Borsa İstanbul’da alışılmış getiri beklentisi, çoğu zaman enflasyonun üzerinde kazanmanın da ötesine geçti. Birikimini koruma isteğine, parasını ikiye üçe katlama beklentisi de eklendi. Şirketin karı, borcu, nakit akışı ve yönetim kalitesi önemini kaybetmedi. Ancak fiyat hareketleri bu göstergelerin önüne geçti. Yüksek faiz ortamında temel analiz anlamsızlaşmadı, fiyatın gölgesinde kaldıkça ağırlığını kaybetti.
Fiyat hızlandıkça Borsa İstanbul’un en eski sorunlarından biri olan likidite de gözden kaçtı. Likidite dendiğinde akla sadece günlük işlem hacmi gelmemeli. Yatırımcı için mesele, satmak istediğinde karşısında gerçek bir alıcı bulup bulamayacağıdır. Fiyat yükselirken ortaklık yapısı, halka açıklık ve yönetimin küçük yatırımcıyla ilişkisi pek konuşulmaz. Satış başlayınca ilk bakılan yer değişir. Bu şirketin patronu kim? Ortaklık yapısı ne kadar şeffaf? Halka açıklık yeterli mi? Çıkış kapısı açık mı?
Bu sorular satış günlerinde yükselir ama cevabı hasat zamanında aranmalıdır. Güçlü bilanço, artan kar ve yukarı revize edilen hedef fiyat elbette önemlidir. Ama yatırımcı ortaklık yapısına ve yönetimin kendisine karşı tavrına güvenmiyorsa, ucuz değerleme tek başına ikna etmez. Temettü politikası, sermaye işlemleri ve yönetimin dili dipnot değildir. Yükselişte görünmeyen ayrıntılar, satışta ana hikayeye dönüşür.
Bu ayrıntılar yerli yatırımcı kadar yabancı için de önemli. Bizde piyasa sıkışınca gözler yine yabancıda. Yabancı gelsin, borsa rahatlasın. Oysa gelen her yabancı yatırımcının uzun yıllar kalmasını beklemek doğru değil. Kur riskine, yönetim kalitesine ve çıkış imkanına bakıyor. Bu piyasa yapısında temkinli davranmasını haksız bulmak zor. Yabancının çekilmesi işlem derinliğini de zayıflatabilir. Derinliğin azaldığı yerde fiyatlar daha sert hareket edebilir. Yerli yatırımcı ise bir yandan enflasyondan korunmaya, diğer yandan hızlı hareketi kaçırmamaya çalışıyor.
Türkiye piyasası her zor dönemde başka bir yerinden sınandı. Geçmiş kırılmalara kısaca bakmak, bugün neyin farklı olduğunu anlamak için önemli.
Dönem
Piyasanın sınandığı yer
Kur ve faiz
2000-2001
Bankacılık sistemi, likidite ve kur
2008-2009
Küresel kriz, şirket karları ve dış talep
Döviz borcu ve bilanço baskısı
Pandemi kaynaklı belirsizlik
Naci Ağbal sonrası politika güveni
Deprem sonrası piyasa işleyişi ve fiyat oluşumu
19 Mart sonrası siyasi risk
Fon tasfiyeleri, likidite ve fiyatlama güveni
Geçmiş kırılmaların ardından Borsa İstanbul bir şekilde yolunu buldu. Bazen geri alımlar, bazen değişen ekonomik koşullar, bazen de şirket bilançoları piyasaya yeniden yön verdi. Son fon krizinde ise hasar yalnızca fiyatlarda kalmadı. Yatırımcının piyasaya ve sektöre duyduğu güven de ağır yara aldı.
Sermaye piyasaları zamanla yeni bir denge bulur. Düzenleyici kurumların attığı adımlar da karşılığını verebilir. Ama bu kez güvenin geri dönmesi, geçmişte alıştığımız toparlanmalardan daha uzun sürebilir.
Böyle dönemlerde yatırımcının yeniden şirketlerin temeline yönelmesini beklemek yanlış olmaz. Borçluluk, nakit akışı, yönetim kalitesi ve halka açıklık daha fazla önem kazanabilir. Araştırma birimlerine ve şirketlerin yatırımcı ilişkilerine de önemli görev düşüyor. Yatırımcı artık yalnızca hedef fiyatı değil, o hedefe giderken karşılaşabileceği riskleri de görmek istiyor.
Fakat piyasa hep aynı yerde kalmaz. Zaman geçer, yeni hikayeler ortaya çıkar ve hızlı getiri arayışı yeniden güçlenir. Bir sonraki yükselişte yine kazanan hisseler konuşulacak. Asıl fark, yatırımcının fiyat düşmeden önce şu soruyu sorup sormayacağı olacak: Bu fiyatın arkasında gerçek bir değer var mı?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.