5 Kasım 2026, Perşembe · 12:43 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Kansas'la aramızda bir şey yok... Vallahi sadece arkadaşız!

Magazin dünyasında objektiflere yakalanan ünlülerin meşhur açıklaması gibi değil mi? Göründüğü gibi değil, yalnızca arkadaşız. "Kirşen" diye biten bir söz var hani, siz anladınız. Onun gibi… Siyasette de benzer bir savun…

Göründüğü gibi değil, yalnızca arkadaşız.


"Kirşen" diye biten bir söz var hani, siz anladınız. Onun gibi…

Siyasette de benzer bir savunma varmış demek ki, Trump yapınca olabiliyormuş. Seçim meydanlarında görünür, kendiniz ya da partiniz adına oy ister, zaferin hayalini kurarsınız. Ama olmadı mı, sandıktan yenilgi çıkınca emeğin/ilişkinin adını değiştirirsiniz:

Benimle ilgisi yok.


Trump’ın seçim sonuçlarıyla arasına koymaya çalıştığı mesafeyi biraz da böyle okuyorum ben. Elbette Kansas’taki fotoğraf, bu ve ardından gelecek benzeri açıklamaların ilk fişeğiydi.

Ancak günün sonunda anladık ki Kansas’ı alan ülkeyi de alıyormuş galiba. Kansas ile başlayan bu sonuçlar o soruyu sormamızı da mecbur kılmadı mı artık:

Parti aidiyeti tamam da ya benim hayatım?


İzmir’in CHP’si, Konya’nın AK Parti’si gibi düşünün… Böyle uzun bir süreklilik, parti tercihinin gündelik bir siyasi değerlendirmeyi aşarak aile alışkanlıklarına, toplumsal çevreye ve kişinin kendisini tanımlama biçimine yerleşebildiği bir zemine işaret eder. Oy pusulasında işaretlenen parti, bazen "Hangi politikayı destekliyorum?" sorusundan önce "Ben kimlerdenim?" sorusunun cevabıdır.

Üstelik Beyaz Saray Kütüphanesi’nde bile bu en temel politik psikoloji araştırmalarının pek çok örneği bulunur.
Bu nedenle güçlü parti sadakatinin bulunduğu yerlerde karşı partiye oy vermek, yalnızca aday değiştirmek değildir. Kişi, kendi çevresinin beklentileriyle, geçmiş tercihleriyle ve aidiyetinin sınırlarıyla da müzakere etmektedir. Adeta doğuştan, aile yadigârı olarak getirdiği bir mirası reddetmek gibi bir histir bu bazen. Hasılı yıllarca eleştirdiği bir partinin adayına yönelmek, psikolojik bakımdan maliyetli iştir.

İnsan yalnızca başkalarına değil, kendisine de bu değişikliği açıklamak zorundadır.

ABD’deki sonuçların politik psikoloji açısından çarpıcı tarafı burada ortaya çıkıyor: Görünen o ki genel hoşnutsuzluk, aidiyetin koruyucu duvarını aşabilmiş. Bu, bütün Cumhuriyetçi seçmenlerin kimlik değiştirdiği anlamına gelmez tabii. Fakat ortaya çıkan sonuç, Demokrat adayların çoğunluğu kazanmasını mümkün kılan desteğin, yerleşik siyasi sınırlar içinde tutulamadığını gösterir. Sadakat, sonucu eskisi gibi güvence altına alamamış, mızrak çuvalı delmiştir.

Parti aidiyeti bir psikolojik filtre gibi çalışır. Kendi tarafımızın hatalarını çoğu zaman görmezden gelebilmek için çeşitli koşullarla açıklar, adeta önemsizleştiririz zira aksini yapmak zihnen ve kalben özümüzde bir çelişki yaratacağı için – ki psikolojide buna bilişsel çelişki deniyor – bunu doğallıkla yapar ve yaptığımızın da farkına bile varmayız. Oysa karşı tarafın hatalarına karşı aynı toleransı gösteremediğimiz gibi çoğu zaman büyütür de büyütürüz, hatta daha ileri götürüp karakterine bağlarız.

liderin başarısızlığını geçici, rakibinin başarısını tesadüfi görmeye daha yatkınızdır da… Böylece siyasi bağlılık, gündelik hayatta karşılaşılan olumsuzlukların oy tercihine dönüşmesini geciktirebilir de netekim.

Ama bu filtrenin de bir sınırı vardır. Yaşanan deneyimle siyasi anlatı arasındaki mesafe büyüdüğünde, seçmenin kendisini ikna etmesi zorlaşır. Burada kritik soru şudur: "Bizimkiler" demek, ne zamana kadar "Benim hayatımda ne oluyor?" sorusunun önüne geçebilir? Kansas sonucu, bu sorunun Cumhuriyetçiler açısından artık rahatça geçiştirilemeyeceğini düşündürüyor.

Trump açısından ciddi uyarı da budur. Siyasi gücünü güçlü bir aidiyet diliyle kuran bir lider için risk, yalnızca rakiplerinin daha fazla oy alması değildir. Kendi tarafının sadakatinin koşullu hâle geldiğinin görünür olmasıdır. Seçmen, "Sizi desteklemiş olmam, her durumda destekleyeceğim anlamına gelmiyor" dediğinde, liderin seçmen üzerindeki etkisinin sınırları belirginleşir.

Kansas’ı bir örneklem gibi düşünerek ele alacak olursak, Trump’ın Marshall için sahaya çıktığını da unutmayalım. Kendisi bunu iyi okumalıdır zira Kansas yarışını kendi siyasi ağırlığını da ortaya koyduğu bir mücadeleye dönüştürmüştür. Destek çağrısı, seçmene adayla lider arasındaki bağı hatırlatır. Ve seçimden önce canımsınız, seçimden sonra alakamız yok demek en hafif tabirle ihanettir. Seçimden sonra o bağın önemsiz olduğunu söylemek, kampanya sırasında kurulmuş ilişkinin siyasi anlamını da ortadan kaldırmaz.

Elbette Hamilton’ın başarısını yalnızca Trump’a tepkiyle açıklamak da eksik olur. Hamilton’ın ılımlı profili ve 2 parti arasında uzlaşmayı öne çıkaran yaklaşımı, karşı tarafa oy vermenin psikolojik maliyetini azaltmış olabilir. Oldukça akıllıca, sanıyorum ekibinde sosyal psikolojiyi iyi bilen birileri var.

Bu ayrıntı önemlidir: Aidiyetinden uzaklaşan seçmenin, karşı tarafta kendisini bütünüyle yabancı hissetmeyeceği bir seçenek bulması gerekir. Muhalefet açısından mesele, yalnızca iktidara duyulan tepkiyi büyütmek değildir. O tepkinin oy tercihine dönüşebileceği bir güven alanı oluşturmaktır da aynı zamanda. Seçmen, karşıya geçerken kendisinden vazgeçmek zorunda olmadığını düşünmeli, kendini ihanet etmiş gibi bir hisle baş başa bulmamalıdır.

Bu yüzden bugünkü sonuçları bir ideolojik dönüşümün kesin kanıtı saymak için erken. Ancak sonucu sıradan bir aday yenilgisine indirgemek de aynı ölçüde yanıltıcı. 94 yıllık sürekliliğin kesilmesi, alışılmış siyasi davranışın değişebildiğini görünür kılıyor. Üstelik bu değişim, Trump’ın açık desteğine rağmen gerçekleşiyor. Netekim resmî sonuçlar açıklanmamış olsa da ülke genelinde de vaziyet ortada.

Hasılı aidiyet dediğimiz şey güçlü bir şeydir ama sonsuz-sınırsız değildir.

İnsan bir ilişkiye ve seçmen de bir partiye sempatisini sürdürebilir; yine de o partinin adayına oy vermeyi reddedebilir, o ilişkiyi bitirebilir. Trump istediği kadar ilgimiz yok, "Sadece arkadaşız" desin. Sandıktan çıkanla birlikte eminim o da görmüştür ki artık birini desteklemek demek ona mecbur olmak değildir.

Haydi darısı başımıza, CHP’li yobazından da AK Parti’li yobazından da illallah gayrı.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: DONALD TRUMPKANSASDr. Ayça Ferda Kansu

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu ABD ara seçimleri: Sandık ve reel durum

TÜRKİYE'DEN SESLER

Mesut Değer 11 ay önceden yazdım: ABD seçimleri Trump için siyasi bir kırılma noktası oldu

TÜRKİYE'DEN SESLER

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Topal ördek mi? ABD ara seçimleri ve kurumların kalıcılığı

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Güney Kore Türkiye'ye ne kazandırıyor?

İlgili Haberler
Makroekonomi SON DAKİKA | Bakan Şimşek: 15 fonda 542 bin 975 hesaba toplam 62.2 milyar TL ödeme yapıldı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Türkiye ve Çin'den yeşil dönüşüm hamlesi: 9 Kasım'da iş forumu düzenlenecek CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Bankaların faiz hesabında kritik ayrıntı! 1 Milyon TL'nin tamamına faiz yok CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi SON DAKİKA | Bakan Bayraktar: 2040'ta enerjide bağımsız olacağız CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi TCMB ekim ayı enflasyon raporunu yayımladı: Enerji ve gıda fiyatları öne çıktı CNN Türk Ekonomi · az önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.