Otomotiv sektörü tarihinin en kapsamlı dönüşümlerinden birini yaşıyor. Elektrikli araç yatırımları büyüyor, batarya teknolojileri gelişiyor. Bir yandan da üretimde karbon ayak izi azaltılmaya çalışılıyor. Fakat AB’de hedeflerin yeniden tartışmaya açılması, küresel dönüşümün hızı konusunda soru işaretleri de yaratıyor.
Ali Yıldırım 09 Kasım 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!Antalya, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'na ev sahipliği yapacak. Zirvenin ana yaklaşımı, iklim taahhütlerinin somut uygulamalara dönüştürülmesi. Türkiye COP31 Başkanlığını üstlenirken Avustralya müzakerelerin başkanlığını yürütecek. Devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı liderler zirvesi ise 11–12 Kasım tarihlerinde düzenlenecek. Otomotiv sektörü de bu gündemin tam merkezinde bulunuyor. Artık araçlarda egzozlardan çıkan karbon artık tek başına yeterli bir çevresel ölçüt değil. Çeliğin nasıl üretildiği, bataryanın hangi elektrikle imal edildiği, fabrikaların enerji tüketimi, araçların kullanım ömrü ve hurdaya ayrıldıktan sonra malzemelerin nasıl değerlendirildiği de iklim hesabına dahil edilmek zorunda. Ayrıca elektrikli otomobil satışları artarken yollardaki toplam araç sayısı, ağır ticari taşımacılığın fosil yakıt bağımlılığı ve mevcut araç parkının yavaş yenilenmesi dönüşümün önündeki temel engeller olmaya devam ediyor. Diğer taraftan da yeşil dönüşüm kapsamında Avrupa, elektrikli geleceğe kendini bir yandan hazırlıyor, diğer taraftan ise kuralları sürekli esneterek hedefleri tartışmaya açıyor. Böylece iklim krizi öncesinde markalara bir anlamda zaman kazandırıyor.
Amaç sadece araç değil sanayiyi de yeşillendirmek
Bu kapsamda da COP31 Türkiye Başkanlığı, Eylül 2026’da 35- by-35 Küresel Elektrifikasyon taahhüdünü duyurmuştu. Amaç, elektriğin dünya genelinde nihai enerji tüketimindeki payını 2035 yılına kadar yüzde 35’e yükseltmek olduğu bir anlamda taahhüt edilmişti. Bu hedef yalnızca araçları kapsamıyor, sanayiyi, binaları ve ulaştırmayı da baz alıyor. Elektrikli otomobillerin yaygınlaşması için düşük karbonlu elektrik üretimi, şebeke kapasitesi, enerji depolama sistemleri ve şarj altyapısının eş zamanlı geliştirilmesi gerekiyor. COP31'in eylem gündeminde yeşil sanayileşme, temiz enerji dönüşümü ve küresel yeşil yük taşımacılığı koridorları da bulunuyor. Bunlar, otomotiv üreticilerini olduğu kadar lojistik şirketlerini, ticari araç üreticilerini, yan sanayiyi ve enerji tedarikçilerini doğrudan ilgilendiriyor. Peki bundan sonra ne olacak? Çalışmalar nerdeyse birkaç madde üzerinde yoğunlaşıyor. İlk etapta araçların elektrifikasyonu temel konulardan biri olarak öne çıkıyor. Elektrikli binek otomobil, hafif ticari araç, otobüs ve kamyon üretiminin artırılması hedeflerin arasında. Tabi aynı zamanda gerçek iklim etkisi yani kullanılan elektriğin karbon yoğunluğu da önemli. İkinci olarak fabrikalardaki düşük karbonlu üretim dikkat çekiyor. Yenilenebilir enerji kullanımı, üretimde enerji verimliliği, atık geri kazanımı ve tesis emisyonlarının azaltılması dikkat çeken ve tartışılan konulardan. Üçüncü sırada batarya ekosistemi var. Burada batarya hücresi üretimi, tedariki, kullanım ömrü ve geri dönüşüm altyapısının geliştirilmesi hedefleniyor. Dördüncü olarak ticari taşımacılığın dönüşümü de öne çıkıyor. Burada sadece elektrikli kamyonlar değil, hidrojen teknolojileri, filo optimizasyonu ve düşük emisyonlu lojistik koridorları da konuşuluyor.
İyi bir finansman ve kamu politikası ihtiyacı var
Döngüsel ekonomi de tartışılanlar arasında. Geri dönüştürülmüş çelik, alüminyum ve plastik kullanımı araçların kolay sökülebilir ve onarılabilir şekilde tasarlanması hedefleniyor. Ana sanayi kadar yüzlerce yan sanayi kuruluşunun da enerji, hammadde ve karbon verilerini ölçmesi ve azaltım planları oluşturması da gündemde. Tabi tüm bunların gerçekleşmesi için iyi bir finansman ve kamu politikası da ihtiyaç var. Vergi teşvikleri, şarj altyapısı, elektrik şebekesi yatırımları ve uzun vadeli kaynağın önemi oldukça yüksek.
Taşımacılığın karbondioksit etkisi 6 milyar tonu aştı
Karayolu taşımacılığının 2024'te yarattığı karbondioksit emisyonu 6 milyar tonu aştı. Bunun yüzde 60'ından fazlası otomobil ve hafif ticari araçlardan, yaklaşık üçte biri ise kamyonlardan oluştu. Ayrıca Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, karayolu emisyonları 2015 yılına göre hâlâ yüzde 8 daha yüksek. Yani elektrikli araç satışlarındaki güçlü artış, toplam karayolu emisyonlarında gerekli düşüşü sağlamadı. Sıfır otomobil pazarının dörtte biri neredeyse elektrikli hale geldi. Ama içten yanmalı araçların uzun bir dönemi kapsayan ömrü ekolojik sisteme etkisini sürdürmeye devam ediyor. Çin, batarya üretimi ve uygun fiyatlı elektrikli otomobiller sayesinde sektörde önemli bir avantaj yakalarken Avrupa, iklim hedefleri ile sanayi rekabetçiliğini birlikte korumaya çalışıyor. ABD'de ise elektrikli araçlara yönelik teşviklerin değişmesi pazarın büyümesini etkiliyor. IEA verilerine göre Çinli üreticiler 2025'te dünyada satılan elektrikli otomobillerin yaklaşık yüzde 60'ını sağladı. Çin aynı zamanda küresel elektrikli otomobil üretiminin yaklaşık dörtte üçünü gerçekleştiriyor.
Türkiye’nin önünde kritik bir sınav var
Türkiye'nin yalnızca elektrikli otomobil üretmesi yeterli olmayacak. Araçların üretiminde kullanılan çelik ve alüminyumdan fabrikaların elektrik tüketimine kadar bütün değer zincirinin karbon yoğunluğu daha fazla önem kazanacak. Fakat bu noktada riskler de öne çıkıyor. Tedarikçi maliyetlerinin artması gündemde. Büyük otomotiv üreticileri emisyon azaltım hedeflerini yan sanayiye yaydıkça küçük ve orta ölçekli tedarikçiler için enerji verimliliği, veri ölçümü ve finansman ihtiyacı artacak. Yatırım belirsizliği de sürüyor. Avrupa'nın emisyon kurallarındaki değişiklikler ve Made In EU Türkiye'de üretilecek modellerin motor ve batarya teknolojilerini de etkileyebilir. Batarya ve teknoloji bağımlılığı da devam eden sorunlar arasında. Türkiye elektrikli araç üretiminde gelişse bile hücre teknolojisi, kritik mineraller ve yüksek katma değerli batarya bileşenlerinde güçlü bir ekosistem kuramazsa değer zincirinin önemli bir bölümü yurt dışında kalabilir.
Sadece yolda sıfır emisyon yeterli görülmüyor
Öte yandan tartışmaların bir tarafında da elektrikli araçlar var. Egzoz emisyonunun sıfır olması, üretim de göz önüne alındığında aslında sıfır emisyon etkisi yaratmadığı görüşü de devam ediyor. Uluslararası Temiz Ulaşım Konseyi'nin (ICCT) 2025 yılında Avrupa için yaptığı analize göre, bataryalı elektrikli otomobillerin emisyonları eşdeğer benzinli araçlara göre yaklaşık yüzde 73 daha düşük. Fakat batarya üretiminin yüksek enerji ihtiyacı, kritik madenlerin çıkarılması ve elektrik üretimindeki fosil yakıt payı dönüşümün sorunlu alanları olarak tartışılıyor. Bu kapsamda çevreciler, iklim açısından en doğru yaklaşımın sadece elektrikli araç sayısını artırmak olarak görmüyor. Önemli olan daha temiz elektrik üretmek, elektrikli araçların kullanım ömrünü uzatmak, batarya ve malzemeleri geri kazanmak öne çıkıyor. Tabi diğer taraftan da toplu taşımayı güçlendirmek ve gereksiz ulaşım talebini azaltma da bir çözüm önerisi olarak dikkat çekiyor.
Ford Otosan TOGG ve OSD başrolde olacak
Koç Holding'in Küresel İş Ortağı olduğu COP31'de Ford Otosan, 16 Kasım tarihinde iki ayrı oturum gerçekleştirecek. Şirket, Türkiye ve Romanya'daki üretim ve mühendislik deneyiminden hareketle otomotiv sektörünün düşük karbonlu dönüşümüne yönelik uygulamalarını uluslararası katılımcılarla paylaşacak. Panellerde üretim süreçlerinde emisyon azaltımı, tedarikçi iş birlikleri, finansman ve şarj altyapısının geliştirilmesi konuları değerlendirilecek. Elektrifikasyonun yalnızca yeni araç modelleriyle sınırlı olmadığına dikkat çekilecek. Otomotiv Üreticileri Derneği (OSD), Türkiye Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ile iş birliği içinde, COP31 kapsamında “Otomotiv Endüstrisinin Yeşil Dönüşümü: Yüksek Entegre Değer Zincirlerinin Karbonsuzlaştırılması” başlıklı bir panel düzenleyecek. TOGG, COP31’in "Mobilite Sektör Ortağı" oldu.
Avrupa’da esneklik arttı
Avrupa Birliği otomotivde karbonsuzlaşmayı hızlandırmak amacıyla uzun yıllardır giderek sertleşen emisyon standartları uygulamaya başladı. Fakat hız düşmeye başladı. Bir dönem elektrikli araçlara uygulanan teşvikler geri çekildi. Tablo böyle olunca satışlar birden düşmeye başladı. Sonrasında yeni kurallar yazıldı fakat bu durum hala tam geçerliliğini korumadı. Sektörün ekonomik koşulları, tüketicilerin elektrikli araçlara geçiş hızı, şarj altyapısındaki farklılıklar ve Çin'in artan rekabeti AB'yi kurallarını yeniden gözden geçirmeye itti. AB'nin şu anda yürürlükteki çerçevesinde 2035 için yeni otomobil ve hafif ticari araçlarda yüzde 100 CO2 azaltım hedefi yer alıyor. Avrupa Komisyonu'nun Aralık 2025'teki önerisi ise bunu yüzde 90 egzoz emisyonu azaltımına dönüştürmeyi ve kalan emisyonlar için belirli telafi yöntemleri getirmeyi amaçlıyor. 4 Kasım 2026'da Avrupa Parlamentosu'nun Çevre Komitesi de yeni esneklikler içeren bir gündem oluşturdu. Avrupa'nın otomotiv politikalarında dikkat çeken durum, iklim hedeflerinin tamamen terk edilmesinden çok bu hedeflere ulaşmak için tanınan esnekliklerin giderek genişlemesi dikkat çekti. 2025'te üreticilere üç yıllık ortalama hesabı sağlandı. Ardından 2035 için katı sıfır egzoz emisyonu yaklaşımına alternatifler üzerine hesaplar yapıldı. Hafif ticari araçlar için 2030 hedefinin yüzde 50'den yüzde 40'a indirilmesi de komisyon teklifinde yer aldı.
Sanayinin değişimi 5-10 yıllık planlar çerçevesinde
Öte yandan yaşanan bu inişli çıkışlı gelişmeler üreticileri de olumsuz etkiledi. Otomotiv sektörü oldukça yüksek yatırımlarla elektrikli araç platformları, batarya teknolojileri ve geleneksel motor sistemleri geliştirmek zorunda kaldı. Tabi diğer tarafta da tüketicilerin satın alma gücü ile şarj alt yapısının gelişimi tüm Avrupa’da aynı olmadı. Buna paralel olarak kuralların yeniden müzakere edilmesi de üreticileri bir anlamda zorladı. Otomotivde yatırımlar bugünden yarına gerçekleşmiyor. Bir batarya fabrikasında, elektrikli araç platformuna veya şarj ağına milyarlarca euroluk yatırım yapan şirketler bu yatırımlarını en az 5-10 yıllık planlamayla gerçekleştiriyor. Bürokrasinin sık mevzuat değişikliği yatırım tarafında da belirsizliği artırıyor. Yani bir tarafta iklim hedeflerine bağlılık sürerken, diğer tarafta sanayi politikası daha fazla telafi mekanizması geliştirmek durumunda kalıyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.