60 yıldır biriken stratejik kırılmaların sonucudur. Türk tarafının federasyon modelinden uzaklaşıp iki devletli çözümü savunması da ani bir politika değişikliği değildir.
Bu tercih, geçmişte yaşanan tecrübelerin doğal sonucudur.
Bugün Birleşmiş Milletler tarafları yeniden aynı masa etrafında toplamaya çalışıyor. Federasyon modeli yeniden gündeme geliyor. Güven artırıcı önlemler ve teknik komiteler işletiliyor.
Peki sorun nerede?
Müzakere masasının kendisi tarafsız değil.
Bugün tartışılan parametreler, altmış yıl önce kurulan siyasi mimarinin ürünü.
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İlk kırılma 1964 yılında yaşandı.
1963'te başlayan saldırılarla Kıbrıs Türkleri ortaklık devletinin dışına itildi. Türkiye ise uluslararası alanda beklediği desteği bulamadı.
Ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 186 sayılı kararı kabul edildi. Bu kararla Birleşmiş Milletler Barış Gücü adaya konuşlandırıldı.
Daha önemlisi, Rum yönetimi fiilen Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek meşru hükümeti olarak kabul edildi.
Kıbrıs meselesindeki en büyük diplomatik kırılma budur.
Peki neden?
Çünkü sonraki bütün müzakere süreçleri bu kararın oluşturduğu siyasi zemin üzerinde yürüdü.
Türk tarafı eşit kurucu ortak konumundan uzaklaştı. Haklarını uluslararası alanda kabul ettirmeye çalışan bir tarafa dönüştü.
Birleşmiş Milletler'in federasyon ısrarının arkasında da büyük ölçüde bu tarihsel çerçeve bulunuyor.
İkinci kırılma 40 yıl sonra yaşandı.
2004 yılında Avrupa Birliği, çözülmemiş Kıbrıs sorununa rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tam üyeliğe kabul etti. Bu karar, müzakere dengelerini değiştirdi.
Rum tarafı artık uluslararası tanınmışlığa sahip bir aktör olmanın ötesine geçti. Avrupa Birliği içinde veto yetkisini kullanan bir üye haline geldi.
Bu ne anlama geliyor?
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki birçok başlık Kıbrıs üzerinden tartışılmaya başlandı.
Gümrük Birliği'nin güncellenmesinden savunma sanayi iş birliklerine kadar uzanan geniş bir alanda Rum yönetimi yeni bir diplomatik kaldıraç elde etti.
Avrupa Birliği de çözümün kolaylaştırıcısı olmaktan uzaklaştı. Sorunun bir parçası haline geldi.
Üçüncü kırılma yine aynı yıl yaşandı.
Annan Planı referandumunda Kıbrıs Türk halkı uluslararası toplumun çağrısına uyarak çözüme "evet" dedi. Rum tarafı ise planı reddetti.
Normal şartlarda uzlaşmayı reddeden tarafın siyasi bedel ödemesi beklenirdi.
Ancak farklı bir tablo ortaya çıktı. Rum yönetimi Avrupa Birliği üyeliğine kabul edildi. Türk tarafı ise uluslararası izolasyondan çıkamadı.
Bu gelişme, Kıbrıs müzakerelerine yönelik güveni zedeledi. Türk tarafında verilen tavizlerin karşılık bulmadığı düşüncesi güçlendi.
İyi niyetin siyasi kazanca dönüşmediği kanaati yaygınlaştı. Bugün federasyon modeline duyulan güvensizlik yalnızca son yıllardaki gelişmelerle açıklanamaz.
Annan Planı sonrasında oluşan hayal kırıklığı da bu tablonun önemli parçalarından biridir.
Peki Birleşmiş Milletler neden hâlâ federasyon modelinde ısrar ediyor?
Uluslararası sistem açısından birleşik bir Kıbrıs, Doğu Akdeniz'deki enerji projelerini, deniz yetki alanlarını ve Avrupa güvenlik mimarisini daha öngörülebilir hale getirebilir.
Tek uluslararası kimlik altında birleşmiş bir ada, Batılı aktörler açısından hukuki belirsizlikleri azaltan bir formül olarak görülüyor.
Ancak bu yaklaşımın göz ardı ettiği bir güvenlik boyutu var.
Kıbrıs, iki toplum arasındaki siyasi anlaşmazlığın ötesinde bir anlam taşıyor.
Ada, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenlik kuşağının merkezinde yer alıyor.
Türk askerinin adadaki varlığı, garantörlük sistemi ve KKTC'nin siyasi statüsü birbirinden bağımsız başlıklar değildir. Her biri Doğu Akdeniz'deki güç dengesini doğrudan etkiliyor.
Bu nedenle federasyon tartışmaları Türk tarafı açısından yalnızca anayasal bir model tartışması değildir.
Asıl mesele nedir?
Güvenlik mimarisinin geleceğidir. Crans Montana görüşmelerinde gündeme gelen "sıfır asker, sıfır garanti" yaklaşımının Ankara ve Lefkoşa'da neden güçlü tepki gördüğü de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Güvenlik kaygıları giderilmeden siyasi uzlaşının kalıcı olması beklenemez.
Bugün iki devletli çözüm önerisini yalnızca diplomatik bir tercih olarak değerlendirmek de eksik kalır.
Peki bu politika neyi ifade ediyor?
Bu yaklaşım, altmış yıllık müzakere tecrübesinin ulaştığı noktayı yansıtıyor.
Federasyon modeli defalarca denendi. Farklı isimlerle yeniden masaya getirildi.
Ancak hiçbir girişim tarafların güvenlik ve egemenlik beklentilerini aynı zeminde buluşturamadı.
Kıbrıs artık yalnızca Kıbrıs değildir. Doğu Akdeniz'deki enerji rekabetinin, deniz yetki alanlarının ve bölgesel güç mücadelesinin merkezinde yer alıyor.
Bu nedenle adada kurulacak siyasi düzen yalnızca Lefkoşa'yı değil, Ankara'yı, Atina'yı, Brüksel'i ve bölgenin tamamını etkileyecektir.
Bugün yapılması gereken, geçmişte sonuç vermeyen müzakere modellerini yeniden tekrarlamak değildir.
İlk yapılması gereken, son altmış yılın muhasebesini doğru yapmaktır.
Geçmişin kırılmaları dikkate alınmadan kurulacak her yeni masa, eski çıkmazları yeniden üretebilir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: kıbrısDr. Osman Gazi Kandemir
DAHA FAZLA HABER OKU
Behçet Darğın Martin Eden, değişim ve yok oluş
Gürsel Tokmakoğlu Kökenden modern dünyaya
Gürbüz Evren İsrail'in genişleme stratejisinde yerleşimcilerin rolü
turizm
Dr. Elif Dikmen Diriöz Çölün doğal ve kültürel mirasıyla uyumlu sürdürülebilir turizm örneği
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.