YAYINLAMA 02 Ağustos 2026 09:45
GÜNCELLEME 02 Ağustos 2026 09:48
Her büyük orman yangınının ardından yalnızca alevler değil, yanlış bilgiler de hızla yayılıyor.
Sosyal medyada "ormanlar otel yapmak için yakılıyor", "aynı anda üç yerde yangın çıktıysa kesin sabotajdır", "yangın uçakları olsaydı yangınlar büyümezdi", "orman yangınlarının temel nedeni iklim değişikliğidir" ve "yanan ormana hemen fidan dikmek gerekir" gibi iddialar dolaşıma giriyor.
DW Türkçe'den Pelin Ünker'e konuşan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi'nden Prof. Dr. Doğanay Tolunay, son yıllarda bunlara "ormanlar 5G için yakılıyor", "İklim Kanunu ve Paris Anlaşması nedeniyle yangın çıkarılıyor" ve "yangınlar hep deniz manzaralı yerlerde çıkıyor" gibi komplo teorilerinin de eklendiğini söylüyor.
Tolunay'a göre bu yanlış bilgiler yalnızca kamuoyunu yanıltmakla kalmıyor, ormanların korunması, iklim değişikliğiyle mücadele ve yangın sonrası yeniden ormanlaştırma çalışmalarına da zarar veriyor.
DW Türkçe, kamuoyunda en sık dile getirilen bu beş iddiayı bilimsel veriler, resmi kayıtlar ve yürürlükteki mevzuat ışığında inceledi.
"Ormanlar otel yapmak için yakılıyor"
Türkiye'de en yaygın inanışlardan biri, ormanların turizm yatırımlarına açılabilmesi için kasten yakıldığı yönünde.
Oysa Anayasa'nın 169. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu, yanan orman alanlarının yeniden ağaçlandırılmasını zorunlu kılıyor ve bu alanların turizm tesisi yapılmak üzere kullanılmasına izin vermiyor.
Tolunay, sosyal medyada özellikle "yangınların hep deniz manzaralı ormanlarda çıktığı" ve "yanan alanların imara açıldığı" yönündeki iddiaların dolaşıma girdiğini, bu yanlış bilgilerin ormanların korunmasına ve yangın sonrası yeniden ormanlaştırma çalışmalarına zarar verdiğini belirtiyor.
Ancak tartışmanın kaynağı başka bir noktada. Türkiye'de turizm yatırımı yapılabilmesi için ormanın yanmasına gerek bulunmuyor.
1982'den bu yana yürürlükte olan Turizmi Teşvik Kanunu, turizm bölgesi ilan edilen alanlarda belirli koşullarla sağlıklı ormanlarda da turizm yatırımlarına izin veriyor. Dolayısıyla kamuoyunda sıkça dile getirilen "ormanı yakıp otel yapıyorlar" iddiası ile orman alanlarının turizm yatırımlarına tahsis edilmesi aynı konu değil.
Yanan ormanların turizme açılması yasakken sağlıklı ormanlarda turizm yatırımları uzun yıllardır belirli yasal düzenlemeler çerçevesinde yapılabiliyor.
Öte yandan Orman Kanunu'nun 16, 17 ve 18'inci maddeleri uyarınca madencilik, enerji, ulaştırma ve çeşitli kamu yatırımları gibi farklı kullanımlar için de ormanlarda izin verilebiliyor.
"Aynı anda üç yerde yangın çıktıysa kesin sabotajdır"
Orman yangınları sırasında sosyal medyada yangınların arkasında "dış güçler", "İsrail", "küreselciler", "5G", "İklim Kanunu" ya da farklı örgütlerin bulunduğunu öne süren çok sayıda paylaşım yapılıyor.
Aynı anda birden fazla noktada çıkan yangınlar da bu iddiaların en önemli dayanaklarından biri olarak gösteriliyor. Ancak resmi veriler ve uzmanlar, yangınların çıkış nedenlerinin tek bir açıklamayla özetlenemeyeceğini ortaya koyuyor.
Orman Genel Müdürlüğü'nün (OGM) 2025 istatistiklerine göre geçen yıl çıkan 3 bin 224 orman yangınının yalnızca 74'ü "kundaklama" olarak kayıtlara geçti. "Terör" kaynaklı yangın ise kaydedilmedi.
Buna karşılık 344 yangın anız yakılmasından, 307'si piknik ateşinden, 294'ü elektrikten, 247'si sigara izmaritinden, 171'i ise avcılık ve çoban ateşinden kaynaklandı. En büyük grubu ise çıkış nedeni henüz belirlenemeyen 1.032 yangın oluşturdu.
Son 10 yılın ortalaması da benzer bir tablo ortaya koyuyor.
Yangınların yaklaşık yüzde 29,5'i ihmal ve dikkatsizlikten, yüzde 5,6'sı kazalardan, yüzde 4,5'i kasıtlı eylemlerden kaynaklanırken yaklaşık yarısının çıkış nedeni belirlenemiyor.
Tolunay, sıcak, kuru ve rüzgarlı dönemlerde aynı gün çok sayıda yangın çıkmasının olağan olduğunu, aynı bölgede görülen bazı yangınların ise yangının kendi davranışından kaynaklanabileceğini belirtiyor.
"Aynı yerde birden fazla yangın çıkması genellikle spot yangın olarak adlandırılıyor. Bir yangın başladıktan sonra ısının radyasyon yayılması veya korların rüzgarla taşınmasıyla yeni yangınlar başlayabiliyor. Bu durum da yangınların sabotaj ihtimalli olduğu şeklinde bir algıya dönüşebiliyor" diyor.
Tolunay, her orman yangınının ardından savcılıkların soruşturma yürüttüğünü, yangının çıkış nedeninin ve sorumluların belirlenmeye çalışıldığını hatırlatıyor.
Yangına neden olan kişilerden yalnızca ağaçların uğradığı zararın değil, söndürme ve yeniden ağaçlandırma çalışmalarının maliyetinin de talep edilebildiğini, ayrıca kasten ya da ihmal sonucu yangın çıkaranlar hakkında hapis cezaları uygulanabildiğini belirtiyor.
"Yangın uçakları olsaydı yangınlar büyümezdi"
Orman yangınlarının ardından en çok tartışılan konulardan biri yangın söndürme uçaklarının sayısı oluyor.
Kaç uçak ve helikopterin görev yaptığı, yangına ne kadar sürede müdahale edildiği kamuoyunun odağına yerleşirken uzmanlar bunun yangınla mücadelenin yalnızca bir boyutu olduğuna dikkat çekiyor.
Tolunay'a göre her orman yangını farklı özellikler taşıdığı için müdahale yöntemi de meteorolojik koşullar, topoğrafya, ormanın yapısı ve yerleşim alanlarının konumu gibi birçok etkene göre değişiyor.
Yangının henüz büyümediği aşamada hava araçlarının etkili olabildiğini, ancak şiddetli rüzgarın etkili olduğu büyük yangınlarda ve dağlık arazilerde bu etkinliğin önemli ölçüde azaldığını belirtiyor.
Tolunay, "Ama hangi koşullar olursa olsun yangınların tamamen söndürülmesi kara ekipleri tarafından sağlanır" diyor.
Hava araçları yangının yayılma hızını düşürmede önemli rol oynasa da yangının tamamen söndürülmesi ve yeniden alevlenmesinin önlenmesi kara ekiplerinin yürüttüğü söndürme ve soğutma çalışmalarıyla mümkün oluyor.
Yangın kontrol altına alınmış görünse bile tamamen sönmemiş korlar yeniden yangına yol açabildiği için soğutma çalışmaları günlerce sürebiliyor.
Öte yandan yangınla mücadelede yalnızca söndürme kapasitesine değil, yangın riskini azaltacak önlemlere ve yangının büyümesini önleyecek hazırlıklara da en az müdahale kapasitesi kadar önem verilmesi gerekiyor.
"Orman yangınlarının temel nedeni iklim değişikliğidir"
İklim değişikliği, orman yangınlarının en çok tartışılan nedenlerinden biri.
Ancak bilim insanları, bu ifadenin tek başına doğru olmadığını vurguluyor. Çünkü bir yangının başlaması ile büyümesi aynı süreç değil.
Tolunay, "Doğrusu insanların yangınları çıkarttığı ve iklim değişikliğinin bu yangınları büyüttüğü ve söndürülmesini güçleştirdiğidir" diyor.
Tolunay'a göre iklim değişikliği yangınların çıkış nedenini değil, davranışını değiştiriyor. Daha sıcak ve kurak koşullar ince yanıcı maddelerin daha kolay tutuşmasına yol açarken, yağışlı ilkbaharların ardından gelişen ot örtüsünün yazın kuruması ormanlardaki yanıcı madde yükünü artırıyor.
Kuraklık nedeniyle ağaçların su içeriğinin azalması da küçük bir kıvılcımın geçmişe kıyasla çok daha kısa sürede büyük ve kontrolü zor yangınlara dönüşmesine zemin hazırlıyor.
Tolunay, bu tabloyu "yeni yangın rejimi" olarak tanımlıyor. Buna göre ormanlardaki insan faaliyetleri daha fazla yangının çıkmasına yol açarken, iklim değişikliği bu yangınların mega yangınlara dönüşme riskini artırıyor.
Bunun en çarpıcı örnekleri son yıllarda Kanada, ABD, Avustralya ve Fransa'da görülen, kendi hava sistemini oluşturarak "ateş bulutları" (pyrocumulonimbus) meydana getiren mega yangınlar oldu.
Tolunay, bu nedenle yangınlarla mücadelede yalnızca söndürme kapasitesini artırmanın yeterli olmadığını vurguluyor.
Yangınların çıkış nedenlerini azaltacak önlemler alınması, ormanlarda yanıcı madde yönetiminin güçlendirilmesi, toplumun bilinçlendirilmesi ve yerleşim alanlarının yangınlara karşı daha dirençli hale getirilmesi gerektiğini söylüyor.
"Yanan ormana hemen fidan dikmek gerekir"
Orman yangınlarının ardından en sık yapılan çağrılardan biri fidan dikme kampanyaları oluyor. Ancak uzmanlara göre yangın sonrası izlenecek yöntem, her yanan alanda aynı değil.
Tolunay, yangın sonrası uygulanacak yöntemin ormandaki ağaç türüne, ormanın yaşına, yangının şiddetine, yanan alanın büyüklüğüne, eğimine, toprak özelliklerine ve iklim koşullarına göre değiştiğini belirtiyor.
Dolayısıyla ilk adımın her zaman fidan dikmek değil, alanın doğal gençleşme potansiyelini değerlendirmek olduğunu söylüyor.
Bazı durumlarda doğa kendi kendini yenileyebiliyor.
Örneğin yangının çok şiddetli olmadığı makilik alanlarda yalnızca alanın koruma altına alınması yeterli olabiliyor. Buna karşılık genç ormanlarda ya da yangının çok şiddetli geçtiği ve kozalakların zarar gördüğü alanlarda doğal gençleşme mümkün olmayabiliyor.
Bu durumda çevredeki ormanlardan toplanan tohumların alana serpilmesi ya da uygun koşullarda fidan dikimi tercih edilebiliyor. Karaçam gibi türlerde ise doğal gençleşme her zaman aynı başarıyla gerçekleşmeyebiliyor.
Fidan dikilecekse kullanılacak tür de büyük önem taşıyor. Tolunay, fidanların bölgenin doğal türlerinden ve o bölgedeki ağaçların tohumlarından üretilmiş olması gerektiğini belirtiyor.
Örneğin kayın Türkiye'nin doğal türlerinden biri olsa da Ege ve Akdeniz'in doğal ağacı değil. Bu nedenle yanan kızılçam ve makilik alanlara kayın dikilmesi halinde fidanlar kısa sürede kuruyabiliyor.
Benzer şekilde, Akdeniz'de yüksek rakımlarda yetişen sedir ağaçları da daha alçak kesimlere dikildiğinde zamanla kuruyabiliyor.
Tolunay, yangın sonrası ağaçlandırma çalışmalarının da yanlış bilgilerden etkilendiğini söylüyor.
Yanan alanların imara açılacağı yönündeki inanışın, bu alanların vakit kaybetmeden ağaçlandırılması yönünde toplumsal baskı oluşturduğunu, kızılçamların yerine zeytin ya da başka meyve ağaçlarının dikilmesi gerektiği yönündeki taleplerin ise bilimsel temele dayanmadığını ifade ediyor.
Tolunay, "Özetle hem yangınlarla mücadele hem de yangın sonrası yapılacak ormanlaştırma çalışmaları bilimsel ve teknik bir konudur ve uzmanlık gerektirir" diyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.