YAYINLAMA 07 Kasım 2026 11:58
GÜNCELLEME 07 Kasım 2026 12:06
Üsküdar Üniversitesi Acil Durum ve Afet Yönetimi Programı Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, son dönemde yaşanan sel ve taşkın olaylarının kent planlamasındaki eksiklikleri ortaya çıkardığına dikkat çekti.
Betonlaşma sel riskini artırıyor!
Karan, son sel ve taşkın olaylarının kent planlamasında suyun doğal hareketinin göz ardı edildiğini gösterdiğini belirtti. Karan; dere yataklarının yapılaşmaya açılması, su yollarının kapatılması ve yeşil alanların betonlaşması sebebiyle yağmur suyunun toprağa sızamadığını ve hızla yüzeysel akışa geçerek altyapı kapasitesini aştığını vurguladı. Meseleyi sadece yağış miktarının şiddetine bağlamanın yanlış olduğunu ifade eden Karan, kentlerin suyu toprağa sızdıracak, tutabilecek ve güvenle uzaklaştırabilecek biçimde planlanması gerektiğinin altını çizdi.
Ev almadan önce taşkın haritalarını inceleyin!
Konut satın alırken yalnızca tapu ve ruhsat belgelerine bakmanın yeterli olmadığını dile getiren Karan, “Öncelikle ilgili belediyeden imar durumu belgesi, plan notları ve varsa taşkına ilişkin kurum görüşleri talep edilmelidir. Devlet Su İşleri (DSİ), büyükşehir belediyeleri ve ilgili su ve kanalizasyon idarelerinin taşkın tehlikesine ilişkin çalışmaları incelenebilir. İstanbul özelinde İSKİ'nin dere koruma alanları ve taşkın sınırlarına ilişkin değerlendirmeleri önemlidir. Eski haritalar, uydu görüntüleri, geçmiş su baskını kayıtları ve mahalle sakinlerinin gözlemleri de yol göstericidir. Çünkü bazı bölgeler yerel hafızada su basan alanlar olarak bilinebilir. Ancak bir bölgenin mevcut haritalarda riskli görünmemesi, tamamen güvenli olduğu anlamına gelmez.” diye konuştu.
Tapu, ruhsat ve iskân sel güvenliğini garanti etmiyor!
Bir binanın yasal belgelerinin bulunmasının sel açısından güvenli olduğu anlamına gelmediğine dikkat çeken Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Tapu mülkiyet durumunu, yapı ruhsatı inşaat için verilen izni, yapı kullanma izin belgesi yani iskân ise yapının kullanımına ilişkin idari uygunluğu gösterir. Ancak bu belgelerin hiçbiri tek başına binanın taşkın açısından güvenli olduğunu garanti etmez. Çünkü taşkın riski yalnızca yapının kendisiyle değil, bulunduğu arazinin özellikleri, drenaj altyapısı ve çevresel koşullarla da ilişkilidir. Uzun yıllardır yerleşim alanı olarak kullanılan bölgelerde bile artan betonlaşma, yetersiz altyapı ve değişen yağış koşulları nedeniyle taşkın riski büyüyebilir. Bir yapının yasal olması, afetler karşısında risksiz olduğu anlamına gelmez.” şeklinde konuştu.
Dereye uzak olmak güvenli olmak anlamına gelmiyor!
Dere yatağından belirli bir uzaklıkta bulunmanın tek başına güvenlik sağlamadığını vurgulayan Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, şöyle devam etti:
“Her dere için geçerli sabit bir güvenli mesafe söylemek bilimsel açıdan doğru değildir. Dereye uzaklık önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Arazinin eğimi, bulunduğu kot, zeminin geçirgenliği, derenin taşıma kapasitesi ve geçmiş taşkın kayıtları birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin dereye uzak ancak düşük kotta bulunan bir yapı, dereye daha yakın fakat yüksek kotta bulunan bir yapıdan daha fazla risk taşıyabilir. Burada asıl önemli olan, olası bir taşkında suyun hangi alanlara ve hangi seviyeye kadar ulaşabileceğidir. Güvenli yapılaşma sınırları bu nedenle taşkın tehlike haritaları ve bölgeye özgü teknik incelemeler doğrultusunda belirlenmelidir.”
Üzeri kapatılan dere yataklarında tehlike devam ediyor!
Kentlerde üzeri kapatılan veya güzergâhı değiştirilen eski dere yataklarının da risk taşımaya devam ettiğine dikkat çeken Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Bir derenin üzerinin kapatılması veya güzergâhının değiştirilmesi, o alandaki doğal su hareketinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Şiddetli yağışlarda su, arazinin doğal eğimini takip ederek eski akış güzergâhlarına yönelebilir. Özellikle kapalı dere kesitlerinin kapasitesinin yetersiz kalması veya tıkanması durumunda caddelerde, otoparklarda ve konutlarda ciddi su baskınları yaşanabilir. Bu nedenle eski dere yatakları üzerindeki yapılaşma dikkatle değerlendirilmelidir. Bir derenin üzerini kapatabilirsiniz, ancak suyun doğal akış ihtiyacını ortadan kaldıramazsınız.” dedi.
Bodrum ve kapalı otoparklar hayati risk taşıyor!
Konut seçiminde deprem dayanıklılığı kadar sel riskinin de sorgulanması gerektiğini vurgulayan Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, özellikle bodrum, giriş ve bahçe katlarının su baskınları açısından daha yüksek risk taşıyabildiğini söyledi.
Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Bu alanlarda elektrik tesisatının zarar görmesi, kanalizasyon geri tepmesi ve insanların mahsur kalması gibi hayati tehlikeler ortaya çıkabilir. Kapalı otoparklarda ise giriş rampasının eğimi, yol ile bina arasındaki kot farkı, yağmur suyu giderleri ve tahliye pompaları incelenmelidir. Binanın su yalıtımı ve drenaj altyapısı da önemlidir. Ani su baskınlarında bodrum katlara ve kapalı otoparklara inilmemesi hayati önem taşır.” dedi.
Ev satın almadan önce bu beş kontrolü mutlaka yapın!
Konut satın alacak vatandaşların kapora vermeden önce sel riskine ilişkin kapsamlı araştırma yapması gerektiğini belirten Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, dikkat edilmesi gereken beş temel noktayı şöyle sıraladı:
Arazinin konumu: Bina eski dere yatağında, taşkın alanında veya su birikmesine elverişli düşük kotlu bir bölgede mi?
Resmî kayıtlar: Belediyenin imar planları, DSİ verileri ve taşkın tehlike haritalarında risk bulunuyor mu?
Geçmiş su baskınları: Binada veya çevresinde daha önce su baskını yaşanmış mı? Komşuların ve site yönetiminin bilgisi alınmış mı?
Altyapı yeterliliği: Yağmur suyu drenajı, bodrum yalıtımı, otopark tahliye sistemi ve kanalizasyon geri tepme önlemleri yeterli mi?
Teknik değerlendirme: Risk şüphesi varsa taşkın konusunda yetkin bir uzmandan görüş alınmış mı?
Bodrumdaki su izleri, nem ve küf uyarı işareti olabilir!
Konutlarda geçmiş su baskınlarının izlerinin de araştırılması gerektiğini ifade eden Karan, “Resmî kayıtlarda yüksek taşkın tehlikesinin bulunması, tekrarlayan su baskınları ve giderilmemiş ciddi altyapı eksiklikleri önemli uyarı işaretleridir. Bodrum katlarda su izleri, nem ve küf bulunması veya bina girişinin yol kotunun altında kalması da ayrıca araştırılmalıdır. Bu risklerin kabul edilebilir düzeye indirildiği teknik değerlendirmelerle ortaya konulamıyorsa, konut satın alma kararı yeniden gözden geçirilmelidir.” dedi.
Sağlam bina kadar güvenli arazi de önemli!
Güvenli konutun yalnızca sağlam bir binadan ibaret olmadığını vurgulayan Karan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Güvenli bir konut yalnızca sağlam bir binadan ibaret değildir; binanın bulunduğu arazinin de güvenli olması gerekir. Bu nedenle konut satın alırken deprem dayanıklılığı kadar sel riskini de sorgulamalıyız. Çünkü kimi zaman asıl risk, binanın kendisinden çok bulunduğu alanın özelliklerinden kaynaklanır.”
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.