4 Ağustos 2026, Salı · 15:08 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin başına kadar gider. Ancak bunlar arasında sadece ikisi önemi ve kapsamı bakımından "stratejik savaş" diye adlandırılabilir. İlki, 2006 yılında L…


2006 İsrail-Hizbullah savaşı

Bölge ve dünya ölçeğinde ses getiren 2006 Hizbullah-İsrail Savaşı, 12 Temmuz-14 Ağustos tarihleri arasında Hizbullah'ın sınır ötesi operasyonda 8 İsrail askerini öldürüp 2'sini esir almasıyla başlamıştır. 33 gün süren çatışmalar, 14 Ağustos'ta BM öncülüğündeki ateşkesle sonlanmıştır. Savaş sırasında her iki taraf da ağır kayıplar vermiştir.

İsrail tarafında 119 asker, Hizbullah kanadında ise 500 kadar militan hayatını kaybetmiş; çoğunluğu Lübnan'da olmak üzere yaklaşık 1000 sivil yaşamını yitirmiş; İsrail'in hava saldırılarıyla Lübnan'ın altyapısı büyük ölçüde çökerken, Hizbullah'ın Kuzey İsrail'e attığı roketler yüzünden 43 sivil ölmüştür.

İsrail'in 2 askeri kurtarmak ve Hizbullah'ı etkisiz hâle getirmek amacıyla başlattığı harekât hedeflerine tam olarak ulaşamamış; Lübnan'daki askerî ve siyasi başarısızlığın neden ve sonuçlarını araştırmak üzere emekli yargıç Eliyahu Winograd adına bir komisyon kurulmuş; Hizbullah ise bölgedeki siyasi ve askerî etkisini artırarak savaştan güçlenmiş bir imajla çıkmıştır.

2024-2025-2026 savaşları

2024'te başlayan ve günümüzde ateşkese rağmen henüz bitmeyen stratejik savaş; İsrail'in Lübnan'ı işgali ile Üçüncü Lübnan Savaşı olarak 1 Ekim 2024'te başladı. İsrail-Hamas mücadelesinin yansıması olarak devam ederken giderek İsrail-Hizbullah çatışmasına dönüştü. Sonuçta İsrail birlikleri Güney Lübnan'ı işgal etti.

İstihbarat teşkilatı MOSSAD'ın Eylül ayında Hizbullah'a ait iletişim cihazlarını patlatmasıyla başlayan, örgütün kapasitesini azaltan ve lider kadrosunu imha eden bir dizi büyük saldırının ardından İsrail'in işgali geldi. Lübnan genelinde Hizbullah'a yönelik hava bombardımanı harekâtı bunu izledi.

İsrail, 27 Eylül'de Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ı bir hava saldırısında öldürdü. 30 Eylül'de İsrail, Lübnan ile olan kuzey sınırının bazı bölümlerini kapalı askerî bölge ilan etti. Gerekçesinde Hizbullah'ın Kuzey İsrail'deki sivil topluluklar için tehdit oluşturabilecek güçlerini ve altyapısını ortadan kaldırmayı amaçladığını belirtti. Buna karşılık Hizbullah da İsrail'i, 2 cephede savaşmaya zorlayarak baskı kurmayı amaçladığını açıkladı.

Ekim 2025'te İsrail, Hizbullah'la bağlantılı olduğu iddiasıyla sivil yerleşim yerlerine ve iş merkezlerine saldırdı. Ekim ve Kasım ayı boyunca süren saldırılar, sadece Hizbullah hedefleriyle sınırlı kalmadı; giderek sıklaştı ve yaygınlaştı. Örneğin, 23 Kasım 2025'te başkentin kenar semtlerinden sayılan ve çoğunlukla Şiilerin yaşadığı El Dahiye'de birbiri ardı sıra suikastlar düzenledi. Örneğin Hizbullah'ın Naim Kasım'dan sonra en üst komuta yetkisine sahip Heysem Ali Tabatabai hedef alındı. İsrail uçakları genel anlamda güney kesimine ve Bekaa mıntıkasına yoğun bomba attılar. Ardından başkent Beyrut'un kritik bölgeleri bombalandı.

2 Mart 2026'dan bu yana Lübnan'da İsrail ile Hizbullah arasında, İsrail'in Lübnan'ın bazı bölgelerini işgal etmesiyle başlayıp devam eden bir savaş yaşanmaktadır. Bu durum, Hizbullah-İsrail arasındaki büyük çaplı çatışmaların yeniden başlaması ve Ortadoğu'daki daha geniş kapsamlı çatışmanın bir parçasıdır.

Savaş, insani bir krize yol açmış; Lübnan'a yönelik saldırılar 4 binden fazla kişinin ölümüne ve 1 milyondan fazlasının zorla yerinden edilmesine neden olmuştur.

O günden bu yana gelişmeler şöyledir:

• 16 Mart'ta İsrail, Lübnan genelinde büyük ölçekli hava saldırılarına yeniden başladı; Güney Lübnan'a kara harekâtları düzenledi. Bölgeyi geri kalanından ayırmak için Litani Nehri üzerindeki ana köprüleri havaya uçurdu; Lübnan sınır köylerini yıkacağını ve ülkeyi nehre kadar işgal edeceğini duyurdu.
• Buna karşılık Lübnan, Hizbullah'ın askerî faaliyetlerini yasaklama kararı aldı; İsrail'in Lübnanlı sivillere yönelik saldırılarını ise kınadı.
• 16 Nisan'da İsrail ve Lübnan, daha sonra birden fazla uzatılan 10 günlük bir ateşkes konusunda anlaştı. İran savaşı ateşkesle durdurulduktan sonra Hizbullah da saldırılarını durdurdu. Netanyahu, İran ve Pakistanlı arabulucuya aykırı olarak ateşkesin Lübnan için geçerli olmadığını söyledi.
• 3 Haziran'da İsrail ve Lübnan, ABD'nin arabuluculuğuyla bir anlaşmaya vardı. 4 Haziran'da Hizbullah, Lübnan-İsrail anlaşmasını reddetti; tam bir ateşkes ve İsrail'in Lübnan'dan tamamen çekilmesini talep etti. Aralıklarla birkaç ateşkes olduysa da bunlar İsrail saldırıları sonucu işlevsiz kaldı.
• 26 Haziran'da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail ve Lübnan arasında "kalıcı barış ve güvenlik" için bir çerçeve anlaşması sundu. Anlaşma, Hizbullah'ın tamamen silahsızlandırılmasını içeriyordu; ancak Hizbullah tarafından reddedildi.
• 30 Haziran'da İran, ABD ve Lübnan ile birlikte savaşın sona ermesini denetleyecek bir komite kurulması konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı.
• 15 Temmuz'da ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in Güney Lübnan'daki pilot bölgelerden çekilmeyi kabul ettiğini ilan etti.
• 20 Temmuz'da ABD, İsrail'in Güney Lübnan'da işgal ettiği tampon bölgenin bazı bölümlerini, ABD arabuluculuğunda Beyrut ile yaptığı anlaşma uyarınca Lübnan hükümetine devrettiğini duyurdu.

Çatışan taraflardan hiçbiri mağlup olduğunu dile getirmiyor; sadece düşmana önemli darbeler vurduğunu söylüyor. Örneğin Hizbullah, Temmuz 2026'daki çatışmalarda "ilahi bir zafer kazandığı" iddiasındadır. Buna karşılık İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, "ülkenin tarihindeki en büyük istihbarat ve askerî operasyonlarını gerçekleştirdiğini" ileri sürüyor.

Peki, gerçek ne?

Ona da birlikte bakacağız.

Farklı dersler ve farklı hazırlıklar

Bu noktada 20 yıllık kavga sürecinde stratejik savaşı da içeren çok sayıda çatışmanın ardından her iki taraf için de bir bilanço yapmamız gerekecek. Burada Lübnanlı gazeteci-yazar, yönetmen ve "Cusur" isimli web sitesi genel yayın yönetmeni Tony Bouloss'un (Bolus) Independent Arabia'daki değerlendirmesinden yararlanacağız.

Onca yıllık farklı çatışmalardan çıkarılan dersleri ele alan Hizbullah, daha çok savunma ve kendi varlığını korumaya yönelik tedbirlere başvurdu. Örneğin yeraltındaki siperler ve tüneller inşa etmeye koyuldu. Silah envanterini çeşitlendirip büyüttü. Roket ve füzelere ağırlık verdi. İsrail'e karşı uzun vadeli yıpratma savaşını yürütebilecek yarı nizami bir ordu teşkil etti. Buna karşılık İsrail'in çıkardığı en önemli ders ise "Hiçbir savaş veya muharebe 2006 yılındaki bocalamaya benzememeli!" kuralıydı.

Farklı derslerin 20 yıldan bu yana nasıl işlediği ve neye yaradığı gerçeği bir yana; Sonbahar 2023'teki Hamas-İsrail savaşı, uzun vadede hangi stratejinin başarısızlığını muharebe meydanında zafere dönüştürebileceğini belirledi.


Winograd Komisyonu

İsrail ordusu, 2006 Savaşı sırasında beklenmeyen darbeler alıp geri çekilince kamuoyunun tepkisini çekti. Başarısızlığın sebeplerini araştırmak üzere eski ünlü yargıç Eliyahu Winograd'a atfen bir soruşturma komisyonu kuruldu (17 Eylül 2006).

Tahkikat sonucu anlaşıldı ki Hizbullah hem saldırıyı göğüslemek hem de düşman birliklerini yıpratmak taktiğiyle hareket etmiş ve bu amaçla küçük ama hareketli hücre tarzı vurucu birimler oluşturmuş, merkezi olmayan bir savunma sistemi kurmuştur. Bunun için de düz ovadan ziyade engebeli arazide ve hareketliliği kısıtlamayan tepelik noktalarda tahkim edilmiş siperlerde mevzilenmişti.

Winograd Komisyonu, İsrail ordusunun kara operasyonunu hazırlıksız ve yetersiz buldu; muharebe esnasında koordinasyon yokluğunu tespit etti. Ayrıca havadan saldırılara aşırı derecede bel bağladığını belirleyerek önceden planladığı askerî ve siyasi hedeflerin gerçeklikten uzak olduğuna hükmetti. İsrail ordusu açısından bu savaş, ciddi bir siyasi ve askerî başarısızlık olarak değerlendirildi. Son tespitte, "büyük bir hayal kırıklığı" olarak raporlandı.

Nitekim bir İsrail deniz zırhlısı-muharebe gemisi (topçu bataryası ve bunun gibi ağır silahlarla donatılmış, muhrip ve kruvazörden daha büyük ve savaş kabiliyeti daha yüksek bir tür savaş gemisi) Lübnan sahillerinde Saar isimli füzeyle vurulmuştu. O sıralarda Hizbullah'ın elinde çoğu Sovyet yapımı Katyuşa ve Grad'la İran imalatı Fecr ve Zilzel olmak üzere toplamda 10 bin roket ve füze bulunuyordu. 33 gün süren çatışma boyunca bunun 4 bin kadarı kullanılmıştı.

Hizbullah, İsrail'in mağlup olmasını zaten beklemiyordu; üzerinde durduğu esas taktik, direniş hareketi olarak İsrail'i engelleyip ayakta durabilmek ve örgüt önderliğini korumanın yanı sıra taciz etmek için İsrail hedeflerine sürekli roket ve füze fırlatmaktı.

Bu yüzdendir ki Hizbullah kesin bir galibiyet alamadı, ilaveten kendi mevzileri ve köyleri yerle bir edildi. Ancak canını dişine takarak direnmesi sayesinde Lübnan çapında bir efsaneye dönüştü. İsrail ordusu ise 2006 savaşında epeyce hırpalandı; askerî ve siyasi bakımdan ciddi bir krizle karşılaştı.

Hizbullah'ın başarısı, İsrail'in şu tedbirleri almasına yol açtı: Ordunun yeniden yapılandırılması; yedek kuvvetlere daha iyi eğitim verilmesi; askerî tatbikatların ileri derecede geliştirilmesi; İsrail'in kuzeydeki istihbaratı ile uçak saldırıları arasındaki irtibatın sağlamlaştırılması ve ortak operasyon merkezinin kurulması.


Çatışma tünelleri

Savaş öğretisi ve taktiklerinin doğruluğundan emin olan Hizbullah ise İran'dan aldığı askerî-lojistik destekle askerî denetim alanını iyice genişletti. İsrail havaalanları, üsleri, limanları ve enerji merkezlerini bombalayacak isabet oranı yüksek silahların üretimine ağırlık verdi. Cephaneliğini on binlerce roket ve füzeyle takviye etti. Bunlar arasında gemileri ve zırhlı araçları vurabilecek uzun menzilli füzelerle keşif/gözetleme amaçlı uçuşlar için İHA'lar ve vurucu SİHA'lar da vardı.

İlaveten yeraltında geniş kapsamlı savunma sistemini oluşturdu; köstebek yuvası benzeri sağlam tüneller inşa ederek buralara askerî karargâh kurmak, depolar, cephanelikler ve füze rampaları yerleştirmek için hummalı bir faaliyet başlattı. Bağlı olarak füzelerin fırlatılacağı yerleri düzenledi, muhabere (haberleşme) merkezleri ile savaşçıların sıkça yer değiştirmesi veya mühimmatın taşınması için tüneller arasında ara geçitler yaptı.

Hizbullah'ın planına göre; sınır boyundaki 1. hatta pusu ve tuzak yerleri ile zırhlı araçları vuracak siperler inşa edildi. Sınırdan uzak mıntıkalardaki savunma hatlarında bir ucu tepe ve yükseltilere uzanan yerlerle derin vadiler arasındaki bağlantı, yan geçitler/yollar sayesinde gerçekleştirildi. Sınır hatları ile Beka Vadisi arasındaki tahkimat sayesinde askerî komutanlıklarla siyasi önderleri koruma altına alırken, lojistik desteğin devamını da sağlamış oldu.

Hizbullah'ın aldığı bu önlemler sadece Lübnan topraklarıyla sınırlı kalmadı. Başka ülkelerde de (Suriye, Irak ve Yemen gibi) tatbik edildi. Yetmedi; örgütün seçkin birliklerinden sayılan "Rıdvan Kuvveti", kara çatışmaları ile sınır ihlalleri sırasında mızrak işlevini görecek şekilde eğitilip sahaya sürüldü. Eş zamanlı olarak İsrail sınırını yeraltından geçecek tüneller kazıldı. İsrail, bu tür tünelleri 2018-19 yıllarında keşfedebildi.


Hizbullah'ın sınır ötesi hizmetleri

13 Haziran 2025'teki İran-İsrail savaşından birkaç yıl sonra İran nüfuz ağının temel dayanağı ciddi bir dönüşüm geçirmiş; Bişar Esad rejimini korumak maksadıyla binlerce savaşçı Suriye'ye gönderilmişti. Bu sayede Hizbullah, şehir savaşları ve nizami orduyla koordinasyon konusunda ciddi bir tecrübe kazanmıştı.

Arap dünyası ile Batılı ülke raporlarına bakılırsa Hizbullah, Iraklı Şii milislerin çatısı altında toplandıkları Haşdi Şabi (Halk Seferberliği) isimli hareketin farklı fraksiyonlarına askerî eğitim veriyor; savaş ve savunma tecrübelerini Yemen'deki Husi hareketine aktarıyordu. Bilhassa roket, uzun menzilli füze ve İHA-SİHA gibi hava araçlarının kullanılması ile denizde yapılacak operasyonlar için tatbiki dersler veriyor; Hizbullah mensubu uzmanlar ile askerî eğitmenler bu amaçla Suriye, Irak ve Yemen arasında adeta mekik dokuyorlardı.

İsrail plan ve taktiklerini değiştiriyor

2006 yılında İsrail devasa bir ateş gücüyle Lübnan sahasına dalmıştı; ancak o zamanki düşmanı Hizbullah'ı yeterince tanımadığı gibi acı bir gerçekle de karşılaşmıştı. Bunu telafi edebilmek için de 2006'dan bu yana tam 20 yıl boyunca didinip durdu. Öyle ki önceliği istihbarata vererek Hizbullah önderi ve diğer ileri gelenleri hakkında en küçük ayrıntısına kadar bilgi topladı. Örgütün mevzileri, siperleri, tünelleri, kışla ve karargâhları konusunda istihbarat dosyaları hazırladı ki hareketin iletişim yani muhabere hatları ve buna ilişkin şebekenin merkezi, yeraltı-yerüstü depoları, lojistik güzergâhları da bu tür dosyaların kapsama alanına girmekteydi.

Edinilen bilgilerden hareketle iz sürülerek "en olmadık veya ulaşılması imkânsız" kişilerin (parti önderi, merkez komitesi/şûra mensupları, özel kalemi, üst düzey kadroları ve komutanların vs.) yerleri tespit edilip hedef tahtasına konuldu. Örneğin Hizbullah kurucu önderi ve genel sekreteri Hasan Nasrallah'a yıllar sonra ulaşıldı ve yerin 14 kat altındaki özel dairesine atılan Amerikan imalatı delici füzeler aracılığıyla 27 Eylül 2024 tarihinde katledilmesi sağlandı.

Bu amaçla İsrail, kendisi için bir paket plan hazırladı. İçeriği şöyleydi: İstihbarat toplama ve gereğini yapıp hedefi imha etme işlerini yürütecek bir emir-komuta merkezi oluşturmak; alan hâkimiyeti kurmak; muhabere-iletişim-yönetişim mekanizması sağlamak; istihbarat-gözetleme-keşif üçgenindeki faaliyetler arasında eşgüdüm sağlamak için gerekli hassas ve gelişmiş teknoloji ürünlerinden (cihazlar, bilgisayarlar, yapay zekâ, dijital otomasyon vb.) yararlanmak; elde edilen verilerin devasa hacmini dikkate almak suretiyle belirlenen hedef yahut hedefleri en kısa ve en hızlı zamanda imha etmek.

Nitekim alfanümerik veya sesli mesajları alan ve görüntüleyen kablosuz bir telekomünikasyon cihazı, çağrı cihazı veya pager, Hizbullah elemanlarına karşı etkili bir şekilde kullanılmıştı. Şöyle ki:

Şubat 2024'te lider Hasan Nasrallah, cep telefonlarının İsrail tarafından izlendiğini belirterek üyelerine çağrı cihazı kullanma emri verdi. Hizbullah, patlamalardan aylar önce Tayvanlı Gold Apollo markalı AR924 model yaklaşık 5000 adet çağrı cihazı satın aldı. 17 Eylül 2024'te bu cihazlar uzaktan gönderilen sinyallerle Lübnan geneli ve Suriye'de aynı anda patlatıldı. Araştırmalar sonucunda İsrail istihbaratı MOSSAD'ın, cihazların tedarik zincirine girerek bataryaların yanına yüksek patlayıcı madde (PETN) entegre ettiği ve devreleri bu patlamayı tetikleyecek şekilde değiştirdiği tespit edildi.

Çağrı cihazı patlamalarından 1 gün sonra, 18 Eylül'de bu kez Hizbullah'ın kullandığı el telsizleri hedef alındı ve benzer patlamalar yaşandı. 2 günlük saldırı dalgası sonucunda toplam 37 kişi hayatını kaybetti, 3 binden fazla kişi ise yaralandı. Bu darbe sadece Hizbullah elemanlarını mahvetmekle kalmadı, aynı zamanda örgütün itibarını da zedeledi, kendisine duyulan güveni sarstı. İlaveten karşı önlem niyetine alınan modern cihaz ve teknolojik ürünlerin ne kadar güvensiz ve güvencesiz olduğunu da ortaya çıkarmış oldu.

Yetmedi; İsrail'in istihbarat savaşları olarak sürdürdüğü tasfiye operasyonlarının kapsamı giderek genişletildi. Öncelikle bireysel suikastlar yoluyla Hizbullah ve Hamas komutanlarından hatırı sayıda kişi öldürüldü. İkinci adımda örgüt merkeziyle taban arasındaki bağlantıyı sağlayan orta tabakadan insanlar hedef alındı. Bunlar arasında hareketin mıntıka ve alan sorumlularıyla, füze sistemine hükmedip talimat veren yetkilileri ve iletişim-lojistik hattı yöneticileri de vardı.

Birçok gözlemciye bakılırsa İsrail bu sayede istasyon/merkez gibi iletişim mekanizmalarını birbirine bağlayan cihazları tek tek bozup devre dışı bırakmak yerine, Hizbullah'ın genel işleyiş sistemi ile mekanizmasını toptan arızalandırıp atıl hâle getirme noktasına yoğunlaştı. Buradaki maksat, örgütün cesaretini kırıp karşı askerî hamleler veya eylemlere teşebbüs etmemesini sağlamaktı.

Yaşananlardan sonra Hizbullah da şunu anladı: Güya gizlilik içinde hareket eden örgütün sivil kadroları bile İsrail tarafından çoktan keşfedilmişti. Bunun diğer anlamı ise şuydu: Sıkı disiplin altında faaliyet gösteren Hizbullah'ın saflarına bile kolaylıkla sızılabilirdi.

Değişen dengeler ve Hizbullah'ın trajik dönüşümü

2024-2026 yılları arasındaki çatışmalarda aldığı ağır darbeler (lider ve komutanlarının katledilmesi, cephaneliklerinin bombalanması vs.) nedeniyle bitkin düşen Hizbullah, kitle tabanını da koruyamaz oldu. Şiilerin yerleşik olduğu Lübnan'ın güney bölgesi, başkent Beyrut'un Dahiye semti ve Beka Vadisi gibi mıntıkaların bombalanması sonucu insanlar akın akın yerlerini terk etmek zorunda kaldı. Ayrıca örgütün ülke ekonomisine alternatif oluşturduğu kendine has paralel ekonomi kaynakları, ABD ile Batılı ülkelerin uyguladıkları ambargo ve yaptırımlardan ötürü kısıtlanmış oldu.

İsrail uçakları Hizbullah denetimindeki bölgelerin altyapısını bombaladıkları gibi örgütün farklı mali kaynaklarını da belirleyip sabote etmeyi veya büsbütün ortadan kaldırmayı hedeflediler. Durum böyle olunca da Hizbullah, kıt kaynaklarıyla savaş mağdurlarının zarar ziyanlarını karşılayamaz oldu. Oysa 2006 Savaşı'nın tüm olumsuzlukları aşağı yukarı düzeltilip halkın gönlü alınmıştı.

Bölgesel ölçekte ele alındığında Hizbullah artık "direniş ekseninin omurgası" olmaktan çıkmıştı. Zaten Bişar Esad rejimi çökünce İran'ın nüfuz alanı iyice daralmıştı. Zayıflayan İran, Haziran 2025'ten sonra büyük darbe aldı; başta dinî lider Ali Hamaney ile birlikte siyasi ve askerî önderler bombalanmak suretiyle ortadan kaldırıldı.

Bu yüzdendir ki hesabını uzun ve yıpratıcı strateji üstüne yapan Hizbullah da jeopolitik konumunu yitirmiş oldu. Geçmişte Hizbullah, baş müttefiki İran'la bölgedeki uzantılarına yardım elini uzatabiliyordu. Şimdi ise kendi canını kurtarmaya yoğunlaşarak savaşçı birliklerini yeniden düzenlemeye çalışıyordu.

Ülke içinde devlet ile Hizbullah arasındaki denge de değişmeye başlamıştı. Lübnan hükümeti, resmî kurumların dışında sürdürülmekte olan askerî ve emniyet faaliyetlerinin tümünü yasa dışı ilan etti. Hâlbuki daha önceleri hükümet ve ordu, Hizbullah'ın faaliyetlerini yasaya aykırı bulmuyordu. Bazı açıklarını ve ihlallerini görmezden geliyor, üstünü örtebiliyordu.

Temmuz 2026'daki saldırılar nedeniyle "Ordu, halk ve direniş" üçlü dengesinin, mevcut şartlar altında geçersiz kılındığı görülüyordu: "Hizbullah silahlarını kayıtsız şartsız devlete teslim etmelidir. Örgüt değil, onun yerine Lübnan Devleti İsrail ile ateşkes görüşmelerine katılmalıdır" diye seslenenlerin sayısında artış vardı.

İşte, 2006 Savaşı ile 2024/2006 savaşları arasındaki temel fark bu tür çağrıların ve itirazların çoğalmasındadır. Dolayısıyla Hizbullah, bölgesel ölçekte (Lübnan, Suriye ve Irak'ta) "büyük bir kuvvet" ve devlet dışında bağımsız bir iktisadi altyapıya bağlı şebekelerin biricik yöneteni olmaktan çıkmıştır. Yazar ve siyasi yorumcu Bişara Şerbel değişen bu dengelerin kritik noktalarını şöyle belirliyor:

Temmuz 2006 Savaşı sırasında İran bölge çapında yükselen bir güçtü. Hizbullah da bu gücün bölgedeki mızrağı gibiydi. Davası uğruna feda ettiği can sayısı fazlaca kabarık olmasına ve Lübnan bu tür çatışmalar yüzünden 12 milyar dolarlık bir zarara uğramasına rağmen Hizbullah konumunu korumasını bildi. Zira saldırılara göğüs gerip direnme azmini gösterebiliyordu.

Bütün arzusu ve çabasına karşın İsrail bir türlü bu hareketi yenip bertaraf edemiyordu. Gerçi İsrail'in eski güvenlik konsepti örgütü topyekûn imha etme planını içermiyordu; tersine, İsrail ordusu direnişin gücünü azaltıp asgariye indirmek, militanlarını kendi sınırından uzakta tutup hareketlenmelerine fırsat vermemek anlayışıyla davranıyordu.

Hamas örgütünün Gazze'deki baskınından (Ekim 2023) sonra İsrail savaş konsepti hasım gücü yıpratıp sınırlamak anlayışından düşmanı büsbütün bitirip ayağa kalkmasına fırsat etmeme fikrine dönüştü. Sonuçta karşılıklı caydırma ve bastırma denklemi değişti; yerini azami oranda güç kullanmak, önleyici saldırılar yapmak, hasmın lojistik ve askerî altyapısını imha etmek ve nihayet düşmanın lider takımını hedef almak fikriyatına bıraktı.

Mevcut durumda İran, bölgesel ölçekte stratejik konumunu yitirmiş durumda; zira müttefik Bişar Esad rejimi devrildi. İsrail-ABD ortak saldırısı birçok defa İran'ı hedef aldı. Neticede İran kendi rejimini korumaya, ayakta kalmaya öncelik tanıdı. Görünen o ki İran, eskisi kadar müttefiklerini besleyip koruma ve destekleme gücünü yitirmiş vaziyettedir. Daha da kötüsü içte ve dışta farklı tehditlerle karşı karşıyadır.

2006 Savaşı'nda geçerli olan savaş kuralları şimdiki ortamda önemini kaybetmiştir. Çünkü Hizbullah İran desteğinin zayıflaması ve denklemin değişmesi sonucu 2. stratejik savaşta siyasi-askerî hezimete uğramış sayılmaktadır.


Emekli General Tony Ebi Samra ise 2006 yılındaki Hizbullah hadisesini, Lübnan ile çevresindeki gelişmelerden bağımsız olarak ele almanın yanlışlığına dikkat çekiyor:

Hizbullah varlığı, Lübnan ile Ortadoğu'da yaşanan şiddetli çalkantıların arasında patlamak suretiyle kendini kanıtladı. İsrail, bu örgütün işgale karşı yaygın bir direniş cephesi oluşturacağını düşünemedi. Direnme sırasında 12 Temmuz 2006'da 2 askeri esir alınınca aklı başına gelen İsrail, şu gerçeği gördü: Kendi askerî birliklerine karşı direnen kümeler, birbirinden kopuk ve bağımsız hareket eden küçük gruplar değildir. Aksine organize ve ahenk içinde hareket ederek yıpratma savaşına dayalı hareketli çatışma (sathı müdafaa) kuralınca roketlerle dolaşabilen birimlerdir.

Ne var ki yıllar sonra Hizbullah köklü bir değişime uğradı. Eskiden ellerinde anti-tank ve zırhlı araç roketleri ve kişisel otomatik tüfekleriyle sürekli hareket hâlinde çatışma kuralını izlerken, Suriye'deki iç savaş sırasında nizami orduyla koordineli bir tarzda saldırı hamleleri başlatabilen, bu arada şehir savaşları taktiğine göre hareket eden düzenli askerî yapıya dönüştü.

Küçük mevzi ve siperlerde beklemek veya yer değiştirmek yerine, bazen bir kale ve çevresini kimi zaman da bir şehir merkeziyle kasabayı ele geçirip kontrol etmek, savunmak ve sabit bir mekânı (şehir, kasaba, belde, köy) hareket merkezi olarak kullanarak çok yönlü fayda sağlamak gibi askerî taktikler tatbik edildi.


General T. Ebi Samra'ya göre; savaş alanını kırsaldan şehir merkezlerine kaydıran Hizbullah büyük bir risk aldı. Çünkü kuruluş ve büyüme aşamasında gizlilik esastı. Üyeleri, mensupları, militan ve savaşçıların kimlik bilgileri database yani veri tabanlarına yansımadığı için bu örgütün kadrolarını gözetleyip takip etmek imkânsızdı.

Suriye ve yabancı ülkelere açılıp adeta militan ihraç eden Hizbullah, neredeyse illegal hayattan çıkıp legal/yasal alana çıkınca kendilerini gözetlemek, izlemek ve ulaşmak imkânı da doğmuş oldu. Ayrıca sadece İsrail'in değil, farklı ülkelerin istihbarat örgütlerinin de ilgi alanına giren Hizbullah önde gelenleriyle yetkin kadroları hakkındaki istihbarat bilgileri çoğalmaya başladı.

Neticede İsrail, 2006 Savaşı'nda icabında yüz yüze karşılaşmalar ve vuruşmalarla hasmını tanımaya çalışıyordu. 2024-2026 dönemindeki çatışmalarda ise buna ihtiyaç duymadı; bütün ileri ve dijital teknolojinin verilerini incelemek suretiyle Hizbullah'a dair ne varsa ele geçirip değerlendirmeye başladı. Bu malumatlara dayanılarak Hizbullah'ın gücünün kaynağı ve zayıf yanları ortaya çıkartılabiliyordu. Dolayısıyla son derece külfetli olabilecek kara operasyonu fikrine saplanmak yerine, İsrail üstün istihbarat ve askerî gücünü alabildiğine kullanmakta tereddüt etmedi.

Kısacası Hizbullah'ın gizli ve esnek güç taktiğini bırakıp geleneksel nizami kuvvetlerinkine benzeyen bir yapıya dönüşmesi, kendisine saldırı hamleleri düzenleme imkânını kazandırdı. Buna karşılık Hizbullah önder kadroları ile diğer militanlarını fiiliyatta görünür, ulaşılır ve irtibat kurulabilir bir yapıya dönüştürmüş oldu. İsrail de bu fırsatı kaçırmadı, 2006 Savaşı'ndaki başarısızlığını 2024/2025'te telafi etmekle kalmadı, Hizbullah'ın adeta kolunu kanadını kırmış oldu.

Sonuç olarak 2 hasım gücün 20 yıllık kavgasının bilançosunda Hizbullah şu anda daha kırılgan, güçsüz ve bitkin görünüyor. İsrail ise büyük darbeler almasına, şimdiye kadar yaşanmadığı ölçüde askerini kaybetmesine rağmen hâlâ çılgın savaş naralarının atıldığı, Nil'den Fırat'a kadar bölgeleri fethetmeyi arzulayan fanatiklerin çoğaldığı bir ülke konumundadır.

Yine de Ortadoğu'nun kaygan zemininde hiçbir denklem ve denge sabit ve ebedi değildir, olamaz da. Günü gelince her şey olmasa bile çok şey değişecekmiş duygusunu akılda tutmak şarttır.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: HizbullahİsraillübnandosyaFAİK BULUT

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Mine Ataman Yüzer enerji santrallerinin yeni rotası yapay zeka

TÜRKİYE'DEN SESLER

Müjgan Halis Aşırılıktan neden korkarız?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Batuhan Yıldız Homeros'un Odysseia'sı ve insan tabiatının ikiliği üzerine psikopolitik bir inceleme

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu ABD-İran mücadelesinde değişen ne?

İlgili Haberler
Makroekonomi Petrolde yön değişti: Bessent'in Hürmüz mesajı sonrası brent'te sert düşüş CNBC-e · 12 dk önce Makroekonomi Dev fast-food zincirinde alarm sesleri! İndirim ve kampanyalara rağmen satışlar düşüyor CNBC-e · 13 dk önce Makroekonomi Çöpten üretilen enerjiyle yetiştiriliyor: Domates ve çilek 65 yaş üstüne ücretsiz dağıtılıyor Ekonomist · 24 dk önce Makroekonomi Tryg hissesi bugün neden düşüyor? Investing Ekonomi · 24 dk önce Makroekonomi Ciena hissesi bugün neden yükseliyor? Investing Ekonomi · 25 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.