7 Ağustos 2026, Cuma · 09:45 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Kamu katılım bankalarının birleştirilmesi: Yeniden düşünmek

Kamu katılım bankalarının birleştirilmesi: Yeniden düşünmek

Özü

Bankacılık; ekonomilerin büyümesine ve toplumsal refah artışına katkıda bulunan çok önemli bir sektördür. Ülkelerin siyasi, ekonomik ve kültürel gücünün tamamlayıcısıdır. Dünyada güç merkezi olan ülkelerin bankacılık sistemleri büyük ve güçlüdür.

Küresel ölçekte 2025 yılında 6,5 trilyon USD’ye ulaşan ve 2029 yılında 10 trilyon USD’ye yaklaşması beklenen faizsiz finans sisteminin en büyük bileşeni katılım bankacılığıdır

Türkiye’de 1985 yılına iki kurum ile başlayan katılım bankacılığında güncelde üçü kamu sermayeli on banka faaliyettedir.

Mart 2026 itibariyle katılım bankacılığının aktif büyüklüğü 4,7 trilyon TL, kredileri 2,5 trilyon TL, toplanan fonları 3,2 trilyon TL, şube sayısı bin beş yüz ve personel sayısı 23 civarındadır. Katılım bankacılığı, bankacılık sektöründen %10 civarında pay almaktadır.

Kamu sermayeli Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım on yıl önce girdikleri katılım bankacılığında; aktif büyüklüğü, krediler, toplanan fonlar, şube ve personel sayısında kısa sürede %30’ları aşan paya ulaşarak parlak bir başarı göstermiştir. Ayrıca bankacılık sektöründe uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak paylarını %1,5 ile %2 aralığına taşımıştır.

Bu parlak başarının mimarı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Katılım bankacılığına inancını her zaman ifade eden, desteklerini ve yakın takibini diri tutan, katılım bankacılığının gelişmesini engellemeye çalışan harici ve dahili girişimlere prim vermeyen kararlılığından asla uzaklaşmayan Cumhurbaşkanımıza ülkemiz adına teşekkür edelim ve hakkını telim edelim.

Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım; tasarrufların sisteme aktarılması, reel sektörün finansmanı, istihdam vb. ekonomik ve sosyal hayatın farklı alanlarında önemli katkılar üretmiş, futbol terminolojisi ile orta sahada oyunun hem defans hem de hücum yönünü başarıyla oynamıştır. Başarıları açık ve çok kıymetli olan kurumların özenle korunması ve büyütülmesi gereklidir.

Banka birleşmeleri dünyada ve ülkemizde beklenen sonuçları vermemiştir. Özellikle pazar payları %10’lara yaklaşan bankaların birleşmesi ekonomi, reel sektörün finansmanı, sektörün büyümesi ve verimlilik açısından telafisi uzun zamana yayılabilecek daha büyük sorunlar üretmektedir.

Katılım bankacılığında; aktifler, krediler, toplanan fonlar, şube sayıları ve istihdamdaki payları birbirine oldukça yakın ve toplamda %30’un üzerinde olan iki kamu katılım bankasının birleştirilmesi stratejisinin açıklanan hedeflere ulaşmada başarısızlıkla sonuçlanması kuvvetle muhtemeldir.

Bankacılık sektöründe gereğinden fazla büyük oyuncuların varlığı ciddi risk unsurudur. Bu bankaların yaşayabileceği sorunlar; ekonomiyi, reel sektör, finans, bankacılık ve katılım bankacılığı için önemli tehdit potansiyelidir. Sektörün az sayıda çok büyük bankalar yerine nispeten makul büyüklükte ve çok sayıda bankadan teşekkül etmesi en sağlıklı yapıdır.

Katılım Bankacılığının daha da büyümesi için öneriler

  • Finansal istikrar için stratejik unsur olarak görülen ve daha da büyütme hedefi belirlenen katılım bankacılığında, faaliyette olan iki kamu katılım bankasının birleştirilmesi konusu yeniden değerlendirilmelidir.
  • Her iki bankanın ayrı ayrı büyümesini sağlayacak halka açılma, uluslararası piyasalardan stratejik ortak ve uzun vadeli fon temini vb. kaynak yapısını güçlendirecek adımlar atılmalıdır.
  • Yeni katılım bankası kurma veya mevcutlara ortak olma yoluyla uluslararası sermayenin girişi teşvik edilmelidir.
  • Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve iştahı azalan iki köklü bankanın sorunları çözülmelidir.
  • İzin alan yeni katılım bankalarının faaliyete geçiş süreçleri kurumsal kalite ve finansal yeterlilik açısından desteklenmelidir.

Giriş

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada; Türkiye'nin katılım finans sistemini finansal istikrar açısından stratejik bir unsur olarak gördüklerini ve sistemi büyütecek köklü adımlar atacaklarını açıkladı. Açıklamada; kamuya ait Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Halk Katılım bankalarının birleştirileceği, üç kurumun birleşmesiyle sektörde büyük bir sinerji ve ivme yakalanacağı ifade edildi. Bir diğer stratejik hamle olarak katılım finansın en dinamik aktörlerinden biri haline gelen Emlak Katılım Bankası'nın halka arz edilmesiyle vatandaşların bu büyümeye doğrudan ortak olmasının önünün açılacağı belirtildi.

Yazımız; bankacılık ve katılım bankacılığı, katılım bankacılığının ülkemizdeki gelişimi, kamu katılım bankacılığının performansı, Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın birleştirilmesi üzerine değerlendirmeler ile katılım bankacılığının büyümesine yönelik önerileri içermektedir.

Para, güç ve banka

Para ve Güç: Siyasi, ekonomik ve finansal gücün en önemli unsurlarından biri paradır Para; ekonomik faaliyetlerin devamlılığı, ticari ve finansal işlemlerin kesintisiz sürmesi, ihtiyaç duyulan kaynakların ekonomiye en hızlı şekilde aktarılması, devlete ve piyasaya borç verilmesi vb. iktisadi ve ticari faaliyetlerin sürdürülmesinde hayati öneme sahiptir.

Banka: Para ile birey, işletme, devlet, ekonomik ve ticari hayat arasında köprü görevini üstlenen, sermaye fazlasına sahip kesimler ile sermaye ihtiyacı olan kesimler arasında aracılık görevi yapan ticari kuruluştur.

Merkez Bankası: Bir ülkenin para ve banka sistemini kontrol görevi üstlenen ana banka, para konusunda en son başvuru kaynağı ve bir başka ifadeyle bankaların bankasıdır. Para, bankacılık ve bankaların merkezinde olması nedeniyle bu ismi almaktadır.

Bankacılık sektörü ve önemi

Bankacılık sektörü; yurt içinde ekonominin gelişmesine ve toplum refahının yaygınlaşmasına katkıda bulunurken, ülkenin yurt dışında siyasi, ekonomik ve kültürel gücünü artımaktadır. Bankacılık sektörünün büyüklüğü ve küresel etki alanı ülkelerin siyasi, ekonomik ve kültürel gücünün tamamlayıcısıdır. Bankacılık sektörünün büyük ve güçlü olması diğer ülkeler ile siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin daha hızlı gelişmesini sağlamaktadır. Siyasi, ekonomik ve finansal güç merkezi olan ülkelerin bankacılık sistemleri büyük ve güçlüdür.

ABD, Çin, Almanya, Japonya ve Fransa’nın küresel ölçekteki siyasi, ekonomik ve finansal güçlerinin önemli bileşenlerinden biri de bankacılık sektörüdür. Büyük, güçlü ve küresel ölçekte iş yapabilme kapasitesine sahip bankacılık sektörü ülkelerin siyasi, ekonomik, teknolojik ve finansal gücünün tamamlayıcısıdır.

Gelişmiş ekonomilerde bankacılık sektörü ve GSYH arasındaki ilişki Tablo 1’de gösterilmektedir.

Tablo1: Ekonomileri ve Bankacılık Sektörü En Büyük Ülkeler

Bankacılık sektörünün gücünü ve etkinliğini ölçen göstergelerden ilki, sektördeki bankaların aktif büyüklüğünü GSYH ile ilişkilendiren Aktifler/GSYH oranıdır. Aktifler/GSYH oranı; İngiltere’de %450, Fransa’da %400, Çin’de %350, Almanya’da %200, Japonya’da %170, AB ortalaması %250 ve ABD’de %80 civarındadır. GSYH sıralamasında açık ara birinci ve bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü açısından ikinci büyüğü olan ABD’nin Bankacılık Sektörü Aktifleri/GSYH sıralamasında diğer ülkelere göre geride olmasının temel nedeni ABD finansal piyasalarının sermaye piyasası odaklı olmasıdır. Diğer ülkelerdeki finansal piyasaların omurgasını ise bankalar oluşturmaktadır.

Bankacılık sektörü ve Türkiye

Türkiye’de GSYH, bankacılık sektörünün büyüklüğü ve Aktifler/GSYH oranındaki gelişim Grafik 2’de gösterilmektedir.

Grafik 1: Türkiye GSYH ve Bankacılık Sektörünün Performansı

Türkiye’de bankacılık sektörünün performansı ile GSYH arasında yakın bir ilişki vardır. Ekonominin büyüdüğü ve döviz kurunun istikrarlı olduğu dönemlerde bankacılık sektörü daha hızlı büyümektedir. Ekonominin daralma dönemlerinde GSYH ve bankacılık sektörünün performansı zayıflamaktadır. 1995-2025 dönemi gelişmelerinin yer aldığı grafikte görüleceği gibi 2008 global krizi sonrasında, 2021 Covid 19 Pandemisi, 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı ve döviz kurlarının hızlı arttığı 2021-2022 döneminde GSYH, bankacılık sektörü ve Aktifler/GSYH oranı küçülmüştür.

GSYH, 1995’te 169 milyar USD seviyesinden %539 artışla 2025 yılında 1,6 trilyon USD’ye yükselmiş, bankacılık sektörünün büyüklüğü (aktifleri) 130 milyar USD’den %567 artışla 1 trilyon USD’yi aşmıştır. 2017 yılında da 816 milyar USD ile o tarihe kadar en yüksek değerine ulaşan aktifler rahip Brunson, seçim yatırımları, Covid 19, Rusya-Ukrayna Savaşı, döviz kurlarındaki hızlı yükselişler sonucunda GSYH ile birlikte küçülmeye başlamıştır. Küçülen sektörün toparlanması uzun sürmüş ve 2024’te 876 milyar USD ile yedi yıl önceki seviyesini ancak geçebilmiştir. GSYH’nin 1,6 trilyon USD’ye yaklaştığı 2025 yılında aktifler 1 trilyon USD’yi aşmıştır.

Aktifler/GSYH oranı 1995-2025 döneminde %41 ile %108 arasında dalgalanmıştır. Oran en düşük değerini %41 ile 1998 yılında görmüş ve en yüksek değerine %108 ile 2020 yılında ulaşmıştır. Aktifler/GSYH oranı 2020 yılındaki %108 zirvesinden sonra hızla düşüşe geçmiş 2025 yılında %65’e kadar gerilemiştir. Sektör sıkılaştırıcı ekonomi politikaları ve kredi musluklarının kısılmasından olumsuz etkilenmiştir. GSYH’de 2025 yılındaki 1,6 trilyon USD’ye göre ülkemiz bankacılık sektörünün 2 trilyon USD büyüklük potansiyeline sahip olduğu ve günceldeki sektör büyüklüğünün iki katına yakın olduğu değerlendirilmektedir.

Ekonominin yurt içinde ve yurt dışında büyümesi bankacılık sektörünü besleyen en önemli faktörlerden biridir. Yurt içindeki büyüme ülke vatandaşlarının gelir seviyesi ve refahının artmasına, yurt dışına dönük büyüme ülke ekonomisinin küresel piyasalarda payının artmasına, işletmelerin yurt dışında gelişmesine, ihracatın artmasına, sosyal ve kültürel güç transferine zemin hazırlamaktadır.

ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Almanya ve Japonya ekonomilerinin büyümesinde ticaret, teknoloji ve kültürün sağladığı katkıların yanında bankacılık sektörü aracılığıyla sağlanan finansal, teknoloji, sosyal ve kültürel transferlerin payı önemlidir. Ülkemizin son dönemlerde Balkanlar, Türk Cumhuriyetleri, Komşular ve Afrika ülkelerinde ekonomik, sosyal ve kültürel etki alanının genişlemesinde bankacılığın katkısı vardır.

Bankacılık sektörünün üç önemli oyuncusu vardır:

  • Mevduat Bankaları: Ticari (Konvansiyonel-geleneksel) bankalar bireylerden ve kurumlardan kendi nam ve hesaplarına bir getiri (nema-faiz) taahhüdü vermek kaydıyla ödünç (mevduat) fon (para) toplayan ve bu fonları gelir elde etmek amacıyla kredi veya benzeri finansal ürünler olarak tekrar sunan finansal kuruluşlardır.
  • Kalkınma ve Yatırım Bankaları: Mevduat toplama haricinde mevduat bankaları ile aynı faaliyetleri yapan, ülkelerin ekonomik büyümesini destekleyen ve şirketlere uzun vadeli finansman sağlayan ve danışmanlık yapan finansal kuruluşlardır.
  • Katılım Bankaları: İlk iki grupta yer alan bankacılık faaliyetleri de dahil olmak üzere faaliyetlerini İslami esaslar ile sürdüren finansal kuruluşlardır. İslami esaslar özellikle; a) Mevduat bankalarından farklı olarak fon toplama aşamasında bir taahhüt içermemek ve b) İslam'ın kesin olarak yasakladığı alkol, kumar vb. faaliyetlerin yer aldığı ticari işlemlerin yapılmaması yönüyle diğer bankalardan ayrılmaktadır.

Katılım bankacılığı

Katılım bankacılığı, küreseldeki adıyla İslami bankacılık veya faizsiz bankacılık dünyada ilk olarak 1963 yılında Mısır’da başlamış, ardından Körfez ülkeleri öncülüğünde gelişmeye başlamıştır. Dünya ticaret hacmi ve bankacılık sektöründeki büyüme ile faizsiz finansal ürünler ve faizsiz bankacılık küresel ölçekte hızlı artış dönemine girmiştir. Bankacılık ürünleri dışında sigorta başta olmak üzere farklı finansal ürünleri içeren faizsiz finansal varlıkların küresel ölçekteki hacmi 2005-2025 döneminde sekiz katı aşan bir büyüme ile 6,5 trilyon USD’ye yaklaşmıştır. Bu tutarın 2029 yılında 10 trilyon USD’ye yaklaşması beklenmektedir.

Faizsiz finansal varlıkların küresel ölçekteki gelişimi Grafik 2’de gösterilmektedir.

Grafik 2: Faizsiz Finansal Varlıkların Küresel Ölçekte Gelişimi

Faizsiz finansal varlıklar içinde %72 payı ve 4,7 trilyon USD büyüklüğü ile İslami bankacılık açık ara en önemli oyuncudur. Politik, ekonomik ve finansal dalgalanmalara rağmen istikrarlı büyüyen İslami bankacılığın ana omurgası Müslüman nüfusun yoğun olduğu coğrafyadır.

Yeni finansal ürünlerin geliştirilmesi, yeni kurumların kurulması, finansal erişimin kolaylaşması ve sektöre yönelik düzenlemeler İslami bankacılığın gelişimini hızlandırmıştır.

İslami bankacılıkta %80’e yakın payı üç ülke almaktadır. 2024 verilerine göre; İran 2,0 trilyon USD, Suudi Arabistan 0,9 trilyon USD ve Malezya 0,3 trilyon USD İslami bankacılık büyüklüğüne sahiptir. Sektörün büyümesinde Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar öncü ülkeler arasında yer alırken Türkiye 100 milyar USD’yı aşan pazar büyüklüğü ile orta ölçekte paya sahiptir. IFDI (İslami Finans Gelişim Endeksi) pazar payı sıralamasında 2012 yılında 23’üncü sırada yer alan Türkiye sektördeki çok hızlı büyüme ile 2025 yılındaki sıralamada ilk 10 ülke arasına yükselmiştir.

Katılım Bankacılığı ülkemizde; 1983 yılında Bakanlar Kurulu tarafından yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile başlamıştır. Kararname kapsamında faaliyet gösterecek kurumlar “Özel Finans Kurumları” ismi ile tanımlanırken kamuoyunda “İslami Banka” tanımı kabul görmüştür.

Gelişimi 1990’lu yıllarda hızlanan özel finans kurumları, 1999 yılında Bankalar Kanunu kapsamına alınmış ve 2005 yılında “Katılım Bankası” adını almıştır.

Türkiye katılım bankacılığında önemli kilometre taşları

Başlangıçtaki adıyla Özel Finans Kurumları, günceldeki adıyla katılım bankacılığında ilk faaliyetler 1985 yılında Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu ve Faisal Finans Kurumu ile başlamıştır. Güncel durumda on bankanın faaliyet gösterdiği katılım bankacılığında üç banka kuruluş sürecindedir. Katılım bankacılığının ülkemizdeki kilometre taşları Şekil 1’de gösterilmektedir.

Şekil 1: Türkiye’de Katılım Bankacılığının Kilometre Taşları

Türkiye’de katılım bankacılığının gelişimi

Bankalarda olduğu gibi katılım bankacılığının gelişimin değerlendirilmesinde öncelikle ele alınan performans göstergeleri; aktifler, krediler, toplanan fonlar (mevduat), dönem karı, öz kaynaklar, şube sayısı, personel sayısı, kredi kalitesi ve sermaye yeterliliğidir.

Katılım bankacılığının büyüklüğü ve bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 3’te gösterilmektedir.

Grafik 3: Katılım Bankacılığı Aktifleri ve Bankacılık Sektörü içindeki Payı

Katılım bankacılığının aktifleri 1996-Mart 2026 arasında 1,1 milyar USD’den 107 milyar USD’ye yükselmiştir. Büyüklüğü 107 milyar USD’ye ulaşan aktifler, bankacılık sektörünün 1996 yılındaki 83 milyar USD aktiflerinden daha fazladır.

Dönemde bankacılık sektörü %1.200 civarında büyürken katılım bankacılığı %7.500 civarında büyümüştür. Bir başka ifadeyle bankacılık sektörü 12 kat büyürken katılım bankacılığı 75 kat büyümüştür. Bankacılık sektörüne göre çok daha hızlı büyüyen katılım bankacılığının 1996 yılında %1,69 olan payı Mart 2026’da %9,52’ye yükselmiştir.

Kamunun, katılım bankacılığına 2015-2018 arasında Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Emlak Katılım olarak üç farklı oyuncu ile güçlü giriş yapması sektörün hızlı büyümesini sağlamıştır.

Geçmişte zaman zaman yapılan; katılım bankacılığının Türkiye’de yeterince büyümediği ve gelişimde kadük kaldığı eleştirileri güncelde kamuoyunun gündemine yeniden taşınmıştır.

Katılım bankacılığı 2001 yılında İhlas Finans Kurumu’nun faaliyetlerinin durdurulması ve 2016 yılında Bank Asya’nın faaliyet izninin iptal edilmesi gibi iki büyük tahribata maruz kalmıştır. Faaliyetlerinin durdurulduğu dönemde İhlas Finans %35 (2001), Bank Asya %15 (2016) ve her iki kurum toplamda %50 civarında paya sahiptir.

İstikrar ve güvenin ana sermaye olduğu sektörde bir bankanın faaliyetlerinin durdurularak sistem dışına çıkmasından önce küçülme sürecinin başladığı dikkate alındığında her iki kurumun sorunsuz dönemlerindeki pazar payları toplamı %50’den fazladır.

Bankacılık gibi güvenin asıl olduğu bir sektörde, faaliyette bulundukları dönemde katılım bankacılığının büyük oyuncularından ikisinin batmasının neden olduğu ağır tahribat sektörün küçülmesine ve büyüme hızında yavaşlamaya neden olmuştur.

Yabancı sermayeli, faaliyetlerine devam eden ve katılım bankacılığının en köklü iki kurumunun Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kayıpları ve azalan iştahları da sektörün doğal büyüme hızını yavaşlatan başka bir faktördür.

Bahis konusu olumsuz iki faktör katılım bankacılığının hızlı büyümesini geciktirmiş ve Mart 2026’da %9,52 olan sektördeki pazar payının %15 civarına yükselmesini engellemiştir.

Bu veriler ışığında; katılım bankacılığının Türkiye’de yeterince gelişmediği ve kadük kaldığı eleştirilerinin hakkaniyete uygun olmadığı değerlendirilmektedir.

Katılım bankacılığının yeterince büyümediği ve kadük kaldığı eleştirileri, yukarıda edilen gelişmeler ışığında yapılabildiği takdirde hakkaniyete ve vicdana daha uygun sonuçlara ulaşılabilecektir.

Bankacılık sektörünün yüz yılları aşan geçmişine karşın, dünyada altmış yıl ve ülkemizde kırk yıl gibi çok kısa tarihi bulunan katılım bankacılığını derinden etkileyen bu iki faktör birlikte değerlendirildiğinde katılım bankacılığının dirençli olduğu, gücünü koruduğu ve kısa süreli gerilemelere karşın büyümeye devam ettiği görülmektedir.

Katılım bankacılığı kredilerinin bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 4’te gösterilmektedir.

Grafik 4: Katılım Bankacılığı Kredilerinin Bankacılık Sektörü içindeki Payı

Katılım bankacılığı kredilerinin sektör içinde düzenli olarak artan payı Mart 2026’da 2,5 trilyon TL’ye ve %9,74’e yükselmiştir. Ekonomide daraltıcı ve kredileri kısıtlayıcı politikalar mevduat bankalarının kredi payını azaltırken katılım bankalarının payı artmıştır. Bir başka ifadeyle reel sektörün finansmanında, mevduat bankaları bir ileri adım atarken katılım bankaları iki ileri adım atmıştır. Ancak katılım bankacılığının aslı katkısı 2026 Mart verilerine göre KOBİ finansmanında %11 olan payıdır. Katılım bankacılığı; ekonomik büyümeye, istihdama ve toplumsal refahın daha geniş kesimlere ulaşmasında yüksek katkısı olan KOBİ’lere daha fazla destek vermiştir.

Katılım bankacılığında toplanan fonların bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 5’te gösterilmektedir.

Grafik 5: Katılım Bankacılığında Toplanan Fonların Bankacılık Sektörü içindeki Payı

Katılım bankacılığında toplanan fonların sektör içindeki düzenli olarak artan payı Mart 2026’da 3,1 trilyon TL’ye ve %11’e yükselmiştir. Katılım bankacılığının fon toplamadaki yüksek başarısı tasarrufların finansal sisteme aktarılmasında mevduat bankalarına göre daha güçlü bir katkısı olduğunu göstermektedir.

Katılım bankacılığında dönem karının bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 6’da gösterilmektedir.

Grafik 6: Katılım Bankacılığı Dönem Karının Sektördeki Payı %

Katılım bankacılığı dönem karı Mart 2026’da 29 milyar TL’dir ve sektörde payı %10’u aşmıştır.

Katılım bankacılığında öz kaynaklarının bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 7’de gösterilmektedir.

Grafik 7: Katılım Bankacılığı Öz Kaynaklarının Sektördeki Payı %

Katılım bankacılığı öz kaynakları Mart 2026’da 337 milyar TL ve payı %8’e yaklaşmıştır. Bir başka ifadeyle katılım bankacılığı daha az öz kaynak ile ekonomiyi ve reel sektörü daha fazla finanse etme kabiliyetine sahiptir.

Katılım bankacılığı ve bankacılık sektöründe takipteki krediler oranı karşılaştırmalı olarak Grafik 8’de gösterilmektedir.

Grafik 8: Bankacılık Sektörü ve Katılım Bankacılığı Takipteki Krediler Oranı

Mart 2026 itibariyle takipteki krediler oranı bankacılık sektöründe %2,6 ve katılım bankacılığında %2,3’tür. Katılım bankacılığının takipteki krediler oranının 2011-2017 dönemi dışında genel olarak bankacılık sektörünün altında seyretmesi kredi kalitesini göstermektedir.

Katılım bankacılığı ve bankacılık sektöründe sermaye yeterlilik rasyosu/oranı (SYR) karşılaştırmalı olarak Grafik 9’da gösterilmektedir.

Grafik 9: Bankacılık Sektörü ve Katılım Bankacılığı SYR

Katılım bankacılığında SYR 2002-2015 döneminde bankacılık sektörünün altında, 2021-2026 döneminde ise bankacılık sektörünün üstündedir. Mart 2026 itibariyle SYR bankacılık sektöründe %16,5 ve katılım bankacılığında %17,9’dur. Katılım bankacılığında SYR’nin daha yüksek olması sermaye yeterliliği ve kalitesi açısından önemli bir göstergedir.

Katılım bankacılığında şube sayısı ve personel sayısının bankacılık sektörü içindeki payının gelişimi Grafik 10’da gösterilmektedir.

Grafik 10: Katılım Bankacılığı Şube ve Personel Sayısının Sektördeki Payı

Katılım bankacılığın 2025 sonunda şube sayısı 1.500’ün üzerinde ve personel sayısı 23 bine yakındır. Katılım bankacılığının şube sayısındaki payı 2000-2025 döneminde %1,4’ten %14,1’e ve personel sayısındaki payı ise %1,3’ten %10,6’ya yükselmiştir. Şube sayısındaki daha yüksek pay katılım bankacılığındaki hizmet yaygınlığı açsından kıymetlidir.

Özetle katılım bankacılığı 2000-2025 döneminde;

  • Bankacılık sektöründe performans göstergelerindeki pazar payı %2’lerden %10’lar civarına yükselmiştir.
  • Dönemlerinin en büyüklerinden olan iki kurumun batmasına ve faaliyette olan iki kurumun konsantrasyon kaybına rağmen güçlü büyüme göstermiştir.
  • Faaliyette olan kurum sayısının kamu öncülüğünde arttığı dönemlerde aktifler, krediler, toplanan fonlar, şube ve personel sayısındaki pazar payı daha hızla artmıştır.
  • KOBİ kredileri ve şube sayısında ortalamaların üzerindeki pazar payı ekonomik büyümeye, istihdama ve toplumsal refahın daha geniş kesimlere ulaşmasında daha yüksek katkı anlamına gelmektedir.

Katılım bankaları ve kamu katılım bankaları

Özel sermayeli ve en köklü üç katılım bankasının aktif büyüklüğüne göre pazar payının gelişimi Grafik 11’de gösterilmektedir.

Grafik 11: Katılım Bankalarının Aktif Büyüklüğüne Göre Pazar Payları

Sektörün en köklü ve tamamı özel sermayeli olan üç kurumun 2006-2026 dönemindeki pazar paylarında radikal değişikler yaşanmıştır. Dönemin başlangıcında %21 pay ile ikinci sırada yer alan Kuveyt Türk istikrarlı büyüme ile 2011 yılında ilk sıraya yerleşmiş ve zaman içinde ikinci ile olan farkını daha da açarak payını %37’ye kadar taşımıştır. Mart 2026 verilerine göre Kuveyt Türk 1,5 trilyon TL’ye yaklaşan aktif büyüklüğü ve %31 pazar payı ile açık ara ilk sıradadır.

Dönemin başlangıcında %30 payı ile ilk sırada yer alan Türkiye Finans düzenli olarak artırdığı ve 2015 yılında %34’e yükselttiği pazar payını bu yıldan itibaren kaybetmeye başlamıştır. Kaybı 2018 yılından itibaren hızlanan Türkiye Finans’ın Mart 2026 itibariyle aktif büyüklüğü 439 milyar TL ve payı %9’dur.

Benzer şekilde 2006 yılında %18 paya sahip Al Baraka Türk payını 2015 yılında %26’ya kadar yükseltmiş, bir sonraki yıl düşüşe geçen payı 2019 yılından itibaren hızlanmıştır. Al Baraka Türk’ün Mart 2026’da aktif büyüklüğü 500 milyar TL ve payı %11’dir.

Her ikisi de yabancı sermayeli ve sektörün en köklü iki kurumun hızlı pazar kayıplarında Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve azalan iştahının belirleyici olduğu değerlendirilmektedir.

Katılım bankacılığında güncel durumda; Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Emlak Katılım olmak üzere faaliyet gösteren kamusal sermayeli üç katılım bankasının aktif büyüklüğüne göre pazar payının gelişimi Grafik 12’de gösterilmektedir.

Grafik 12: Kamu Katılım Bankalarının Aktif Büyüklüğüne Göre Pazar Payları

Katılım bankacılığına 2015 yılında Ziraat Katılım, 2016 yılında Vakıf Katılım ve 2018 yılında Emlak Katılım ile giriş yapan kamu, katılım bankacılığının hızlı büyümesine önemli katkıda bulunmuştur. Kuruluşlarından itibaren pazar paylarını hızla artıran kamu sermayeli katılım bankalarından Ziraat Katılım 809 milyar TL, Vakıf Katılım 889 milyar TL aktif büyüklüğü ve %18 civarındaki payları ile Kuveyt Türk’ün ardından ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmiştir.

Emlak Katılım’ın aktif toplamı 431 milyar TL ve payı %9’a ulaşmıştır. Aynı tarihte Türkiye Finans’ın aktif toplamının 439 milyar TL ve Al Baraka Türk’ün aktif toplamının 500 milyar TL olduğu dikkate alındığında yıl sonunda Emlak Katılım’ın hem Türkiye Finans’ı hem de Al Baraka Türk’ü geçerek dördüncü sıraya yerleşmesi beklenmektedir.

Özel sermayeli ve en köklü üç katılım bankasının kredilere göre pazar payının gelişimi Grafik 13’te gösterilmektedir.

Grafik 13: Katılım Bankalarının Kredilere Göre Pazar Payları

Grafikte görüleceği gibi 2006-2026 döneminde özel sermayeli katılım bankalarının kredilere göre pazar paylarında köklü değişikler vardır. Dönemin başlangıcı olan 2006’da %21 payı ile ikinci sırada yer alan Kuveyt Türk 2011 yılında ilk sıraya yerleşmiş ve zaman içinde ikinci ile olan farkını da açarak payını %35’e kadar taşımıştır. Mart 2026 verilerine göre Kuveyt Türk kredilerde 717 milyar TL ve %29 pazar payı ile açık ara ilk sıradadır.

Dönemin başlangıcında %30 ile ilk sırada yer alan Türkiye Finans 2015 yılına kadar %37’ye yükselttiği pazar payını bu yıldan itibaren kaybetmeye başlamıştır. Kaybı 2018 yılından itibaren hızlanan Türkiye Finans’ın Mart 2026 itibariyle kredileri 243 milyar TL ve pazar payı %10’dur.

Benzer şekilde 2006 yılında %19 paya sahip Al Baraka Türk payını 2015 yılında %26’ya kadar yükseltmiştir. Bir sonraki yıl başlayan pazar payındaki düşüş 2019 yılından itibaren hızlanmıştır. Al Baraka Türk’ün Mart 2026’da kredileri 257 milyar TL ve %10’dur.

Her ikisi de yabancı sermayeli ve sektörün en köklü iki kurumun kredilerde hızlı pazar kayıplarında Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve azalan iştahının belirleyici olduğu değerlendirilmektedir.

Kamusal sermayeli üç katılım bankasının krediler göre pazar payının gelişimi Grafik 14’te gösterilmektedir.

Grafik 14: Kamu Katılım Bankalarının Kredilere Göre Pazar Payları

Kuruluşlarından itibaren pazar paylarını hızla artıran kamu sermayeli katılım bankalarından Ziraat Katılım ve %21 ve Vakıf Katılım %16 civarındaki payları ile Kuveyt Türk’ün ardından ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmiştir. Mart 2026 itibariyle Ziraat Katılım’ın kredileri 512 Milyar TL ve Vakıf Katılım’ın kredileri 399 milyar TL’dir. Aktif toplamında Vakıf Katılım’ın gerisinde olan Ziraat Katılım kredilerde Vakıf Katılım’ın önündedir. Kamu sermayeli diğer katılım bankası olan Emlak Katılım, Mart 2026’da 260 milyar TL kredileri ile katılım bankacılığının en köklü oyuncusu olan Türkiye Finans ve Al Baraka Türk’ü geride bırakmıştır.

Ticari bankalarda “mevduat” ve katılım bankacılığında “toplanan fonlar” kavramları kullanılmaktadır Mevduat toplamada bankalar tasarruf sahibine bir faiz oranı taahhüt etmekte, taahhüt edilen faiz tutarı ve ana para banka için borç, tasarruf sahibi için alacak niteliği taşımaktadır. Katılım bankacılığında ise tasarruf sahibi ile katılım bankası arasında borç-alacak ilişkisi olmadan kar/zarar paylaşım sözleşmesi yapılmaktadır. Sözleşme kapsamında katılım bankası bir getiri oranı taahhüt etmemekte, taraflar arasında borç ve alacak ilişkisi oluşmamaktadır. Yapılan sözleşmeye göre tasarruf sahibinin ana parasının eksilmesi söz konusu olabilmektedir. Bu durum “mevduat” ve “toplanan fonlar” arasındaki temel farkı ifade etmektedir.

Özel sermayeli ve en köklü üç katılım bankasının toplanan fonlara göre pazar payının gelişimi Grafik 15’te gösterilmektedir.

Grafik 15: Katılım Bankalarının Toplanan Fonlara Göre Pazar Payları

Grafikte görüldüğü gibi 2006-2026 döneminde özel sermayeli katılım bankalarının pazar payları önemli ölçüde değişmiştir. Dönemin başlangıcı olan 2006 yılında %21 payı ile ikinci sırada yer alan Kuveyt Türk 2011 yılında ilk sıraya yerleşmiş ve zaman içinde ikinci ile olan farkını da açarak payını %39’a kadar taşımıştır. Mart 2026 verilerine göre Kuveyt Türk toplanan fonlarda 1 trilyon TL ve %31 pazar payı ile açık ara ilk sıradadır.

Dönemin başlangıcında %31 ile ilk sırada yer alan Türkiye Finans 2015 yılına kadar kayıplar yaşamış ancak 2015 yılında pazar payını yeniden %31’e yükseltmiştir. Sonraki yıldan itibaren payı yeniden düşüşe geçen Türkiye Finans’ın Mart 2026’da toplanan fonları 293 milyar TL ve payı %9’dur.

Benzer şekilde 2006 yılında %19 paya sahip Al Baraka Türk payını 2015 yılında %28’e kadar yükseltmiştir. Bir sonraki yıldan itibaren Al Baraka Türk’ün düşüşe geçen pazar payı 2019 yılından itibaren hızlanmış ve Mart 2026’da 301 milyar TL ile %9’a kadar gerilemiştir.

Kamu katılım bankalarında toplanan fonlar göre pazar payının gelişimi Grafik 16’da gösterilmektedir.

Grafik 16: Kamu Katılım Bankalarının Toplanan Fonlara Göre Pazar Payları

Kuruluşlarından itibaren pazar paylarını hızla artıran kamu sermayeli katılım bankalarından Ziraat Katılım %17 (525 milyar TL) ve Vakıf Katılım %19(616 milyar TL) civarındaki payları ile Kuveyt Türk’ün ardından ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmiştir. Kamu sermayeli diğer katılım bankası olan Emlak Katılım, Mart 2026’da toplanan fonlarda 330 milyar TL’yi aşarak sektörün en köklü iki kurumu Türkiye Finans ve Al Baraka Türk’ü geride bırakmıştır.

Finansal performans göstergelerinden dönem net kârı, öz kaynaklar, takipteki alacaklar oranı ve SYR benzer görünüme sahiptir. He iki göstergede Kuveyt Türk açık ara ilk sırada, kamu katılım bankaları ikinci, üçüncü ve dördüncü sırada yer almaktadır.

Özel sermayeli ve en köklü üç katılım bankasının şube sayısına göre pazar payının gelişimi Grafik 17’de gösterilmektedir.

Grafik 17: Katılım Bankalarının Şube Sayısına Göre Pazar Payları

Grafikte görüleceği gibi 2000-2026 döneminde özel sermayeli katılım bankalarının pazar paylarında önemli değişikler yaşanmıştır. Dönemin başlangıcında %22 payı ile ikinci sırada yer alan Kuveyt Türk 2012 yılında ilk sıraya yerleşmiş ve zaman içinde ikinci ile olan farkını da açarak payını %40’a kadar taşımıştır. Mart 2026 verilerine göre Kuveyt Türk 451 şube ve %30 pazar payı ile açık ara ilk sıradadır.

Dönemin başlangıcında %34 ile ilk sırada yer alan Türkiye Finans 2003 yılında pazar payını %41’e kadar yükseltmiştir. Ancak 2005 yılında birleşmenin de etkisiyle pazar payı düşüşe geçmiştir. Şube sayısı 2019 yılında 308 ile zirveye çıkan Türkiye Finans finansal göstergelerde olduğu gibi şube sayısında da düşüşe geçmiş, 2026 Mart itibariyle şube sayısı 224’e ve pazar payı %15’e gerilemiştir.

Benzer şekilde dönemin başlangıcında 22 şube ile %20 paya sahip Al Baraka Türk 2018 yılına kadar koruduğu payı 2019’dan itibaren düşüşe geçmiştir. Al Baraka Türk’ün Mart 2026’da şube sayısı 223 ve payı %9’dur.

Kamu katılım bankalarının şube sayısına göre pazar payının gelişimi Grafik 18’dae gösterilmektedir.

Grafik 18: Kamu Katılım Bankalarının Şube Sayısına Göre Pazar Payları

Kuruluşlarından itibaren pazar paylarını hızla artıran kamu sermayeli katılım bankalarından Ziraat Katılım 233 şube ile %15 ve Vakıf Katılım 220 şube %15 pay ile Kuveyt Türk’ün ardından ikinci ve üçüncü sırayı almaktadır. Emlak Katılım 126 şube ve %8 paya sahiptir.

Özel sermayeli ve en köklü üç katılım bankasının personel sayısına göre pazar payının gelişimi Grafik 19’da gösterilmektedir.

Grafik 19: Katılım Bankalarının İstihdam Seviyesine Göre Pazar Payları

2000 yılında 501 personel %23 payı ile ikinci sırada yer alan Kuveyt Türk 2012 yılında ilk sıraya yerleşmiş ve zaman içinde ikinci ile olan farkını da açarak payını %39’a kadar taşımıştır. 2025 verilerine göre Kuveyt Türk 6.112 personel ve %27 pazar payı ile açık ara ilk sıradadır.

Türkiye Finans (Anadolu Finans ve Family Finans toplamı) 2000 yılında 941 personel ve %31 payı ile ilk sırada yer almaktadır. 2014 yılında istihdam seviyesi 4.500 civarında ve payı %28’dir. Bu tarihten sonra hem istihdam seviyesi hem de payı gerileyen Türkiye Finans’ın Mart 2026 itibariyle personel sayısı 3.045 ve payı %14’tür.

Benzer şekilde 2000 yılında 460 personel ve %21 payı ile üçüncü sırada yer alan Al Baraka Türk 2016 yılında personel sayısını 3.800 civarına ve payını %26’ya kadar yükseltmiştir. 2019 yılından itibaren Al Baraka Türk’ün hem istihdam seviyesi hem de payı düşüşe geçerek 2025 sonunda 2.817’ye ve payı %14’e gerilemiştir.

Her ikisi de yabancı sermayeli ve sektörün en köklü iki kurumu olan Al Baraka Türk ve Türkiye Finans’ın finansal göstergelerde yaşadıkları pazar payı kayıpları şube ve personel sayısında da görülmektedir. Her iki kurumun 2014 yılındaki toplam istihdam seviyesi 8 bin ve payı %50 civarın iken aradan geçen on iki yılda istihdam seviyesi 6 bin civarına ve payları ise %26’ya gerilemiştir. Bir başka ifadeyle her iki kurumun istihdam seviyesi üçte bir oranında (iki bin kişiden fazla) ve pazar payı yarı yarıya düşmüştür. Daha önce de ifade edildiği gibi hem sayısal olarak düşüşlerde hem de pazar payı kayıplarında Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve azalan iştahın belirleyici olduğu değerlendirilmektedir.

Kamu katılım bankalarının personel sayısına göre pazar payının gelişimi Grafik 20’de gösterilmektedir.

Grafik 20: Kamu Katılım Bankalarının İstihdam Seviyesine Göre Pazar Payları

Kuruluşlarından itibaren pazar paylarını hızla artıran kamu sermayeli katılım bankalarının istihdam seviyesi 2025 yılında 8 binden fazla ve pazar payları %40’a yakındır.

Ziraat Katılım 3.140 personel ve %14, Vakıf Katılım 3.071 personel ve %14 civarındaki payları ile Kuveyt Türk’ün ardından ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmiştir. Kamu sermayeli diğer katılım bankası Emlak Katılım’ın personel sayısı 1.916 ve payı %9’dur.

Özetle kamu katılım bankacılığı;

  • Ülkemizde katılım bankacılığının büyümesine önemli katkılarda bulunmuştur. 2015-2018 arasında üç kamu katılım bankasının sektöre girişi ile katılım bankacılığının bankacılık sektörü içinde %5 civarında olan payı 2019 yılında %7’ye yaklaşırken 2021 yılından itibaren artış hızlanmış ve Mart 2026’da %10’u aşmıştır.
  • Kamunun girişi ile katılım bankacılığının krediler, toplanan fonlar, şube sayısı ve istihdamda bankacılık sektöründeki payı ve etkinliği artmıştır. KOBİ kredileri başta olmak tüm göstergelerdeki pazar payı %5’lerden %10’lar civarına yükselmiştir.
  • Katılım bankacılığı; 2001 ve 2016 yılında dönemin en büyük kurumlarının neden olduğu ağır tahribat sonucunda yaşanan pazar kayıplarını kısa sürede telafi edebilmiştir. Faaliyet gösteren kurum sayısının kamu öncülüğünde arttığı dönemlerde aktif büyüklüğü, krediler, toplanan fonlar, şube ve personel sayısındaki pazar payı çok hızlı artırmıştır.
  • Kamu katılım bankacılığı KOBİ kredileri, istihdam seviyesi ve şube sayısındaki artan payları ile ekonomik büyümeye, istihdama ve toplumsal refahın daha geniş kesimlere ulaşmasında daha fazla katkı vermiştir.
  • Katılım bankacılığının en köklü ve yabancı sermayeli iki kurumunun Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve azalan iştahı kredi, toplanan fonlar, şube sayısı ve personel sayısındaki gerilemelere neden olmuştur. Ekonomiyi ve işletmeleri doğrudan etkileyen bu düşüşler kamunun girişi ile dengelenmiş ve sektör daha hızlı büyümeye başlamıştır.
  • Kamu adına katılım bankacılığına giriş yapan Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Emlak Katılım ekonominin farklı alanlarındaki finansman ihtiyaçlarına cevap vermiş ve sadece on yıl gibi kısa bir zamanda en büyük dört kurum arasına girmeyi başarmıştır.
  • Kamu katılım bankaları; krediler, fon toplama, şube yaygınlığı ve istihdama katkı gibi ekonomideki farklı ihtiyaçlara güçlü cevaplar vermiştir. Performansları birbirine oldukça yakın olan Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım futbol terminolojisi ile defans, orta saha ve hücum bölgesinde her iki yönünü de oynayabilen güçlü ve performansları yükselen kurumlardır.

Şirketlerin birleşmesi

Şirket birleşmeleri; pazar payını ve etkinliğini arttırmak, yeni pazarlara girmek, operasyonel maliyetleri azaltmak, yeni ürünler geliştirmek, gelirleri ve kârları azami düzeye çıkarmak ana hedefleriyle yapılmaktadır.

Birleşmeler; iki veya daha fazla işletmenin birleşmeye konu olan işletmelerden birinde veya yeni bir kişilik altında kaynaklarını ve varlıklarını birleştirmeleridir.

Türkçede ‘şirket birleşmesi’, ‘şirket evliliği’ ve ‘devralma’ ile tanımlanan birleşme uluslararası literatürde ‘merger’, ‘acquisition’, ‘consolidation’ ve ‘takeover’ kavramları ile ifade edilmektedir.

Birleşmeler; a) Şirketlerin tüzel kişiliklerini bırakıp tek bir şirket çatısı altında birleşmeleri ‘merger-birleşme’, b) Birleşilen şirketin mevcut olması halinde birleşme ‘acquisition-devralma’, c) Yeni bir şirketin kurulması halinde birleşme ‘consolidation-bütünleşme/ konsolidasyon’ olarak tanımlanmaktadır. ‘Merger’ ise her iki durum içinde kullanılabilmektedir. Literatürde; genellikle birlikte kullanılan birleşme ve devralmalar (mergers and acquisitions) arasında benzerlik olsa da her iki kavram amaç ve süreçler açısından önemli farklılıklar içermektedir.

Şirket birleşmelerinde; strateji, büyüme, liderlik, birleşme sonrası hedefler, yönetim tecrübesinin birleşen şirkete aktarılması, insan kaynakları, planlama, şirket yöneticilerinin hedefleri, çalışanların beklentileri, kültür çatışmaları, entegrasyon, risk yönetimi vb. faktörler başarıyı doğrudan etkilemektedir.

Yurt dışında yapılan araştırmalarda birleşmelerin %70’inden fazlasında beklenen sonuçlara ulaşılamadığı ve birleşmenin başarısızlıkla sonuçlandığı belirtilmektedir. Başarısızlık nedenleri arasında insani faktörler %70 ile açık ara ilk sıradadır.

Bankaların birleşmesi

Banka birleşmeleri; bankacılık sektörünün ekonomideki önemi, finansal piyasaların istikrarı ve kamuoyunun güven algısı açısından daha dikkatli ve titizlikle yürütülmesi gereken bir süreçtir. Bu yönüyle banka birleşmeleri diğer birleşmelerden keskin hatlarla ayrılmaktadır. Birleşmeye konu bankaların kamu sermayeli olması durumunda yukarıda ifade edilen faktörlere ilave olarak ekonomi, toplumsal gelişmeler ve siyasi hedefler sürece dahil olmaktadır.

Türkiye’de bankaların birleşmesi

Türkiye’de ilk şirket birleşmesi 1874 yılında yapılan Fransız-İngiliz sermayeli Bank-i Osman-i Şahane ile Avusturya sermayeli Osmanlı Bankası arasındadır. Türk Ticaret Bankası ile Üsküdar Bankası arasında 1933 yılındaki birleşme Cumhuriyet döneminin ilk banka birleşmesidir.

Türkiye’de 2000 sonrasında mevduat, yatırım bankası ve katılım bankası segmentlerinde çok sayıda banka birleşmiştir. Sektördeki payları dikkate alınarak bankalardaki birleşmeler aşağıda gruplandırılmaktadır.

  1. Fona Geçen Bankaların Birleştirilmesi (1998-2004): Yönetimi TMSF aracılığıyla kamuya geçen 24 bankadan önemli bir bölümünün, tasfiyenin etkin bir şekilde yönetilmesi amacıyla Birleşik Fon Bankası adıyla tek bankada birleşmesidir
  2. Garanti Bankası-Osmanlı Bankası-Körfezbank (2001): Sermayesi aynı gruba ait bankaların birleşmesidir. (Doğuş Grubuna ait Körfezbank ve Osmanlı Bankası’nın Garanti Bankası çatısı altında birleşmesi)
  3. HSBC-Demirbank (2001): Sermayeleri kamu ve özel sektöre ait bankaların kamunun yönlendirmesi ile birleştirilmesidir. (Yönetimi ve denetimi kamuda olan Demirbank’ın HSBC’ye satışı ve HSBC çatısı altında birleşme)
  4. Halkbank-Pamukbank (2005): Sermayesi kamuya ait iki bankanın, finansal istikrar, büyüme, karlılık, etkinlik vb. ekonomik ve stratejik gerekçeler ile birleştirilmesidir. (Halkbank ve Pamukbank’ın Halkbank çatısı altında birleşmesi)
  5. Yapı Kredi-Koçbank (2006): Sermayeleri kamuya ve özel sektöre ait iki bankanın büyüme, finansal istikrar, karlılık, etkinlik vb. gerekçeler ile birleştirilmesidir. (Yönetimi kamuda olan Yapı Kredi ile özel sektöre ait Koçbank’ın, kamunun teşvikleri ve yönlendirmesi ile Yapı Kredi çatısı altında birleşmesi)
  6. Türkiye Finans-Family Finans (2005): Sermaye yapıları farklı iki özel bankanın büyüme, karlılık, verimlilik vb. ekonomik gerekçeler ile birleşmesidir. (Katılım bankacılığında faaliyet gösteren Anadolu Finans ve Family Finans’ın sermaye sahiplerinin stratejileri doğrultusunda Anadolu Finans çatısı altında ve Türkiye Finans adıyla birleşmesi)
  7. TEB-Fortis (2011): Sermaye sahiplerinde değişmeler nedeniyle bankaların birleşmesidir. (TEB ve Fortis’in sermayesine sahip banka hisselerinin yurt dışında satılmasının ardından Türkiye operasyonlarını birleştirmeleri sonucunda TEB ve Fortis’in TEB çatısı altında birleşmesi)

Ülkemizde 2000 ve sonrası banka birleşmeleri ağırlıklı olarak 2001 krizinin gölgesinde farklı saiklerle yapılmıştır. Krizin, krediler ve karlılık başta olmak üzere sektör bilançolarında neden ağır tahribatlar, birleşme kararlarında ve birleşme sonrası performans beklentilerinde etkilidir.

Türkiye Finans-Family Finans ile TEB-Fortis birleşmesi hariç diğer banka birleşmelerinin tamamen kamunun yönlendirmesi ile yapılmış olması önemli bir husustur. Banka birleştirmelerinde kamu yönlendirmesinin temel amacı finansal sistemin istikrarının sağlanması, bankacılık sektörünün kesintisiz ve güven içinde işlerliğini sürdürmesidir.

Ülkemizde banka birleşmelerine yönelik yapılan çalışmalarda; birleşmenin pazar payı, karlılık ve operasyonel alanlarda beklenen katkıyı sağlamadığı gibi bankaların aktif kalitesi, yönetim yeterliliği, piyasa riski ve likidite rasyoları üzerinde olumsuz etkiler ürettiği ve performanslarını düşürdüğü sonucuna ulaşılmıştır.

Sektörün son otuz beş yılında bankacılığın farklı alanlarında çalışan, Türkiye Finans-Family Finans ve Yapı Kredi-Koçbank birleşmelerini yakından takip eden, Halkbank-Pamukbank birleşme sürecinin bizzat içinde olan biri olarak kamu katılım bankalarından Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın birleştirilmesi konusundaki görüşlerim ile katılım bankacılığını daha da büyütecek önerilerimi kamuoyu ile paylaşmayı; “bu toprakların bize verdiklerini bu topraklara geri vermek” yaklaşımı çerçevesinde önemli bir vazife olarak kabul etmekteyim.

Birleşen bankaların makro ekonomiye katkı açısından birleşme öncesi ve sonrasında sektördeki gelişimi; aktif büyüklüğü, krediler ve personel sayısı başlıkları altında analiz edilmektedir. Analizde; Birleşik Fon Bankası çatısı birleşen bankalar haricinde ve 2000 sonrası dönemdeki birleşmeler ele almaktadır. Analiz; konuyu sadeleştirmek adına, aktif büyüklüğü, krediler, şube sayısı ve personel sayısında dikkate değer pazar payı olan ve halen faaliyetlerine devam eden bankaları kapsamaktadır. Analiz, birleşmelerin sektördeki paylara ve ülke ekonomisine etkilerinin değerlendirilmesi ile tamamlanmaktadır.

Garanti Bankası-Osmanlı Bankası-Körfezbank birleşmesi (2001)

Doğuş Grubu bünyesindeki Birleşik Türk Körfez Bankası (Körfezbank), 2001 yılında grubun diğer bankası Osmanlı Bankası ile Osmanlı Bankası çatısı altında birleşmiştir. Yılın sonuna doğru bu kez Osmanlı Bankası grubun diğer bankası olan Garanti Bankası ile Garanti Bankası çatısı altında birleşmiştir. Birleştirme kararı 2001 ekonomik krizi sürecinde bankacılık sektörünün sıkıntılı döneminde yine kamunun yönlendirmeleri ile alınmıştır. Garanti Bankası hisselerinin %25’lik bölümü 2010 yılında İspanyol BBVA Grubuna satılmış ve daha sonraki yıllarda BBVA’nın payı artarak 2022 yılında %86’ya kadar yükselmiştir. Banka güncelde Garanti BBVA adıyla faaliyetlerine devam etmektedir. Bankanın aktifler, krediler ve personel payındaki gelişimi Grafik 22’de gösterilmektedir.

Grafik 22: Garanti-Osmanlı-Körfezbank Birleşmesi ve Pazar Payı Gelişimi

Aktiflerde Payı: Bankanın birleşme öncesinde %9,5 olan payı birleşme sonrasında düşüşe geçmiş ve 2004 yılında %8,6’ya kadar gerilemiştir. 2005 yılından sonra artmaya başlayan payı 2009 yılında %13,2’ye yükselmiştir. Bu tarihten sonra düşüşe geçen aktiflerdeki payı 2025 itibariyle %9 ve aktif büyüklüğü 3,8 trilyon TL’dir.

Kredilerde Payı: Bankanın birleşme öncesinde %9,5 olan payı birleşme sonrasında bir süre ılımlı dalgalansa da 2004 yılından itibaren artmaya başlamış ve 2008 yılında %13,6’ya kadar yükselmiştir. Bu tarihten sonra düşüşe geçen bankanın kredilerdeki payı 2025 itibariyle %10 ve kredileri 2,3 trilyon TL civarındadır.

İstihdamda Payı: Bankanın birleşme öncesinde %4 civarında olan payı birleşme sonrasında düzenli atışlara 2025 sonunda %10,7’ye yükselirken istihdam seviyesi 20 bini aşmıştır.

Garanti Bankası’nın aktif toplamı, son yıllarda düşüşe geçse de aktif büyüklüğü ve kredilerdeki performansı birleşmeden ancak beş yıl sonra artmaya başlamıştır. Performans artışında İspanyol BBVA Grubunun %25 hisse alarak yönetimde etkin ortak olması ve devamında çoğunluk hissesini alarak Türkiye pazarında etkin bir oyuncu olma stratejisi belirleyicidir.

Halkbank-Pamukbank birleşmesi (2004)

Sermayesi kamuya ait Türkiye Halk Bankası ile hisseleri Çukurova Grubuna ait iken TMSF’ye devredilen Pamukbank, kamunun finansal istikrar ve bankacılık sektörünün faaliyetlerinin güven içinde sürdürülmesi stratejisi çerçevesinde 2004 yılında Halkbank çatısı altında birleştirilmiştir. Birleşme Halkbank çatısı altında olsa da teknoloji başta olmak üzere birleşme Pamukbank’ın omurgası üzerine inşa edilmiştir. Banka güncelde Halkbank olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Bankanın aktifler, krediler ve personel payındaki gelişimi Grafik 23’te gösterilmektedir.

Grafik 23: Halkbank-Pamukbank Birleşmesi Pazar Payı Gelişimi

Aktiflerde Payı: Bankanın birleşme öncesinde %9,7 olan payı birleşme sonrasında düşüşe geçmiş ve 2008 yılında %7,2’ye kadar gerilemiştir. 2009 yılından sonra payı artmaya başlayan ve 2012 yılında %8’ün üzerine çıkan payı 2025 itibariyle %10,1 ve aktif büyüklüğü 4,3 trilyon TL’dir.

Kredilerde Payı: Bankanın birleşme öncesinde %4,8 olan payı birleşme sonrasında %4,1’e gerilese de 2006 yılından itibaren artmaya başlamış ve 2012 yılında %8’in üzerine çıkmıştır. Halkbank’ın 2025 itibariyle kredilerdeki payı %11 ve kredileri 2 trilyon TL’dir.

İstihdamda Payı: Bankanın birleşme öncesinde %10 civarında olan payı birleşme sonrasında %7,5’a kadar gerilese de 2014 yılından itibaren artmaya başlamıştır. 2025 yılında istihdam seviyesi 23 bine yaklaşırken payı %11,9’a yükselmiştir.

Halkbank-Pamukbank birleşmesi sektörde neredeyse tek başarılı örnektir. Başarıda en önemli pay birleşmeyi doğrudan yürüten Halkbank ve TMSF yönetiminin kararlılığı, hedefe adanmışlıkları, büyük bir sabır, cesaret ve titizlikle süreci yönetmeleridir. Birleşme sürecinin kendi özgün sorunları başta olmak üzere çok sayıda faktör performans artışının gecikmeli olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Yapı Kredi-Koçbank birleşmesi (2006)

Sermayesi Çukurova Grubuna ait iken TMSF’ye devredilen Yapı Kredi Bankası ile sermayesi Koç Grubuna ait olan Koçbank, kamunun finansal istikrar ve bankacılık sektörünün faaliyetlerinin güven içinde sürdürülmesi stratejisi çerçevesindeki yönlendirmeleri sonucunda birleştirilmiştir. Birleşme öncesi Yapı Kredi hisseleri Koçbank tarafından satın alınmış ve sonrasında her iki banka Yapı Kredi çatısı altında birleştirilmiştir. Banka güncelde Yapı Kredi olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Bankanın aktifler, krediler ve personel payındaki gelişimi Grafik 24’te gösterilmektedir.

Grafik 24: Yapı Kredi-Koçbank Birleşmesi Pazar Payı Gelişimi

Aktiflerde Payı: Bankanın birleşme öncesinde %9,7 olan payı birleşme sonrasında %10,1’e yükselmişse de 2007 yılından itibaren düşüşe geçmiştir. 2010 sonrası sınırlı yükselme eğilimleri gösteren aktiflerin payı düşmektedir. Bankanın 2025 yılında aktif toplamı 3,2 trilyon TL’ye yaklaşırken payı %7,4’e kadar gerilemiştir.

Kredilerde Payı: Bankanın birleşme öncesinde %12,1 olan payı birleşme sonrasında düzenli olarak düşmeye başlamış ve 2025 yılında kredileri 1,8 trilyon TL’ye yaklaşırken payı %7,8’e kadar gerilemiştir.

İstihdamda Payı: Bankanın aktifler ve kredilerdeki pay düşüşü personel sayısında da görülmektedir. Birleşme öncesinde %10,4 olan payı birleşme sonrasında düzenli düşüş ile 2025 yılında %7,7’ye kadar gerilemiştir. Yapı Kredi’nin 2025 sonundaki istihdam seviyesi 15 bin civarındadır.

Yapı Kredi’nin dönem karı payındaki düşüşü daha dramatiktir. Birleşme sonrasındaki 2008-2015 arasındaki dönemde %7,5 ile %9,8 aralığındaki istikrar kazanan payı 2025 yılında %1,7 ve 47 milyar TL’dir.

Yapı Kredi-Koçbank birleşmesi, beklenen sürelerde hedeflenen sonuçlara ulaşamadığı gibi başarısız birleşme olduğu sektörde genel kabul görmektedir

TEB-Fortis birleşmesi (2011)

Sermayesi Çolakoğlu Grubu ile Fransız kökenli BNP Paribas’a ait Türkiye Ekonomi Bankası (TEB) ile sermayesi Belçika kökenli olan Fortisbank’n birleşmesidir. 2008 Global Krizi sonrasında Fortisbank Avrupa operasyonlarının BNP Paribas tarafından satın alınmasından sonra gruba ait Türkiye’deki iki banka birleştirilmiştir. Fortisbank, TEB’e devredilmiş ve her iki banka TEB çatısı altında birleştirilmiştir. Banka güncelde TEB olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Bankanın aktifler, krediler ve personel payındaki gelişimi Grafik 25’te gösterilmektedir.

Grafik 25: TEB-Fortis Birleşmesi Pazar Payı Gelişimi

Aktiflerde Payı: Bankanın birleşme öncesinde %3,2 olan payı birleşme sonrasında uzun süre benzer seviyelerde kalmış ise de 2025 yılında %1,8’e kadar gerilemiştir. Bankanın 2025 sonundaki aktif büyüklüğü 768 milyar TL’dir.

Kredilerde Payı: Bankanın birleşme öncesinde %3,9 olan payı birleşme sonrasında uzun süre benzer seviyelerde kalmıştır. Bankanın 2025 sonundaki krediler 446 milyar TL ve payı %1,9’dur.

İstihdamda Payı: Bankanın aktifler ve kredilerdeki pay düşüşü personel sayısında daha belirgindir. Birleşme öncesinde %5,7 olan payı birleşmenin hemen sonrasında düzenli düşüş ile 2025 yılında 8 bine ve payı %4,2’ye kadar gerilemiştir.

TEB’in dönem karı payında düşüşü daha dramatiktir. Birleşme sonrasındaki 2011-2015 arasındaki dönemde %3,4’e kadar yükselen payı 2025 yılında 14 milyar TL ile %1,6’ya kadar gerilemiştir.

Türkiye Finans-Family Finans (2005)

Sermayesi Boydak Grubuna ait Anadolu Finans Kurumu ile Ülker Grubuna ait Family Finans Kurumunun 2005’te Anadolu Finans çatısı altında Türkiye Finans adıyla birleşmesidir. Satıştan bir süre sonra çoğunluk hisseleri Suudi Arabistan kökenli gruba satılmıştır. Banka güncelde Türkiye Finans olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Bankanın katılım bankacılığında aktifler, krediler ve personel payındaki gelişimi Grafik 26’da gösterilmektedir.

Grafik 26: Türkiye Finans-Family Finans Birleşmesi ve Pazar Payı Gelişimi

Aktiflerde Payı: Bankanın birleşme akabinde %30 olan payı 2013 yılında kadar sınırlı bir gerileme ile %26’ya düşmüştür. 2014 yılında %34’e yükselen bankanın payı sonraki yıldan itibaren hızla düşüşe geçmiştir. Bankanın 2025 yılında aktif büyüklüğü 439 milyar TL ve payı %9’dur.

Kredilerde Payı: Bankanın birleşme akabinde %30 olan payı birleşme sonrasında sınırlı bir gerileme ile 2010 yılında %25’e düşmüştür. 2011 yılında başlayan yükselişi 2015 yılında %37 ile zirve yapsa da sonraki yıl hızlı düşüşe geçmiştir. Bankanın 2025 yılında kredileri 234 milyar TL ve payı %10 civarındadır.

İstihdamda Payı: Bankanın aktifler ve kredilerdeki pay düşüşü personel sayısında da görülmektedir. Birleşme akabinde %31 olan payı uzun süre %25 civarında istikrar kazansa da 2021’den itibaren kayıp hızlanmıştır. 2025 yılında bankanın istihdam düzeyi 3 binin üzerinde ve payı %14’tür.

Kamunun yönlendirmesi olmadan, tamamen ekonomik gerekçeler ve sermaye sahiplerinin iradesiyle başlayan birleşme süreci ülke ekonomisi, finans sektörü ve katılım bankacılığı açısından beklenen sonuçları üretmemiştir.

Birleşmenin yapıldığı yılın hemen sonrasında aktifler, krediler, toplanan fonlar, şube sayısı ve personel sayısında sektördeki payı neredeyse üçte bir olan bir kurum, sermaye sahibinin Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı, iştah azalması vb. faktörler nedeniyle pazar kaybetmekte, küçülmekte ve sektörün büyüme performansını aşağıya çekmektedir. Benzer bir sorun özel sermayeli ve katılım bankacılığının köklü diğer kurumu için geçerlidir.

Yabancı sermayeli bankalar; merkez ülkeleri ile uluslararası konjonktürdeki olumsuz gelişmeleri Türkiye’ye daha fazla yansıtmakta, Türkiye stratejileri çabuk değişmekte, konsantrasyonları ve risk iştahları hızla azalabilmektedir. Bir başka ifadeyle sermaye sahiplerinin maruz kaldığı olumsuz gelişmeler diğer ülkelerdeki faaliyetlere çarpan etkisiyle yansımaktadır. Bu durum; bankacılık gibi istikrar ve güvenin ana sermaye olduğu bir sektörde yabancı sermayenin etki alanının oldukça sınırlı olmasının ekonomik istikrar ve finansal güven açısından önemini ortaya koymaktadır.

Türkiye Finans ve TEB’in ana sermayedarının kendi ülkesindeki sorunlarının ülkemize etkilerinin sınırlı olmasında bankacılık sektöründeki paylarının nispeten düşük olması belirleyicidir.

Geçmişte olduğu gibi katılım bankacılığındaki payı neredeyse üçte bir olan bir bankanın hızla küçülmesinin ülke ekonomisi, reel sektör, finans, bankacılık ve katılım bankacılığı için daha sarsıcı sonuçlar üretmesi kamunun yeni kurumlarıyla girişi sayesinde engellenmiştir.

Bankacılık sektöründe gereğinden fazla büyük bankaların yaşayabileceği sorunlar ekonomi, reel sektör, finansal istikrar, bankacılık sektörü ve katılım bankacılığı için önemli tehdit potansiyelidir. Sektörün az sayıda çok büyük bankalar yerine makul büyüklükte ve çok sayıda bankadan teşekkül etmesi en sağlıklı yapıdır.

Kamu katılım bankalarının birleşmesi

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, katılım finans sisteminin finansal istikrar açısından stratejik bir unsur olarak görüldüğünü ve bu alanı büyütecek köklü adımlar atılacağını ifade etti. Bu kapsamda kamu katılım bankacılığında yeni bir döneme girildiği, Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Halk Katılım bankalarının birleştirileceği açıklandı. Bu üç kurumun güçlerini birleştirmesiyle sektörde büyük bir sinerji ve ivme yakalanacağı, bir diğer stratejik hamle olarak Emlak Katılım Bankası'nın halka arz edileceği bilgisini paylaştı.

Birleşme konusu olan üç katılım bankasından Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım 2015 yılından beri faaliyettedir. Halk Katılım ise kuruluş izni almasına rağmen henüz faaliyete geçmemiştir.

Birleşme kapsamındaki Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın kuruluştan itibaren gösterdikleri gelişim aktifler, krediler ve istihdam ayırımında grafiklerde verilmekte ve değerlendirmeler paylaşılmaktadır.

Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım aktiflerinin katılım bankacılığı içindeki payının gelişimi Grafik 27’de gösterilmektedir.

Grafik 27: Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Aktiflerdeki Payların Gelişimi

Aktiflerde Payları: 2026 Mart sonu itibariyle Ziraat Katılım’ın aktifleri 809 milyar TL, Vakıf Katılım’ın aktifleri 889 milyar TL’dir. Katılım bankacılığı aktifleri içinde %18’er civarında paya sahip olan her iki kurumun payı katılım bankacılığında %36’ya yaklaşmıştır.

Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım, faaliyet geçmelerinden sadece on yıl sonra katılım bankacılığının en büyük ilk üç kurumu arasında yer almıştır.

Mart 2026 itibariyle her iki kurum; bankacılık sektöründe uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak aktifle büyüklüğü içindeki paylarını %2’ye yaklaştırmış ve parlak bir başarıya imza atmıştır.

Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım kredilerinin katılım bankacılığı içindeki payının gelişimi Grafik 28’de gösterilmektedir.

Grafik: 28 Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Kredilerdeki Payların Gelişimi

Kredilerde Payları: 2026 Mart itibariyle Ziraat Katılım’ın kredileri 512 milyar TL ve Vakıf Katılım’ın kredileri 399 milyar TL’dir. Aktiflerde Vakıf Katılım’ın 80 milyar TL gerisinde olan Ziraat Katılım kredilerde Vakıf Katılım’ın 112 milyar TL önündedir. Katılım bankacılığı kredileri içinde Ziraat Katılım %20,7 ve Vakıf Katılım %16,1 paya sahip her iki kurumun payı katılım bankacılığı kredilerindeki payı %37’ye yaklaşmıştır.

Uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak bankacılık sektörünün kredileri içinde %2 pay alan Ziraat Katılım ve %1,6 pay alan Vakıf Katılım parlak bir başarıya imza atmıştır.

Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın topladıkları fonların katılım bankacılığı içindeki payının gelişimi Grafik 29’da gösterilmektedir

Grafik 29: Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Toplanan Fonlardaki Payların Gelişimi

Toplanan Fonlarda Payları: 2026 Mart itibariyle Ziraat Katılım’ın topladığı fonlar 525 milyar TL ve Vakıf Katılım’ın topladığı fonlar 616 milyar TL’dir. Kredilerde Vakıf Katılım’ın 112 milyar TL önünde olan Ziraat Katılım toplanan fonlarda Vakıf Katılım’ın 92 milyar TL gerisindedir. Toplanan fonlar içinde Vakıf Katılım %19,4 ve Ziraat Katılım %16,5 paya sahiptir ve her iki kurumun toplanan fonlardaki payı %36’ya yaklaşmıştır.

Uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak bankacılık sektörünün mevduatı (katılım bankacılığında toplanan fonlar) içindeki paylarında Vakıf Katılım %2,2 ve Ziraat Katılım’ın %1,9 pay almış ve önemli bir başarı göstermiştir.

Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın şube sayılarının katılım bankacılığı içindeki payının gelişimi Grafik 30’da gösterilmektedir

Grafik 30: Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Şube Sayılarındaki Payların Gelişimi

Şube Sayılarındaki Payları: Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım şube açılışı ve hizmetin yurt sathına yaygınlaşmasında da hızlı büyümüştür. 2026 Mart’ta Ziraat Katılım’ın şube sayısı 233 ve vakıf Katılım’ın şube sayısı 220’dir. Katılım bankacılığı şube sayısı içinde Ziraat Katılım %15,5 ve Vakıf Katılım %14,6 paya sahiptir. Her iki kurumun katılım bankacılığı şube sayısında %30 payı ve şube yaygınlaşmasındaki büyüme performansı dikkat çekicidir.

Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım’ın istihdam seviyelerinin katılım bankacılığı içindeki payının gelişimi Grafik 31’de gösterilmektedir

Grafik 31: Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Personel Sayılarındaki Payların Gelişimi

İstihdamdaki Payları: 2025 sonunda Ziraat Katılım 3.140 ve Vakıf Katılım 3.071 personel istihdam etmektedir. Katılım bankacılığı istihdamında %14 civarında paya sahip olan iki kurumun katılım bankacılığı istihdamında payı %28’e yaklaşmıştır.

Uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak bankacılık sektörünün istihdamında %3 civarında pay alan iki kurum bu konuda da ciddi bir başarı göstermiştir.

Özetle Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım;

Sadece on yıl içinde çok önemli başarılar göstermiş, aktifler, toplanan fonlar, krediler, şube sayısı ve istihdamda katılım bankacılığının en büyük oyuncuları arasında ikinci ve üçüncü sıraya yerleşmiştir.

Analizde ele alınan finansal ve teknik göstergelerdeki parlak başarıların yanında ülke ekonomisine, bankacılık ve katılım bankacılığının gelişmesine rakamlarla ifade edilemeyecek derecede ve sektörün köklü bazı kurumlarının göstermediği düzeyde katkı yapmıştır. Bu katkıların yanında ülkemizin sınırları dışındaki çok yönlü stratejilerine finansal akıncı olarak destek vermiştir.

İhlas Finans ve Banka Asya’nın neden olduğu tahribat ile faaliyette olan yabancı sermayeli iki köklü kurumun Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve iştah azalmasının neden olduğu kayıpları çok hızlı bir şekilde telafi etmiştir. Ziraat Katılımı ve Vakıf Katılım hızlı büyümenin lokomotifi olmuş ve katılım bankacılığının bankacılık sektörü içindeki payların %10’lara yaklaşmasını sağlamıştır.

Katılım bankacılığının maruz kaldığı İhlas Finans ve Bank Asya tahribatları pazar payının %15’e kolaylıkla ulaşmasını engellemiştir.

Halkbank’ta görev yaptığım yıllarda kamu sermayeli ilk katılım bankası kuruluşu bize tevdi edilmişti. O dönemde uluslararası bir şirkete yaptırılan araştırmada katılım bankacılığında Türkiye’de potansiyel pazar payının %15 ile %20 arasında olduğu ifade edilmiş ve teşvik edici bir değerlendirme yapılmıştı.

Aradan geçen on yıldan fazla sürede katılım bankacılığı dünyada hızlı büyüdü. Ülkemizin maruz kaldığı çok yönlü siyasi, ekonomik ve finansal saldırılara, Covid 19 pandemisine, Rusya-Ukrayna savaşına ve ABD-İsrail ittifakının İran’a saldırısıyla başlayan büyük krize rağmen katılım bankacılığının ulaştığı %10 civarındaki pazar payı çok önemli bir başarıdır. Bu başarıda payı olan Kuveyt Türk, Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Emlak Katılım yönetimini tebrik ve haklarını teslim etmek gerekir.

Esasen bu başarının mimarı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Katılım bankacılığına inancını her zaman ifade eden, desteklerini ve yakın takibini diri tutan, katılım bankacılığının gelişmesini engellemeye çalışan harici ve dahili girişimlere prim vermeyen kararlılığından asla uzaklaşmayan Cumhurbaşkanımıza ülkemiz adına teşekkür edelim ve hakkını telim edelim.

Değerlendirmeler

Bankacılık; ekonomilerin büyümesine ve toplumsal refah artışına katkıda bulunan çok önemli bir sektördür. Ülkelerin siyasi, ekonomik ve kültürel gücünün tamamlayıcısıdır. Dünyada güç merkezi olan ülkelerin bankacılık sistemleri büyük ve güçlüdür.

Küresel ölçekte 2025 yılında 6,5 trilyon USD’ye ulaşan ve 2029 yılında 10 trilyon USD’ye yaklaşması beklenen faizsiz finans sisteminin en büyük bileşeni katılım bankacılığıdır.

Türkiye’de 1985 yılına iki kurum ile başlayan katılım bankacılığında güncelde üçü kamu sermayeli on banka faaliyettedir.

Mart 2026 itibariyle katılım bankacılığının aktif büyüklüğü 4,7 trilyon TL, kredileri 2,5 trilyon TL, toplanan fonları 3,2 trilyon TL, şube sayısı bin beş yüz ve personel sayısı 23 civarındadır. Katılım bankacılığı, bankacılık sektöründen %10 civarında pay almaktadır.

Kamu sermayeli Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım on yıl önce girdikleri katılım bankacılığında; aktif büyüklüğü, krediler, toplanan fonlar, şube ve personel sayısında kısa sürede %30’ları aşan paya ulaşarak parlak bir başarı göstermiştir. Ayrıca bankacılık sektöründe uluslararası ve milli çok sayıda köklü bankayı geride bırakarak paylarını %1,5 ile %2 aralığına taşımıştır.

Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım; tasarrufların sisteme aktarılması, reel sektörün finansmanı, istihdam vb. ekonomik ve sosyal hayatın farklı alanlarında önemli katkılar üretmiş, futbol terminolojisi ile orta sahada oyunun hem defans hem de hücum yönünü başarıyla oynamıştır. Başarıları açık ve çok kıymetli olan kurumların özenle korunması ve büyütülmesi gereklidir.

Banka birleşmeleri dünyada ve ülkemizde beklenen sonuçları vermemiştir. Özellikle pazar payları %10’lara yaklaşan bankaların birleşmesi ekonomi, reel sektörün finansmanı, sektörün büyümesi ve verimlilik açısından telafisi uzun zamana yayılabilecek daha büyük sorunlar üretmektedir.

Katılım bankacılığında; aktifler, krediler, toplanan fonlar, şube sayıları ve istihdamdaki payları birbirine oldukça yakın ve toplamda %30’un üzerinde olan iki kamu katılım bankasının birleştirilmesi stratejisinin açıklanan hedeflere ulaşmada başarısızlıkla sonuçlanması kuvvetle muhtemeldir.

Bankacılık sektöründe gereğinden fazla büyük oyuncuların varlığı ciddi risk unsurudur. Bu bankaların yaşayabileceği sorunlar; ekonomiyi, reel sektör, finans, bankacılık ve katılım bankacılığı için önemli tehdit potansiyelidir. Sektörün az sayıda çok büyük bankalar yerine nispeten makul büyüklükte ve çok sayıda bankadan teşekkül etmesi en sağlıklı yapıdır.

Katılım bankacılığının daha da büyümesi için öneriler

  • Finansal istikrar için stratejik unsur olarak görülen ve daha da büyütme hedefi belirlenen katılım bankacılığında, faaliyette olan iki kamu katılım bankasının birleştirilmesi konusu yeniden değerlendirilmelidir.
  • Her iki bankanın ayrı ayrı büyümesini sağlayacak halka açılma, uluslararası piyasalardan stratejik ortak ve uzun vadeli fon temini vb. kaynak yapısını güçlendirecek adımlar atılmalıdır.
  • Yeni katılım bankası kurma veya mevcutlara ortak olma yoluyla uluslararası sermayenin girişi teşvik edilmelidir.
  • Türkiye’ye yönelik konsantrasyon kaybı ve iştahı azalan iki köklü bankanın sorunları çözülmelidir.
  • İzin alan yeni katılım bankalarının faaliyete geçiş süreçleri kurumsal kalite ve finansal yeterlilik açısından desteklenmelidir.

* Dr. Ahmet YARIZ

  • 1966 Yılında Elazığ'da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nde, Yüksek Lisans ve Doktora Eğitimini ise Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü'nde yaptı. Sanayi, finans ve hizmet sektöründe 40 yıla yaklaşan tecrübesi bulunmaktadır.
  • Katılım bankalarının Özel Finans Kurumları tanımlandığı 1990’lı yıllarda Al Baraka Türk ve Kuveyt Türk’ün proje, pazarlama ve yatırımlar bölümünde çalıştı.
  • Vakıfbank A.Ş.de 2003 Yılında Risk Yönetimi ve İç Denetimin Sürdürülmesinden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi olarak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun kuruluşunda ve en etkin dönemi olan 2004-2006 yılları arasında Kurul Üyesi olarak görev yaptı. Halk Bankası A.Ş.’de 2008-2019 yılları arasında; Yönetim Kurulu Üyesi, Kredi Komitesi Üyesi ve Denetim Komitesi Üyesi olarak görev yaptı.
  • Bankacılıkta Risk Yönetimi: Risk Matrisi Uygulaması" kitabı bulunmaktadır. Ekonomi, Finans ve İşletme Yönetimi konularında Dünya Gazetesi ve Ekonomim Gazetesinde yazıları yayınlanmıştır.
  • "Bankacılık", "Türkiye Ekonomisi” ve " İşletme Finansı" konularında üniversitelerde lisans ve lisans üstü dersleri vermektedir.
İlgili Haberler
Makroekonomi Japonya’nın Nisan’daki yen müdahalesi günlük bazda rekor kırdı Paratic · 18 dk önce Makroekonomi ABD-Çin ticaret savaşında yeni cephe: Stratejik ham madde için yeni tarife CNBC-e · 19 dk önce Makroekonomi Dolar ve euro bugün ne kadar? İşte 7 Ağustos 2026 güncel döviz kurları Ekonomist · 20 dk önce Makroekonomi Altın fiyatlarında yükseliş sürüyor: Gram, çeyrek, yarım ve tam altın ne kadar? 7 Ağustos 2026 güncel altın fiyatları Ekonomist · 20 dk önce Makroekonomi EİS Eczacıbaşı’nın ilk 6 aylık bilançosu zararla sonuçlandı Paratic · 22 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.