“Göbeklitepe'den Arslantepe'ye turizmde yeni bir rota” başlıklı yazım geçen salı yayımlandıktan sonra EKONOMİ Gazetesi Diyarbakır temsilcisi Mahir Solmaz aradı.
“Elinize sağlık, yazı güzel olmuş ama Diyarbakır'dan bahsetmemişsiniz” dedi. Ardından da Zerzevan Kalesi'nin neden sözünü ettiğim turizm rotasının vazgeçilmez duraklarından biri olması gerektiğini anlattı.
Haklıydı.
Aslında yazıyı kaleme alırken Zerzevan Kalesi aklımdaydı; ancak gözümden kaçmış. Sonradan ekonomim.com'daki versiyona ekledim ama EKONOMİ gazetesindeki yazıda yer almadı. Belki de bunun nedeni, Zerzevan'ı henüz görmemiş olmam. Diyarbakır'a defalarca gittim ama Zerzevan Kalesi'ni hiç ziyaret etmedim. Bu da benim eksiğim.
Daha sonra, yakın zamanda Diyarbakır'ı gezen bir arkadaşımı aradım. “Diyarbakır'a gidip de Zerzevan Kalesi'ni görmediysen büyük eksiklik” deyince üzüntüm daha da arttı.
Roma'nın doğudaki sınır karakolu
Gidenlerden dinlediklerim ve okuduklarımdan öğrendiğim kadarıyla Zerzevan Kalesi, Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde yer alan ve Roma İmparatorluğu'nun doğu sınırını koruyan en önemli askeri garnizonlardan biri.
Tarihi yaklaşık 3 bin yıl öncesine, Asur dönemine kadar uzanıyor. Roma döneminde surları, gözetleme kuleleri, kiliseleri, sarnıçları ve konutlarıyla büyük bir askeri üs haline getirilmiş.
Kaleyi dünya çapında özel kılan en önemli unsur ise Roma'nın doğu sınırındaki bilinen ilk ve tek Mithras Tapınağı'na ev sahipliği yapması.
UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan Zerzevan Kalesi, halen devam eden kazılar sayesinde Roma'nın askeri, dini ve gündelik yaşamına ışık tutan en önemli arkeolojik alanlardan biri kabul ediliyor. Aslında tek başına bile Diyarbakır'ın turizm potansiyelini değiştirebilecek güçte bir mirastan söz ediyoruz.
İnsanlık tarihinin eksik halkası
Göbeklitepe insanlığın inanç dünyasının ilk izlerini, Arslantepe devletleşmenin başlangıcını, Zeugma Roma'nın görkemli kent yaşamını anlatırken, Zerzevan Kalesi de Roma ile Sasani İmparatorluğu arasındaki büyük sınır mücadelesini ve dönemin askeri-dini hayatını gözler önüne seriyor.
Bu yönüyle Diyarbakır, insanlık tarihinin farklı dönemlerini birbirine bağlayan büyük rotanın vazgeçilmez duraklarından biri olmayı fazlasıyla hak ediyor.
Üstelik Diyarbakır'ın zenginliği yalnızca Zerzevan Kalesi ile sınırlı değil. UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, yaklaşık on bin yıllık yerleşim geçmişine sahip İçkale, Ulu Cami, Hasan Paşa Hanı ve çok katmanlı tarihi dokusuyla kent başlı başına bir açık hava müzesi niteliğinde.
Buna ciğer kebabından kaburga dolmasına, meftuneden örgü peynirine uzanan güçlü mutfak kültürü de eklendiğinde Diyarbakır, ziyaretçilerine yalnızca gezilecek yerler değil, yaşanacak bir deneyim sunuyor.
Geçiş noktası değil, ana durak
Göbeklitepe'den başlayıp Karahantepe, Zerzevan Kalesi, Nemrut, Arslantepe ve Zeugma'ya uzanan bir turizm koridoru tasarlanacaksa Diyarbakır, bu rotanın sadece bir geçiş noktası değil, en az iki-üç gün geçirilecek ana merkezlerinden biri olmalı.
Çünkü modern turizm artık tek bir tarihi eser görmekten ibaret değil. Ziyaretçiler aynı coğrafyada tarihi, kültürü, gastronomiyi ve yerel yaşamı birlikte deneyimlemek istiyor. Diyarbakır da bunu sunabilecek şehirlerden biri.
Bölgesel turizm stratejisinin başarısı da bu kentleri birbirinden bağımsız destinasyonlar olarak tanıtmanın ötesine geçebilmekten geçiyor. Asıl hedef, onları insanlık tarihinin binlerce yıllık yolculuğunu anlatan tek ve güçlü bir hikayenin parçaları olarak dünyaya sunabilmek olmalı.
Ortak marka oluşturmanın zamanı
Salı günkü yazıda da vurguladığım gibi her şeyden önce bölge için ortak bir destinasyon yönetimi anlayışı oluşturulmalı.
Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Adıyaman, Gaziantep ve Malatya'nın birbirinden bağımsız tanıtım yapması yerine ortak bir uluslararası marka altında pazarlanması çok daha etkili sonuç verecektir.
Peki, ne yapılabilir? Bunun için 5-7 günlük hazır tur paketleri hazırlanabilir. Şehirlerarası ulaşım turistlerin programlarına göre planlanmalı, ortak bir dijital rezervasyon ve biletleme platformu kurulmalı, tek kartla müze girişleri sağlanmalı, çok dilli mobil uygulamalarla ziyaretçilerin rotanın tamamını kolayca planlayabilmesi mümkün olmalıdır.
Amaç, turistin “Buradan sonra nereye gideceğim?” sorusunu ortadan kaldıran, baştan sona tasarlanmış bütüncül bir deneyim sunmaktır.
Turizmden daha fazla değer üretmek
Bunun yanında her şehir, tarihi mirasını yerel ekonomiyle buluşturacak deneyimler geliştirmeli. Bunu yaparken Ankara yerel yönetimlere destek vermelidir.
Diyarbakır'da Zerzevan Kalesi ziyaretini sur içi yürüyüşleri, gastronomi atölyeleri, yerel zanaat deneyimleri ve akşam kültür etkinlikleriyle zenginleştirmek; Malatya'da kayısıyı, Gaziantep'te mutfağı, Mardin'de çok kültürlü yaşamı, Şanlıurfa'da müziği ve gastronomiyi, Adıyaman'da ise Nemrut deneyimini başlı başına birer turizm ürününe dönüştürmek gerekiyor.
Böylece ziyaretçiler birkaç saatlik gezi yapan günübirlik turistler olmaktan çıkar; bölgede daha uzun süre konaklayan, daha fazla harcayan ve yerel ekonomiye daha yüksek katma değer sağlayan ziyaretçilere dönüşür.
Sonuçta bu yaklaşım yalnızca kişi başına turizm gelirini artırmakla kalmaz; bölgenin kalkınmasına da sürdürülebilir ve kalıcı bir katkı sağlar.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.