Larnaka
Sonra sırada beklerken Polonyalı bir adam bana büyükannesinin Auschwitz'den nasıl sağ çıktığını anlattı.
Kampa girdiğinde birkaç yaşındaymış.
Tüyleri diken diken oldu anlatırken.
Uçakta
Besteci Wagner'i andıran adam Almanya'ya giderken bir ara telefonda porno izledi
Atina
Bir daha aktarmalı sefer mi?
Tövbe!
Marburg seyahati acı verecek derecede yavaş ve sıkıcıydı.
Atina Havalimanı arı kovanı gibiydi!
Sırada beklerken görevlilerle tartışan sadece Yunanlılar. Yunanlıları biraz gergin ve agresif buldum.
Frankfurt
Frankfurt Havalimanı'nda diğer ülkelerdeki gibi sim kartı satmıyorlar.
İlk kez bir ülkenin havalimanında sim kart bulamadım.
Sim kart almak için formalitelerle uğraşmam gerekince pes ettim.
İnternetsiz seyahat zor.
Allah'tan Marburg şehiri ufak.
Marburg
120 kilometrelik tren yolculuğun ardından Marburg'a vardım.
Bu son tren seferi yorgunluğumun üstüne tuz biber ekti.
Marburg'a vardığımda 36 saat uyumamıştım.
İlk gece tavan arasında bir aşağı bir yukarı koşup duran kedi beni sabaha kadar uyutmadı.
Beni konferansa davet eden Marburg Üniversitesi'ne (Philipps-University Marburg) doğru yola koyulurken uyukusuzluktan gözümden yaşlar akıyordu.
Yatak ve yastıkları düşünmeden edemedim Yorgunluk beni tarumar etti.
Her şey bir kenara, sürekli uyukusuz ve bitkindim.
Kıbrıslıların deyimiyle "beytambal" şemsiyeyi taşımaktan bıktım.
Gittiğim her yere yağmur götürüyorum.
Ve beraberimde de bu şemsiyeyi sürüklüyorum.
Almancam paslanmış!
Hem de nasıl!
Adada kullanma olanağı yok bu dili.
En azından meram anlatacak kadar konuşabiliyorum.
İnsanlar Marburg'da yabancılara yardım etmekten pek çekinmiyor.
Yer yer kültürel melezlik barındırıyor.
Herkes gibi elinden geleni yapıyorlar ve hayat hiç de kolay değil, Antonio Tabucchi'nin tabiriyle.
Mağusa'daki bazı insanlar gibi kaba ve nezaketsiz değiller.
İletişime ve yaklaşıma duyarlılar.
Korkmayan insanlar.
İngiltere'de saat soran insandan bile korkarlar mesela.
Yol verip jest yaptığında ya da özür dilediğinde minnet duyan insanlar.
Bana sorarsanız Kuzey insanına atfedilen o "kaba duygusuzluk" bir şehir efsanesi.
Bundan daha yanlış bir değerlendirme olamaz.
Esnafın temel niteliği dürüstlük.
Hiç korna sesi duymadım.
Herkesin içindr hoparlör açıkken video izleyen ya da görüntülü arama yapan terbiyeden zerre kadar nasibini almamış insanlar yok.
Marburg ufak ve kozmopolit sayılabilecek bir kent.
Dolaşırken kaybolsan bile dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyorsun yine.
Hatta aynı kişiye günde iki kez rastlama olasılığın bile var.
Merak etmeyin paranoyak değilim.
Eski Şehir
Katılabildiğim kadar konferans etkinliğini aktif olarak takip ettiğim için şehirde çok fazla zaman geçiremedim.
Şehrin tarihi kısmı dik bir yamaç üzerinde yükseliyor.
Güzelliğinden hâlâ bir şey yitirmemiş.
Orta Çağ dokusunun önemli bir kısmı modernist ilerleme hezeyanından sakınarak kendini korudu.
Eski şehrin tepesinde ihtişamlı Marburg Kalesi (Landgrafenschloss) şehre bakıyor.
Dik ve dar tarihi sokaklarda yükselen ahşap karkaslı yapılar (Fachwerkhaus) arasında yürümekten ayaklarım tutuldu.
Hayali bir masal gibi bu evlerin renkli ahşap kirişleri hemen göze çarpıyor.
Renkler, hayaller dolu bir dünyada uçuşuyor.
Sümüklüböcek hızında yürüyorum.
Ama isterseniz yukarılara asansörle çıkabiliyorsunuz.
Ben terlemekten tiksiniyorum artık.
Şehrin eteklerinde ise Lahn Nehri'nin aktığı vadi var.
Aslında Marburg bir Orta Çağ şehri.
Anlatıldığına göre bugünkü geometrik sayılabilecek düzenini 13'üncü yüzyıldan almış.
Meydandaki 16'ıncı yüzyıla uzanan tarihî pazar meydanı ve belediye binası ile Aziz Elizabeth Kilisesi'ni gözden kaçırmak zor.
Sonbahar ilerliyor.
Koyu sarı yapraklar kaldırımlara dökülmüş.
Akşam olunca Marburg'da kafeler kapanıyor.
İngiltere günlerimi aklıma getirdi.
Yorkshire anısı peşimi bırakmıyor.
Marburg'da da Sadece pub ve restoranlar açık.
İnsan bütün gece yiyip içemez ki?
Akşamları üzülüyordum.
Tanıdığın yoksa tek başına kalıyorsun.
Ve insan yalnızken otel odası iç karartıcı ve depresif.
Tek başıma soğukta sokaklarda dolaşarak iki gece geçirdim.
Son gece kös kös dolaşıp durmaktan bitkin düştüm.
Allah aşkına insan DM, Lidl ve Aldi'de dolaşıp köpek mamalarına mı bakar tek başına çaresizlikten!
Gözüme sefalet ve yoksulluktan para dilenip şişe toplayan bazı alkolikler takıldı.
Protestan çalışma ahlâkı için affedilemez bir "günah" belki bu umutsuz yoksulluk.
Görünmez olan ötekilerin hayatı kezzaplı bir acı.
Keşke hafızamda büyük yanık izleri gibi büyük kara boşluklar olsa da tanık olduğum bu deneyimi unutabilsem.
Öte yandan tanımadığımız ötekilere karşı duyduğum politik sorumluluk duygum bencilliğime - yani bu unutma arzusuna - direniyor.
Böyle insanlara karşı sempati besliyordum.
"İnsanın, her şeye karşın açlıktan ölme yeceğini bilmesi iyi bir şey" demişti Vargas Llosa.
Ama bunu bilmek beni rahatlatmıyor.
Peki sizi?
Şehirde dört ya da beş kez görme engelliye rastlamam beni çok üzdü.
Almanya'da beşinci sınıftan itibaren görme engelli ve az gören öğrencilere eğitim veren tek akademiye ev sahipliği yapan bu insansever kent, görme engelli ziyaretçiler için son derece erişilebilir.
Braille Alfabesi'yle hazırlanmış şehir haritalarının yanı sıra görme engelinden muzdarip insanlara yönelik rehberli turlar da düzenliyor.
Marburg'daki satılan ürünler ve hizmet genelde KKTC'den daha ucuz.
Ferahlamak
Buranın rüzgârlı dondurucu soğuğu bana iyi geldi, beni canlandırdı.
Boethius'un bahsettiği "soğuk kuzey fırtınaları" acaba böyle miydi?
Havası insana tazelik katan ferah bir kent.
Ruhum canlandı, içim uyuşukluktan kurtuldu.
Hiç toz yok.
Burası gibi nem yok.
Toz ve güneş bizi adada eziyor.
Bu yaşam beni tüketiyor.
Ama kaldığım süre boyunca neredeyse her gün yağan yağmur tatsızdı.
Dönüş
Zaman ağır aksak ilerledi.
Sabahın kör karanlığında kalkıp sicim gibi yağmur altında Marburg Tren Garı'na gittim.
Umberto Eco taksici milletinde bozuk para yoktur derken aslında abartmıyordu.
Otelden gara gitmek 11 Euro.
20 Euro uzattım.
Bana 5 Euro para üstü verdi terbiyesiz. Bahşişi de kendinde hak görüyor.
Oradan da düzgün bir adamla trende lâflayarak Frankfurt'a vardık.
Adam ayrılırken "güzel" sohbetimiz için bana çok teşekkür edince şaşırdım.
Sıkış tepiş bir pasaport kontrolü.
Atina'da aktrarmayı kaçırmamak için kan ter içinde deli gibi koşturduktan sonra uçağa son dakikada yetiştim.
Ancak Sandor Marai'yi aklıma getirmeden efemiyorum:
Hiç heyecan vermiyordu vatana dönme düşüncesi.
The Center for Conflict Studies
Şehrin yaklaşık 500 yıllık maziye sahip bir üniversitesi var.
1527'de Hessen Landgrafı I. Philipp tarafından kurulmuş.
Buranın mezunları arasında, Nobel Tıp Ödülü'nün ilk sahibi Emil von Behring de bulunmakta.
Marburg Üniversitesi dünyanın hâlen faaliyet gösteren en eski Protestan üniversitesidir.
Günümüzde herhangi bir dinî bağlılığı bulunmayan bir devlet üniversitesidir.
The Center for Conflict Studies, Marburg Üniversitesi'nin esaslı kurumlarından biri. 2001'de kurulan bu Merkez ise toplumsal ve uluslararası çatışmalara odaklanarak farklı eğitim ve araştırma faaliyetlerini bir araya getiriyor.
Öncelikle Marburg Üniversitesi'ne beni bu saygın etkinliğe davet ettiği için büyük minnet duyuyorum.
Merkez 25. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenlediği 2026 Zentrumstage konferansta eleştirel diyaloğa ve disiplinlerarası fikir alışverişine bir alan açmak için çok çaba harcadı ve iyi iş çıkardı.
Konferans düzenlemek uzun, yoğun ve stresli bir süreçtir.
Cömert, iş bilen, becerikli ve sabırlı Merkez personeli başarılıydı.
Yağmurdan ıslanınca soğuk iliklerime işledi.
Derim buza kesti.
Ve cuma günü sesim kısıldı.
Sıcak banyo, ilaç, pastil ve sıcak içecekle Cumartesi sunum yapacak kadar sesim çıkmaya başladı.
Konferans nasıl geçti?
Postkolonyal Hiyerarşiler panelinde bir sunum yaptım.
Kendi hibrit alanımla kendimi sınırlamayıp diğer farklı yaklaşımlara merakla bakmaya çabaladım.
İnsan kendini zenginleştirecek farklı işlere ve etkilere açık olup bunlardan beslenebilmeli.
Bu yüzden 2026 Zentrumstage'de cebime arkadaşlıklar, anılar ve teorik kazanımlar koyarak döndüm.
Konferansı değerli yapan da bu eleştirel zenginlik ve heyecan verici uluslararası katılımdı.
Alman, Arjantinli, Güney Afrikalı, İranlı, Hindistanlı, İrlandalı, Afgan, Mısırlı, Rumen ve Gürcü akademisyenlerle rastladım.
Hatıraları hâlâ canlı.
Hüzün
İnanın bana yoğun, hareketli ve başarılı geçen bir etkinliğin sonu kadar hüzünlü bir şey yoktur.
Bu durumu açıklamaya en yakın ifade olarak ise aklıma sadece hüzün kelimesi geliyor.
Konferans bitiminde adını koyamadığım bu ısrarlı hüzün beni yaraladı.
Herkesin aceleyle kendi yoluna gitmesinin ardından içim hüzünle burkuldu.
Hüzünlü bir boşluk içinde kaldım.
Ölçülebilir ya da modellerle açıklanabilir bir duygu değil.
John Berger'in bir ifadesini ödünç alacak olursak, "ruhunda umutsuzluğun yarattığı boşluğu keder doldurur".
Ama insanın acı verici bir boşlukla yaşaması zordur.
Öğrenciler
Üçüncü gün, yani sesim kısılmadan önce etkinliğe gelen lisans öğrencileriyle tanıştım.
Multi Kulti adında bir kafede yemek yedik ve biraz takıldık.
Işık ve canlılık saçan birkaç öğrenciyle iyi zaman geçirmek beni mutlu etti.
Benim için rehabilitasyon gibiydi.
Üniversiteye yeni başlamış öğrencilerim Aldo Moro, Umberto Eco, Herbert Marcuse gibi isimleri bilmeleri umut ve heyecan vericiydi.
Ukde
1810 yılından bu yana şehir merkezinde yer alan Eski Botanik Bahçesi'ni gezmeyi çok isterdim.
3,6 hektarlık bahçede yükselen 38 metre boyundaki lale ağacı, Almanya'nın en yüksek ağaçlarından biriymiş.
Ayrıca Grimm-Dich-Pfad (Grimm Masalları Yolu) yürüyüş rotası da bu bahçeden başlıyormuş.
Tam da bizim konferans salonunun yakınında üstelik.
Frankfurt Okulu'nu görmeyi de hep istemişimdir.
Hayatımın akışı bugün başka bir mecraya yönelmişse, bunda başyapıt olarak gördüğüm Minima Moralia'nın yazarı Adorno'nun, sonra Horkheimer ve "Kafandan hiçbir düşüncenin tebdilikıyafet geçmesine izin verme" diyen Benjamin'in payı büyük.
Onlara minnet duymam gerekir.
Bir de kendisine çok şey borçlu olduğum, Tek Boyutlu İnsan klasiğinin yazarı Marcuse'ye elbette.
Aradan geçen onca zamana rağmen hâlâ güncel.
Kitabevleri
İki kitabevi'ni özellikle beğendim.
Roten Stern tutkulu ve ruhu olan bir kitabeviydi.
Nefis ve şirin bir kafesi var.
Oradan Almanca Poetic Edda'yı aldım.
Bende yeni bir dünyanın doğmasına sebep olmuştu Poetic Edda.
Viking aşkım ve dize gelmez pagan Cermen ruhuna düşkünlüğüm malûm.
Yanımdan eksik etmediğim Edda ne peki?
Poetic Edda çevirmenlerinden Lee M. Hollander Edda'yı şöyle tanımlar:
Veda metinleri Hindistan ve Homeros destanlarının Yunan dünyası için ne anlam ifade ediyorsa, Edda da Cermen halkları için o nanlamı taşıyor. Edda, bu insanların mitolojisini ve halk kültürlerinin büyük bir bölümünü şiirsel bir biçimde bir araya getiren bir hazinedir. Aynı zamanda, putperestliğin son dönemleri ile Hristiyanlığın ilk dönemlerinde süren Kuzey halklarının ahlâki anlayışını ve kültürel yaşamını da öne çıkarır.
Kitabevi sosyal ve insani bilimler alanından geniş bir akademik seçkiye yer veriyor.
Kültürel çalışmalar ve medya kitaplarını beğendim.
Benim alanım postkolonyal çalışmalar ve medya.
Ama aşkım Cermen kültürü.
Benim evim Mağusa.
Kalbimse Kuzey'de.
Diğeri kitabevi ise Elwert N. G. Universitätsbuchhandlung.
Grimm Kardeşler
Grimm Kardeşler ile büyüdüm.
Bende yerleri ayrıdır.
Okuduğum ilk kitap bu kardeşleri hikâyeleridir.
Dövme gibi kızgın bir iz bırakmıştır hikâyeleri bende.
Jacob ve Wilhelm Grimm Marburg Üniversitesi'nde hukuk eğitimi aldılar.
Hatta ünlü masallarının çoğunu bu çevreden derlemişler.
Kardeşlerin Marburg dönemi ileride Çocuk ve Ev Masalları (Kinder- und Hausmärchen) adını alacak masal derlemesinin ilk adımlarına olanak verir.
Grimm Kardeşler, zamanla Marburg'u Alman Masal Yolu'nun popüler duraklarından birine dönüştürmüş.
Tutkulu Grimm okurları, bizim Arnavut kaldırımlı dediğimiz sokaklarda, dallanıp budaklanan masal rotasını izleyerek iki kardeşin katkıda bulunduğu kültürel hafızayı ve yarattıkları atmosferi deneyimliyor.
Jacob ve Wilhelm Grimm, hukuk eğitimi almak için 19'uncu yüzyıl başında Marburg'a gelirler.
Ağabey Jacob Grimm eğitimini yarıda bırakır.
Wilhelm Grimm ise ağabeyinden bir yıl sonra, 1803'te hukuk okumaya gelir.
1806 yılında mezun olur.
Profesörleri Friedrich Carl von Savigny, onların tarih ve filolojiye duydukları ilgiyi tetikler.
Hatta kendi özel kütüphanesini kullanmaları için Grimm Kardeşler'e açar.
Savigny'nin çevresi sayesinde Clemens Brentano ve Achim von Arnim gibi Alman Romantizmi'nin anıtsal isimleriyle ilişki kurarlar.
Romantizm, esas olarak 18. yüzyılın sonlarında ortaya çıkar ve 19. yüzyılın ilk yarısında güçlenerek kıtaya yayılır.
Filozof Johann Gottfried Herder'in 18. yüzyılın ikinci yarısında öncü bir rol oynayıp düşünsel temellerini attığı Alman Romantizmi, akılcılığın ve Aydınlanma düşüncesinin modernist evrenselci iddialarına karşı bir eleştiridir.
Bu akım, özellikle 1790'lardan 19. yüzyılın ilk yarısına kadar edebiyattan felsefeye, sanattan müziğe dokunan geniş bir ağdır.
Herder'in halk kültürüne duyduğu ilgi, sonraki Romantik kuşağı da etkiler.
Bu etki, Grimm Kardeşler'in masal derlemelerinde de görülebilir.
Çünkü Herder gibi düşünürler, halk şarkılarına, dile ve kültürel geleneğe önem kazandırırlar.
*
Yüksek lisans tezimde İskandinav mitolijisinin kültür endüstrisi üzerindeki etkisini araştırırken bu mitolijinin tarih boyunca nasıl kullanıldığına bakmıştım.
Grimm Kardeşler burada da karşıma çıkmıştı.
Çünkü bu tutkulu dilbilimciler aynı zamanda efsanevi halk hikâyeleri araştırmacıları ve masal derleyicileriydi.
İskandinav mitolojisine dair Jacob Grimm'in bir kitabını yüksek lisans tezim için okumuştum: Germanic Mythology (Çevirmeni Vivian Bird'dü).
Bizim kütüphanede vardı.
Her sözcüğün tadını çıkartıyordum okurken.
Gerçekten güzel ve eğlenceli bir dönemdi.
Bu kitap bende bir ukdedir.
Baskısı tükenmiş.
Eşekliğimden bu kitabı Marburg'da sormayı akıl edemedim.
Elwert N. G. Universitätsbuchhandlung (Elwert N. G. Üniversite Kitabevi)
İlk olarak 1783 yılında kurulan ve 1831'de Noa Gottfried Elwert tarafından devralındıktan sonra onun adını alan kitabevi, Marburg Üniversitesi'ne uzun yıllardır hizmet veren köklü bir geleneğe sahiptir.
Kitabevi, bugün Lehmanns Media Grubu'nun bir şubesi olarak faaliyet göstermeyi sürdürüyor.
Bana söylenen Grimm Kardeşler'in kitabevinin yanındaki evde yaşadığı.
Kitabevini ziyaret etmediklerini düşünmek için bir sebep yok.
İki kere kitabevini ziyaret etmeyi denedim ama hep son dakika yetişebildim.
Kaynaklar:
Antonio Tabucchi, Pereira İddia Ediyor, çev. Münir H. Göle, Can Yayınları, 2005, s. 119.
Boethius, Felsefenin Tesellisi, çev. Ç. Dürüşken, 2. baskı, Kabala Yayıncılık, s. 135.
Hessen Tourismus. “Marburg – University City with a Heart.” Experience Hessen. https://en.hessen-tourismus.de/where-to-go/towns-and-cities/marburg (Erişim tarihi: 26 Ekim 2026).
John Berger, Kıymetini Bil Her Şeyin, (2. bs.), çev. B. Eyüboğlu, Metis Yayınları, 2009, s. 89.
Lee M. Hollander. "General Introduction", İçerisinde Poetic Edda (ss. ix-xxix), çev. Lee M. Hollander. İkinci Baskı. University of Texas Press, 2024, s. ix.
Lampart, Fabian. “The Turn to History and the Volk: Brentano, Arnim, and the Grimm Brothers.” The Literature of German Romanticism. Cambridge University Press, 5 Şubat 2013. https://www.cambridge.org/core/books/abs/literature-of-german-romanticism/turn-to-history-and-the-volk-brentano-arnim-and-the-grimm-brothers/FF6B588DF7EB3C052B79F1F1FC8DB8C0 (Erişim tarihi: 26 Ekim 2026).
Mario Vargas Llosa, Yeşil Ev, 2. basım, çev. A. Er. Can Yayınları, 2012, s. 15.
Nick Hornby, 31 Şarkı, çev. B. Kadıoğlu, Sel Yayıncılık, 2010, s. 36.
Sándor Márai, Bir Burjuvanın İtirafları, çev, S. Can Yağcı, Can Sanat Yayınları, 2010,
s. 362
Umberto Eco, "Taksi Sürücüsünden Nasıl Yararlanılır?" İçerisinde Somon Balığıyla Yolculuk (ss. 37-39), çev. İlknur Özdemir, Can Yayınları, 1997, s. 39.
Universitätsbibliothek Kassel (19 Mayıs 2015). “Briefe der Grimm-Familie im Onlinearchiv der UB Kassel.” UB-Blog. https://blog.ub.uni-kassel.de/blog/2015/05/19/briefe-der-grimm-familie-im-netz/ (Erişim tarihi: 26 Ekim 2026).
VisitMarburg.com. “The Philipps University & the Brothers Grimm.” VisitMarburg.com. https://visitmarburg.com/discover/university-grimm/ (Erişim tarihi: 26 Ekim 2026)
Walter Benjamin, Tek Yön, çev. T. Turan, Yapı Kredi Yayınları, 2011, s. 35.
*Bu yazı ile ilgili düzeltme veya yorumunuz varsa lütfen benimle iletişime geçin: [email protected]
*İbrahim Beyazoğlu DAÜ İletişim Fakültesi'nde 2014 yılından beri öğretim görevlisi (PhD.) ve gazetecidir. Leeds Üniversitesi Tarih Bölümü'nde, aldığı bursla, konuk araştırmacı olarak bulunmuştur. https://scholar.google.com/citations?user=JrwwtXAAAAAJ&hl=tr&oi=ao İ[email protected]
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: MarburgalmanyaSeyahatİbrahim Beyazoğlu
DAHA FAZLA HABER OKU
Mine Ataman Türkiye’nin kirli havasının faturası 55 milyar dolar
Vahap Aydoğan Cumhuriyetin aynasında insan: Sanatın özgürlük arayışı
Dr. Ayça Ferda Kansu Hepinizden nefret ediyorum ama siz olmadan da iktidar olamıyorum!
röportaj
Prof. Dr. Uğur Batı 29 Ekim'de iki saat dilimi arasında: Ressam Daniela Jáuregui Servin
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.