8 Ağustos 2026, Cumartesi · 14:17 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Kozo Okamoto: Lübnan'daki son "devrimci Samuray"ın ölümü

Japonya'da kurulmuş olan yasadışı radikal komünist Kızıl Ordu isimli fraksiyonun üyesi Kozo Okamoto'nun 78 yaşındayken 23 Temmuz 2026'da Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki ölümü Arap basınında geniş yer aldı. 55 yıl önce adı…

55 yıl önce adını duyup kaldığı cezaevinde uzaktan takip ederek tanıdığım bu militan hakkında yazma gereği duydum. İki nedenden:

1. Radikal militanlık ve kör şiddetin kişiyi nerelere sürüklediğine ilişkin serüveninden çıkarılması gereken dersler olabileceğine inanıyorum.
2. Unutulmaya yüz tutmuş Ortadoğu'nun görünmeyen tarihinin perde arkasına ışık tutarak bu tarihe dipnot düşmek istiyorum.


Kısa ön bilgi ve önemli bir şerh

Kozo Okamoto 7 Aralık 1947'de Japonya'nın Kumamoto vilayetinde doğdu. Babası okul müdürü, annesi öğretmendi. Büyük kardeşi Takeşi Okamoto, Kızıl Ordu örgütü üyesi olup, 1970'te bir uçağı Kuzey Kore'ye kaçırmıştı.

Kozo, 30 Mayıs 1972'de Tel Aviv'deki Lod Havaalanı'na (bugünkü Ben Gorion Uluslararası Havalimanı) düzenlenen ve 26 kişinin ölümüne yol açan silahlı-bombalı saldırının failleri arasındaydı. Saldırı sonrasında yaralı olarak yakalandı ve İsrail'de ömür boyu hapse mahkûm edildi. 1985 yılında Filistinli gruplarla yapılan esir değişimi anlaşmasıyla serbest bırakıldı.

Uzun yıllar Lübnan'da yaşayan Kozo, 23 Temmuz 2026'da Beyrut'ta hayatını kaybetti.


Japonyalı bu militan hakkındaki özet bilgi yapay zekâda bu kadar. Türkçe Vikipedi ansiklopedisinde ise hakkında herhangi bir bilgi verilmemiş; İngilizce Wikipedia ayrıntılı hayat hikâyesini yayımlamıştır.

Ansiklopedinin Arapça versiyonunda da benzer ayrıntıları okumak mümkün. İlave olarak Okamoto'nun vefatı münasebetiyle "hakkında yayınlanmakta olan makalelerin pek güvenilir olmadığı ve dolayısıyla tartışmaya açık olduğu" şeklinde bir şerh düşme gereği duyulmuştur.


Kozo Okamoto: Militanlığa ilk adım!

Orta halli bir ailenin evladı olarak gittiği üniversitede Botanik bilim dalında eğitim aldı; anadilinin yanı sıra İngilizce, Çince, Rusça, Arapça ve İbranice öğrendi. Kagoshima Üniversitesi'ndeyken ABD'nin Vietnam'daki savaşını protesto eylemlerine katıldı.

Bir rivayete göre 1966'da örgüt üyesi oldu. Büyük kardeşinin önerisi üzerine 1970'te Fukuoka'ya giderek yeni ortaya çıkan Kızıl Ordu (Red Army Faction-JRA) fraksiyonu ile temas kurdu. O sırada henüz 24 yaşındaydı. Ertesi ay örgütün Tokyo'daki temsilcisiyle görüştü.

Temsilci, Filistin'in Kurtuluşu İçin Halk Cephesi (Dr. George Habaş önderliğindeki radikal Marksist örgüt, kısa adıyla Halk Cephesi-PFLP) ile Kızıl Ordu'nun "Dünya Ölçeğinde Savaş-Mücadele" hakkındaki bildirgesinin film gösterimi için ondan bir oda hazırlamasını istedi.

İlk görevini başarıyla tamamlayınca, eylül ayında Beyrut'a gidip Filistin kamplarında askeri eğitim alması kendisine önerildi. Kamptaki kod adı Ahmed El Yabani (Japon Ahmed) idi.

Lübnan'ın doğusunda bulunan Beka Vadisi kampında Kızıl Ordu fraksiyonunun kurucusu Fusako Shigenobu ile evlendi. Militan eşiyle birlikte Halk Cephesi'nde çalıştı, özellikle de devrimci yazar Gassan Kenafani ve örgütün eylem sorumlusu Dr. Wadie Haddad ile irtibat hâlindeydi.

Şubat 1972'de Kızıl Ordu militanlarının karıştığı ve 10 gün süren rehine olayının faciayla sonuçlanması üzerine Kozo Okamoto'dan Beyrut'u derhâl terk etmesi istendi. O sırada 6 Japon yoldaşıyla birlikte, Halk Cephesi kamplarında 7 aylık askerî eğitim almışlardı. Yedinci ayda kendilerine Lod (şimdiki Ben Gorion-İsrail) Havaalanı'nda eylem yapmaları gerektiği bildirilmişti.

Lod Havaalanı eylemi

Bu özel eylem için, Okamoto ve yoldaşları (Yasuyuki Yasuda, Tsuyoshi Okudaira ve ismi pek bilinmeyen bir kişi) birkaç gün süren özel bir eğitimden geçirildiler. Öncelikle uçakla Batı Avrupa'ya uçtular, bilhassa Frankfurt ile Roma güzergâhını seçtiler. Orada kendileri için sahte pasaportlar düzenlendi. Okamoto, 1923 yılında öldürülen Veliaht Prens Daisuka Namba'nın ismini ödünç almıştı.

30 Mayıs 1972 sabahı, Okamoto Çekoslovakya imalatı bir otomatik silahla 2 el bombasını teslim alarak Roma'da kaldığı oteldeki bavuluna sakladı. Öğleden sonra 3 yoldaş sefer uçağıyla Tokyo'ya giderken gece Tel Aviv'de mola verip konaklayacak olan 132 sefer sayılı Air France uçağına bindiler.

Tel Aviv'deki konaklama için Lod Havaalanı'na inen uçaktaki 3 Japon yolcu, bagaj teslimatı yerine gidip bavullarında sakladıkları silahları alarak etrafa rastgele ateş açmaya başladılar.

Eylem, Filistin Halk Cephesi ile Japon Kızıl Ordu fraksiyonunun ortak planıydı. Bu plan Halk Cephesi'nin dış eylemlerden sorumlu yaratıcı beyni sayılan üst düzey yöneticisi Dr. Wadie Haddad tarafından en ince ayrıntısına kadar hazırlanmıştı.

Bahsi geçen 3 eylemcinin özel olarak seçilme nedeni Japon uyrukluların uluslararası alanda çok az dikkati çekeceği ve kuşkulanma ihtimalinin düşük olacağı varsayımıydı.

Okamoto ve 3 yoldaşı toplamda 26 sivili öldürmüş, 80 kişiyi de yaralamışlardı. Öldürülenler arasında 8 İsrailli ile dönemin İsrail cumhurbaşkanının kardeşi de (uluslararası üne sahip protein biyofizikçisi Aharon Katzir) bulunuyordu.

Ayrıca yaklaşık 70 kurban da Porto Rico'dan kutsal topraklara hac ziyareti için giden Hıristiyanlardan oluşmaktaydı.

Eylemci Yasuki Yasuda, etrafı taramakta olan bir arkadaşının kaza kurşununa kurban gitmiş; Tsuyoshi Okudaira ise elinde patlayan bomba neticesinde hayatını kaybetmişti. Üçüncü militan ya erken patlama yahut intihar sonucu ölmüştü. Hayatta kalan Kozo Okamoto ise yaralanmış ve terminalden kaçmaya çalışırken yakalanmıştı.


Askeri mahkemede yargılanma

Sorgusu sırasında manevi baskı amacıyla polisin "Bizimle iş birliği yapıp her şeyi itiraf edersen, sana bir tabanca veririz, kendini öldürmene göz yumarız!" önerisini kabul eden bu devrimci militanın gerçek niyeti belliydi.

Japon kültürü ve töresinde zor zamanlarda kendini öldürmek veya intihar etmek, itirafçı olmaktan veya hapiste kalıp işkence görmekten çok daha iyiydi.

Japonyalı radikal devrimci militan Okamoto, 1948 yılında konulan Sıkıyönetim-Olağanüstü Hâl kuralları gereği Askeri Mahkeme tarafından yargılandı.

Duruşma olağanüstü tedbirlerin alındığı Zrifin Askeri Kampı'nda yapılıyordu. Kendisi avukat tutamadığından, sanık savunmasını Max Kritzman ve David Rotlevy isimli iki avukat üstlendi.

Şikago doğumlu olup İngiltere'de hukuk eğitimi almış olan Kritzman, İngiltere'de Baro başkanlığı yapmanın yanı sıra 1948'deki İsrail Olağanüstü Hâl Yasası kuralları konusunda da uzman bir hukukçuydu. İsrail tarafından tutuklananların savunmaları hususunda hayli tecrübe kazanmıştı.

Avukat Kritzman, duruşma boyunca şu gerekçeyi öne sürdü: "Sanık Kozo Okamoto'nun aklı başından gitmişti, bilinçsizce hareket ediyordu!"

Ancak Mahkeme bu gerekçeyi kesinlikle reddetti. İlk elde kendisine ölüm cezası verilmek istenmişti. Ancak İsrail kanunları çok istisnai durumlar hariç suçlular için ölüm cezası öngörmüyordu. Sonuçta başyargıç 3 kez müebbet cezası vermeye hükmetti.

Bu sıralarda Okamoto'nun babası da İsrail'deki Japon Büyükelçiliği'ne gönderdiği mektupta "oğlunun idam edilmesini" istemişti. Ona yönelik suçlamanın özü ise şuydu:

Yasaya aykırı olarak silah taşımak ve kullanmak; yasa dışı bir örgütün (Filistin Halk Cephesi'nin) amaçlarına hizmet etmek!


Okamoto ise son söz hakkını şöyle kullandı:

Ben çocukken bizlere denilirdi ki, insanlar öldüklerinde gökte yıldız oluverirler. Biz, Kızıl Ordu mensubu 3 yoldaş da öldüğümüzde Orion'u (gökyüzündeki en parlak ve bilinen Avcı Takımyıldızı) oluşturmayı arzulamıştık. Bunu gerçekleştireceğiz.


Mutlak tecritteki bunalım günleri: Yahudi dinine girme ve makasla sünnet olma isteği

Okamoto bunalım günlerinde "Yahudi dinine girme ve tırnak makasıyla sünnet olma" talebinde bulunmuştu. Ayrıca o hapiste yoğun işkenceye maruz kaldığını, "köpek gibi yemek yemeye mecbur edildiğini" de açıklamıştı. İçeriden çıktığında bir deri bir kemik kalmış olması onun işkence ve eziyet çektiğinin kanıtıydı ki, kendisinin nasıl bir tecrit hücresinde bulunduğuna bizzat tanık olmuş ve yaşayan ölü misali hâlini gözlerimle görmüştüm.

Çünkü tecrit zindanlarımız üst kattaydı ve aynı hizada sıralanmıştı. Tek fark, o ve 2 Filistinli subayın hücreleriyle bizimkiler arasında kalın bir demir kapı bulunmasıydı. Asker/sivil, yerli ve yabancı ekâbir takımı hücrelerin önüne getirilip mazgal deliklerinden nasıl birileri olduğumuzu gözlemliyordu. Sanki hayvanat bahçesindeki vahşi/yabani varlıkların ne olduklarını merak eder gibi bakıyorlardı bizlere.

Tecrit hücresinden havalandırmaya veya başka bir sebeple çıkarılması durumunda, mazgallarımız kapalı olsa da bazen küçük yarık ve deliklerden Kozo'nun da silüetini görebiliyor yahut büyük bir rastlantı sonucu gidiş-dönüşlerde göz göze gelip sadece başımızla selamlaşabiliyorduk.

Aslında tecrit içinde tecrit hücresiydi tıkıldığı yer. El ayak çekilince 1 saatliğine çıkarıldığı havalandırma alanında eli ve ayağı prangalı olarak yürütülürdü. Zorla yemek yedirmenin ötesinde çok daha beter muamelelere maruz kaldığı başkalarınca tarafıma da aktarılmıştı. O sıralarda "Kozo kafayı yemiş, tamamen tozutmuş, normal insan olmaktan çıkmış!" türünden konuşmalar yapılıyordu farklı koğuşlardaki tutsaklar arasında.


Esir takasında hapisten kurtulma

13 yıl boyunca tek kişilik tecrit hücresinde tutulan Japon militan, sonunda Filistin Halk Cephesi ile Japon Kızıl Ordu örgütünün ortak planı sayesinde yavaş ama mutlak ölümden kurtulabildi. 20 Temmuz 1973'te 404 sefer sayılı Japonya Hava Yollarına ait bir uçak kaçırıldı. Yolcuların serbest bırakılması karşılığında Okamoto'nun serbest bırakılması isteniyordu.

Ayrıntısı ilginçtir: Halk Cephesi-Genel Komutanlık, 1982 yılındaki Lübnan Savaşı sırasında tutuklanan 3 İsrailli esir (Yosef Grof, Nissim Salem, Hezi Shai) karşılığında İsrail cezaevlerinde bulunan 1.150 tutsağın salıverilmesini istemişti. Listede Kozo Okamoto'nun adı da vardı. Cibril Anlaşması çerçevesinde anılan bir mutabakat 1985 yılında gerçekleşti.

Kozo hapisten çıktıktan sonra önce Libya'ya, ardından Suriye'ye geçti; sonunda Lübnan'a gidip örgüt arkadaşlarıyla buluştu.

Okamoto'nun Lübnan macerası: Tutuklanma ve iltica

15 Şubat 1997'de Lübnan kolluk kuvvetlerinin Beka Vadisi'ndeki kampta bulunan Kızıl Ordu mensuplarına yönelik operasyonu sonucu 5 Japon militan yakalandı. Onların 7 yıl boyunca bu kampta izinsiz kaldıkları ortaya çıktı. Kozo'nun da aralarında bulunduğu tutuklular, "vize kurallarını ihlal etmek ve sahte pasaport kullanmak" suçlamasıyla yargılanıp cezaevine konuldular.

3 yıl cezaevinde kaldıktan sonra 5'i de Ürdün'e sınır dışı edildiler. Ürdün ise kendilerini bir Rus uçağıyla Japonya'ya göndermek istedi. Ancak Lübnan'daki devrimci örgütlerle onların taraftarları, bilhassa Filistinliler, sürekli sokaklara çıkıp Japon militanın teslim edilmemesi yönünde baskı yaptılar.

Neticede hükümet (muhtemelen Filistinli örgütlerin araya girip baskı yapmaları sonucu) "İsrail'e karşı Filistin direnişine destek vermesi ve İsrail cezaevlerinde işkence görmüş olması" gerekçesiyle 2000 yılında Okamoto'ya iltica hakkı tanıdı.

Böylece Okamoto, Lübnan'daki ilk ve biricik siyasi mülteci sıfatıyla ülkede kalıverdi. Ancak Japon polisi arananlar listesinde olan Okamoto'nun kendilerine teslim edilmesinde ısrarlıydı. Tokyo hükümeti de diplomatik açıdan "suçluların iadesi" kuralına istinaden polisin bu talebini desteklemekteydi.


Kozo Müslüman oluyor

Japon militan, iltica sonrası İslam dinine girdi. 2016 tarihli raporlara göre Kozo, Beyrut yakınlarındaki bir kampta mülteci sıfatıyla gözetim altında tutuluyordu. Genel anlamda kendini gizlemeye özen gösteriyor, nadiren kamu alanlarında dolaşabiliyordu. Dış dünya hakkında çok ender ve sınırlı bilgi alabiliyordu. Belirlenmiş saatlerde yemek yiyor ve günlük ihtiyaçlarını temin edebiliyordu.

Bu arada Kozo, Tom and Jerry türünden çizgi filmleri saatlerce izliyor; Ebu Yusuf isimli Halk Cephesi subayının inayetine mazhar olabiliyordu. Mayıs 2017'de, Beyrut'taki Japon gazetesi Mainichi Shimbun muhabiriyle röportajında şunları söylüyordu:

Bir defalık olsa bile Japonya'ya dönmek isterdim!

27 Ağustos 2001 tarihinde İsrail tarafından katledilen Halk Cephesi Başkanı Ebu Ali Mustafa'nın cenaze merasimine katılan Kozo, en son 30 Mayıs 2022'de Lod Havaalanı'na yaptığı eylemin 50. yıldönümünde Şatilla Mülteci Kampı'nda (Beyrut) düzenlenen törene katılmış ve eylemde hayatını kaybeden yoldaşlarının mezarına çelenk koyarken görüntülenmiş; törende hazır bulunan Halk Cephesi fedaileriyle birlikte fotoğraf çektirmişti.

Bu onun son kez kamuoyuna açık bir şekilde görüntü vermesi oldu.

Japon militanın 23 Temmuz 2026 tarihindeki ölümü, Halk Cephesi tarafından şu ibarelerle duyuruluyordu:

Büyük enternasyonalist devrimci Kozo Okamoto'nun elim vefatı dolayısıyla vurgulamak isteriz ki, kendisini Filistin davasına adamış bu fedainin eyleminin yankısı on yıllardan bu yana hâlâ devam etmektedir! O, silaha sarılan bir aydın kişiliğinin cisimleşmiş hâliydi. Öğrendiği bilimi ve edindiği birikimi sevdiği davanın hizmetine sunmuştu.


İslamcı Hamas hareketi de Japon devrimcinin "Filistin halkının haklarının yılmaz savunucusu olan ve insanlık değerlerine sadık kalarak mücadele eden" bu militanı överek başsağlığı diliyordu.

Aslında ölümü çok sancılıydı; Hizbullah'ın denetimindeki Şii bölgesi sayılan Dahiye (Beyrut'ta) semtinde uzun zamandan beri canına musallat olmuş bir hastalıkla cebelleşiyordu. Kendisi Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarında yaşayanlar açısından popüler bir halk kahramanı konumundaydı. Buna rağmen ölüm döşeğindeyken bile Japonya'da bulunmayı arzuluyordu.

Cenazesi, Halk Cephesi sorumluları ve taraftarlarının eşliğinde Beyrut'taki Filistin Devriminin Şehitler Mezarlığı'na defnedildi.

Arap basınından övgüler

Arap medyasının ileri gelen siteleri, Kozo Okamoto'nun Mayıs 1972'de gerçekleştirdiği Lod Havaalanı baskınını manşetlere çekerek Japon militanın ölüm haberini verdiler. Kendisinden sitayiş ve övgüyle söz ettiler. Muhtemeldir ki bu yüzden, Hizbullah çizgisini izleyen Lübnan El Ahbar gazetesi yazarı Omar Neşşabe, makalesine "Kozo Okamoto: Özgür Dünyanın Gökteki Yıldızı!" başlığını atmıştır.

Katar merkezli El Cezire sitesinde Omar Faris imzasıyla çıkan 28 Temmuz 2026 tarihli haber-yorumun başlığında da benzer bir övgü vardır:

Japonyalı Ahmed, dünya vicdanını temsilen kendisini feda etmiştir!


Biz onun yazısının devamını izleyeceğiz:

Lod Havaalanı baskınına gitmek üzere 2 yoldaşı (Usame ve Adnan) ile birlikte yola çıkmıştı. İsrail cezaevinde direncin simgesi hâline gelmişti. Orada İbranice öğrenmiş; Filistin meselesi konusunda derinleşmişti. Böylece birçok Filistinli esirin teori ve tarih konusundaki başvuru kaynağı olmuştu.

Kendisine sunulan ‘cazip' teklifleri elinin tersiyle itmiş; onurunu zedeleyecek hiçbir öneriyi kabul etmemiş, Filistin davasının haklılığına inanmıştı. Ona göre Filistin tüm özgürlük sevdalılarının meselesiydi, işgal ise önünde sonunda bitecekti.

Kozo Okamoto, sıradan bir mücadele insanı değildi; mücadelenin filozofu gibiydi, o yüzden de nitelikli biriydi; zira insanoğlunun zulümden kurtuluşunun en yüce değer olduğuna inanmıştı.

Onun her yerde dillendirdiği bir şey vardı: ‘Devrim salt şiddetten ibaret değildir; tam tersine, insanı uyandırıp bilinçlendirme eylemidir ki, kişiye haysiyetini ve itibarını kazandırır. Ayrıca sömürgecilik sadece siyasetle yenilmez; bilinç, kültür ve birlik de gereklidir.'

Okamoto'nun ölümüyle Arap dünyası manevi bir evladını, insanlık ise en sağlam sütunlarından birisini kaybetmiştir. Buna rağmen onun bıraktığı miras, kuşaktan kuşağa devralınarak zulmün baş gösterdiği her yerde yeniden kendini yaratacaktır.

Kozo Okamoto Japon asıllı, Filistin kimlikli, insan vizyonlu, devrimci pratiği olan biriydi. Silahını bir gün eline almış, kalemini yıllarca kullanmış ve vicdanını da ömür boyu yanında taşımıştı.


Omar Faris'in yukarıdaki yazısı, kuşkusuz övgüyle karışık kimi gerçekleri içermektedir. Aslında vefat eden her şahsiyetin ardından benzer şeyler söylenebilir. Fakat şu ibare bana pek gerçekçi gelmedi:

İsrail cezaevinde... Filistin meselesi konusunda derinleşmişti. Böylece birçok Filistinli esirin teori ve tarih konusundaki başvuru kaynağı olmuştu!


Yakından tanığı olduğumdan şu kadarını söylemeliyim:

Kozo Okamoto, mutlak tecrit altındayken kendisine hiçbir felsefi, teorik, siyasi ve tarih kitabı verilmemiştir. Zaten Filistinli siyasi tutsaklara ilk yıllarda kutsal Kur'an ve yabancı dil derslerini içeren kitapların dışında hiçbir şey verilmezdi.

Ancak birkaç yıl sonra Filistinli tutsaklar toplu açlık grevine çıkınca, İsrail'e karşı olmadığı sürece hemen her türlü kitabın verilmesi (Kültür subayı tarafından incelenip onaylandıktan sonra) uygun görülür olmuştu.

Kaldı ki tanık olduğum kadarıyla Okamoto'nun istikrarsız ruh ve zihinsel sağlığı, bahsedilen kitapları okumaya elverişli değildi. Andığım türden kitapların yokluğunda Okamoto'nun felsefe, tarih ve siyasi hususlarda derinleşmesi imkânsızdı. Olsa olsa 1985 yılında salıverilmesinden sonra anılan kitapları ve eserleri okumuş olmalı diye düşünüyorum.

Bir açıklama

Filistin Halk Cephesi, 1970'lerin başında İsrail'in Filistin halkına yönelik fiilî ve kültürel soykırımına karşılık, akla gelmeyecek ölçüde dehşetli şiddet olaylarına imza attı. Uçaklar kaçırılıp havaya uçuruldu, sivil rehineler çatışmalarda öldürüldü; İsrail içlerinde gerçekleştirilen fiilî eylemlerle intihar saldırılarında asker-sivil ayrımı hiç yapılmadı. Bunları gerçekleştirmekteki biricik amaçsa, 1948 yılından itibaren inkâr edilen Filistin meselesini dünya gündemine getirmekti.

Hedefin gerçekleştiği kanaatine varan Filistin Halk Cephesi kurucu lideri Dr. George Habaş, giderek bu tür eylemlerden elini eteğini çekti. Bu yüzden de "eylem planlaması" açısından en yakın yoldaşı ve "örgütün yaratıcı beyni" sayılan Dr. Wadie Haddad ve benzeri radikallerle yolunu ayırdı.

Kozo Okamoto'nun o yıllarda gerçekleştirdiği şiddet her ne kadar estetize edilip bizlere sunulsa da sormak gerekir:

Lod Havaalanı'ndaki katliam benzeri eylemde öldürülen 70 kadar Porto Rikolu Hıristiyan'ın suçu günahı neydi?

Ben de belki o yıllarda bu tip eylemleri reddetmeyip gözü kapalı yerine getirebilirdim. Ancak yıllar sonra ve özellikle günümüzde halkın çıkarına olmayan ve davaya hizmet etmeyen bu tarz eylemlere karşı çıkmanın, engellemenin doğru olacağı kanaatindeyim.

Yine de Kozo Okamoto'nun ölüm faslını şu Arap özdeyişiyle tanımlamalıyım:

Beden düşer ve çürür; lakin fikirleri ile eserleri ebediyen kalır!

Japon Kızıl Ordu fraksiyonu nasıl bir örgüttü?

Kozo Okamoto'nun üyesi olduğu bu fraksiyon "radikal devrimci komünist bir örgüt" olarak tanımlanıyordu. Kökeni, öğrenciler tarafından kurulmuş olan Komünist Lig isimli bir geniş platforma bağlı Yeni Sol isimli dogmatik oluşuma kadar uzanmaktaydı. Sol literatüre göre "öncü savaş" ve "fokocu" bir anlayışa sahipti.

Onlara göre tekelci kapitalizmin temsilcisi Japonya'nın ordusunu direkt hedef almak suretiyle dünya ölçeğinde devrimin zemini hazırlanmış olacaktı. Temel yöntem, silahlı mücadele idi. Bu amaçla emniyet mensupları ile devlet memurlarına yönelik birçok eylem gerçekleştirdi. Devrim adına para temin etmek için banka soygunlarına katıldı. Önemli eylemlerinden biri de Japonya Hava Yollarına ait uçağı kaçırıp Kuzey Kore'ye sığınmak oldu.

1968-1971 yılları arasında son derece aktif eylemlere imza atan örgüt, süreç içinde ikiye ayrıldı: Japon Kızıl Ordusu ve Birleşik Kızıl Ordu.


Değişen Kozo ve değişen Filistin meselesi

Erbil'de ikamet eden Suriyeli Kürt yazar ve araştırmacı Rustem Mahmud, son yılların değişim dönüşümü ışığında hem Kozo Okamoto'nun kişiliği hem de Filistin sorununun gidişatı hususunu uluslararası gelişmeler eşliğinde değerlendirmektedir ki, tespitinin genel çerçevesine katılıyorum:

Japon fedai Kozo Okamoto'nun öteki dünyaya göçü vesilesiyle medyanın ilgisizliği ve siyasi bilmezlikten gelmesine paralel olarak Filistin meselesinin nasıl bir dönüşüm geçirdiği gözler önüne serilmiş oluyor. Anlaşılıyor ki Kozo'nun uğruna hayatını adadığı bu mesele çok eskiden dünyanın merkezinde yer alan çok canlı bir gündem konusuyken şimdi artık kenara itilip soğuk karşılanarak normal görünen bir sorun hâlini almıştır.

Kozo Okamoto'nun vefatı, ‘dünya ölçeğindeki militanlık örneğinin' son görüntüsünü temsil etmektedir. Filistin meselesi de böyleydi: 1960'lar ve 1970'ler boyunca merkezi bir olaydı. Herkese büyülü ve cazip gelen bir tarafı vardı. Dünyanın dört bir yanından gelip Filistin Devrimi'ne katılmak isteyen farklı siyasi meşrepten insanları buraya çeken şey, sol ideolojiler ile söylemlerin en romantik ve en devrimciliğin aşırı öz güveninden beslenen duygulardı.

Esasen dayandıkları ana fikir son derece basitti: Filistin sorunu evrensel mazlumluğun merkezidir. Dolayısıyla küresel siyasetin de özüdür. Her türlü sorgu sualin ahlaki ölçütü de budur.

Okamoto'nun kişisel dönüşümüne ek olarak dünyadaki kriterlerin de değişim geçirmesi, aynı zamanda Filistin meselesinin de kendi içinde paralel değişimler geçirmekte olmasıdır. Durum bu olunca ahlaki ölçütler hakkındaki soru bu defa farklı formül ile karşımıza çıkmaktadır.

Şöyle ki: Siyasi, ahlaki ve hukuki çeperleri ne olursa olsun, hiç kimse Filistin adını kullanarak normal pratikleri ihlal edip, direniş gerekçesiyle şiddete başvuramaz, zor unsurundan beslenirken Filistin mücadelesinin gölgesine sığınamaz. Her durumda hiçbir direnişçi fedai şiddet kullanma tercihinin ucunu açık bırakamaz ve imha etmenin kapılarını sonuna kadar açamaz. Zira ucu açık bırakılan zorbalık ve şiddet, kaçınılmaz olarak sivillere ve bilhassa masum çocukların ölümüne kadar uzanır.

İsrail'in Filistin halkına reva gördüğü türlü çeşitli baskı ve zulüm ne kadar rezil olursa olsun, ona misilleme yapıyorum denilerek Filistin davasının haklılığı ve meşruluğu savunulamaz. Esasen Filistin meselesine ilişkin siyasi soru da geçmişten bugüne değişim geçirmiştir. Başta Filistinliler olmak üzere bu davaya katılmış, gönül vermiş ve bu uğurda çalışmış herkes Filistinliler lehine davanın darbe almasının önemini bir türlü kavrayamamıştır.

Çünkü geçmişte bu sorunun görünebilir bir gelecekte tamamen çözülebileceği kanaatindeydiler. Hâlbuki zaman içinde hemen bütün Filistin direniş fraksiyonları ile sahadaki pratikleri görebilen insanlar, bu meselenin bir anda çözülemeyecek kadar karmaşık ve çetrefilli olduğunu idrak edebilmişlerdi. Zira bu mesele milyonlarca insanın günlük hayatının bir parçası hâline gelmiştir. Aynı zamanda uluslararası dengeler ile jeopolitik oyunlarla yakından bağlantısı vardır.

Üstelik on yılların birikimine ve değişen denklemine dayalı olması nedeniyle ha deyince veya bir şiddet fırtınasının esmesiyle çözülemeyecek kadar köklü bir meseledir bu. Dolayısıyla uzun erimde siyaseten ve kapışan tarafların nesnel biçimde uzlaşma ile mutabakata varmaları sonucu çözülebileceği gerçeğinin idrak edilmesi gerekir.

Kozo Okamoto'nun tecrübesi de geçmiş zamanlardan, düş gören devrimcilerle ‘şerirlerin kötülüklerine son vermek' suretiyle ‘dünyayı kurtarmak' sevdasıyla yola çıkıp büyük hikâyeler/destanlar yazmak isteyenlerin dönemlerine ait bir tecrübeydi. Lakin geçti o devirler. Bilhassa Sovyet sisteminin çöküşüyle birlikte umutlar ile devrimci romantik hayaller de havada kaldılar.

Benzer düşler ulusal kurtuluş denemeleri için de geçerliydi. Burada da millî kalkınma ve refah yolunda durmadan ilerleme olacaktı; kurumsallık kök salacaktı, özgürlükler geliştirilecekti ve demokratik tecrübeler yaygınlaşacaktı.

Ne yazık ki böyle de olmadı. Düşlenen olmadığı gibi geriye gidişler hızlandı. Filistin meselesi de bu gidişattan nasibini aldı. Haklılığı ve meşruluğu bir yana, bu sorun da dünyanın seyrine ve değişen büyük ideolojilerle fikirlere ayak uydurmak zorunda kaldı. Bu durum sadece Filistin meselesine has değildir, dünyadaki farklı ulusal kurtuluş veya halk mücadeleleri de aynı gerçekle yüz yüze geldiler.

Kozo Okamoto da nasibini aldı bu değişim ve dönüşümlerden; manevi dünyasında köklü bir altüst yaşandı, daha önce benimsediği komünist öğretiye ters düşen İslam ideolojisini benimsedi. Birden fazla münasebette memleketine olan hasretini ve anayurduna dönme arzusunu dile getirdi.

Ancak bir kerecik olsun Lod Havaalanı'ndaki baskın sonucu ölen ve yaralanan onlarca sivil hakkında "üzgünüm, özür dilerim" anlamına gelecek tek kelime etmedi.

Al Majalla, 29 Temmuz 2026


Belki de İsrail ırkçılığının ve siyasi Siyonizm'in Filistin halkına onlarca yıl reva gördüğü soykırım uygulamaları, Okamoto'yu "üzgünüm" demekten alıkoymuştu!

Rustem Mahmud'un makalesinin başlığı "Hikâyenin Sonu" idi. Evet, masalsı hikâye böyle bitti ama gökten üç elma henüz düşmedi.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: Kozo OkamotolübnanFilistinFAİK BULUTPortre

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Göktuğ Çalışkan Limanlardan altına: BAE Afrika'da nasıl güç topluyor?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Savaşın görünmeyen cephesi: Avrasya koridorları

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Direniş ekseninin stratejik bilançosu: Vekiller kime yaradı?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Celalettin Can Son sahici kuşak...

İlgili Haberler
Makroekonomi Tarımda internet kullanımı hızla arttı: Çiftçi ve üreticilerde oran yüzde 86’ya ulaştı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi ABD’nin petrol rezervlerinde tarihi düşüş: 42 yılın en düşük seviyesi CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Okula dönüş hazırlığı başladı: Kırtasiyecilerden velilere ‘güvenli ürün’ uyarısı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Bu hafta yatırım araçları ne kazandırdı? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi ABD’den İran’a yeni yaptırım dalgası: İki kripto borsası hedefte CNN Türk Ekonomi · az önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.