8 Ağustos 2026, Cumartesi · 12:41 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Ahzuita: Ankara’da cazın peşinde!

Ankara, pek çok sanatçıya, şaire ve yazara ilham veren; Türkiye’nin önemli müzik gruplarının kuruluşuna tanıklık eden bir şehir. Bu zengin kültürün içinde geçen yaz kapılarını açan Ahzuita, cazı küçük bir salonda ve dinl…

Ankara, pek çok sanatçıya, şaire ve yazara ilham veren; Türkiye’nin önemli müzik gruplarının kuruluşuna tanıklık eden bir şehir. Bu zengin kültürün içinde geçen yaz kapılarını açan Ahzuita, cazı küçük bir salonda ve dinleyiciyle müzisyen arasındaki mesafeyi kaldırarak sunuyor.

Güncellenme: 8.08.2026 11:15:00

Güven Baykan Takip Et:

Ankara, pek çok sanatçıya, şaire ve yazara ilham veren; Türkiye’nin önemli müzik gruplarının kuruluşuna tanıklık eden bir şehir. Bu zengin kültürün içinde geçen yaz kapılarını açan Ahzuita, cazı küçük bir salonda ve dinleyiciyle müzisyen arasındaki mesafeyi kaldırarak sunuyor.

102 yıllık tarihiyle Türkiye’nin en güvenilir gazetesi. Tıkla ve favori kaynaklarına ekle

Ahzuita’nın adı, Arapçada “almak ve vermek, alışveriş” anlamına gelen “ahz ü i’tâ” sözünden geliyor. Mekânın kurucuları Didem ile Yunus da bu adı seçerken yalnızca ticari bir alışverişi düşünmemişler. Müziğin, sanatın, bilginin ve düşüncenin paylaşıldığı; farklı disiplinlerin birbirini beslediği bir yer hayal etmişler. İnsanlar burada yalnızca bir konser dinleyip ayrılmasın, birbirleriyle ve sanatçılarla ilişki kursun istemişler.

Bu düşünceye ev sahipliği yapan yerin geçmişi de Ahzuita kadar ilginç. 1967’den burası kiralanana kadar kasap olarak kullanılan eski bir dükkân, bütünüyle başka bir yere dönüştürülmüş. Yine de geçmişinden kalan her şey silinmemiş; mermer duvarlar korunmuş, içerisi bir konser salonundan çok evin salonunu andıracak biçimde düzenlenmiş. Zaten Ahzuita’yı benzerlerinden ayıran ilk özellik de bu. İçeri girdiğinizde karşınıza büyük bir sahne, sıralanmış koltuklar ya da kalabalık bir salon çıkmıyor.

Didem ile Yunus, mekânı oluştururken müzik, alışveriş ve kafe olmak üzere üç ana başlık belirlemişler. Ancak Ahzuita bildiğimiz anlamda bir kafe, bar ya da gece kulübü değil. Yeme içme bölümüyle yerel sanatçıların çalışmalarına ayrılan küçük bir satış alanı bulunuyor ama merkeze müzik yerleştirilmiş. Enstrümanlar salonda, her an başlayabilecek bir performans için hazır tutuluyor.

Bir seferde ancak 25–30 kişinin ağırlanabildiği salonda müzisyenlerle dinleyicileri birbirinden ayıran bir sahne yok. Küçücük bir alanda, birkaç adım ötenizde çalan müzisyeni dinliyorsunuz. Böyle olunca müzisyenin nefesi, enstrümanın doğal sesi, parçanın içindeki duraksamalar ve doğaçlama sırasında ortaya çıkan değişimler kaybolmuyor. Mekânın küçüklüğü bir eksiklik olmaktan çıkıyor; konserin kendisini belirleyen bir özelliğe dönüşüyor. Dinleyici de uzaktan izleyen biri değil, o sırada kurulan müziğin parçası oluyor.

Ahzuita’daki konserlerin “sessiz konser” olarak adlandırılmasının nedeni de bu yakınlık. Konser sırasında konuşulmuyor, müziğin önüne geçebilecek seslerden kaçınılıyor. Yirmi beş kişilik bir salonda en küçük gürültü bile hem müzisyenin hem de dinleyicinin dikkatini dağıtabiliyor. Bu nedenle sessizlik, yalnızca uyulması gereken bir kural değil; konserin bir parçası olarak görülüyor.

Programın ağırlığını caz oluşturuyor. Caz standartlarının yanı sıra müzisyenlerin kendi besteleri de dinleyiciyle buluşuyor. Fakat Ahzuita kendisini yalnızca cazla sınırlamıyor; farklı müzik türlerine ve özgün projelere de kapısını açıyor. Burada önemli olan, müziğin çok kişiye ulaşmasından önce gerçekten dinlenmesi. Büyük konser salonlarından ayrıldığı nokta da biraz burada ortaya çıkıyor. Ahzuita, bitmiş bir gösteriyi sunmanın yanında müziğin nasıl kurulduğunu, müzisyenlerin birbirini nasıl dinlediğini ve bir parçanın doğaçlamayla nasıl değişebildiğini de gösteriyor. Bu yönüyle küçük bir müzik laboratuvarını andırıyor.

Konserlerin dışında atölye çalışmaları, eğitim programları ve söyleşiler düzenleniyor. Atölyelerde, alanında uzun yıllar çalışmış sanatçılar deneyimlerini aktarırken katılımcılar da aradaki resmiyete takılmadan sorularını yöneltebiliyor. Bazı çalışmalar yalnızca bir gün sürüyor; bazı eğitimler ise haftalara yayılarak teoriyle uygulamayı bir araya getiriyor. Bu programlar sadece profesyonel müzisyenlere yönelik değil. Müziği daha iyi anlamak, dinlediği parçanın yapısını kavramak ya da daha bilinçli bir dinleyici olmak isteyenler de çalışmalara katılabiliyor.

Söyleşilerde müzikten yola çıkılıyor ama konu her zaman müzikle sınırlı kalmıyor. Bir hafta “Caz Talks” buluşmasında müzisyenlerin çoğunun neden erkek olduğu tartışılırken başka bir hafta Antik Yunan’da estetiğin doğuşu konuşulabiliyor. Farklı alanlardan sanatçılar, akademisyenler ve konuşmacılar aynı küçük salonda bir araya geliyor. Böylece Ahzuita’dakialışveriş yalnızca dükkân bölümünde gerçekleşmiyor; bilgi, düşünce ve deneyim de el değiştiriyor.

Satış bölümünde yerel sanatçıların ve bağımsız üreticilerin çalışmaları sergilenerek sanatseverlerle buluşturuluyor. Bu da Ahzuita’nın sanatçıyı yalnızca sahnede ağırlamadığını, üretiminin dolaşıma girmesine de alan açtığını gösteriyor.

Ahzuita’nın yapmak istediğini uzun cümlelerle anlatmaya gerek yok aslında: İyi müziği, onu gerçekten dinlemek isteyen insanlarla buluşturmak. Ankara’nın hızla tüketilen eğlence anlayışının dışında duran bu küçük mekân, kalabalığın değil, dikkatin peşinde. Cazı uzaktan seyredilen bir gösteri olmaktan çıkarıp aynı salonda ve aynı sessizlik içinde paylaşılan bir müziğe dönüştürüyor.

İlgili Konular: #Ankara #caz

En

İlgili Haberler
Borsa Çiftçilerin internet kullanımı iki katını aştı Uzmanpara · az önce Borsa "Uzay"a ayrılan AR-GE bütçesi 107 kat arttı Uzmanpara · az önce Borsa İran savaşı ABD`nin stratejik petrol rezervlerini aşağı çekti Uzmanpara · az önce Borsa Esnaf ve sanatkara 75 milyar lira finansman Uzmanpara · az önce Borsa "Vergi ve SGK borçlarının yeniden yapılandırılması gerçekten önemli bir fırsat" Uzmanpara · az önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.