1 Kasım 2026, Pazar · 14:41 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Türk dünyasının yeni jeopolitiği: Ankara Zirvesi ve ortak çıkarların sınavı

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), kuruluşundan itibaren ekonomik ve stratejik iş birliğini genişletmeye çalışıyor. Ankara'daki 13. Zirve, bu arayışın ulaştırmadan savunma sanayiine uzanan gündemini ortaya koydu. Ancak teş…

Sovyetler Birliği'nin 1991'de dağılması, Türkiye ile Orta Asya arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcıydı. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın bağımsızlıklarını kazanması, ortak tarih ve dil bağlarının devletlerarası iş birliğine dönüştürülmesi yönünde beklentiler doğurdu. Türkiye'nin öncülüğünde 1992'de başlatılan Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri, bu arayışın ilk düzenli diplomatik platformunu oluşturdu. Ancak bağımsızlıklarını yeni kazanan cumhuriyetlerin önceliği kendi devlet kurumlarını oluşturmak, ekonomik sorunlarını aşmak ve Rusya başta olmak üzere komşularıyla ilişkilerini yeniden düzenlemekti. Ortak kimlik, ülkelerin farklı dış politika tercihlerini ortadan kaldırmıyordu.


Kurumsallaşma zaman aldı

Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan'ın 3 Ekim 2009'da imzaladığı Nahçıvan Anlaşması'yla Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi kuruldu. Özbekistan'ın 2019'da katılması, Orta Asya'nın en yoğun nüfuslu ülkelerinden birini bu yapıya dâhil etti. 2021 İstanbul Zirvesi'nde konsey Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) adını alınca iş birliğinin kapsamı da genişledi. Bugün 5 tam üyeye sahip teşkilatta Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gözlemci statüsünde bulunuyor. Başlangıçta kültürel yakınlaşmaya dayanan ilişkiler, zamanla ulaştırma, ticaret, enerji ve teknoloji gibi alanlara yayıldı.

29–30 Ekim 2026'da Ankara'da düzenlenen 13. TDT Zirvesi'nde “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla toplanan liderler, 163 maddelik Ankara Bildirisi'ni kabul etti. Türkiye dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralırken Özbekistanlı Mirvohid Azimov yeni Genel Sekreter olarak belirlendi. Ticaretin kolaylaştırılması, ulaştırma bağlantılarının geliştirilmesi, savunma sanayii ve dijital teknolojilerde iş birliği, zirvenin başlıca gündemini oluşturdu.

Ankara'da kabul edilen kararlar, TDT'nin uluslararası konumuna ilişkin daha temel bir soruyu gündeme getiriyor: Ortak tarih ve kültür etrafında kurulan bu teşkilat, Avrasya'nın ekonomik ve siyasi dengelerinde ne ölçüde söz sahibi olabilir?

Bu sorunun cevabı, zirve bildirilerindeki hedeflerden önce üyelerin coğrafi konumlarında ve ekonomik çıkarlarında aranmalı. Türkiye ile Orta Asya arasında uzanan geniş bölge, Avrupa ve Çin arasındaki ticaretin alternatif güzergâhlarından birini oluşturuyor. Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşın ardından bu coğrafyanın ulaştırma bakımından taşıdığı değer daha belirgin oldu. Ancak TDT'nin bu gelişmeden yararlanması, üyeler arasında ticaretin ve taşımacılığın önündeki engelleri kaldırabilmesine bağlı.


Orta Koridor'un ekonomik hesabı

Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret yollarının güvenliğine ilişkin değerlendirmeleri değiştirdi. Rusya üzerinden geçen kuzey güzergâhlarının yaptırım ve jeopolitik risklerle karşılaşması, Çin'den başlayarak Orta Asya, Hazar Denizi, Azerbaycan ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşan Orta Koridor'a ilgiyi artırdı. Bu hat, TDT üyelerinin ekonomik iş birliği geliştirebileceği en somut alanlardan biri.

Kazakistan ve Özbekistan, Orta Asya'daki üretim ve transit ağlarının başlıca merkezleri arasında bulunuyor. Azerbaycan, Hazar Denizi'nin batı kıyısındaki limanları ve demiryolu bağlantılarıyla bu ağın Kafkasya'ya açılmasını sağlıyor. Türkiye ise güzergâhın Avrupa pazarlarına ulaşmasında merkezi bir konuma sahip. Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu projesi de tamamlanırsa bölgedeki ulaştırma imkânları artacaktır.

Ankara Zirvesi'nde Orta Koridor'un geliştirilmesine, Bakü-Tiflis-Kars demiryolunun daha etkin kullanılmasına ve sınır geçişlerinin kolaylaştırılmasına yapılan vurgu, bu ekonomik hesabın sonucudur. Ne var ki bir ulaştırma güzergâhının harita üzerindeki uzunluğu, ticari başarısını tek başına açıklamaz. Hazar geçişlerinde gemi ve liman kapasitesi, demiryollarının taşıma imkânları, gümrük işlemleri ve yüklerin sınır kapılarında bekleme süreleri, güzergâhın rekabet gücünü doğrudan etkiliyor.

Taşımacılık şirketleri açısından belirleyici olan, yükün hangi ülkelerden geçtiğinden çok, teslimatın maliyeti ve süresidir. Orta Koridor, kuzey güzergâhına alternatif oluşturabilir. Ancak bunun için taşımacılık maliyet ve sürelerinin öngörülebilir olması gerekiyor. TDT'nin elektronik belge kullanımını yaygınlaştırma, gümrük işlemlerini uyumlu hâle getirme ve dijital ticareti kolaylaştırma girişimleri bu nedenle yeni demiryolu yatırımları kadar önem taşıyor.

Zengezur üzerinden planlanan bağlantılar da benzer bir ekonomik potansiyel barındırıyor. Azerbaycan'ın ana topraklarıyla Nahçıvan arasında ulaşımın geliştirilmesi, Türkiye'nin Kafkasya ve Orta Asya'ya erişiminde yeni seçenekler oluşturabilir. Bununla birlikte güzergâhın hukuki düzeni, Ermenistan'ın egemenliği ve bölgesel anlaşmaların uygulanması, projenin geleceğini belirleyecek. Ekonomik beklentiler, tarafların üzerinde uzlaşacağı siyasi ve hukuki çerçeveden bağımsız değerlendirilemez.

Ankara'nın dönem başkanlığında Orta Koridor için başarının ölçüsü, açıklanan yeni proje sayısı olmayacak. Taşıma maliyetlerindeki düşüş, sınır geçiş sürelerindeki iyileşme ve düzenli yük taşımacılığındaki artış, ekonomik bütünleşmenin ne ölçüde ilerlediğini gösterecek.


Türk devletlerinin çıkarları ne kadar örtüşüyor?

TDT'nin ortak dil ve tarih üzerinden kurduğu ilişkiler, üyeler arasında diplomatik yakınlık sağlıyor. Fakat bu yakınlık, dış politika ve güvenlik önceliklerinde tam bir birlik bulunduğu anlamına gelmiyor. Türkiye'nin Avrupa ve Orta Doğu ile ilişkileri, Azerbaycan'ın Güney Kafkasya'daki konumu ve Orta Asya cumhuriyetlerinin Rusya ile Çin arasındaki ekonomik bağları, teşkilatın kararlarını doğrudan etkiliyor.

Türkiye, TDT aracılığıyla Orta Asya ile ekonomik ilişkilerini genişletmeyi ve bölgesel diplomasiye daha fazla katkıda bulunmayı amaçlıyor. Azerbaycan için teşkilat, Türkiye ile yakın ilişkilerinin yanı sıra Orta Asya devletleriyle iş birliğini geliştirebileceği bir platform. Kazakistan ve Özbekistan ise bu ilişkileri çok yönlü dış politikalarının bir parçası olarak ele alıyor. Bu ülkelerin Rusya, Çin ve Avrupa Birliği ile geliştirdikleri ilişkiler, TDT'ye katılımlarının önünde bir engel olarak görülmüyor.

Ankara Zirvesi'nde Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'in Rusya'nın TDT+ formatı veya gözlemci statüsüyle teşkilata yakınlaştırılması yönündeki önerisi, bu farklı öncelikleri görünür kıldı. Tokayev'in yaklaşımı, Kazakistan'ın Rusya ile mevcut bağlarını korurken Türkiye ve diğer ortaklarla ilişkilerini geliştirme politikasına uygun düşüyor. Öneri hakkında ortak bir karar alınmaması ise üyelerin henüz böyle bir açılım üzerinde uzlaşmadığını gösteriyor.

Rusya'nın teşkilatla ilişkilerinin geliştirilmesi ilk bakışta TDT'nin kuruluş mantığıyla çelişkili görünebilir. Çünkü teşkilat, Türk dili konuşan bağımsız devletler arasındaki iş birliğini esas alıyor. Bununla birlikte Rusya, sınırları içinde Tatarlar ve Başkurtlar gibi Türk halklarının yaşadığı, Orta Asya ülkeleriyle yoğun ekonomik ilişkileri bulunan bir devlet. Moskova'nın dışarıda bırakılmasının mı, yoksa belirli alanlarda iş birliğine dâhil edilmesinin mi daha yararlı olacağı, üyelerin farklı değerlendirebileceği bir mesele.

Burada göz ardı edilmemesi gereken bir başka husus var. Rusya'nın TDT ile kurumsal ilişki geliştirmesi, karar alma süreçlerinde nasıl bir konuma sahip olacağı sorusunu doğurur. Gözlemci statüsünün kapsamı, TDT+ formatının hukuki çerçevesi ve bu tür ortaklıkların teşkilatın önceliklerine etkisi açıklığa kavuşturulmadan genişleme tartışmasının sonuçlarını değerlendirmek mümkün değil.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Ankara Zirvesi'ne katılmaması da siyasi yorumlara yol açabilecek bir gelişmeydi. Ancak Azerbaycan'ın Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov tarafından temsil edilmesi ve zirve çalışmalarına katılması, Bakü'nün teşkilat içindeki faaliyetlerini sürdürdüğünü gösteriyor. Aliyev'in yokluğundan hareketle Türkiye ile Azerbaycan arasında bir anlaşmazlık bulunduğunu ileri sürmek için elde yeterli bilgi yok.

TDT'nin önündeki asıl mesele, farklı dış politika tercihlerinin ortak ekonomik girişimleri engellemesini önlemek. Üyelerin Rusya veya Çin ile ilişkilerini sınırlandırmalarını gerektiren bir bütünleşme modeli, özellikle Orta Asya başkentlerinde karşılık bulmakta zorlanabilir.


Moskova ve Pekin için ne değişiyor?

Rusya açısından TDT'nin gelişmesi, Orta Asya'daki geleneksel ilişkilerin yeni bir bölgesel platformla birlikte yürütülmesi anlamına geliyor. Kazakistan ve Kırgızistan'ın Avrasya Ekonomik Birliği üyelikleri, Rusya ile ekonomik bağların kurumsal boyutunu oluşturuyor. İş gücü hareketliliği, enerji ticareti ve ulaştırma bağlantıları da bu ilişkilerin günlük ekonomik karşılıkları. TDT'nin Orta Koridor üzerinden alternatifler geliştirmesi, üye ülkelerin Rusya'ya bağımlılığını belirli alanlarda azaltabilir; ancak mevcut ilişkilerin kısa sürede yerini alması beklenmemeli.

Moskova'nın TDT'ye yaklaşımında ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuz kaygıları arasında bir gerilim oluşabilir. Rusya üzerinden geçmeyen ulaştırma hatları, Orta Asya ülkelerinin pazarlık seçeneklerini artırırken Rus şirketleri de yeni bağlantılardan yararlanmak isteyebilir. Tokayev'in önerisi, bu ihtimallerin birlikte değerlendirilmesine kapı açıyor. Bununla birlikte Rusya'nın öneriye nasıl karşılık vereceği ve hangi statüyle iş birliği yapmak isteyeceği henüz açıklığa kavuşmuş değil.

Çin için tablo farklı. Pekin'in Kuşak ve Yol Girişimi, Orta Asya'daki demiryolu ve lojistik yatırımlarıyla doğrudan bağlantılı. Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolunun geliştirilmesi, Çin'in batıya açılan ticaret yollarını çeşitlendirme hedefiyle örtüşüyor. TDT üyelerinin Orta Koridor'u geliştirme çabaları da Çinli ihracatçılara yeni güzergâhlar sağlayabilir.

Bu ekonomik uyum, Çin'in Türk devletleri arasındaki siyasi yakınlaşmaya kayıtsız kalacağı anlamına gelmez. Pekin'in bölgesel politikalarında sınır güvenliği, Orta Asya'daki istikrar ve Sincan'la ilgili hassasiyetleri bulunuyor. Ancak Ankara Zirvesi'nde Çin'e karşı ortak bir siyasi tutum benimsenmedi. Dolayısıyla TDT'nin Pekin'le ilişkisini çatışma üzerinden açıklamak için yeterli dayanak yok.

Aslında Orta Asya devletlerinin izlediği politika, Rusya ve Çin arasından birini seçmekten çok, ikisiyle de ilişkilerini korurken yeni ortaklar edinmeye dayanıyor. Türkiye, Avrupa Birliği ve diğer bölgesel aktörlerle kurulan ilişkiler, bu ülkelerin ekonomik seçeneklerini genişletiyor. TDT'nin bu süreçte sağlayabileceği katkı, üyelerine daha fazla hareket alanı kazandırmasıdır.


Avrupa, ABD ve güney komşularla ilişkiler

Avrupa Birliği'nin Orta Asya'ya ilgisi, enerji kaynaklarına erişim ve ticaret güzergâhlarının çeşitlendirilmesiyle yakından ilişkili. Rusya-Ukrayna savaşından sonra Orta Koridor'a verilen önem arttı. TDT üyelerinin ulaştırma altyapısını geliştirmesi, Avrupa şirketleri için alternatif tedarik ve transit seçenekleri oluşturabilir.

Ancak ekonomik çıkarların örtüşmesi, bütün siyasi konularda uzlaşma bulunduğunu göstermiyor. Ankara Bildirisi'nde Kıbrıs Türklerinin haklarına ve adadaki mevcut gerçeklerin dikkate alınmasına ilişkin ifadeler, Türkiye'nin Kıbrıs politikasının teşkilat gündemindeki yerini koruduğunu gösterdi. Gazze'de 2 devletli çözümün desteklenmesi ve Suriye'nin toprak bütünlüğü ile yeniden imarına yapılan vurgu da TDT'nin bölgesel krizlerde ortak diplomatik tutum geliştirme arayışını yansıtıyor.

Bu konuların Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkilerde farklı sonuçları olabilir. Washington, Orta Asya'da ekonomik bağlantıların çeşitlenmesini kendi bölgesel çıkarlarıyla uyumlu görebilir. Bununla birlikte TDT'nin savunma sanayii alanındaki girişimlerinin ABD tarafından nasıl değerlendirileceği, iş birliğinin kapsamına ve kullanılan teknolojilere bağlı olacaktır. Henüz açıklanmamış bir Amerikan tutumunu olumlu veya olumsuz diye nitelemek doğru olmaz.

İran açısından ise ulaştırma güzergâhlarının yönü doğrudan ekonomik ve jeopolitik sonuçlar doğuruyor. Azerbaycan ile Nahçıvan arasında planlanan bağlantılar, İran üzerinden geçen bazı güzergâhlara alternatif oluşturabilir. Tahran'ın Güney Kafkasya'daki sınırların korunmasına ilişkin hassasiyetleri de dikkate alındığında, Zengezur meselesi salt taşımacılık maliyetleri üzerinden değerlendirilemez.

Güneyde Pakistan ve Afganistan'ın dâhil olabileceği ulaştırma ağları başka bir fırsat alanı sunuyor. Trans-Afgan demiryolu, Özbekistan'ın Pakistan limanlarına erişimini kolaylaştırabilir. Pakistan için Orta Asya pazarlarına açılmak, Afganistan içinse transit gelirlerini artırmak ekonomik gerekçeler arasında bulunuyor. Fakat güzergâhın finansmanı ve güvenliği konusundaki sorunlar çözülmeden projenin ticaret hacmine etkisini hesaplamak mümkün değil.

Ankara Bildirisi'nin Orta Koridor, Zengezur, Çin-Kırgızistan-Özbekistan ve Trans-Afgan demiryolu projelerini birlikte ele alması, teşkilatın ulaştırma gündeminin genişliğini gösteriyor. Bu projelerin her biri farklı ülkelerin egemenlik alanlarından geçiyor ve farklı finansman düzenlemeleri gerektiriyor.


Savunma iş birliğinin sınırları

Ankara Zirvesi'nde savunma sanayii ve siber güvenlik alanındaki öneriler, TDT'nin gelecekte nasıl bir kurumsal yapıya dönüşebileceği tartışmasını da gündeme taşıdı. Türkiye'de bir TDT Savunma Sanayii Koleji kurulması teklifi, ortak eğitim ve uzman yetiştirme faaliyetlerinin geliştirilmesine yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir. Siber güvenlik ve suçla mücadele alanlarında yeni mekanizmalar oluşturulmasına ilişkin çalışmalar da bildiride yer aldı.

Bu girişimlerin kapsamını doğru belirlemek gerekiyor. Savunma sanayiinde teknik eğitim veya teknoloji alanında iş birliği, üye ülkelerin ortak savunma yükümlülüğü üstlenmesi anlamına gelmiyor. Kazakistan'ın teşkilatın askerî ittifaka dönüşmemesi yönündeki yaklaşımı, üyelerin güvenlik politikalarındaki farklılıkları anlamak açısından önem taşıyor.

Türkiye'nin savunma sanayii alanındaki üretim ve ihracat kapasitesi, diğer üyelere eğitim ve teknik iş birliği fırsatları sağlayabilir. Ancak teknoloji transferi, üçüncü ülkelerden alınan sistemlere ilişkin ihracat kısıtlamaları ve finansman koşulları, bu iş birliğinin kapsamını belirleyecektir.

Siber güvenlikte ise ortak hareket etmenin ekonomik gerekçeleri daha doğrudan. Sınır ötesi ticaretin dijitalleşmesi, elektronik belge paylaşımı ve ulaştırma altyapılarının birbirine bağlanması, veri güvenliğini ortak bir mesele hâline getiriyor. TDT'nin bu alanda geliştireceği standartlar, ticari işlemlerin güvenilirliğine katkıda bulunabilir.

Ortak Türk alfabesi çalışmalarının desteklenmesi ve 12U CubeSat uydu projesinin gündemde tutulması da teşkilatın teknoloji alanındaki hedefleri arasında. Ortak alfabenin eğitim, yayıncılık ve dijital iletişimde kullanılması, üye ülkelerin kendi dil politikalarıyla uyumlu düzenlemeler gerektiriyor. Uydu projesinde ise teknik hazırlıkların tamamlanması, finansman ve işletme kapasitesi belirleyici olacak.

Bu alanlarda verilen siyasi desteğin ne ölçüde uygulamaya dönüşeceği henüz belli değil.


Ankara'nın önündeki ekonomik sınav

Türkiye'nin dönem başkanlığı, TDT'nin daha önce benimsediği hedefleri uygulamaya taşıması bakımından yeni bir fırsat yaratıyor. Ancak Orta Koridor, ticaretin kolaylaştırılması ve yatırım iş birliği gibi başlıklar ilk kez Ankara'da gündeme gelmedi. Bunlar teşkilatın önceki toplantılarında da tartışılmıştı.

Bu nedenle Türkiye'nin dönem başkanlığındaki ilerlemeyi değerlendirmek için yeni açıklamalardan çok, mevcut girişimlerin sonuçlarına bakmak gerekecek. Türk Yatırım Fonu'nun desteklediği projeler, sınır geçişlerindeki işlem süreleri, elektronik belgelerin karşılıklı kabulü ve ulaştırma hatlarının kapasitesi ölçülebilir göstergeler sunabilir.

Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev'in önerdiği “Türk Dünyası-100” ortak yatırım girişimi de bu açıdan değerlendirilmeli. 100 yatırım ve sanayi projesi geliştirme hedefi, üyeler arasında üretim ilişkilerinin genişletilmesine yönelik bir öneri. Ancak projelerin ekonomik karşılığı, seçilecek sektörlere, finansman koşullarına ve özel sektörün katılımına bağlı olacak.

TDT üyelerinin ekonomik yapıları birbirinden farklı. Türkiye'nin sanayi üretimi, Kazakistan'ın enerji ve ham madde kaynakları, Özbekistan'ın geniş iç pazarı, Azerbaycan'ın enerji ve transit altyapısı ile Kırgızistan'ın bölgesel ulaştırma bağlantıları arasında tamamlayıcı ilişkiler kurulabilir. Fakat ortak tarih ve dil, yatırım kararlarının karşılaştığı hukuki ve ekonomik sorunları kendiliğinden çözmez.

Bir Türk şirketinin Özbekistan'da yatırım yapması veya Kazakistan'daki bir üreticinin mallarını Türkiye üzerinden Avrupa'ya göndermesi için güvenilir sözleşmeler, öngörülebilir vergi düzenlemeleri ve rekabetçi taşımacılık maliyetleri gerekiyor. Ekonomik bütünleşmenin günlük hayattaki karşılığı bu koşulların iyileştirilmesidir.

Teşkilatın genişleyen gündemi, kaynakların hangi alanlara ayrılacağı sorusunu da beraberinde getiriyor. Ulaştırma, enerji, savunma sanayii, dijital teknoloji ve kültürel iş birliği alanlarının tamamında eş zamanlı ilerleme hedeflenmesi, uygulama kapasitesini zorlayabilir. Üyelerin üzerinde uzlaştığı sınırlı sayıda projenin tamamlanması, çok sayıda girişimin sürekli hazırlık aşamasında kalmasından daha fazla ekonomik değer yaratabilir.


Ortak kimliğin ötesinde

Türk Devletleri Teşkilatı'nın Ankara Zirvesi, 1992'de başlayan diplomatik yakınlaşmanın bugün ulaştığı kurumsal düzeyi gösterdi. Teşkilat artık ulaştırma güzergâhları, yatırımlar ve bölgesel güvenlik meseleleri hakkında ortak kararlar almaya çalışıyor. Bununla birlikte üyelerin farklı dış politika tercihleri, bu kararların kapsamını belirlemeyi sürdürüyor.

TDT'nin Avrupa Birliği benzeri bir ekonomik bütünleşmeye veya NATO benzeri askerî ittifaka dönüşeceğine ilişkin beklentiler, mevcut kurumsal yapısı ve üyelerin öncelikleri dikkate alındığında gerçekçi görünmüyor. Böyle bir modele ihtiyaç duyulup duyulmadığı da ayrı bir tartışma. Teşkilat, üyelerin egemenliklerini koruyan daha esnek bir iş birliği düzeni içinde ekonomik sonuçlar elde edebilir.

Burada belirleyici mesele, Türk devletlerinin Rusya, Çin veya Batı ile ilişkilerinde ortak bir taraf seçmeleri değil. Üyeler, mevcut ortaklıklarını sürdürürken birbirleriyle ticareti artırabilir ve yeni ulaştırma bağlantıları kurabilir. TDT'nin ekonomik değeri, ülkelerin dış politika seçeneklerini daraltmadan iş birliği geliştirebilmesinde aranmalı.

2027'de Özbekistan'da yapılması planlanan zirve, Ankara'da kabul edilen hedeflerin uygulama durumunu değerlendirmek için ilk fırsatlardan biri olacak. O tarihe kadar hangi projelerin finansman bulduğu, gümrük işlemlerinde ne kadar ilerleme sağlandığı ve Orta Koridor'un taşıma kapasitesinin nasıl değiştiği, teşkilatın ekonomik etkisine ilişkin daha güvenilir bir değerlendirme yapılmasını sağlayabilir.

Türk devletlerini bir araya getiren tarihî ve kültürel bağlar, 30 yılı aşkın süredir diplomatik iş birliğinin temelini oluşturuyor. Ankara Zirvesi ise bu yakınlığın ekonomik sonuçlarının daha fazla sorgulandığı bir döneme işaret ediyor. TDT'nin bölgesel ve küresel ağırlığını belirleyecek olan, ortak kimliğe ilişkin açıklamaların gücü yanında üyelerin farklı çıkarlarına rağmen birlikte gerçekleştirebildikleri projeler olacak.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: Türk dünyasıtdtProf. Dr. Süleyman Kızıltoprak

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Köse Türkiye'de matematik eğitiminin yapısal sorunları: Aritmetik merkezli müfredatın sonuçları (9)

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Elif Dikmen Diriöz Bitki ressamlığı: Doğanın bilimle buluştuğu sanat

TÜRKİYE'DEN SESLER

Selçuk Ramazanoğlu Rejans'ta cumhuriyet ve bir tabak etsiz kuru fasulye pilav

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Kanaatlı Dinin alternatifi var mıdır?

İlgili Haberler
Borsa İran: Tehditlere karşı coğrafi sınır olmaksızın karşılık vereceğiz Dünya Gazetesi · 25 dk önce Borsa Meclis'te yeni haftanın gündemi belli oldu Finans Gündem (ing) · 1 saat önce Makroekonomi Türkiye ve Güney Kore ekonomik işbirlikleri güçleniyor! İlk 9 ayda ticaret hacmi 8,7 milyar dolar Sabah Ekonomi · 3 saat önce Borsa Meclis'te bütçe maratonu sürüyor: 5 bakanlığın bütçesi görüşülecek Dünya Gazetesi · 3 saat önce Borsa Zelenskiy: Türkiye ile yeni sanayi ve enerji projeleri üzerinde çalışıyoruz Ekonomim · 18 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.