7 Kasım 2026, Cumartesi · 09:48 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Değer, uğruna bedel ödenebilendir

Değer, uğruna bedel ödenebilendir

Paha, kıymet… Bir şeyin gerekliliğini, önemini belirtmeye yarayan niceliksel veya niteliksel ölçü. O şeyin kıymetine denk düştüğü kabul edilen karşılık…

Üstün nitelikli kişi veya şey. Nesnelerin veya olayların bir toplum, bir sınıf veya bir insan yönünden taşıdığı önemi belirleyen nitelik…

Erdemin dayandığı kıymet… Değer, uğruna bedel ödenebilendir.

Matematikte bir simgenin karşılık geldiği niceliğin, tutarın ifadesidir. Bir değişkenin, bilinmeyenin sayı ile anlatımıdır.

Varlığı değerden farklı kılan, onun var olmak için mevcudiyetidir. Her varlık, değer taşımaz. Değer; o varlığa atfedilendir.

FİYAT VE DEĞER FARKI

Fiyat ile değerin farkı da yine aynı dinamikten doğar. Fiyat bir şeyin arz ve talebinin buluşma noktasıdır. Değer ise o şeyin, fiyattan bağımsız taşıdığı özniteliktir. Fiyat nicelik, değer niteliktir.

Değer, kabule dayanır. O şeyi, kavramı; yargılamanın sonucunda doğar. Mantık ekseninde değer; doğru ve yanlış üzerinden biçilir. Ahlak ekseninde değer, iyi ve kötü kutupları arasında oluşur. Estetik ekseninde ise değeri, güzel ve çirkin ayırtı belirler.

Değerler manzumesi; insanın hayatta kendini ve ötekini oturttuğu temellerdir. Değerler toplumu, bireylerin ortaklaşa kabul ettiği kavramların bütünü olur. İlişkiler toplumunda bireylere, kavramlara biçilen değer, fiyatı üzerinden veya güce yakınlığı derecesinden gelir.

FAYDA VE ZARAR KIYASI

Değer, bir yargıdır. Ölçersin biçersin, fayda veya zararına bakarsın, güzel mi çirkin mi kararını verirsin. Sonra bu tüm ölçülebilen şeyleri geriye atar, içinde oluşan yargıya “değer” dersin. Ya da değersizleştirirsin.

Değer, artan veya azalandır. Bir şeyin değerini o şeyin insan veya toplum hayatına kattıkları belirler. Eğer geliştirici yönünde ise değer artar, değilse düşer.

Değer aynı zamanda bir silahtır da… Birine düşmanlık besleyerek değer kazanabilirsin. Çünkü düşman, seni de var eder. Birine verilecek en büyük ceza; onu değersizleştirmektir ki bu genelde o kişiyi veya kavramı görmezden gelmekle mümkün olur.

VEFA ÖLÇÜSÜ OLARAK DEĞER VERMEK

Değer bilmek, vefanın ölçüsüdür de… O şeye sadakatin ifade şeklidir. Değer, biçilebilir. Toplum bunu hep yapar ve onu oluşturan tüm varlıklara, kavram, kişi, inançlara bir değer biçer.

En büyük değer, dinin referanslarıyla oluşur. Hayatla örtüşmesi gerekmez. Kabuller manzumesidir. Bir kez oluşunca, o değeri yok etmek, neredeyse imkânsızdır.

Değer yargısı, toplumun kanaat çıktısıdır. Yöneltildiği şeyi abat da eder berbat ta eder. Değerin zihindeki kimyası, anılardan daha kalıcı izler kurar. Değerin kimyasını bozmak, tıpkı kurmakta olduğu gibi zaman alacaktır.

Neticede hayat, değerler üzerinden yürür. Neye değer verdiğin, kendi değerini de belirler. Bir uyarı; kendine biçtiğin değer, karşındakinin sana vereceğin değerin üst limiti olacaktır.

DEĞER ÜRETEN DERDE DERMAN OLANDIR

Derman: Derdin çaresi… Güç, takat, mecal, ilaç, çıkar yol… Soruna denk düşen çözüm… Dert geldiğinde aranılan, peşine düşülen… Çoğu dert, dermanıyla sunulur bize. “derdü meni devayı men” der Mevlana; dert benim ve dermanı da bende…

Derdin meyvesi diye bakarım ben dermana… Hasadı ancak dert meyvesini yiyince mümkün olan…

Çoğu bilge, dermanın dert içinde saklı olduğunu söyler. Tıpkı sorunun içine saklanmış cevap gibi… Aslolan sorudur, cevap zaten içindedir. Aslolan derttir, derman zaten içindedir.

Allah dert verip derman aratmasın… Bu ifade, konfor alanını tanımlar. Duadır ancak edilebildiğine göre dert verilmiş, derman arayışına çıkılmıştır.

Çaresizseniz, çare; sizsiniz… Dermansızsanız, derman sizsiniz. Dertten dermana geçiş sürecine, sabır diyoruz. Men sabere; zafere… Zafer; sabredebilenindir.

Derde katlanmak, derman üretendir. Bir derdin varsa derman bulmaya çalış; bulamıyorsan da onu artık dert etme…

Derman arardım derdime / Derdim bana derman imiş / Bürhan arardım aslıma / Aslım bana bürhan imiş.” Der Niyazi Mısrî…

Kelile ve Dimne’nin yazarı Beydeba’dan pek çok kültüre armağan bir nasihat vardır; “derdini söylemeyen, derman bulamaz.” Ne kadar tanıdık değil mi? Tanıdık zira dert, paylaşılmaya özendirilir. Paylaşılınca azaldığı bilinir ve ilk derman, bu paylaşımdan çıkar. Sonuçta paylaşıldıkça hafiflemesi, insanların dermana dair fikirlerini devşirmek olacaktır.

Himmet Baba’nın 5 hece formunun bu şaheserinde dermanın şiirsel tanımı mirastır bize;

“Vakti seherde / Açılır perde / Düştüğüm yerde / Derman sendedir.

Düşmüşem kaldır / Mihnetim oldur / Ağlatma güldür / Derman sendedir.

Benim biçare / Kaldım avare / yürek pür yâre / Derman sendedir.

Nefsi zalimi / Gözle halimi / Sundum elimi / Derman sendedir.”

Dermanı aradığın, genelde derdi başına açandır. Derdin örgüsünde zaten dermanın kodları gizlenmiştir. Sana düşen tersine mühendislik ile derdinin kodlarını çözmektir sadece…

Dert, zehir ise derman panzehiri olur. Başına dert açanları iyi incele, dermanın onları yeniden tanımlamaktan geçecektir. Ancak bunu yaparken seni kırıp dökenlerin ayakları altında derman arama… Onların üzerine çıkabildiğin derecede dermana yakın duracaksın.

Sonuçta her derdin dermanı, kendine hastır. Bir derdin dermanı, başka bir derde zehir olabilir. Haddini aşmış derman, derdi aratabilir zira…

DEĞER ÜRETEMİYORSAN, DERDE DEVA DEĞİLSEN, ÇÜRÜYORSUN…

Çürüme: Yapının bozulması, kokuşma… Organik bir madenin bakteriler ve ya çevresel etkenler yüzünden pis kokulu ürünlere dönülmek üzere normal yapısını kaybetmesi…

Çürüme, kendiliğinden olmaz. Onu çürüten bir bakteri vardır. Yapıyı bozan etkenler vardır. Maddenin bütünlüğüne saldırı, çoğu kez maddenin onu kabulüyle başlar. Hiçbir çürük, bunu kendi başına yapmamıştır. Mutlaka o yapının kendi içine aldığı çürüteni, çürütenleri olacaktır.

Bir düşünce temelsiz ve kanıtsız kalınca çürür, çürütülür. Dayanağını yitiren her şey gibi… Yıpranır, çöker, onu bütünlüğünde tutacak bağlar yok olmuştur. Çimentosuz harç gibi, kum ve çakıl dağılır, bina çöker.

Çürüme, organizmaya haz bir yaşam döngüsüdür. Toplum organizması, çürümenin en dramatik yaşandığı alandır. Bireyler arasındaki onları bir arada tutan değerler zayıflar, bağlar kopmaya başlar ve ahlak çimentosu erir. Artık o toplum çürümeye başlamış demektir.

Bireyin çürümesi de değer kaybıyla oluşur. Önce içindeki tanrıyı (vicdanı) susturur. Sonra konfor devreye girer. Konfor, çürütür. Hem de lime lime yapar tüm benliğini insanın… Aklı dumura uğratır, organları işlevsiz kılar, mücadele etmeyi unutur ve çürüme hükmünü icra eder. Sebep-sonuç ilişkisi yok olur. Doğru-yanlış ekseni silikleşir, iyi-kötü ayırtı bulanıklaşır ve güzel-çirkin aynı gri bulamaçta buluşuverir.

Çünkü çürüme, yapıyı bir arada tutan yasaları dışlamaktır. Başka yasalara itaat edilmeyen yerde çürüme, tek yasa olur. Çürümenin çaresi yoktur. Devrini tamamlayacaktır. Çürüme bir kez başlamaya görsün, hükmünü icra edene dek sürecek ve bir sonraki yapının gübreliği olacaktır. Kötü haber, çürüme başladığında engellenmiyor oluşudur da iyi haber bir sonraki yapının fidanının boy atacağı, yeni bir geleceğin vaadi olan gübreliğe dönüşeceğidir.

Toplumu çürüten, bireyler arasındaki asabiyetin (İbni Haldun’un önerisi) azalmasıdır. Kurucu babalar, değerleriyle vardır ve ülkeyi inşa eder, toplumu var kılarlar. Oğulları da babaları kadar olmasa da değerleriyle toplumu güçlendirirler, bayındır kılarlar. Ancak üçüncü nesil, torunlar; kurucu babaların değerlerini unutmuş, aralarındaki dayanışma bağını zayıflatmışlardır. Bu dönemde sanat, edebiyat, mimari, estetik gelişir. Torunların çocukları ise çürüme neslidir. Asabiyet yok olmuştur. Geriye, bencil, çıkarcı, değerlerini yitirmiş, ahlakı çökertmiş hedonist bir yapı gelmiştir. İşte bu çürüme nesli, büyük bedeller ödeyecek ve doğuracağı çocuklar bir sonraki çağın kurucuları olacaktır.

Başka bir ifade deneyelim; çürümenin 4 evreli devranına dair; 1-Zor zamanlar güçlü liderler doğurur, 2-Güçlü liderler kolay ortamlar üretir, 3-kolay ortamlar zayıf liderler var eder. 4-Zayıf liderler zor zamanları geri getirecektir.

Zor zamanlar, tanımını çürümeden alır… Liyakati dışlarsın, bilen değil bizden insanlara meyledersin, terazinin ayarıyla oynarsın, devlet malını deniz yemeyeni domuz diye tanımlarsın, bal tutan parmağını yalamaya başlar, hukuk gücünü kaybeder ve yerini güçlüler hukukuna bırakır.

Çürüme tepeden başlar, tabana yayılır. Önce lider bozulur… Sonra çevresindekilere bulaşır. Çürüme bir kez tetiklenince, toplumsal değerler ihlal edilir. Demokrasi talebi yoktur, imtiyaz talebi vardır. Otorite talebi de yükselir. Ancak otoritenden beklenti, çıkar olur. Aile bozulur, değerler yok olunca aile bireyleri menfaat yığınlarına dönüşür.

Hayat sözlüğünde üzerinde durduğumuz, değer, derman ve çürüme kavramlarından elde kalan netice şu olabilir: çürük toplum, bireylerinin içinde çürüdüğü hapishaneye dönüşecektir. Çürümeye dair akılda kalmasını umduğum şudur ki çürüme, bir kez başladığında durdurulamayacağıdır. Bu yüzden senin sağlam olman yetmez, çürüklerden de uzak durman gerekecektir. Bunun da yöntemi; dertlere derman olacak değer üretmektir.

İlgili Haberler
Makroekonomi HAFTA SONU ALTIN FİYATLARI GÜNCEL | 7 Kasım gram altın, çeyrek altın, 22 ayar bilezik ne kadar, kaç TL? Ons altında son durum anlık… CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Türk Telekom’un 9 aylık net kârı 25,8 milyar TL oldu Paratic · 17 dk önce Makroekonomi Türkiye'ye Dünya Ticaret Örgütü'nden uluslararası ödül: Kadınların ihracattaki rolü ödül getirdi Yeni Şafak Ekonomi · 18 dk önce Makroekonomi ABD'de tüketici kredileri beklentileri aştı: Beklenenin iki katından fazla arttı Ekonomist · 20 dk önce Makroekonomi Ticaret Bakanlığı "Ticarette Kadın-Erkek Eşitliği Uluslararası Ödülü"ne layık görüldü AA Ekonomi · 23 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.