Merkez bankacılığı biraz da sihirbazlığa benzer. Seyirci son anda şapkadan çıkan tavşana bakar; oysa asıl maharet, gösteri başlamadan önce yapılan hazırlıklardadır.
Döviz dönüşüm desteği de bir tür şapkadan çıkarılan tavşandı. Ama geçmişte çıkarılan Kur Korumalı Mevduat (KKM) ve Dövize Çevirilebilir Mevduat (DÇM) gibi tavşanlardan farklıydı.
Döviz dönüşüm desteği, dezenflasyon programının doğal sonucu olarak TL’de oluşacak reel değerlenmeden olumsuz etkilenen ihracatçıları kısmen de olsa rahatlatmaya yönelik bir adımdı. Merkez Bankası, sıkı para politikasıyla enflasyonu düşürmeye çalışırken, aynı politikanın ihracatçılar üzerinde yarattığı baskıyı hafifletecek yeni bir aracı devreye aldı.
Ancak bu araç ne ekonominin bütün sorunlarını çözecek sihirli bir değnek ne de dünyada eşi benzeri görülmemiş bir uygulama. Benzer örnekler başka ülkelerde de var. Fakat Türkiye’nin geliştirdiği model, kullandığı teşvik mekanizması bakımından birçok ülkeden ayrılıyor.
Dezenflasyonun yan etkisini hafifletme arayışı
Döviz dönüşüm desteğinde değişiklik yapılmasına ilişkin reel sektörden bir süredir farklı talepler geliyordu. Mesela, hazır giyim sektörünün ithal girdi kullanımının çok düşük olduğuna dikkat çeken sektör yetkilileri, destek oranının ihracata konu ürünün ithal girdi kullanım oranına göre farklılaştırılmasını istiyorlardı.
TCMB, geçen hafta, yurt dışı kaynaklı dövizlerin TL’ye dönüşümüne verdiği yüzde 3’lük desteği 31 Ocak 2027’ye kadar uzattı. Bununla da yetinmedi. Uzun süredir ihracatçıların eleştirdiği “döviz almama taahhüdünü” de 1 Ekim 2026 itibarıyla kaldırdı.
İlk bakışta teknik görünen bu iki karar, aslında ekonomi yönetiminin son iki yılda izlediği politikanın önemli bir ipucunu veriyor.
Bir tarafta enflasyonu düşürmek için sıkı para politikası uygulanıyor. Faizler yüksek tutuluyor, iç talep yavaşlatılıyor ve TL’nin aşırı değer kaybetmesine izin verilmiyor. Diğer tarafta ise bu politikanın en fazla etkilediği kesimlerden biri olan ihracatçıların rekabet gücü korunmaya çalışılıyor.
Döviz dönüşüm desteği bu denge arayışının bir ürünü.
Döviz arzı artar mı?
Geçen hafta alınan kararın kısa vadede ilk etkisi döviz arzını artırması olabilir.
Yüzde 3’lük destek devam ettiği için firmalar dövizlerini TL’ye çevirmekte daha istekli davranabilir. Daha önemlisi ise bugüne kadar yalnızca “döviz almama” şartı nedeniyle sisteme girmeyen çok sayıda ihracatçının artık bu destekten yararlanabilecek olmasıdır.
Çünkü ihracatçı yalnızca döviz kazanan bir şirket değildir. Aynı zamanda ithalat yapan, hammadde alan, dış borç ödeyen ve kur riskini yöneten bir işletmedir. Böyle bir firmaya “destek alırsan bir daha döviz alamazsın” demek, birçok durumda desteği anlamsız hale getiriyordu. Nitekim çok sayıda firma bu nedenle sistemin dışında kalmayı tercih etti.
Şimdi bu engel kaldırılıyor. Dolayısıyla TCMB’ye satılan döviz miktarında artış yaşanması şaşırtıcı olmaz. Bu da rezerv birikimine katkı sağlayabilir ve döviz piyasasında oynaklığın azalmasına yardımcı olabilir.
Döviz talebi artar mı?
Elbette madalyonun diğer yüzü de var.
Taahhüdün kaldırılmasıyla firmalar yeniden döviz alabilecek. Bu da ilk bakışta döviz talebini artıracakmış gibi görünüyor. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrıntı bulunuyor. Firmalar hala TCMB’nin belirlediği döviz pozisyon sınırlarına tabi. Yani tamamen serbest bir yapı söz konusu değil. Yasak kaldırılıyor ama disiplin korunuyor.
Bu nedenle kısa vadede net etkinin TL lehine olacağını düşünüyorum. Sisteme yeni girecek firmaların yaratacağı ilave döviz arzı, serbestleşmenin doğuracağı ek döviz talebinden daha güçlü olabilir.
Kuru belirleyen tek unsur değil
Buradan “kur artık düşecek” sonucu çıkarmak ise doğru olmaz.
Türkiye’de döviz kurunu belirleyen temel unsurlar enflasyon, para politikası, sermaye hareketleri, cari denge, rezervler ve beklentilerdir. Döviz dönüşüm desteği bunların yerine geçen bir politika değil, onları tamamlayan mikro ölçekte bir araçtır.
Tek başına kurun seviyesini belirlemez. Ancak rezerv birikimini kolaylaştırabilir, döviz piyasasının işleyişini daha sağlıklı hale getirebilir ve oynaklığı azaltabilir.
Politika değişmedi, yöntem değişti
Bu düzenleme aynı zamanda TCMB’nin politika anlayışındaki dönüşümü de gösteriyor.
Programın temel hedefi değişmiş değil. Enflasyonla mücadele yine öncelik olmaya devam ediyor. Ancak benim anladığım kadarıyla, uygulama biçiminde daha pragmatik ve reel sektörün ihtiyaçlarını dikkate alan bir yaklaşım öne çıkıyor.
İlk dönemde daha katı kurallarla yürütülen program, zaman içinde reel sektörden gelen geri bildirimleri dikkate alarak daha esnek hale getiriliyor. Döviz almama şartının kaldırılması bunun somut örneklerinden biri.
Sonuç olarak döviz dönüşüm desteği gerçekten de şapkadan çıkan bir tavşanı andırıyor. Ama bu, bir illüzyon değil; dezenflasyon programının ihracat üzerindeki yan etkilerini sınırlamaya çalışan, hedefi belli ve sınırları çizilmiş bir politika aracı. Başarısı ise tek başına bu teşvike değil, enflasyonla mücadelede elde edilecek kalıcı sonuçlara bağlı olacak.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.