Zeynep Aktaş- Merkez Bankası, 23 Temmuz’daki Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu. Gecelik borç verme faizi yüzde 40, gecelik borçlanma faizi ise yüzde 35,5 seviyesinde korundu. Karar piyasa açısından sürpriz olmadı. Asıl önemli mesaj, faizlerin hangi koşullarda indirilebileceğine ve Merkez Bankası’nın önümüzdeki aylarda hangi riskleri izleyeceğine ilişkin değerlendirmelerde yer alıyor.
Sıkı para politikası devam ediyor
Politika faizi, bankaların fonlama maliyetinden kredi ve mevduat faizlerine kadar geniş bir alanı etkiliyor. Bu nedenle faizin yüzde 37’de tutulması, para politikasındaki sıkı duruşun sürdüğü anlamına geliyor. Merkez Bankası, enflasyonda kalıcı bir iyileşme görmeden hızlı bir faiz indirimine yönelmek istemiyor. Çünkü o da farkındaki erken atılacak bir adım; döviz kuru, tüketim talebi ve enflasyon beklentileri üzerinden fiyatlar üzerindeki baskıyı yeniden artırabilir. Karar metninde haziran ayında enflasyonun ana eğiliminde sınırlı bir gerileme yaşandığı belirtildi. Bu ifade, fiyat artış hızında bir miktar iyileşme bulunduğunu gösteriyor. Ancak öncü veriler, temmuz ayında ana eğilimin geçici olarak yükselebileceğine işaret ediyor. Dolayısıyla Merkez Bankası tek bir aylık enflasyon verisine bakarak hareket etmek istemiyor. Aylık dalgalanmalar yerine düşüş eğiliminin sürekliliğini, beklentilerdeki iyileşmeyi ve ara hedeflerle uyumu izlemeyi tercih ediyor.
Enerji fiyatları enflasyonun önündeki risk
Kurulun dikkat çektiği en önemli risklerden biri enerji fiyatları. ABD ile İran arasında umutlanan barış beklentisinin tekrar alevlenerek karşılıklı saldırılara dönüşmesi ciddi bir risk unsuru. Basra Körfezi’ndeki gerilimin Kızıldeniz’e sıçrama riski ise riskin büyümesi anlamına geliyor. Artan gerilim, petrol ve diğer enerji ürünlerinde yeniden yükselişe yol açıyor. Türkiye’nin petrolde dışa bağımlılığı ise bu noktada önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Petroldeki fiyat artışı; akaryakıt, ulaşım, üretim ve lojistik maliyetleri üzerinden geniş bir alana yayılabilmekte. Şirketlerin yükselen maliyetleri ürün ve hizmet fiyatlarına yansıtması ise enflasyonla mücadeleyi zorlaştıran bir unsur olmakta. Jeopolitik gelişmeler yalnızca maliyetleri etkilemekle kalmıyor; ekonomik faaliyet, yatırım kararları ve tüketici beklentileri üzerinde de belirsizliğe yol açabilmekte. Bu nedenle Merkez Bankası, bölgesel çatışmaların hem enerji faturası hem de beklentiler üzerindeki etkisini yakından takip edeceğini vurgularken, bu riskin geride kalmasını ya da kontrol edilebilir olduğundan emin olmak istiyor. Bu noktada riskin yüksek seviyede olduğu değerlendirmesini yaptığı sürece faiz oranını düşürmekte acele etmemeyi tercih ediyor.
İç talepteki zayıflama belirginleşiyor
Karar metnindeki bir başka önemli mesaj iç talebe ilişkin. Son veriler, iç talepteki zayıflamanın daha belirgin hale geldiğini gösteriyor. Vatandaşın tüketimini, şirketlerin yatırım ve harcamalarını yavaşlatması fiyat artışlarını sınırlayabilir. Sıkı para politikasının temel amaçlarından biri de talebi ekonominin üretim kapasitesiyle daha uyumlu bir seviyeye çekmek. İç talepteki yavaşlama devam ederse, dezenflasyon sürecine destek verebilmekte. Bu noktada hassas bir dengenin olduğu ise gözden kaçmıyor. Daralan ekonominin firmaların gelir ve kârlılığını sınırlarken, özellikle mali yapısı zayıf firmaların ekonomik darboğaza girmeleri söz konusu olabilmekte. Talepteki zayıflamanın tek başına faiz indirimi için yeterli olması ise beklenmemeli. Merkez Bankası; gerçekleşen enflasyonu, fiyat artışlarının ana eğilimini ve gelecek döneme ilişkin beklentileri birlikte değerlendirecek. Kurul, kararların toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınacağını belirtiyor. Bu da önceden belirlenmiş otomatik bir faiz indirimi takviminin bulunmadığı anlamına geliyor.
Beklenti son çeyreğe kaldı
S&P Global Market Intelligence karar öncesinde politika faizinin temmuz ayında sabit tutulacağı öngörüsünde bulunmuştu. Kuruluşun Avrupa Ekonomisi Direktör Yardımcısı Andrew Birch, faiz indirimi açısından yılın son çeyreğine işaret ediyor. Birch’e göre enflasyon önümüzdeki aylarda gerilemeyi sürdürürse Merkez Bankası ekim aralık döneminde indirime yönelebilir. Ancak bu tahmin koşullara bağlı. Enerji fiyatlarında yükseliş yaşanması, enflasyon beklentilerinin bozulması veya döviz kuru üzerindeki baskının artması indirim ihtimalini öteleyebilir. Kurul da enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma görülmesi halinde para politikasını yeniden sıkılaştıracağını açıkça ifade ediyor.
Vatandaşı ve şirketleri nasıl etkiliyor?
Merkez Bankası’nın politika faizini sabit tutmasının vatandaş açısından kısa vadeli anlamı, kredi faizlerinde hızlı bir düşüş beklenmemesi olmakta. Mevduat faizlerinin de bir süre daha görece yüksek kalması mümkün. Şirketler bakımından ise finansmana erişim koşulları ve borçlanma maliyetleri önemini koruyacak. Merkez Bankası temmuz ayında beklemeyi seçti. Faiz indiriminin kapısı tamamen kapanmış görünmese de, anahtar enflasyondaki kalıcı gerilemede olacak. Yılın son çeyreği olası bir indirim dönemi olarak öne çıksa da enerji fiyatları, jeopolitik riskler, kur hareketleri ve enflasyon beklentileri zamanlamayı belirleyecek unsurlar arasında ye alıyor. Piyasanın önümüzdeki dönemde yalnızca faiz kararına değil, bu göstergelerin birlikte verdiği mesaja odaklanması gerekiyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.