3 Ağustos 2026, Pazartesi · 15:40 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Kökenden modern dünyaya

Dil, toplumsal kimliğin oluşum süreçlerini anlamada en eski ve en nesnel kaynaklardan biridir. Bir topluluğun kendisini nasıl adlandırdığı, tarihsel kökenlerini hangi kavramlarla ifade ettiği ve bu kavramların siyasal al…


Örnek dil aileleri

Bugünkü Yahudiler, Araplar, Süryaniler, Aramiler, Ahramlar, Tigrinyalar vb. bölgedeki topluluklar dil kardeşidir; Sami (Semitik) dil grubundandır. Bu dili konuşan Asur, Akad ve Fenike devletleri artık yoktur. Bugünkü İran ve Avrupa ise Hint-Avrupa dil ailesindendir; içinde Cermen, Slav, Latin, Hint-İran dilleri ve kolları vardır. Türkler Ural-Altay dil ailesindendir.


Samice (Semitik) dil ailesi ve bir örnek sözcük: "İbr"

Sami dil ailesinde "br / ʿbr" kökü "geçmek, aşmak, karşıya geçmek" anlamını taşır. "İbr" ya da "İbrani" ifadesi, bu kökten hareketle, en yalın hâliyle "suyun öbür tarafından gelen" anlamını ifade eder. Tarihsel anlatılarda Abu-ramu ("büyük baba"; ki İbrahim’i yakınları ilk bu şekilde anardı) olarak anılan göçebe bir ailenin Ur’dan çıkarak Fırat’ı geçip Kenan bölgesine ulaşması ile daha sonraki dönemde Musa ile ilişkilendirilen topluluğun Kızıldeniz’i aşarak aynı coğrafyaya yönelmesi, aynı dilsel işaretle tanımlanmıştır. Amarna mektuplarında geçen "habiru / apiru", Mari metinlerindeki "hibrum" ve benzer Babil kayıtları da bu kullanımı destekler niteliktedir. Söz konusu terimler, öncelikle etnik bir kan bağına değil, göç hareketine ve toplumsal konuma işaret eden tanımlardır.

Tarihte 2 defa suyun ötesi bağlamı olduğu iddia edilir: Abu-ramu, geçinebilmek adına Fırat’ı geçip Ur’a gidiyor; karşılaştığı insanlar ona "İbr", yani "suyun öte tarafından gelen adam" diyor. Musa, Mısır’dan çıkıyor, Kızıldeniz’i geçiyor; o topluluğa yine "İbr", yani "suyun öte tarafından gelenler" deniyor. Eğer iddialar geçerliyse bu 2 isim arasında yaklaşık 500 yıl var.

Sami dili, etnik bir aidiyet göstergesinden ziyade bir dil grubunu ifade eder. Aramice’den İbranice’ye geçiş, bu dil grubu içindeki tarihsel bir evrim olarak değerlendirilebilir. "Yahudi" adlandırması ise Yahveh inancına bağlı teolojik bir kimlik oluşumunu yansıtır. "İsrail" adı da benzer şekilde dilsel ve teolojik bir inşa sürecinin ürünüdür. Eski Ahit metinlerinde Yakup’un "El, yani Yaratan ile anlaşan / güreşen / mücadele eden" anlamında "İsra-El" adını alması, bu dönüşümü örnekler. Bu tür adlandırmalar, tarihsel olarak üretilmiş teolojik ve siyasal kimlikler olarak yorumlanabilir. Kenan coğrafyasının erken dönem yerli halkları arasında İbranilerin asıl sakinler olarak yer almadığı yönündeki tarihsel değerlendirmeler, "İsrail ırkı" ya da "Yahudi ırkı" gibi ifadelerin dilsel ve tarihsel açıdan sorunlu olduğunu göstermektedir. Milletleşme ve krallık fikrinin güçlenmesi, özellikle Davud dönemi sonrasında (İbrahim ile arasında yaklaşık 900 yıl var), siyasal bir inşa süreci olarak ortaya çıkmış; "Tanrı Krallığı" anlatısı üzerinden toprak ve egemenlik arayışına dönüşmüştür. 1948'de kurulan modern devlet de bu uzun tarihsel ve teolojik birikimin üzerine inşa edilmiştir.

Siyaset ve politika

Sami (Semitik) dilinde "siyaset" ile Hint-Avrupa kolu Latincedeki "politika" sözcükleri aynı amaçla kullanılsalar da anlamları kökende farklıdır. "SYS" kökenli "siyaset"; bakmak, gözetmek, eğer sözcük hayvan bakımında kullanılıyor ise ihtiyaçlarını karşılamak demektir. Latincede "politika", kent devletinin (polis'in) işlerini yönetme, yürütme ve toplumsal düzeni sağlama faaliyetidir. Bunu yaparken bir plan ve program yapmak ve uygulamak gerekir; iyi yönetmek, tartışarak ve çalışarak yol bulmak demektir.

Siyaset, politika ve "Tanrı Krallığı" fikrine kökenden itiraz

İnanç bağlamında söz edecek hiçbir açıklamamız olamaz. Politika bağlamında ise değişim şöyle açıklanabilir: Ur’da bir tanrı-kral var. Abu-ramu (İbr), o dönemde devrimci bir çıkışla, "Yaratan ayrıdır, gözle görülmez; kral yani yönetici benim gibi bir insandır, onun hakları varsa benim de olmalı" der. Ve Ur’dan kovulur, işi çobanlıktır. Ailesine der ki, "Biz de bu fikri açıklayalım ve güçlenelim."

Bu periyotta Ur’dakiler için konu politiktir. Büyük Baba da benzer yaklaşımda politika yapar, konuyu tartışır.

Fakat işin sonu, 900 yıl sonra Davud zamanında farklı bir yere evrilir. Kudüs’te krallık güçlüdür ve burada yapılan siyasettir. Artık Yahudi Krallığı bölgede zengindir, bir halkı oluşmuştur (ki bu bir etnik yapı değildir), kurallar yazılmıştır; dinî veçheyle ama idareyi din-devlet bağlamına oturtmak suretiyle sistem çalışmaktadır. Başka deyişle Büyük Baba’nın Ur’dan çıkan devrimci fikri, asırlar sonra tarif edilen Tanrı değişse de uygulama, insanları idare etme biçimi şeklinde olmuştur. Başka deyişle durum dönüp dolaşıp aynı noktaya gelmiştir.

Bu tespit, bir eksiklik ya da olumsuzluk yargısı olarak anlaşılmamalıdır. Günümüz dünyasındaki birçok devlet, saf etnik köken temelinde kurulmamıştır. Toplumlar, siyasal ihtiyaçlarına uygun anlatılar üretir, tarihsel bellek inşa eder ve kimlik tanımları geliştirir. Bu, evrensel bir pratiktir. Bireylerin ve toplulukların etnik bağlarına, dinî inançlarına ya da kültürel köklerine saygı gösterilmesi, temel bir ilkedir. Bununla birlikte, dilbilimsel, arkeolojik ve tarihsel verilerin siyasal anlatılar tarafından tamamen gölgelenmesi, uzun vadede hem ilgili toplum hem de bölgesel ilişkiler açısından sağlıklı bir zemin oluşturmaz.

Modern dönemde bu tarihsel ve teolojik birikim, Siyonizm ideolojisi çerçevesinde siyasal bir forma kavuşmuştur. Nereden çıktı? Artık (Semitik dil konuşan ve siyaset yapmayı esas alan) bir halk var: Yahudi halkı. Değişik coğrafyalardalar, ticaretle ve finansla zenginler ama ülkeleri yok. Tarihte değişik ülkelerden sürekli kovulmuşlar. Tarihte iç içe yaşadıkları diğer halkları hep yönetmeye kalkışmışlar, onları kendilerine tabi kılmaya çabalamışlar. Dinî açıklamaları bir tarafa koyarak bunu yazıyorum. İşte sonuçta dünya siyaseti onlara bir fırsat sunmaya başladığında, bir fikir, motivasyon ve hareketle tarih sahnesine tekrar çıkmak adına ortaya çıkmışlar.

Siyonizm, özünde bir ideolojidir ve politik hedefi, bir ülke kurmak ile devlet teşkil etmektir. Bu ideolojik çerçeve içinde, kutsal metinlerden —ki bu metinlerin yorumu da tartışmaya açıktır— alınan dayanaklarla yayılmacı bir yaklaşımın geliştirildiği gözlemlenebilir. Tarihsel şartlar altında bu yaklaşım belirli ölçüde anlaşılabilir bir karakter taşırken, günümüzün karşılıklı bağımlılık, bilgi akışı ve küresel bağlantılar çağında aynı ölçüde geçerli ve sürdürülebilir görünmemektedir.

Orta Doğu’daki mevcut düzeni anlamak açısından, dilsel-tarihsel kökenler ile ideolojik inşa süreçlerini birlikte değerlendirmek açıklayıcı olabilir. Bu değerlendirme, dil politikası, egemenlik iddiası, kültürel miras ve güvenlik anlayışları gibi alanlarda daha berrak bir bakış imkânı sunar. İbranilerin öncelikle etnik bir ırk tanımına dayanmadığı gerçeği, modern "İsrail Devleti"nin varlığını inkâr etmez; aksine, bu varlığın tarihsel ve siyasal bir inşa süreci olarak anlaşılmasına katkı sağlar.

Ancak artık nasıl İsrail var ise aynı topraklarda var olan Fenikeliler, Filistler ve diğer kavimler ne oldu diye de sormadan geçmemek gerekir. Doğu Akdeniz’in 2 kadim etnik kimlikli kültürü vardır; biri Arkaik Mısır ülkesi (ki hâlen piramitler gözümüzün önünde), diğeri ise Fenikelilerdir. Bu 2 kavim denizcidir, ileri kültürlerdir. Hatta bu 2 kavim, Doğu Akdeniz’deki koloni kentlerini kuranlardır.

Proto Hint-Avrupa dil etkisi: Politika

Başka bir konu ama yeri gelmişken unutulmasın: Bahsedeceğim çerçeve, Proto Hint-Avrupa – MÖ 4500’lerden önceleridir. Bununla ilgili bugünkü Mora, Ege, Girit, Kıbrıs ve diğer bölgelerdeki ilk kent devletleri doğru incelenmeye değerdir. Bugün Yunancadaki birçok eski sözcüğün kökeni iyi bilinmelidir. Konumuzla bağlantı kurmak açısından bir katkı daha: Ege’de antik kent devletleri giderek kendi kültürlerini geliştirirler. Bir kol Karadeniz’in kuzeyinden gelir, diğer kol Anadolu’dan ve denizden (Antik Mısır-Fenike). Bunlar Hint-Avrupa dilini kullanırlar. Latin kültürü belirginleşir. Buradaki kent yönetimleri ise artık Latin kültürüdür, gelişen Hint-Avrupa diliyle ayrışır ve "polis" yönetimi esas alınır. Dil değişince paradigma da değişir.


Proto Hint-Avrupa dil etkisi: Ulus

Samice "millet" ile Latince "nasyon" ("nation") farklıdır; nasıl "siyaset" ile "politika" farklı çağrışım yapıyorsa, bu da benzerdir. Her ikisini de "ulus" diye çevirmek ne derece doğru, tartışmalıdır. Millet sözcüğünün çağrışımında Sami dilinin getirdikleri vardır; siyaset ve dinsel maksat bağlamında. Ulus sözcüğünde ise din ile devlet ayrıdır (laisizm), politika yapılır. Fransız Devrimi (1789) ile gelişen bir anlayış vardır.

Şöyle ifade edelim: Ulus devlet, politikası gereği moderndir, laiktir, din inancını kişilere bırakır, devletin dini olmaz. Yahudilikte ve Siyonizm’de dinî bağ önemlidir. Açıklamalarımız çerçevesinde söylersek Davud’un Tanrı Krallığı için çabayı gerektirir. Bu nedenle başka bir nokta daha: "Kutsal topraklar" fikri hâkimdir.

Hâlbuki bugünkü İsrail kendini "demokratik ulus devlet" olarak tanımlar. Partilerin ve içerideki dinî yapıların incelenmesi ayrıca araştırma konusudur. Esasen öyle mi?

Semitik açıklayalım: İsrail, bölgesinde ve küresel çapta siyaset yapan, millî bir devlettir. İçindekilere muhafazakâr demek yerine aşırılıkçılar da denebilir. Modern bir ulus devlet olmayı özü itibarıyla reddettiği nedenle kardeşi olan Filistin Devleti ile barışamamakta, ortak değerlerin gelişmesi yerine kendini ayrıştırmaktadır.

Bu şekilde bakın, bölgedeki diğer toplumlar nasıl düşünüyorlar, siyaset yapıyorlar… Hatta Samice dilinden kardeşleri olan Arapların birer krallık, şeyhlik şeklinde olmalarının tarihsel nedenlerine bakın. Yine buradaki tarihsel kültür savaşlarına bakın.


Modern ulus devlet kavramı

Çağdaş dönemde yalnızca devlet merkezli bir düzen anlayışı yeterli görünmemektedir. Birlikte hareket etme kültürü, uluslararası ilişkilerin temel unsurlarından biri hâline gelmiştir. Politika kökenli "ulus" kavramı, kan bağından ziyade ortak irade, ortak sorumluluk ve ortak geleceğe yönelik bir sözleşme olarak tanımlanabilir. Bu yaklaşım, ulusu kapalı bir etnik ya da teolojik sistem olarak değil, daha geniş bir etkileşim alanı içinde konumlanan açık bir siyasi özne olarak ele alır.

Modern ulus kavramının en bariz örneği Amerika Birleşik Devletleri’dir. ABD bir modern ulus devlettir. Başkaları neden olamasın? Eğer köklü bir etnik arayış var ise bunun kökünün doğru tarif edilmesi gerekir. Değilse ve modern dönemdeysek olacak bellidir; dünya artık ne Ur kent devleti zamanındadır ne de ortada Hitit kentlerinin sahipleri "Var ve ben buradayım" diyebiliyorlar. Ama yine de soralım: Fenike kentlerinin kalıntılarını ortaya çıkartmak kimin görevi?

Bu çerçevede şu noktaların altını çizmek mümkündür: Bir devletin kendisini ulus olarak tanımlaması, meşru bir tercihtir. Ancak bu tanımın, diğer ulusları, toplumları ve hatta aynı dinî geleneğe bağlı grupları yok sayacak ya da onları ortadan kaldırmayı hedefleyecek bir aşırılığa dönüşmesi, hem ahlaki hem de politik açıdan sorunludur. Aşırı ideolojik yaklaşımlar, ne teolojik metinlerden ne de ulus iddiasından meşruiyet türetebilir. Gerçekçi bir politik anlayış, var olan gerçeklikleri kabul etmekle başlar.

Barış ve istikrar arayışı söz konusu olduğunda, toplumların refahı ve güvenliği üzerine kurulu, paylaşımcı bir güvenlik anlayışı daha tutarlı bir temel sunar. İdeolojiler ve saplantılar, dogmatik karakterleri nedeniyle yanılgıya açık olabilir. Doğmalar yeni doğmalar üretebilir; yanlışlar yeni yanlışları; istikrarsızlık üzerine inşa edilen çatışmalar ise yeni çatışmaları doğurabilir. Bu döngü, ne bölgesel ne de küresel düzeyde sürdürülebilir bir gerçeklik oluşturmaz.


Sonuç

Sonuç olarak dil, kimliklerin inşa edildiğini, anlatıların üretildiğini ve ideolojilerin siyasal formlara dönüştüğünü hatırlatır. "Suyun öte yakasından gelenler" anlatısı, aynı zamanda öte yakadaki varoluşları da görünür kılar. Kalıcı bir düzen arayışı, bu karşılıklılığı yok sayarak değil, hesaba katarak; ideolojik katılığı değil, barış ve istikrarı önceleyerek mümkün olabilir.

Madem konular bugün için bu denli abartıldı, sivriltildi, ideolojik hâle dönüştürüldü, o hâlde çalışmaları baştan başlatmak elzemdir: Eğer barış ve istikrar aranıyor ise önce kök ne diyor, buradan başlanabilir. Kök dil bize, suyun ötesinden gelenlerde etnisite değil; iş ve aş için çaba sarf etmek olduğunu söylüyor. Kök fikir bize, sömürünün siyasallaşmasına karşı devrimci bir çözüm üret diyor. Eğer devrimci akıl çoktan yitirildi ve zamanın içinde gericilik esas alınarak çıkarlar gözetilecek ise burada bugüne yakışan bir sonuç da elde edilemez. Gericilerin amacı tekrar tanrı krallıkları inşa etmek ise bu, önce kendini inkâr demektir.

Benim fikrim, bunlar çalışılacak konulardır. Ama modern ulus devlet nedir, herkesçe bilindiğine göre, savaşı kaşıyan olmamak ve tekrar (fikren de olsa) kovularak tarihin tekerrürüne gitmemek gerekir. Paylaşmak en iyisidir, insanidir. 4. Sanayi Devrimi zamanındayız, yapay zekâ diyoruz; peki, bırakın insanları, yapay zekâyı da sömürüp yeni bir krallık mı inşa edeceksiniz? Tanrı krallıklarına ihtiyaç yoktur, krala bile ihtiyaç yoktur. O hâlde herkes (eğer takıyorsa) takkesini çıkarıp önüne koymalı ve biraz daha düşünmelidir.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: İsrailİBRANİDilkökenGürsel Tokmakoğlu

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürbüz Evren İsrail'in genişleme stratejisinde yerleşimcilerin rolü

turizm

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Elif Dikmen Diriöz Çölün doğal ve kültürel mirasıyla uyumlu sürdürülebilir turizm örneği

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Göç artık hibrit savaşın yeni cephesi

TÜRKİYE'DEN SESLER

Murad Ali Irak'ta yeni nesil siyasetçi: Ali Zeydi

İlgili Haberler
Makroekonomi İhracatın şampiyonu belli oldu! 3,6 milyar dolarla zirveye yerleşti CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Öğrencilere aylık 13 bin 750 lira burs! Başvurular 1 Eylül'de başlıyor CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Pancar üreticilerine 991 milyon liralık ödeme hesaplara yatırıldı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Bakan Şimşek'ten dezenflasyon mesajı! CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Sasa Polyester Temmuz’da 178 milyon dolarlık satış yaptı Paratic · 14 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.