KOBİ oluşumunda servet ve sermaye kaynakları olan “miras”, “şans oyunu”, “platform oluşturma”, “ortaklık ve iş birlikleri” gibi çok değişik “alanlar odağından” gözlemleyerek kararlar vermemiz gerekiyor.
Alan dediğimizde Hollandalı devlet adamı Abraham Kuyper’in “alan teorisi”, sorunu ustalıkla kavramamıza yardım edebilir. Kuyper’e göre toplum, aile, devlet, eğitim, kilise ve iş dünyası gibi değişik alanlardan oluşur. Dindar bir insan olduğu için Kuyper’e göre hepsinin üzerinde son yetki Tanrı’ya aittir; ama her alanın kendi mantığı, kendi iş yapma tarzı ve kendi otoritesi vardır. Toplum, kendisini oluşturan her bir alanın diğerlerinin saygınlığını gözettiği durumlarda doğru bir işleyiş kazanır.
Düşünürken ve karar verirken hiçbirimiz içinde bulunduğumuz alanın etkilerinden bağımsız değiliz. Ayrıca alanların bilişsel ve duygusal tarzını başka bir alana taşıyamayız. Bu açıdan KOBİ bağlamında çok sayıda alanın araştırılması ve ona göre öngörülerde bulunulması ve önlemlerin alınması gerekiyor.
Yeni bir dünya düzeni kurulurken, üretim örgütlenmesinin hücreleri olan KOBİ bağlamında alanların araştırılması, her bir alanın diğerinin saygınlığını artıran bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri yapıları üzerine çalışılması hayati önemde adımlardır.
Dar açılardan bakıldığı zaman yadırganabilir, ama geniş açıdan bakınca, miras yoluyla aktarılan servet ve sermaye kadar; ender de olsa şans oyunlarından iş kuranları, platformların kurucusu ve işleticisi olan girişimcilerin eriştikleri kaynaklar, yeterli sermayeye erişmenin gereği olan ortaklıklar ve iş birliklerini ve benzer onlarcasını dinamik değerlendirme süreçlerinden geçirirsek yaşamın öz gerçeğine yakın kararlar alınabilir.
Hayatın kuralı olan direnme, çoğalma ve ulaşılabilen alanı doldurma konusunda ne bildiğimiz ve ne yaptığımız yaratmak istediğimiz sonuçlar bakımından çok önemli.
Miras
Çok küçük bir ayrıntı, minimal etkili bir alan olacağı düşünülse de KOBİ bağlamında “mirastan devşirilen servet ve sermayenin” yapı ve işlev ve kültürünü zihinlerde netleştirilmeli. Miras yoluyla aktarılan servetin sermayeye dönüştürülerek gelişme göstermiş ve ekonominin büyümesine katkı yapmış KOBİ’lerin iyi anlaşılması ayrıntılarla geneli dengelemenin de adımlarından biri olabilir.
Teknolojinin belirleyici olduğu değişim ve dönüşümlerin dünyanın değişik ülkelerinde “miras hukukunda” ne gibi düzenlemelere yol açtığını gözleme, izleme ve değerlendirme kaynaklarımızı etkin kullanma alanlarından biridir.
Miras yoluyla aktarılan servet ve sermayenin değerlendirilmesini belirleyen baskın toplumsal kültür unsurları sağlıklı bir gelecek inşa etmenin yolunu açabilir.
“Varsa akıllı evladın nedersin malı, mülkü? Yoksa akıllı evladın neylersin malı mülkü?” diye soran halkın akıl birikimi, miras yoluyla aktarılan servet ve sermayenin israfıyla ilgili binlerce yılın akıl birikiminin sentezidir; burun kıvırabileceğimiz sıradan bir olgu değildir.
Şans oyunları
Yaygın ve kendini sürekli yeniden üreten bir kaynak olmasa da şans oyunlarında kazanan; yasa dışı işlere bulaşarak servet ve sermaye biriktiren, biriktirdiklerini yatırıma ve üretime dönüştüren örnekler de vardır.
Hangi toplumlarda legal olmayan işlerden nasıl servet ve sermaye birikiminin yapılabildiğini; bu konuda yöneticilerin hangi boşlukları bıraktığını, kurumların görevlerini neden yerine getirmediklerini “tetkik etmeden” geleceği sağlam zeminler üzerine kurabilir miyiz?
Bazılarına çok uçuk ve fantastik gelse de, ayrıntıda bırakacağınız küçük bir boşluğun gelecekte hangi ölçeklerde ve etki gücüyle karşımıza çıkacağını kestiremeyiz. Unutmamak gerekir ki, güç kullanmanın üçüncü ilkesi, gücü kullandıktan sonra size nasıl döneceğini de öngörebilmektir; önlemini alabilmektir.
KOBİ servet ve sermayesinin nereden ve nasıl geldiği hakkında net bilgimiz yoksa, kaynakları etkin değerlendirmek için “bütünsel değerlendirme” yapamayız.
Diyelim ki girişimciliğin bütün özelliklerine sahipsiniz; sizin dışında oluşan bilimsel ve teknolojik gelişmeler ne üreteceğimizi, nasıl üreteceğimizi ve nasıl paylaşacağımızı yeniden belirliyor. Uzaklara gitmeye gerek yok, son yarım yüzyıldır yaşadıklarımıza bakmalıyız: Dünün ekosistemleri köklü bir biçimde değişiyor. Bugün olduğu gibi “platform yapıları” yeni fırsatlar yaratıyor. Yeni değer yaratmanın önemli bir bileşeni olan “platform yapıları oluşturmadan doğru konumlanma yapamayız”. Zamanın ruhunu yaratan bileşenleri, onların servet ve sermaye birikimine etkilerini bilmeden “KOBİ teşvikleri” ciddi israfa yol açabilmektedir.
Ortaklıklar ve iş birlikleri
KOBİ’lerde servet ve sermaye oluşturmanın bir başka yönü, ölçeğine uygun iş yapmak için yeterli olmayan birikimlerin ortaklık ya da iş birlikleri yoluyla yeterli hâle getirmedir.
Ortaklıklar, iş birlikleri, sinerjik kümelenmeler yoluyla servet ve sermayenin çoğaltılabilir. Saha bazlı dinamiklerini bilirsek, kaynakları daha etkin ve verimli yönlendirebiliriz. Bireysel, topluluk ve toplum ölçeklerinde birbirimize güvenimiz yoksa; yasal düzenlemeler ve yasaların fikr-i takibi, ortaklık ve iş birliklerini özendiren güven yaratmıyorsa orada KOBİ’lerin ülke ölçeğinde ve küresel ölçekte iş yapabilenleri sınırlı kalır; ekonominin büyümesine ilişkin öngörülerimiz de yaratmak istediğimiz sonucun yakınından bile geçemez.
Ekonomistlerden sosyologlara, antropologlardan arkeologlara ve psikologlara disiplinlerarası ortak çalışma ile insanımızın doğası, doğası ile kültürü arasındaki dengesi, algısı konusunda bilgi sahibi olmadan KOBİ yapılarını istenen etkinliğe ve verimliliğe ulaştırabilir miyiz? Bu yazının merkez düşüncesi bağlamında soralım: Başta insan olmak üzere yer altı ve yer üstü kaynaklarımızı, bilim ve teknoloji birikimlerimizi, kültürümüzün yarattığı dayanışma gücümüzü etkin ve verimli kullanarak gerekli büyümeye katkı yapabilir miyiz?
Ve diğer alanlar
Bizim gözlemlerimiz, deneyimlerimiz ve birikimlerimizin erişemediği çok sayıda ayrıntı dinamiği var. Burada, “Şeytan ayrıntıda saklanır” gerçeğinden yola çıkarak, KOBİ konusunda düşünenlere, kararlar alarak kamu kaynaklarını kullananlara yapmak istediğimiz hatırlatma çok net: Eğer ilgi menzilinizdeki alanın küçük ya da büyük bileşenlerini bilmiyor, bilme çabanızı sürekli diri tutmuyorsanız; tam, doğru ve düzgün iş yapamazsınız; yaptığınız işin de hakkını vermemiş olursunuz.
Hiçbirimizin ve hiç kimsenin bilgisi “tek doğru” değildir; olamaz da. Bildiğinin “tek doğru” olduğuna inanan, çoklu düşünceyi önemsemeyen toplum için en büyük tehlikeyi oluşturur. Anlatmak istediğimiz çok net: Bilgimizin eksik olduğunun bilinciyle yola çıkmalı, net bilgi hedefine kararlılıkla yürümeliyiz. Değişik alanları küçümseme tuzaklarına düşmeden işlerimizi yapmalıyız.
[1] David Brooks, “Tanrı ile siyaset arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeliyiz”, Oksijen, 3-9 Ekim 2023.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.