7 Ağustos 2026, Cuma · 18:31 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Özgür Özel'den Le Monde aracılığıyla Avrupa'ya demokrasi çağrısı

Özgür Özel’den Le Monde aracılığıyla Avrupa’ya demokrasi çağrısı geldi. CHP’nin görevden alınan eski genel başkanı, Türkiye’deki demokratik süreçlerin geleceğinin Avrupa’nın ve Nato’nun stratejik güvenliği için belirleyi…

Doviz.com 07 Ağustos 2026 16:32

Özgür Özel’den Le Monde aracılığıyla Avrupa’ya demokrasi çağrısı geldi. CHP’nin görevden alınan eski genel başkanı, Türkiye’deki demokratik süreçlerin geleceğinin Avrupa’nın ve Nato’nun stratejik güvenliği için belirleyici bir unsur olduğunu savundu.

Özgür Özel, Fransız gazetesi Le Monde için kaleme aldığı görüş yazısında Türkiye’deki siyasi gelişmeleri ve Avrupa ile olan ilişkileri geniş bir perspektifle ele aldı. "Avrupa'nın geleceği Türkiye'deki demokrasinin geleceğine de bağlı" başlığıyla yayımlanan metinde, Avrupa'nın uzun yıllardır Türkiye'yi göç, güvenlik ve jeopolitik ekseninde değerlendirdiği, fakat asıl tartışılması gereken konunun demokrasi olduğu vurgulandı.

Seçim süreçleri ve stratejik ittifaklar üzerindeki etkiler

Türkiye'de seçimlerin düzenli olarak yapılmasına rağmen siyasi rekabet alanının giderek daraldığını belirten Özel, meselenin sadece iç siyasetle sınırlı kalmadığını dile getirdi. "Bu yalnızca Türkiye'nin iç siyasetini ilgilendiren bir sorun olmanın ötesinde NATO'nun en kritik üyelerinden biri olan Türkiye'de demokrasinin alacağı yön, ittifakın geleceğini de doğrudan etkileyecektir" ifadesini kullanan Özel, demokratik sürecin Nato içindeki stratejik konumla olan bağına dikkat çekti.

Siyasal sistemdeki dönüşüm ve yerel seçimlerin önemi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminin muhalefet partilerinin biçimsel varlığını koruduğu ancak iktidara gelmelerinin engellendiği bir sistem inşa etmeye çalıştığını öne süren Özel, 2024 yerel seçimlerini bir kırılma noktası olarak tanımladı. CHP'nin söz konusu seçimlerde birinci parti konumuna yükseldiğini ve AKP'nin 2002'den bu yana ilk kez ülke genelinde yenilgi aldığını hatırlatan Özel, sonucun demokratik yollarla değişim umudunu tazelediğini belirtti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş gibi isimlerle güçlü bir alternatif oluşturduklarını söyleyen Özel, yerel yönetimlerin yargısal süreçlerle hedef alındığını iddia etti.

Belediyelere yönelik müdahaleler ve yargı kararları

Yazısında yerel yönetimlere yönelik baskılara değinen Özel, 30'dan fazla belediye başkanının gözaltına alındığını veya tutuklandığını ifade etti. Tartışmalı bir mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevinden alınarak yerine selefinin getirildiğini belirten Özel, Avrupa'nın bu gelişmeleri ortak demokratik değerler çerçevesinde okuması gerektiğini vurguladı. Yazıda yer alan iddialar ve sayısal veriler şu şekilde özetlenmektedir:

Kategori Detaylar Seçim Dönemi 2024 Yerel Seçimleri Müdahale Edilen Belediye Sayısı 30'dan fazla belediye başkanı (gözaltı/tutuklama) Parti Statüsü AKP'nin 2002'den sonraki ilk genel yenilgisi Öne Çıkan İsimler Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş

"Muhalefetin iktidar olmasının önü kesilmeye çalışılıyor" diyen Özel, Türkiye’deki demokratikleşme çabalarının dış politika ve güvenlik kaygılarının ötesinde, Avrupa’nın bütünüyle paylaştığı temel ilkelerle değerlendirilmesi çağrısını yineledi.

Metnin tamamının Türkçe çevirisi şu şekilde: "Avrupa uzun süredir Türkiye’ye bazı tanıdık merceklerden baktı: göç, güvenlik ve jeopolitik. Oysa bugün Türkiye’de daha temel bir soru gündemde: Seçimler yapılmaya devam ederken siyasi rekabet alanı giderek daralıyorsa demokrasi ayakta kalabilir mi? Bu yalnızca bir iç siyasi kriz değildir. Türkiye’nin NATO içinde son derece stratejik bir konuma sahip olması nedeniyle, ülkede demokrasinin izleyeceği yön İttifak’ın geleceğini de doğrudan etkileyecektir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti artık yalnızca demokratik gerilemeye nezaret etmekle yetinmiyor. Muhalefet partilerinin biçimsel olarak var olduğu ancak iktidar için yarışmalarının engellendiği bir siyasi sistem inşa etmeye çalışıyor.

Dönüm noktası, eski partim Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Türkiye’nin birinci siyasi gücü haline geldiği ve Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) 2002’den bu yana ülke çapındaki ilk seçim yenilgisini yaşattığı 2024 yerel seçimlerinde yaşandı. Bu sonuç, iktidar açısından giderek daha rahatsız edici hale gelen bir gerçeği ortaya çıkardı: AKP, demokratik rekabet yoluyla hâlâ yenilebilirdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve yeni nesil siyasetçilerle birlikte çalışarak ülke çapında iktidar olabilecek bir koalisyon kurduk. Hükümet buna mahkemeler aracılığıyla karşılık verdi. Muhalefetin yönettiği belediyeler soruşturmaların ve yargı süreçlerinin hedefi haline geldi. 30’dan fazla belediye başkanı gözaltına alındı ya da tutuklandı. Ardından eşi benzeri görülmemiş bir adım atıldı: Tartışmalı bir mahkeme kararıyla, art arda seçim yenilgileri almış olan selefimin yeniden göreve getirilmesi için ana muhalefet partisinin liderliği görevinden uzaklaştırıldım.

Otoriterlik

İzlenen yöntem son derece açıktı: Bir cumhurbaşkanı adayını devre dışı bırakmak, muhalefet belediye başkanlarını hedef almak ve ardından muhalefetin kendisini yeniden şekillendirmek için mahkemeleri kullanmak. Bunun ardından 91 milletvekili, Türkiye’deki demokratik muhalefeti bir araya getirmek amacıyla Yeni Parti’yi kurdu. Yeni Parti artık Parlamentodaki başlıca muhalefet gücü konumunda. Parti, Türk siyasetinin farklı kesimlerinden demokratları basit bir ilke etrafında bir araya getiriyor: Hükümetler hukuka karşı sorumlu olmalı, hukuku kendi iktidarlarını sağlamlaştırmanın aracı haline getirmemelidir.

Avrupa buna özellikle dikkat etmelidir. Türkiye’nin NATO açısından stratejik önemi nadiren bu kadar büyük olmuştur. Ordusu, coğrafi konumu ve Karadeniz’e erişimi kontrol etmesi, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş ve Orta Doğu’daki istikrarsızlık bağlamında daha da önemli hale gelmiştir. Ancak stratejik zorunluluk, demokratik aşınmayı mazur gösteremez. Türkiye ne kadar kilit bir aktör haline gelirse, kurumları ve hukuk devleti de o kadar önemli hale gelir; güvenilir ve öngörülebilir bir ülke olması da o ölçüde belirleyici olur.

Türkiye, demokratik kurumlarının daha güçlü olduğu ve Avrupa’yla daha yakın ilişkiler kurduğu dönemlerde uluslararası alanda en büyük etkiye sahipti. Bugün yargı bağımsızlığı zayıfladı, Avrupa mahkemelerinin kararları uygulanmıyor ve seçilmiş belediye başkanları yargı yoluyla görevlerinden alınıyor. Bu gelişmeler Batılı başkentlerde çoğu zaman uluslararası güvenlik politikasının “ciddi” meselelerinden ayrı insan hakları sorunları olarak ele alınıyor. Bu bir hatadır.

Otoriterliğin etkisi altındaki bir Türkiye jeopolitik açıdan önemsiz hale gelmez; daha az öngörülebilir hale gelir. Kurumlar zayıfladığında dış politika kişiselleşir, ittifaklar tamamen çıkar temelli ilişkilere dönüşür ve ani politika değişikliklerinin yaşanma ihtimali artar.

Fırsatçı bir düzenleme

NATO’nun kurucu antlaşması üyelerini yalnızca kolektif savunmaya değil, aynı zamanda demokrasiye, bireysel özgürlüklere ve hukuk devletine saygı göstermeye de bağlar. Bir üye devlet stratejik açıdan vazgeçilmez olduğu anda bu ilkeler isteğe bağlı hale gelirse, İttifak fırsatçı bir askerî düzenlemeden ibaret olma riskiyle karşı karşıya kalır. Bu soyut bir kaygı değildir. İttifaklar güven üzerine kuruludur ve güven de siyasi iktidarı sınırlayabilen kurumlara bağlıdır.

Dolayısıyla Avrupa bir paradoksla karşı karşıyadır. Türk kurumlarının daha az güvenilir hale geldiği tam da bu dönemde Türkiye’ye askerî açıdan ihtiyaç duymaktadır. Birinci sorun nedeniyle ikinci sorunu görmezden gelmek bu çelişkiyi çözmeyecektir. Aksine daha da derinleştirecektir.

Tehlike, Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşması değildir. Güvenliğimiz, ekonomimiz ve tarihimiz Avrupa’ya ve transatlantik ittifaka hâlâ derinden bağlıdır. Daha büyük risk, kademeli bir stratejik kaymadır: Batılı kurumlara biçimsel olarak bağlı kalmaya devam eden ancak ortaklıklarında giderek daha fazla çıkar odaklı hareket eden bir Türkiye. Böyle bir sonuç ne Türkiye’nin ne de müttefiklerinin çıkarına olur.

Yeni Parti başka bir yol öneriyor ve Türkiye’nin geleceğinin demokrasilerin yanında olduğunu yeniden teyit ediyor. Biz Avrupa’yı din ya da ırka dayalı bir medeniyet kulübü olarak değil, ortak değerler etrafında birleşmiş bir topluluk olarak görüyoruz. Türkiye bu projeye yalnızca askerî gücüyle değil, çok daha farklı alanlarda katkıda bulunabilir.

Türkiye’nin demokratik geleceğine Türk vatandaşları karar verecektir. Müttefiklerimizden siyasetimizi belirlemelerini istemiyoruz. Ancak demokratik aşınmanın hiçbir stratejik sonucu yokmuş gibi davranmayı bırakmalıdırlar. Çünkü Avrupa’nın geleceği, Türkiye’de demokrasinin geleceğine de bağlıdır.

Batı, onlarca yıl boyunca Türkiye’nin demokrasisini ve Türkiye’nin stratejik önemini birbirini tamamlayan unsurlar olarak gördü. Ancak giderek artan biçimde bunları birbiriyle çelişen çıkarlar olarak ele alıyor. Bu, durumun yanlış okunmasıdır.

Avrupa’nın önündeki soru, Rusya’yla, Orta Doğu’daki istikrarsızlıkla ve belirsiz bir uluslararası düzenle karşı karşıyayken Türk demokrasisini önemsemeye gücünün yetip yetmeyeceği değildir. Asıl soru, uzun vadede bunu önemsememeye gücünün yetip yetmeyeceğidir."

Etiketler: Le Monde Türkiye siyaseti

Haber kaynağınızı doviz.com olarak seçin

Kaynak: Döviz.com
İlgili Haberler
Borsa Son dakika: Tasarruf finansmanında kurallar değişti: BDDK'dan kritik sınır Uzmanpara · az önce Borsa Altında sert yükseliş! ABD`den gelen veri sonrası tırmanışa geçti Uzmanpara · az önce Borsa Federal Mogul İzmit'in bilançosu açıklandı, net kar yüzde 239 arttı Foreks Haber · 3 dk önce Borsa Despec Bilgisayar bilançosu açıklandı; ilk 6 ay zararla tamamlandı Foreks Haber · 5 dk önce Borsa Bugünkü çeyrek altın fiyatları 07 Ağustos 2026 1 çeyrek altın kaç TL? Mynet Finans · 10 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.