5 Kasım 2026, Perşembe · 16:30 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Haritadaki yara izleri... Prof. Dr. Fernando Barredo de Valenzuela ile sohbet

Siyasetsiz bir sanat omurgasızdır; sanatsız ve estetiksiz bir siyaset ise ruhsuzdur. Fernando Barredo de Valenzuela, "Loc" Bu cümleyi ilk okuduğumda bir süre üzerinde durdum. Katıldığım için değil, hemen katılamadığım iç…

Siyasetsiz bir sanat omurgasızdır; sanatsız ve estetiksiz bir siyaset ise ruhsuzdur.

Fernando Barredo de Valenzuela, "Loc"


Bu cümleyi ilk okuduğumda bir süre üzerinde durdum. Katıldığım için değil, hemen katılamadığım için. Sanatın mutlaka bir siyasi omurgası olması gerektiğine inanmayan çok sayıda ressam, heykeltıraş, şair tanıdım. Bir çiçeği, bir yüzü, bir akşam ışığını hiçbir dava gütmeden resmetmenin de bir değeri olduğunu düşünenlerdenim. Ama bazı cümleler, onlara itiraz etmek isteseniz bile sizi düşünmeye zorlar. Sanırım iyi bir cümlenin, tıpkı iyi bir eser gibi, ilk işi budur: Okuyanı rahat koltuğundan kaldırmak. Bu cümlenin sahibi, İspanya'nın Toledo kentinden gelen bir sanatçı ve akademisyen. Sanat dünyası onu kısaca "Loc" diye tanıyor: Prof. Dr. Fernando Barredo de Valenzuela.

Barredo bu hafta İstanbul'da. Medicana Eğitim Grubu MBA Okulları'nın Cumhuriyet'in 103. yılında düzenlediği 4. Cumhuriyet Yüzyılı Uluslararası Sanat Çalıştayı için Fişekhane'ye gelen 25 sanatçıdan biri. 24–29 Ekim tarihleri arasında İspanya, Mısır, Meksika, Slovakya, Çin, Azerbaycan, Karadağ, Ukrayna, Belarus ve Türkiye'den sanatçılar, MBA Okulları'nın ortaokul ve lise öğrencileriyle aynı atölyede çalışacak. Tema: "Nutuk'tan ilhamla: Fikri hür izler". Gençler 6 gün boyunca bu sanatçıların yanında tuval boyayacak, heykel biçimlendirecek. Sonunda da Cumhuriyet'in 103. yılına özel ortak bir sanat manifestosu yazacaklar. Eserler 29 Ekim akşamı bando ve koro eşliğinde açılacak bir sergiyle Fişekhane'de izleyiciyle buluşacak.

Burada dikkatimi çeken şu: Sınırları "coğrafyaya zorla dayatılmış, kötü kapanmış yara izleri" olarak tanımlayan bir sanatçı, 10 ülkenin sanatçısını tek bir çatı altında toplayan bir çalıştaya katılıyor. Bana göre MBA Okulları'nın kurduğu bu atölye, Barredo'nun hayalini kurduğu sınırsız haritanın küçük ve geçici bir provası gibi. 6 gün boyunca Fişekhane'de pasaport sorulmayacak. Sorulacak tek şey, elinizde hangi fırçanın olduğu.

Madrid'den Toledo'ya

Fernando Barredo de Valenzuela, Madrid Complutense Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde hem lisans hem de doktora eğitimini en yüksek başarı derecesi olan "Summa Cum Laude" ile tamamladı, olağanüstü başarı ödülleri aldı. Heykeltıraş, ressam ve performans sanatçısı. Uzun yıllardır Toledo Sanat Çemberi'nin (Círculo de Arte de Toledo) başkanlığını yürütüyor ve uluslararası projeler yönetiyor. Uluslararası düzeyde "Barış Kültürü İçin Sanat ve Yaratıcı Ekonomi" komisyonlarına başkanlık ediyor.

Onu meslektaşlarının çoğundan ayıran şey ise siyasetle kurduğu doğrudan ilişki. İspanya'nın sol partisi Podemos'ta, Castilla-La Mancha bölgesinde "Imagina Podemos" adlı eleştirel bir akıma liderlik etti. Parti içi bürokrasiye ve elitizme karşı sert bir iç muhalefet yürüttü. Laik örgütlenmelerde, örneğin Toledo Laica'da aktif görevler üstlendi. Kanaatimce Toledo'nun kendisi de onu anlamak için önemli bir ipucu. Yüzyıllarca Hristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin bir arada yaşadığı, bu yüzden "üç kültürün şehri" diye anılan bir kent. Dinle, kimlikle ve birlikte yaşamla ilgili soruların taşına kazındığı bir yerden gelen bir sanatçının bu sorularla hesaplaşması bence şaşırtıcı değil.

Kürsü, sokak ve atölye

Sohbete en çok merak ettiğim çelişkiyle girdim. Parlak bir akademik özgeçmiş, yönetim görevleri, bir yanda da protestolar, parti içi kavgalar ve tabuları sarsan eserler... Sordum:

Fernando, bu unvanlara rağmen sizi sık sık sokakta, sert muhalefet odaklarında ya da fırçanızla, keskinizle tabuları sarsarken görüyoruz. Sizin dünyanızda estetikle aktivizm nasıl bu kadar iç içe geçti? Sanatınız siyasetinizin neresinde duruyor?


Gülümsedi ve işe tanımlardan başladı. Ona göre önce sanatın ne olmadığı konusunda anlaşmak gerekiyordu:

Benim için sanat, müze salonlarının steril duvarlarını süsleyen, burjuvazinin estetik hazlarına hizmet eden ya da elitist çevrelerin kendi aralarında pazarladığı uyuşturucu bir meta değildir. Ben kürsüyü, sokağı, siyasi partiyi ve sanat atölyemi asla birbirine paralel ama ayrı kompartımanlar olarak görmedim.


Akademik unvanlarının ona "steril bir kule" değil, daha ağır bir toplumsal sorumluluk verdiğini söylüyor. Sanat anlayışını da tek bir ölçüte bağlıyor:

Eğer bir eser toplumsal yaraları deşmiyorsa, güç odaklarını ve kutsallaştırılmış yozlaşmaları sorgulatmıyorsa, yalnızca güzel görünmekle yetiniyorsa eksiktir. Parti içinde bürokrasiye ve elitizme karşı yürüttüğüm mücadele neyse, atölyemde yontu kalemini elime aldığım andaki tavrım da odur. Siyasetim toplumsal adalet arayışımın, sanatım ise bu adalet kavgasının estetik ve sarsıcı bir aynasıdır.


Cümlenin sonunu ise neredeyse bir slogan gibi söyledi:

Fırçam ve sesim aynı hakikat mücadelesine hizmet eder.


Meseleye buradan baktığımda Barredo'yu anlamanın anahtarının "kompartıman" kelimesinde olduğunu düşünüyorum. Çoğumuz hayatımızı bölmelere ayırırız: İş bir yerde, inanç bir yerde, sanat bir yerde. Barredo ise bu bölmelerin duvarlarını yıkmayı bir yaşam biçimi hâline getirmiş. Ona her noktada katılmak zorunda değilsiniz. Ben de "yalnızca güzel olan eserin eksik olduğu" fikrine tam olarak katılmıyorum. Ama kendi ilkesiyle hayatı arasında bu kadar az mesafe bırakan bir insana saygı duymamak da zor.

Kötü kapanmış yara izleri

Barredo'nun adını İspanya sınırlarının dışına taşıyan işlerden biri, 2019'da Toledo'da sergilenen "Pederoclastia" adlı üç boyutlu enstalasyon oldu. Eser, Katolik Kilisesi'ndeki çocuk istismarı vakalarını ve bunların örtbas edilmesini doğrudan hedef alıyordu. Toledo Başpiskoposluğu sergiyi "grotesk ve hakaret içeren" bir iş olarak sert biçimde eleştirdi. Tartışma İspanya basınında uzun süre gündemde kaldı.

Bu yüzden ikinci sorum kaçınılmazdı:

Pederoclastia büyük yankı uyandırdı, sert tartışmalara yol açtı. Kurumsal yozlaşmaya karşı bu provokatif yaklaşımınızı ve eserlerinizde 'sınırlar' fikriyle girdiğiniz hesaplaşmayı anlatır mısınız?


Sesinde en ufak bir tereddüt yoktu. Toplumsal tabuları ve dokunulmaz kılınan kurumları "insanlığın özgürleşmesinin önündeki en büyük engeller" olarak görüyor:

Pederoclastia'yı hayata geçirirken amacım tam olarak buydu: Kilise içinde yıllarca süregelen çocuk istismarı vakalarını ve bu devasa kurumun hakikatin üzerini örtme çabalarını üç boyutlu bir görsel manifestoyla yüzlerine çarpmak. Sanatçı rahatsız etmek zorundadır. Kutsalların arkasına saklanan yozlaşmayı teşhir etmek benim etik yükümlülüğümdür.


Sonra konuyu haritalara taşıdı ve bu sohbetin bana kalan en güçlü imgesini kurdu:

Benim felsefemde sınırlar nedir, biliyor musunuz? Coğrafyaya zorla dayatılmış, kötü kapanmış yara izleri. Haritalara çizilen o yapay çizgiler, insanlığın ortak gelişimine vurulmuş ketlerden başka bir şey değil. Çalışmalarımda doğanın sınır tanımayan bütünlüğüyle insanın inşa ettiği bu yapay duvarları karşı karşıya getiririm.


Ahşap gibi doğal malzemeleri katman katman kullanmasının da tesadüf olmadığını söylüyor. Ahşabın "doğanın organik hafızasını" taşıdığını, bu hafızayı insanın kurduğu yapılarla yan yana koyarak aradaki çelişkiyi görünür kıldığını anlatıyor. Ona göre sanat, "sınırların tamamen ortadan kalktığı ütopik ve evrensel bir barış dünyasının en güçlü itici motoru."

Bana kalırsa buradaki asıl mesele, bir ağacın gövdesindeki halkalarda saklı. Bir ağaç büyürken hiçbir haritaya bakmaz. Kökleri, tel örgülerin, gümrük kapılarının, sınır taşlarının altından geçip gider. Barredo'nun ahşabı seçmesi, sınır tanımayan bir canlıyı sınırlarla dolu bir dünyanın karşısına tanık olarak çıkarmak gibi. Sınırları ortadan kaldırmanın mümkün olup olmadığı tartışılır. Ama bir sanatçının, haritaların gerçeğin kendisi değil insanın çizdiği bir şey olduğunu hatırlatması bence kıymetli.

Omurga ve ruh

Son sorumu geleceğe dair sordum. Yerel bir aktivistten uluslararası barış komisyonlarına uzanan bir yolculuk, bir yanda tavizsiz bir laiklik savunusu, öbür yanda heykelden performansa uzanan disiplinlerarası bir üretim... "Bütün bunları geleceğe nasıl aktarmayı düşünüyorsunuz?" diye sordum.

Laikliği "siyasi ve insani varoluşunun taviz verilemez kurucu harcı" olarak tanımlıyor. Ama bu mücadelenin yalnızca sloganlarla yürütülemeyeceğini de ekliyor:

Bu mücadele kültürle, sanatla ve alternatif bir küresel diyalog inşa ederek desteklenmelidir. Uluslararası düzeyde Barış Kültürü İçin Sanat ve Yaratıcı Ekonomi komisyonlarına başkanlık ederken tam olarak bu sentezi kurmaya çalışıyorum. Yerel motiflerin ve özgün kültürel kodların, küresel çatışma çözümlerinde ve barış inşasında nasıl bir anahtara dönüşebileceğini gösteriyoruz.


Heykeli, resmi, enstalasyonu ve performansı birbirinin içinde eriten çalışma biçimini de bu "çok sesli barış vizyonunun estetik karşılığı" olarak görüyor. Geleceğe bırakmak istediği mirası sorduğumda ise yazının başına koyduğum o cümleyi söyledi ve ardından ekledi:

İnsanlık, sınırların ve dogmaların ötesinde, yaratıcı eylemin dönüştürücü gücüyle özgürleşecektir.

Bütün bunları yan yana koyduğumda Barredo'nun Fişekhane'deki varlığının bir rastlantı olmadığını düşünüyorum. Laiklik, bu topraklarda da Cumhuriyet'in kurucu ilkelerinden biri. Çalıştayın teması da "fikri hür" nesiller idealinden besleniyor. Toledo'dan gelen bir sanatçının kendi ülkesinde yürüttüğü tartışmalar elbette İspanya'ya özgü. Ama "hür fikir" kavramının bir Akdeniz kıyısından ötekine nasıl yankılandığını görmek bence bu çalıştayın en ilginç diyaloglarından birini vadediyor.

Fişekhane'de sınırsız bir harita

29 Ekim akşamı Fişekhane'de sergi kapıları açıldığında duvarlarda 10 ülkeden gelen sanatçıların eserleri yan yana duracak. İspanyol bir heykeltıraşın ahşabı, Mısırlı bir ressamın renkleri, Azerbaycanlı bir ustanın motifleri ve bunların arasında, 6 gün boyunca hepsinin yanında çalışmış ortaokul ve lise öğrencilerinin ilk denemeleri. O duvarda hiçbir sınır çizgisi olmayacak.

Barredo'nun her söylediğine katılmayabilirsiniz. Bazı cümleleri sert, bazı yargıları tartışmaya açık. Ama MBA Okulları'nın gençlerine bu hafta öğreteceği belki de en önemli şey tam olarak bu: Kendinizden çok farklı düşünen biriyle aynı tuvalin başına oturabilmek. Bana göre "fikri hür" olmak, yalnızca kendi fikrini özgürce söylemek değil, başkasının fikrini de duyacak kadar özgür kalabilmek.

Bir sanatçının haritadaki sınırlara "yara izi" dediğini duyduktan sonra o haritaya artık aynı gözle bakamıyorum. Yara izleri kapanır, zamanla solar ama hiçbir zaman tamamen kaybolmaz. Belki de bir sanat çalıştayının yapabileceği en güzel şey, o izlerin üzerine birlikte, yan yana, yeni bir şey çizmektir.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: Fernando Barredo de ValenzuelaPROF. DR. UĞUR BATISanat

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Ayça Ferda Kansu Kansas'la aramızda bir şey yok... Vallahi sadece arkadaşız!

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu ABD ara seçimleri: Sandık ve reel durum

TÜRKİYE'DEN SESLER

Mesut Değer 11 ay önceden yazdım: ABD seçimleri Trump için siyasi bir kırılma noktası oldu

TÜRKİYE'DEN SESLER

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Topal ördek mi? ABD ara seçimleri ve kurumların kalıcılığı

İlgili Haberler
Makroekonomi Bitcoin 80 bin doları aştı: ABD ara seçimleri kripto piyasasını hareketlendirdi CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Bakan Yumaklı detayları açıkladı: Ormanlarda yangınla mücadelede yapay zeka dönemi! CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi SON DAKİKA HABERİ | Bakan Kurum: Olası İstanbul depremi bir milli güvenlik sorunudur CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi SON DAKİKA | Bakan Şimşek: 2027 bütçesinde emeklilerin alım gücü için kaynak ayırıyoruz CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Gazprom, Çin'e doğal gaz sevkiyatında kasım ayında üçüncü kez rekor kırdı CNN Türk Ekonomi · az önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.