Türkiye’de sanayinin gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içerisindeki payı her geçen gün azalıyor. Sanayinin alt kollarına baktığımızda, özellikle imalat sanayiinde bu durum daha da endişe verici bir boyutta. Bazı sektörler dikkate alındığında, Türkiye daha sanayileşmeyi tam olarak gerçekleştirememişken, ‘Erken Sanayisizleşme’ tehlikesiyle karşı karşıya. Erken sanayisizleşmeyi basitçe; bir ülkenin geleneksel sanayileşmeyi tamamlamadan hizmet sektörü ağırlıklı bir ekonomiye dönüşmesi tehlikesi olarak tanımlayabiliriz.
Erken sanayisizleşme riskini TCMB de dikkate almalı
Erken sanayisizleşme tehlikesi hiç de kulak arkası edilecek ya da dikkate alınmadan geçiştirilecek bir durum değil.
İstanbul Sanayi Odası’nın Temmuz ayı meclis toplantısı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” ana gündemiyle gerçekleştirildi. Sanayicilerin sesi ekonomi yönetimi tarafından ne kadar duyuluyor bilmiyorum, ama ‘sanayisizleşme’ ya da bizdeki şekliyle ‘erken sanayisizleşme’ tek başına sanayicilerin sorunlarını dile getirip seslerini duyurmaya çalışacağı bir konu değil. Bunun başta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından da dikkate alınması ve risk analizlerinin yapılması gerekiyor.
TCMB Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay’ın emeklilik nedeniyle görevinden ayrılmasından sonra gerek enflasyon raporlarının içeriğinde gerekse de Merkezin Güncesi’nin etkin kullanımında bir zayıflama olduğu göze çarpıyor. TCMB daha içine kapanık, daha sessiz ve tabiri caizse suya sabuna pek dokunmayan bir yapıda hareket ediyor. Bu küçük uyarıyı da yapmadan geçmeyelim.
Rapora geldiğimizde;
Almanya’nın, bir iş ve yatırım merkezi olarak bir süredir rekabet gücünün zayıflaması sorunuyla karşı karşıya olduğunun kabulüyle başlıyor rapor.
Sorunu çözmek için sorunla yüzleşmek ve sorunun varlığını inkâr etmek yerine kabul etmek çok değerli.
Rapor PACE göstergesinden yararlanılarak hazırlanmış. PACE göstergesi; Deutsche Bundesbank araştırmalarında Fiyat ve Maliyet Rekabetçiliğini (genellikle Fiyat ve Maliyet Etkileri'nin kısaltması olarak kullanılır) ölçmek için kullanılan özel bir ölçüm. Bu gösterge, düşük iç verimlilik ve artan maliyetler gibi faktörlerin bir ülkenin ihracat performansını zaman içinde nasıl etkilediğini izliyor.
PACE göstergesi, iç maliyetlerde veya fiyatlardaki kalıcı değişikliklerin bir ülkenin reel ihracat büyümesini nasıl etkilediğini ölçüyor. Alman Merkez Bankası ekonomistleri, Almanya'nın (veya diğer ülkelerin) daha yüksek göreceli maliyetler nedeniyle küresel pazarlarda rekabet avantajını kaybedip kaybetmediğini anlamak için PACE'i Reel Efektif Döviz Kuru göstergeleriyle birlikte kullanıyorlar. PACE göstergesi, diğer koşullar aynı kaldığında, daha yüksek verimlilik daha avantajlı bir rekabet gücüyle ilişkili olduğu için fiyat analizinin ötesine geçerek verimlilik farklılıklarını da kapsaması açısından önemli bir gösterge.
Dayanılan temel hipotez ise Balassa-Samuelson hipotezi.
Hipotez bize yüksek verimliliğe sahip ülkelerde genellikle genel fiyat düzeyinin de daha yüksek olduğunu, bunun nedenin, özellikle ticarete konu olan mallar sektöründe, verimli ekonomilerde yüksek ücretlerin ödenmesi nedeniyle olduğunu söylüyor.
Ticarete konu olan mallar sektörü (reel sektör) işgücü için ticarete konu olmayan mallar sektörüyle rekabet ettiğinden, ücretler orada da (hizmetler sektöründe de) yükseliyor.
Ancak, ticarete konu olmayan mallar sektöründe, daha yüksek ücretler verimlilik avantajlarıyla aynı ölçüde telafi edilemiyor. Bu durum, örneğin hizmetler gibi alanlarda fiyatların yükselmesine yol açıyor. Dolayısıyla teorik açıdan, verimli ülkelerdeki yüksek fiyat düzeyi, ticarete konu olmayan malların daha yüksek fiyatlarından kaynaklanıyor.
Uluslararası fiyat rekabetçiliği açısından önemli olan unsurlardan birinin, ticarete konu olan malların fiyatları olduğu yadsınamaz bir gerçek. Bununla birlikte, genel fiyat düzeyinin yüksek olması, rekabet gücünün otomatik olarak düşük olduğu anlamına da gelmiyor. Buna bağlı olarak teori; bir ülkenin verimlilik düzeyi ticaret ortağınkinden yüksek olmasına rağmen fiyat düzeyi aynıysa, o ülkenin daha rekabetçi olduğunun kabul edilmesi gerektiğini savunuyor.
Raporda ilk tespit, hem fiyat kaynaklı hem de fiyat dışı faktörlerden kaynaklanan bu durumun ihracat pazar payındaki kayıplara yansıdığını göstermesi.
Daha önceki Bundesbank analizlerinde, Almanya'nın ihracat pazar payındaki kayıpları talep ve arz yönlü bileşenlere ayırmak için ayrıntılı ticaret verileri kullanılmış ve arz yönlü bileşenler genel kabul gören anlamıyla "ortaya konan rekabet gücü" (revealed competitiveness) olarak yorumlanmışken; mevcut analiz, fiyat rekabet gücüne ilişkin makroekonomik göstergelere odaklanmış.
Mevcut rapor öncesi tespitleri yok sayan bir rapor değil. Tam tersine, yeni raporla elde edilen sonuçlar önceki raporla birbirini tamamlayıcı nitelikte.
Ana bulgu, Almanya'nın fiyat rekabet gücünün son on yılda belirgin bir şekilde zayıfladığı; aynı zamanda Alman ihracatının ivme kaybettiği ve 2022'den bu yana düşüş eğilimine girdiği yönünde.
Rapor söz konusu iki gelişmenin birbiriyle ne ölçüde bağlantılı olduğunu inceliyor.
Rekabet gücü yalnızca kurla açıklanamaz
Raporun bu kısmı bence önemli. Çünkü Türkiye’de hâlâ küresel rekabetin birinci önceliğinin fiyat rekabeti olduğuna, bunun da yolunun değersiz TL’den geçtiğine inanan çok önemli bir kesim var. Bu inanca sahip olanlar, diğer faktörleri yok sayarak küresel rekabet için tek geçerli yolun değersiz TL olduğundan hareketle her platformda TL’nin değer kaybetmesi gerektiğini savunarak bence temel unsurların gözden kaçmasına neden oldular. O nedenle düşük kur talep etmek yerine ‘erken sanayisizleşme riski’ne dikkat çekmek çok daha önemli; konuyu bütünsel bir açıdan ele almak için de önemli bir başlangıç noktası.
Bundesbank; rapora yönelik çalışmasında, daha önce bahsettiğim gibi fiyat rekabet gücü göstergelerinden yararlanmış. 1980'den bu yana ihracat gelişmeleri üzerindeki etkilerini analiz etmek üzere 50'den fazla ülkeyi kapsayan bir veri setini kullanmış.
Sonuçlar, fiyat rekabet gücündeki bozulmanın ihracat büyümesi üzerinde genellikle ölçülebilir düzeyde baskılayıcı bir etki yarattığını gösteriyor. Bu zaten bildiğimiz bir konu. Ancak tek neden fiyat rekabet gücündeki bozulma değil. Çünkü fiyat rekabet gücü göstergeleri, Alman ihracatında son dönemde görülen zayıflığın yalnızca sınırlı bir kısmını açıklayabiliyor.
Kullanılan göstergeye bağlı olarak, 2022 itibarıyla fiyat rekabet gücünde yaşanan bozulma, 2022-2025 dönemindeki ortalama ihracat büyümesinin, pandemi öncesi dönem olan 2015-2019'daki eğilimsel büyüme oranından sapmasının yüzde 6 ila yüzde 24'lük bir kısmını açıklamakta. Diğer bir ifadeyle, söz konusu sapmayı açıklamaya yönelik en yüksek katkı oranı yaklaşık dörtte bir düzeyinde kalıyor.
Bunun yanında, ticaret ortaklarından gelen ithalat talebinin zayıflaması da pandemi öncesi ihracat eğiliminden sapmanın yaklaşık dörtte birine kadar olan kısmını açıklayabilmekte.
İmalat gücü kaybedilirse geri dönüş zorlaşır
Özetle; ilk yüzde 25 fiyat rekabet gücünde yaşanan bozulmadan gelirken, ikinci yüzde 25 ticaret ortaklarından gelen ithalat talebinin zayıflamasından kaynaklanıyor.
Böylece analiz, Almanya'nın ihracatındaki son dönemdeki zayıflığın yalnızca fiyat faktörlerine veya konjonktürel olumsuzluklara bağlanamayacağını ortaya koyan önceki çalışmaların bulgularını destekliyor.
Rapor; bu bulgular haricinde yapısal faktörlerin de rol oynamış olmasının muhtemel olduğunu söylüyor. Bu faktörler arasında, makroekonomik göstergelerin yalnızca kısmen yansıtabildiği sektörel maliyet yükleri ile Alman ihracatının ürün kompozisyonu ve Almanya'daki iş yapma koşulları sıralanmış.
Genel olarak sonuçlar, Almanya'nın rekabet gücünün geniş tabanlı bir şekilde güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Özetle, Türkiye, 'erken sanayisizleşme' tehlikesini kulak arkası etmeye devam ederse, yarın ne değersiz TL ne de düşen fiyatlar kaybettiğimiz imalat gücünü geri getirmeye yetecektir.
Alman sanayiciler sahipsiz değil
IMF'nin 2026 yılına ilişkin Dünya Ekonomik Görünümü verilerine göre, nominal GSYH bakımından en büyük 10 ekonomisi içerisinde 4,45 trilyon dolarlık nominal GSYH’si ile dördüncü sırada olan, Avrupa’nın en büyük ekonomisinin Temmuz 2026 Aylık Raporu’nun başlığı ‘Azalan fiyat rekabetçiliğinin, Alman ihracatındaki son dönemdeki zayıflığa nasıl bir katkısı oldu?’
Almanlar, sanayilerinin gerilemesinin ve Alman firmalarının uluslararası rekabetinin kaybolmasının nedenlerini merkez bankaları nezdinde arıyorlar. Alman sanayiciler sahipsiz değil. Burası bence en önemli nokta.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.