31 Ekim 2026, Cumartesi · 12:57 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Krizler tarihi (1)

Türkiye’nin tarihi, bilhassa yakın tarihi, ekonomik krizlerle mücadele ettiği ve sarsıntı yaşadığı dönemlerle doludur. Zira bu topraklarda kimi zaman bir iktidarın ömrü, kimi zaman bir rejimin istikrarı, kimi zaman da de…

Bugün olduğu gibi geçmişte de böyleydi. Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilerek intihar süsü verilmesini sağlayacak ortamı oluşturan en dinamik unsur, ekonominin ciddi şekilde sarsılmasıydı. Üstelik bu krizlerin tamamını yalnızca ülkenin kendi faktörleriyle açıklamak da mümkün değildir.

Tarih boyunca büyük güçler başka devletlerin zayıflıklarını kendi siyasi ve iktisadi menfaatleri doğrultusunda değerlendirmeye çalışmış, yaşanan istikrarsızlık kimi zaman dışarıdaki aktörler için diplomatik baskı aracına, kimi zaman ekonomik nüfuz alanına, kimi zaman da kaçırılmayacak bir fırsata dönüşmüştür. İçerideki hesapların dışarıdaki çıkarlarla kesiştiği anlarda ise bedel, kararları alanlardan çok halka tesir etmiştir. Bedeller lidere ve halka mal olmuştur. Maalesef bu işlerin arkasındaki para baronları büyüyerek her dönemde perde arkasında varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Elbette bütün bu hadiseler farklı dönemlere, şartlara ve sorumluluk zincirlerine aitse de hepsinin önümüze koyduğu ortak bir soru vardır: Devletin imkânları, milletin menfaati dışında kullanıldığında, denetim mekanizmaları görevini yerine getiremediğinde ve sorumlular hesap vermekten uzaklaştığında, ortaya çıkan faturayı kim öder?

Geçmişte yaşanan hadiselerden gerekli dersler çıkarılmadığında, sorumlular hesap vermediğinde ve sistemin açıkları kapatılmadığında, çözüme kavuşturulmayan her mesele bir sonrakinin zeminini hazırlamaktadır. Simonoviç vakası ise bu açıdan, geçmişin karanlıkta kalan hesaplarının gelecekte hangi sorunlara kapı aralayabileceğini gösteren çarpıcı bir örnektir.

Osmanlı Bankası'nda 1873 sonbaharında ortaya çıkan bir açık, dönemin finans dünyasını sarsan bir soruşturmanın da başlangıcı oldu. Bankanın kasasında bulunması gereken 23 bin liranın yalnızca 2 bin lirası bulunmuştu. Soruşturmanın merkezindeki veznedar yardımcısı Mıgırdıç Simonoviç, borsada kaybettiği parayı geri kazanmak amacıyla kasadan para aldığını itiraf etti. Ancak ilk fark edilen açık, soruşturma ilerledikçe daha büyük bir kaybın yalnızca başlangıcı olarak ortaya çıktı.

20 Şubat 1874 tarihli resmî açıklamada toplam kayıp 94.921 lira 51 kuruş olarak bildirildi. Üstelik mesele yalnızca nakit paradan ibaret değildi; tahvil ve diğer menkul kıymetlerle ilgili eksiklikler de tespit edilmişti. Böylece bir banka çalışanının suçu, kurumun denetim mekanizmasının nasıl işlediğine ilişkin daha büyük bir soruyu gündeme getirdi.


Sanık mı, günah keçisi mi?

Simonoviç Davası'nın asıl tartışması, 1875'te başlayan yargılamayla derinleşti. Simonoviç, kasadan para aldığını kabul etmiş olsa da kendisine yüklenen toplam kaybın tamamından sorumlu tutulmasına itiraz etti. Başka banka çalışanlarının da borsada işlem yaptığını, bazı yüksek yöneticilerin de bu faaliyetlerden haberdar olduğunu ve soruşturmanın eksik yürütüldüğünü ileri sürdü.

Davanın son duruşmalarında Simonoviç'in avukatı Kirkor Efendi, bankanın kendi kurallarına göre çalışanların teminat göstermesi gerektiğini, ancak Simonoviç'in bu koşul yerine getirilmeden işe alınmış olduğunu ileri sürdü.

Geçmişten günümüze geldiğimizde birçok örneğin tek bir ortak yönü var: O da devletin rant merkezi olarak görülüp ya şahsi ya da dış bağlantılı aparatların halk dâhil lideri mağdur etmesidir.

V. Murad’ın tahta geçeceğini önceden duyan sarraflar, daha önceden borç vermezken yüklü miktarda borç para verdiler. Abdülaziz’in tahttan indirilmesini en çok isteyenler de bu sarraflar ve Avrupalı devletlere uşaklık yapan paşalardı. Hüseyin Avni Paşa, darbeden önce hastalık bahanesiyle gittiği İngiltere’den darbeye destek sözü alarak dönmüştü.

Elbette devletin görevi yalnızca krizlerin ardından zararı hesaplamak, açığı kapatmak ve faturayı ödemek değildi. Asıl görev, bu zararların doğmasına imkân veren boşlukları önceden tespit etmek, kamu kaynaklarını şeffaf, hesap verebilir ve etkili bir denetim altında tutmaktır. Çünkü doğru olan, devletin itibarını yalnızca sahip olduğu servetle ölçmek değildir; önemli olan, serveti nasıl koruduğudur. Adaleti ise sadece suç işleyenin cezalandırılması olarak değil, yetkinin kötüye kullanılmasının ve sorumluluktan kaçışın da karşılıksız bırakılmaması olarak görmektir.

Bir sonraki yazımızda tarihteki krizlere daha geniş yer vereceğiz. Ankara TTK kongresinden okuyucuya selamlar.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: #10YEARCHALLENGEekonomik krizosmanlıMuhammet Hamza Parlak

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Köse Modern matematik eğitiminin krizi: Sembolün gerçeklikten kopuşu ve kavrayışın zayıflaması (8)

TÜRKİYE'DEN SESLER

Prof. Dr. Ekrem Kalan TDT Ankara Zirvesi: Türk dünyasının birliği Bakü sınavından geçiyor

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürbüz Evren Netanyahu bile "dış güçler" söylemine muhtaç oldu

TÜRKİYE'DEN SESLER

İbrahim Beyazoğlu Marburg Notları

İlgili Haberler
Borsa Benzin ve motorin fiyatlarına zam geliyor. Litre fiyatı 100 lirayı aşacak NTV Para · 30 dk önce Borsa GSB 2026 KYK burs ve kredi sonuçları ne zaman erişime açılacak? Dünya Gazetesi · 1 saat önce Borsa TZOB açıkladı: Üretici ve market arasında yüzde 999 fiyat farkı! İşte ekim ayının zam şampiyonu Ekonomim · 1 saat önce Makroekonomi KYK Burs ve Kredi Sonuçları Ne Zaman Açıklanacak? Haber.com Ekonomi · 2 saat önce Borsa İstanbul Kiralık Sosyal Konut Projesi kura çekimi ne zaman yapılacak? Dünya Gazetesi · 2 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.