6 Kasım 2026, Cuma · 09:19 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Ev alamayanlar neden restoranları dolduruyor?

Ev alamayanlar neden restoranları dolduruyor?

Zenginleşirken uzaklaşan hedefler Tasarruf ne için yapılır? Gelir başka, servet başka

Türkiye'nin son yirmi yılında kişi başına gelir arttı, tüketilebilen mal ve hizmetler çeşitlendi. Otomobil sahipliği yaygınlaştı; daha fazla insan üniversiteye gitti, seyahat etti, eskiden lüks sayılan ürünlere erişti. Ama ülkenin ortalama olarak zenginleşmesi, herkesin ekonomik geleceğinin aynı ölçüde iyileştiği anlamına gelmiyor.

Geçenlerde Ekonomim'de dikkatimi çeken bir haber okudum. ABD'de tüketiciler restoranlara daha seyrek gitmeye başlayınca bundan peçete üreticileri etkilenmiş. Habere göre haftada en az bir kez restoranda yemek yiyenlerin oranı 2019'da yüzde 53 iken 2026'da yüzde 39'a düşmüş. Restoranların siparişleri azalınca peçete, kağıt havlu, bardak ve ambalaj üreticileri de daralmayı hissetmiş. Bir akşam yemeğinden vazgeçmenin, hiç tanımadığımız bir üreticinin bilançosuna kadar uzanan sonuçları var.

Haberi okurken aklıma Türkiye geldi. Bizde sanki tam tersi bir manzara var. Özellikle büyükşehirlerde restoranlar, kafeler, alışveriş merkezleri, havaalanları kalabalık. Hafta sonu popüler bir restoranda yer bulmak kolay değil. Üstelik bütün bunlar, insanların hayat pahalılığından ve geçim sıkıntısından yakındığı bir dönemde yaşanıyor. İnsanların alım gücü baskı altındaysa restoranlar neden dolu?

Elbette kalabalık restoranlar bütün toplumun durumunu göstermiyor. Kimlerin ne sıklıkla dışarıda yemek yediğini, gelirlerinin ne kadarını harcadığını bilmiyoruz. Ama üzerinde düşünmeye değer bir ihtimal var: Bazı insanlar ekonomik geleceklerinden daha az umutlu oldukları için bugün daha fazla tüketiyor olabilir mi?

Zenginleşirken uzaklaşan hedefler

Türkiye'nin son yirmi yılında kişi başına gelir arttı, tüketilebilen mal ve hizmetler çeşitlendi. Otomobil sahipliği yaygınlaştı; daha fazla insan üniversiteye gitti, seyahat etti, eskiden lüks sayılan ürünlere erişti. Ama ülkenin ortalama olarak zenginleşmesi, herkesin ekonomik geleceğinin aynı ölçüde iyileştiği anlamına gelmiyor. Kişi başına gelir verileri, gelirin kimlere gittiğini ve insanların ne kadar servet edinebildiğini söylemez.

TÜİK'in 2025 verilerine göre en yüksek gelirli yüzde 20 nüfus, toplam kullanılabilir gelirin yüzde 48'ini alırken en düşük yüzde 20'nin payı yüzde 6,4. Gelir dağılımı bile hikâyenin tamamı değil. Çünkü gelir başka, servet başka. Düzenli maaşı olan bir kiracıyla daha düşük gelire sahip ama yıllar önce ev almış birinin ekonomik güvencesi aynı değil. Konut fiyatları yükselirken birinin serveti büyüyor, diğerinin ev sahibi olma hedefi uzaklaşıyor. Aynı gelişme, farklı kesimler için zıt sonuçlar yaratabiliyor.

Gürdal Aslan ve Mine Durmaz Aslan'ın 2026'da yayımlanan, TÜİK'in 2006-2023 verilerine dayanan araştırması bu dönüşüme ışık tutuyor. Türkiye'de orta sınıf 2017'ye kadar genişliyor, sonrasında daralıyor. Daha önemlisi, orta sınıfın ekonomik güvencesi aşınıyor. Geliriyle geçinmekte zorlandığını veya çok zorlandığını söyleyenlerin oranı 2017'de yüzde 11 iken 2023'te yaklaşık yüzde 29'a çıkıyor. Kiracıların gelirlerinden kiraya ayırdıkları ortalama pay da yüzde 19'dan yüzde 25'e yaklaşıyor.

Araştırmanın önemli bir nüansı var: Orta sınıfın bazı yaşam koşulları 2023'te hâlâ 2006'dan daha iyi. Ancak 2017'ye göre belirgin bir gerileme söz konusu. Demek ki geçmişe kıyasla daha çok tüketebilmekle yakın geçmişte kazanılmış ekonomik güvenceyi korumak aynı şey değil. Orta sınıfa mensup olmak, orta sınıfın alışıldık hayat standartlarını sürdürebilmek anlamına gelmeyebiliyor.

Yirmi, otuz yıl önce üniversite mezunu olmak, özellikle kentli orta sınıf için belirli bir hayat planının başlangıcıydı: Düzenli işe girilecek, tasarruf edilecek, bir otomobil ve ev alınacaktı. Bu hedefler herkes için erişilebilir değildi; krizler, işsizlik ve enflasyon da yeni sorunlar değil. Ama eğitimli ve düzenli çalışan bir kesim için maaşı zamanla kalıcı bir varlığa dönüştürme beklentisi daha güçlüydü. Tatilden veya dışarıda yemekten vazgeçmek, sonunda evin peşinatına ulaşılacağına inanılıyorsa anlamlıydı.

TCMB'nin 2003-2014 hanehalkı verilerini inceleyen bir araştırması, genç kuşakların ev sahibi olma olasılığının daha düşük, konut borcu taşıma olasılığının ise daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu bulgu son yüksek enflasyon döneminden önceye ait. Kuşaklar arasında konuta erişimdeki ayrışmanın kökleri daha eskiye uzanıyor.

Tasarruf ne için yapılır?

Üniversite diploması artık eskisi kadar ayırt edici değil. Yükseköğretime erişimin yaygınlaşması iyi bir gelişme; fakat diploma, iyi ücretli ve güvenceli işe otomatik geçiş sağlamıyor. Aslan ve Aslan'ın araştırmasında orta sınıf içindeki üniversite mezunlarının payı 2006'da yüzde 4,5 iken 2023'te yüzde 18'e yükseliyor. Çalışan orta sınıf içinde ücretlilerin payı da yaklaşık yüzde 63'ten yüzde 80'e çıkıyor. Daha eğitimli, daha fazla maaşa bağımlı bir orta sınıf görüyoruz; fakat eğitim ve düzenli çalışma eskisiyle aynı ekonomik güvenceyi garanti etmiyor.

Üstelik önceki kuşakların bazı ekonomik güvenceleri de bugünün gençleri için aynı ölçüde mevcut değil. Erken emeklilik ve bazı çalışanların yararlanabildiği toplu emeklilik ödemeleri artık aynı hayat planının parçaları değil. Çalışma hayatı uzuyor ama sonunda ne kadar güvenceye ulaşılacağı belirsizleşiyor. İşte burada tasarrufun anlamı değişmeye başlıyor.

Bir ev için her ay para biriktiren bir insan düşünelim. Birikiminin zamanla ev peşinatına dönüşeceğine inanıyorsa ve ev taksitlerini ödeyebileceğine bugünkü harcamalarını erteleyebilir. Ama yıllarca biriktirse de konut fiyatlarına yetişemeyeceğini düşünüyorsa fedakârlığının karşılığı gözünde küçülür. Tasarrufun ekonomik gerekliliği ortadan kalkmaz; beklenmedik harcamalar ve yaşlılık için yine birikim gerekir. Değişen, tasarrufu motive eden büyük hedefin ulaşılabilirliğidir.

Bu kişi biriktirmeyi tümüyle bırakmayabilir. Yatırım yapabilir, ailesine destek olabilir. Ama ev için ayırmayı düşündüğü paranın bir bölümünü seyahate, dışarıda yemeğe veya başka deneyimlere yönlendirebilir. Çünkü kısa bir tatil, güzel bir akşam yemeği, yeni bir telefon hâlâ ulaşılabilirdir. Ev ise giderek uzaklaşan bir hayal olabilir.

Gençlerin kahveye, restorana, seyahate para harcamasını sorumsuzluk diye nitelemek kolay. Oysa burada bir teşvik meselesi var. İnsan gelecekte büyük bir kazanım elde edebileceğine inanıyorsa bugünkü tüketiminden daha kolay vazgeçer. Hedef ulaşılmaz görünüyorsa bugünün küçük ödülleri daha değerli olabilir. Yüksek enflasyon da bu hesabı değiştiriyor: Birikimin satın alma gücünü korumak güçleşiyor. Hem paranın değer kaybetmesinden kaçınma isteği hem de büyük hedefin uzaklaşması tüketim tercihlerini etkileyebilir.

Elbette herkesin böyle bir tercih yapma imkanı yok. TÜİK'in 2025 Hanehalkı Bütçe Araştırması'na göre en düşük gelirli yüzde 20'lik grupta konut ve kiranın tüketim bütçesindeki payı yüzde 38,7, gıdanınki yüzde 29,2. Toplam neredeyse yüzde 68. Bu haneler için mesele tatil mi restoran mı seçmek değil, zorunlu ihtiyaçları karşılayabilmek.

Türkiye'de tek bir tüketici yok. Zorunlu harcamalarını kısmak zorunda kalanlar var; yüksek geliri ve serveti sayesinde rahat tüketenler var. Bir de arada, düzenli geliri olduğu halde varlık edinme imkanı daralanlar. Benim özellikle dikkat çekmek istediğim grup bu sonuncusu. Kalabalık restoranları yalnızca bu kesimin davranışıyla açıklayamıyoruz. Turizm, kentleşme, gelir dağılımı ve değişen alışkanlıklar da etkili. Konut alamayanların harcamalarını restoranlara kaydırdığını gösteren bir mikro veri elimizde yok. Burada söz konusu olan kanıtlanmış bir nedensellik değil, üzerinde düşünmeye değer bir iktisadi ihtimal.

Yine de bu ihtimal işletmeler açısından önemsiz değil. Uzun vadeli birikimin bir bölümü bugünkü hizmet tüketimine yöneliyorsa restoranlar, kafeler, seyahat şirketleri ve tedarikçileri bundan yararlanabilir. ABD'de restoran talebindeki düşüş peçete üreticisini etkilerken, Türkiye'de bazı tüketim kalemlerindeki canlılık benzer tedarik zincirlerini ters yönde destekleyebilir. Ancak canlı ciro, müşterilerin uzun vadeli refahının da arttığını göstermez.

Bugünün üniversite mezunu anne babasının gençliğinde hayal edemeyeceği teknolojilere erişebiliyor, başka ülkelere uçabiliyor, farklı mutfakları deneyebiliyor. Ama anne babasının sahip olduğu evi satın almayı hayal edemeyebilir. Bir kuşak hem ev hem otomobil alabilirken sonraki için otomobil ulaşılabilir, ev uzak bir hedef olabilir. Tüketim imkanları genişlerken servet edinme fırsatları daralabilir. Bir toplumun ortalama geliri yükselirken bazı insanların gelecek hayalleri küçülebilir.

Restoranların doluluğuna bakıp herkesin durumunun iyi olduğuna karar vermek de dışarıda yemek yiyen gençleri tasarruf etmemekle suçlamak da eksik bir değerlendirme. Asıl soru şu: İnsanlar bugün harcamayı daha çok istedikleri için mi seçiyorlar, yoksa yarın için biriktirmenin onları eskisi kadar ileri götürmeyeceğini düşündükleri için mi?

Kalabalık restoranlar her zaman zenginleşen bir toplumun işareti olmayabilir. Bazen geleceğini kurmakta zorlanan bir orta sınıfın bugünü yaşama biçimini de anlatır. Peki, bütün bunlar bugünün eğitimli ve çalışan gençleri için geçerliyse, yapay zeka çağında meslek sahibi olacak gençleri nasıl bir gelecek bekliyor? Bu çok daha büyük ve önemli bir soru. O da başka bir yazının konusu.

Gelir başka, servet başka

Aynı maaşı alan iki kişinin ekonomik durumu birbirinden çok farklı olabilir. Biri yıllar önce satın aldığı evde otururken diğeri gelirinin önemli bölümünü kiraya ayırıyor olabilir. Konut fiyatları yükseldiğinde ev sahibinin serveti büyür, kiracının ev sahibi olma hedefi ise uzaklaşabilir. Bu fark özellikle kuşaklar arasında önem kazanıyor. Üstelik bugünkü tüketim düzeyi bu ayrışmayı her zaman göstermiyor. Aynı restoranda yemek yiyen iki kişiden biri ekonomik güvencesini çoktan sağlamış, diğeri ise geleceği için birikim yapmakta zorlanıyor olabilir. Dolayısıyla refahı yalnızca ne kadar tükettiğimizle değil, kazandığımız gelirle nasıl bir gelecek kurabildiğimizle de değerlendirmeliyiz.

Kaynaklar

Ekonomim (31 Ekim 2026), “Restorana gitmeyen tüketici, peçete üreticisini de vurdu.” https://www.ekonomim.com/ekonomi/restorana-gitmeyen-tuketici-pecete-ureticisini-de-vurdu-haberi-927675

Aslan, Gürdal ve Mine Durmaz Aslan (2026), “The Rise and Decline of Turkey’s Middle Class,” New Perspectives on Turkey.

TÜİK (2025), Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2025.

TÜİK (2026), Hanehalkı Tüketim Harcaması, 2025.

Ceritoğlu, Evren (2017), “Disentangling Age and Cohorts Effects on Home-Ownership and Housing Wealth in Turkey,” TCMB Çalışma Tebliği 17/06.

İlgili Haberler
Makroekonomi En çok satan modellerin 2027 MTV tutarları netleşti! İşte kuruşu kuruşuna yeni vergi tarifesi CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi ALTIN FİYATLARI GÜNCEL-ANLIK 6 KASIM | Bugün gram, çeyrek, cumhuriyet ne kadar, kaç lira? Kapalıçarşı altın fiyatları alış-satış tablosu CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Şimşek'ten Emekliye "Kademeli Zam" Mesajı: Emekli Zammında "Prim ve Yaş" Kriteri Haber.com Ekonomi · 20 dk önce Makroekonomi Alarko Carrier Gebze Fabrikası’nda üretimi sonlandırıyor: 183 çalışan etkilenecek Paratic · 21 dk önce Makroekonomi Bakan Yumaklı'dan pestisit iddialarına rakamlı yanıt: Avrupa ile Türkiye arasında dikkat çeken fark CNBC-e · 22 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.