerine almış olan, devlet ziraat koruma kurumu, biri Üsküdar, diğeri de İstanbul cihetinde olmak üzere iki fabrika tesis edecektir. Fabrikaların yerleri ve projeleri belediye imar şubesi tarafından hazırlanmaktadır. Bu iş biter bitmez inşaata başlanacak ve Kurum, bir taraftan koyun, keçi ve inek gibi süt veren hayvanların cinslerini ıslah için faaliyete geçecektir. Bunu temin için, İstanbul baytar müdürlüğü de hariçten sütü bol damızlık hayvanlar getirtecektir. Yapılan hesaplara göre, süt işi Kurum tarafından ele alınınca fiatlar bugünkü nisbete göre üçte bir miktarında inecektir. Şehirde, şimdi olduğu gibi perakende sütçülük menedilecek ve mandıra sahipleriyle sütçülerin iştirak edeceği bir kooperatif, muhtelif mıntakalarda şubeler açarak satışta bulunacaktır.
Türkiye'nin ilk süt kamyonu Karacabey Süt Tozu Fabrikası'nda kullanıldı
İlk kapsamlı süt tozu fabrikası, Bursa Karacabey’de dönemin Başvekili Celal Bayar tarafından 1934’te açıldı. Fabrika ilk etapta çikolata fabrikalarının süt tozu ihtiyacını karşılarken, pastörize yağ da imal etti. Ancak fabrika yetkilileri İsviçre’den getirtilen bir uzmanın tetkikleri neticesinde Türkiye’de ineklerin bol süt vermeye müsait olmadığını tespit ederek, fabrikanın ihtiyacını karşılamak için Romanya’dan bol sütlü Montofon cinsi 30 adet inek getirtti. Bu çalışmalardan müspet netice alınması sebebiyle halkın da montofon inekler ithal edebilmesi için Ziraat Vekaleti araya girdi. Dönemin gazeteleri fabrikanın amacını şu şekilde özetliyordu: “Bu sayede iş hacmini genişletecek olan fabrika çocuklara mahsus olarak hariçten gelen Nestle sütlerini burada aynı ayarda yapacak ve yarı yarıya ucuza satacaktı.” Karacabey Süt Tozu Fabrikası, uzak mahallerden fenni ve emin yolla sütleri fabrikaya taşıyabilmek için İngiltere’den süt tankı denilen hususi kamyonlar getirtti. Bu, Türkiye’nin ilk süt kamyonuydu. Diğer yandan fabrika bir yeniliğe daha imza atarak, İngiltere’den 500, Almanya’dan 1000 ton süt tozu siparişi almıştı. Fabrikada bulunan makineler dışında işlenen tüm maddeler yerliydi. Aslında Bayar’ın açtığı süt tozu fabrikası buz biriminin yanı sıra Türkiye’nin il modern yağ ve peynir fbarikasını da kurmuştu. Burada 1938’den itibaren yerli gravyera, rokfor ve Hollanda peynirleri de üretilmeye başlandı. Fabrikanın makine altyapısı ise danimarka’dan getirtilmişti. Türkiye’yi bu cinspeynirlerin yurt dışından ithal edilmesi sorunundan kurtaran fabrikanın tesisat ve teçhizatı Balkanlar’da hiçbir ülkede bulunmuyordu. Karacabey ve Hara’nın sütleri yalnızca Bursa’yı değil kısmen Ankara’yı da besliyordu. Bu imkanı da peynir ve süt tozu fabrikasındaki soğutma teçhizatı sayesinde elde ediyordu. Fabrika hakkında şu yorumlar yapılıyordu: “Gravyera ve diğer Avrupa peynirleri burada o peynirlerden hiç farksız denecek nefaset ve lezzette olarak imal edilmektedir. Üstündeki Türk markası olmasa onun yerli gravyera olduğunu anlamak kabul olmayacaktır. Genç kızların parmakları bu peynirlerin yalnız ambalajlarına temas etmekte, diğer bütün ameliyeler makinelerle yapılmaktadır.” Fabrikanın soğuk hava depoları ise Bursa ve civarındaki illere yetecek hacimdeydi. Burada muhafaza olunan yağ ve peynirleren toplamı 30 bini bulurken, kaşar deposunda da 100 bin kilogram kaşar peyniri saklanabiliyordu. Ayrıca yumurta deposunda da 400 bin yumurta saklanıyordu. Fabrikanın süt toz kısmı ise senenin dört ayı çalışıyordu. Zira sadece İstanbul’daki çikolata fabrikaları için üretim yapıp 20 bin kilogram kadar süt tozu üretiyordu. Ayrıca bir de Kars’ta aynı amaçla kurulmuş fabrika bulunuyordu.
"Sütleri şişelerde sattırmak çare olabilir"
Son Posta Gazetesi, Serbest Sütun köşesinde İstanbul’daki süt sorununu ele almış. Alt başlıkta, “Sütleri şişelerle sattırmak, çocuklara ve hastalara mahsus olan sütleri diğerlerinden ayırmak ve süt firmaları meselesini ele almak lâzımdır” deniliyor. Şimdiye kadarki girişimlerin sonuç vermediğine dikkat çekilen yazıda şöyle deniliyor: Meselenin halli için yapılacak çarelere bir göz gezdirelim: — Sütleri şişelere doldurmak, soğuttuktan sonra ve kapalı olarak satmak. Bunun için mutlak surette fabrikalar kurmak lâzım gelir. — Süt firmalarına da fazlasile ehemmiyet vermek lâzımdır. Çünkü herhangi bir hadisede - geçenlerde vukua gelen zehirlenme hâdiseleri gibi - mes'ul tu tulacak bir kimse meçhul kalmaktan kurtulmuş olacaktır. — Süt, bazı semtlerde gene güğümlerle satılabilir. Fakat böyle bir güğüm iyi cinsten yapılmalı, ağızları firmalar tarafından kapatılmalı ve mühürlenmelidir.
Amerikalı uzmanların Bursa'daki tetkikleri
Cumhuriyet döneminde pek çok yerli ve dünyadan süt uzmanının görüş ve önerilerine başvuruluyor. Türkiye'ye davet edilen yabancı uzmanlar, bölge bölge gezerek, sütçülüğün merkezlerini tespit ediyor. 1940 yılında Türkiye'de bulunan ABD'li heyet de Bursa bölgesini titizlikle inceliyor. Bursa mahreçli Anadolu Ajansı haberinden öğreniyoruz ki bölge sütçülük tarımı için çok önemli potansiyeller içeriyor. Türkiye'nin en önemli tarımsal üretim kuruluşu Karacabey Harası'nı gezen ABD'li heyetten Prof. Erbert Search, Bursa ve çevresinin meyvacılık, sebzecilik ve sütçülük bakımından bilhassa çok iyi olduğunu, çayır otlarının varlığının da hayvancılık için muhiti, pek müsait kıldığını dile getiriyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.