Neden Yükseldi ? Tümünü Göster >Trabzonspor’un Salah hamlesi piyasaları salladı >VESTL ve VESBE yapılandırma hamlesiyle tavan oldu >Petrol fiyatlarındaki düşüş risk iştahını destekliyor >Borsa kayıplarını büyük ölçüde geri aldı: Gözler 14 bin direncinde >Borsada Aziz Yıldırım rüzgarı: Fenerbahçe hisseleri uçtu!
Neden Düştü ? Tümünü Göster >LPG operasyonu DITAS'ı vurdu, hisse tabana oturdu >Beyaz et operasyonu Banvit hisselerini etkiledi >FENER’e son dakika golü: Hisseler taban oldu >Gübretaş hisselerinde 'Razi' düşüşü >Akfen hisselerinde 'Hamdi Akın ifade' düşüşü
ARACI KURUM RAPORLARI Faizler daha uzun süre yüksek kalabilir mi? Piyasalarda Hürmüz iyimserliği ve kritik istihdam virajı Bankacılık, sanayi ve tüketim hisseleri öne çıktı Piyasalarda gözler ABD verilerine çevrildi Piyasaların tek gündemi: Hürmüz Boğazı yeniden açılacak mı? Tümünü Göster
HİSSE ÖNERİLERİ Özsermayesini güçlendirirken borsada da yükselen 19 sanayi şirketi Madencilik ve kıymetli maden hisselerinde çifte büyüme! Elektrik sektöründe esas faaliyet kârını artıran 8 şirket Hem temettü ödüyor hem kazandırıyor! Yılbaşından bu yana getiri sağlayan 22 hisse 7 hissede yükseliş yüzde 10'u aştı: 592 milyar TL'lik dev de listede! Tümünü Göster
TEKNİK ANALİZ Bir ayda en çok kazandıran hisseler: Yüzde 90'a yaklaşan getiri dikkat çekti 2026'nın en çok kazandıran hisseleri: Zirvede %801 getiri var İşlem adedi patladı, para girişi hızlandı: Günün en çok ilgi gören 10 hissesi Dört kriterde öne çıkan hisseler Çoklu 'al' sinyali veren hisseler hangileri? İşte öne çıkan 10 şirket Tümünü Göster
Takip EtE-bültenimize abone olarak
en son bilgilere ve haberlere ulaşabilirsiniz.
07 Ağustos 2026 - 08:00 borsaningundemi.com
A1 Capital Yatırım'ın günlük bültenine göre, ABD'de güçlü istihdam beklentisi, yükselen tahvil faizleri ve petrol fiyatlarındaki artış, Fed'in faizleri beklenenden daha uzun süre yüksek tutabileceği beklentisini güçlendirirken, risk iştahını zayıflattı
Başlığımız küresel piyasalardaki tek bir temayı veriyor. Bunun üzerine Ortadoğu kaynaklı petrol fiyatlarındaki yükseliş de eklenince, hisse senedi piyasalarında risk iştahı zayıfladı, tahvil faizleri yükseldi ve dolar güç kazandı. ABD tarafında yatırımcılar tamamen bugün açıklanacak Temmuz Tarım Dışı İstihdam verisine odaklandı. ADP özel sektör istihdam verisi beklentilerin altında kalmış olsa da, haftalık işsizlik maaşı başvurularının hala düşük seviyelerde olması iş gücü piyasasının tamamen bozulmadığını gösterdi. Aynı zamanda ikinci çeyrek verimlilik ve birim işgücü maliyetleri verileri de ücret baskılarının tamamen ortadan kalkmadığına işaret etti. Bu nedenle piyasa, Fed'in gerektiğinde yeniden şahinleşebileceği ihtimalini fiyatlamaya başladı. Bu beklenti tahvil piyasasına hemen yansıdı. ABD 10 yıllık tahvil faizi yeniden yukarı çıktı.2 yıllık tahvil faizi de yükseldi. Getiri eğrisi boyunca satış görüldü. Buradaki mantık "Eğer bugün açıklanacak istihdam verisi güçlü gelirse Fed'in faiz indirmesi değil, yeniden faiz artırımı bile konuşulabilir." Bu nedenle tahvil yatırımcıları pozisyon küçülttü. Tahvil faizlerindeki yükseliş doğal olarak hisse senetleri üzerinde baskı oluşturdu. Özellikle teknoloji hisseleri yüksek faiz ortamına daha duyarlı olduğu için alımlar zayıf kaldı.
Avrupa'da ise Euro Bölgesi'nde açıklanan perakende satış verileri ekonomik büyümenin hala çok güçlü olmadığını gösterse de yatırımcılar şirket bilançolarını daha fazla önemsedi. Telekomünikasyon ve medya şirketlerine gelen alımlar STOXX 600’ü tarihi zirve seviyelerine ulaştırdı.Ancak Avrupa tahvil piyasasında da ABD etkisi hissedildi. ABD tahvil faizleri yükselince; Alman 10 yıllıkları, Fransız tahvilleri, İngiliz Gilts aynı yönde satış baskısıyla karşılaştı.
Çin tarafında yatırımcıların odağında iki ana konu vardı. Birincisi ekonomik toparlanmanın halen istenilen hızda olmaması. İkincisi ise ABD'deki faiz beklentilerinin küresel sermaye akımlarını etkilemesi. Bu nedenle Çin borsalarında ve genel Asya piyasalarında temkinli bir görünüm hakimdi. Yatırımcılar risk almak yerine ABD istihdam verisini beklemeyi tercih etti.
İran'ın Hürmüz Boğazı'nda ABD ve İsrail bağlantılı gemilere yönelik olası kısıtlama haberleri arz endişelerini yeniden artırdı. Bunun sonucu olarak; Brent petrol yaklaşık %4 yükseldi. WTI petrol de sert prim yaptı. Petrol yükselince piyasalarda eski endişe yeniden nüksetti "Enerji fiyatları tekrar yükselirse enflasyon yeniden yukarı döner." İşte tahvil faizlerindeki yükselişin ikinci nedeni de buydu.
Piyasaların birkaç gündeki fiyatlamasına baktığımızda, haftaya açıklanacak TCMB Enflasyon Raporu'nun tonu geçen rapora göre biraz daha temkinli olabilir. Temel nedeni sadece yurt içindeki gelişmeler değil, küresel tarafta oluşan yeni riskler. Özellikle petrol fiyatlarında yeniden yukarı yönlü hareket görüyoruz. Hürmüz Boğazı çevresindeki jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte Brent petrolde ciddi bir yükseliş yaşandı. Bizim gibi enerji ithalatçısı bir ülke açısından bu çok önemli. Çünkü bizim için maliyeti belirleyen sadece Brent fiyatı değil; aynı zamanda doların küresel olarak güçlenmesi. Yani Brent yükselirken dolar da değer kazanıyorsa, ithalat maliyetimiz çarpan etkisiyle artıyor. Bu da önümüzdeki aylarda önce üretici fiyatları, ardından da tüketici enflasyonu üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilecek bir gelişme.
Bunun yanında ikinci önemli başlık ABD tahvil piyasası. Son günlerde ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yeniden yükseldiğini görüyoruz. Bu aslında gelişmekte olan ülkeler açısından kritik bir gelişme. Çünkü ABD tahvilleri daha cazip hale geldikçe küresel fonların bir kısmı yeniden Amerikan varlıklarına yöneliyor. Böyle bir ortamda gelişmekte olan ülkelere sermaye girişleri yavaşlayabiliyor, kur üzerinde baskı oluşabiliyor ve merkez bankalarının faiz indirim alanı daralabiliyor. Dolayısıyla TCMB'nin de bu tabloyu yakından izlediğini düşünüyorum.
Ancak burada önemli bir denge unsuru da var. 31 Temmuz haftasına ilişkin Menkul Kıymet İstatistikleri bize yabancı yatırımcının davranışında ayrışma olduğunu gösteriyor. Hisse senedi tarafında yaklaşık 186 mn dolarlık satış yaparken, DIBS de yaklaşık 164 mn dolarlık net alım gerçekleştirdi. Hisse riskini azaltırken, yüksek TL faizinden yararlanmak amacıyla tahvil tarafındaki pozisyonunu korumaya devam ettiler. Ayrıca yabancıların elindeki DİBS stoku da yaklaşık 17,9 milyar dolar seviyesine yükselmiş durumda. Bu tablo bize carry trade'in tamamen bozulmadığını, sunulan reel faizin hala yabancı yatırımcı için cazip olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla TCMB açısından iki farklı hikaye aynı anda çalışıyor. İç talepteki dengelenme, sıkı para politikası ve yabancıların tahvile ilgisinin sürmesi olumlu bir tablo oluşturuyor. Diğer tarafta ise petrol fiyatlarının yükselmesi, ABD tahvil faizlerinin artması, doların güçlenmesi ve jeopolitik risklerin yeniden öne çıkması enflasyon açısından yukarı yönlü riskleri artırıyor. Bu nedenle gelecek haftaki Enflasyon Raporu'nun ana mesajının, 'dezenflasyon süreci devam ediyor ancak küresel riskler nedeniyle temkinli duruşumuzu koruyoruz' şeklinde olmasını bekliyorum.
ABD'nin Japon yeni için Japonya ile birlikte piyasaya müdahale etmesi sadece bir döviz müdahalesi değil; aynı zamanda küresel finansal sistemin istikrarını korumaya yönelik stratejik bir hamle olarak algılanıyor. Neden böyle bir müdahaleye ihtiyaç duyuldu? Japon yenindeki değer kaybının artık sadece Japonya'nın değil, tüm Asya finans sisteminin istikrarını tehdit etmeye başlamasıydı. Yen uzun süredir çok zayıftı. Bunun arkasında Japonya'nın düşük faiz politikası ile ABD'nin yüksek faiz politikası arasındaki büyük fark vardı. Bu fark nedeniyle yatırımcılar düşük faizle yen borçlanıp yüksek faizli dolar varlıklarına yatırım yapıyordu. Buna 'carry trade' diyoruz. Bu işlem yıllardır çok büyük hacimlere ulaştı. Ancak yenin aşırı zayıflaması artık kontrol edilmesi gereken bir noktaya geldi.
ABD neden Japonya'ya destek verdi? Burada birkaç stratejik neden var. Birincisi, Japonya dünyanın en büyük ABD Hazine tahvili yatırımcılarından biri. Eğer Japonya yeni desteklemek için piyasadan dolar almak zorunda kalırsa, bunun finansmanı için elindeki ABD tahvillerini satabilir. Böyle büyük bir satış ise zaten yüksek olan ABD tahvil faizlerini daha da yukarı itebilir ve ABD tahvil piyasasında ciddi oynaklık yaratabilir. ABD yönetimi bunu istemiyor. Bu nedenle Japonya'nın tahvil satmak yerine farklı mekanizmalarla dolar likiditesine ulaşmasını destekledi. Böylece hem yen desteklenmiş oldu hem de ABD tahvil piyasası korunmaya çalışıldı.
İkinci neden ise bölgesel finansal istikrar. ABD Hazine Bakanı Bessent'in de belirttiği gibi, 1997 Asya Finansal Krizi'nden çıkarılan en önemli derslerden biri, Japon yenindeki sert değer kaybının diğer Asya para birimlerine de hızla yayılabilmesi. Güney Kore wonu başta olmak üzere birçok Asya para birimi üzerinde baskı oluşuyor. Dolayısıyla müdahalenin amacı sadece Japonya'yı değil, Asya finans sistemini de korumak.
Bu müdahalenin bir başka önemli yönü de klasik yöntemden farklı olmasıydı. ABD, doğrudan dolar satmak yerine farklı likidite mekanizmaları ve rezerv yönetimi araçlarını kullanarak Japonya'ya destek vererek doların küresel gücünü zayıflatmadan yeni desteklemeye çalıştı. Yani 'ABD güçlü dolardan vazgeçmiyor ama aşırı zayıf yen de istemiyor' mesajını verdi.
Peki bunun devamı gelir mi? Bence evet, ancak aynı ölçekte sürekli müdahaleler beklememek gerekir. Çünkü döviz müdahaleleri tek başına kalıcı çözüm üretmez. Eğer ABD ile Japonya arasındaki faiz farkı yüksek kalmaya devam ederse yatırımcılar yeniden dolara yönelecek ve yen üzerinde tekrar baskı oluşacaktır. Bu nedenle piyasalar artık sadece müdahaleye değil, Japonya Merkez Bankası'nın daha fazla faiz artırıp artırmayacağına ve ABD tahvil faizlerinin seyrine bakıyor. Eğer Japonya para politikasını daha sıkı hale getirirse müdahalenin etkisi kalıcı olabilir. Aksi durumda bu tür operasyonlar yalnızca zaman kazandırır.
Benim açımdan asıl önemli mesaj şu: Bu olay, artık küresel finansal sistemde sadece enflasyon ya da faizlerin değil, tahvil piyasasının ve carry trade işlemlerinin de merkez bankalarının kararlarını şekillendirdiğini gösteriyor. ABD'nin Japonya ile birlikte harekete geçmesi, 'yen çok zayıflarsa bunun bedelini sadece Japonya değil, ABD tahvil piyasası ve tüm küresel finans sistemi öder' düşüncesinin bir yansıması. (M. BAKİ ATILAL)
Sayfada yer alan bilgiler tavsiye niteliği taşımayıp yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırımcı profilinize uymayabilir.
ETİKETLER :
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.