Mesele basit bir soruyla başlıyor: Düşmanın üzerine daha fazla ateş gücü yığarak mı sonuç alırsınız, yoksa düşmanın sistemini bozacak bir hareketle savaşma iradesini mi kırarsınız?
Bu soru yeni değil. Ancak modern savaşın teknolojik yapısı değiştikçe cevabı da değişiyor.
I. Dünya Savaşı'nın cepheleri, manevranın sona erdiği düşüncesini doğurmuştu. Makineli tüfek, topçu ve tahkimat, saldırıyı maliyetli hale getirmişti.
Fakat savaşın ardından askerî düşünce yeniden hareket aramaya başladı. Sovyetler Birliği bu arayışın en sistematik örneklerinden birini verdi.
Sovyetlerin derin harekâtı
Mihail Tukaçevski ve Vladimir Triandafillov gibi Sovyet teorisyenleri, gelecekteki savaşın tek bir meydan muharebesiyle sonuçlanamayacağını düşündüler.
Sanayileşmiş devletlerin askerî ve ekonomik dayanıklılığı, orduların tek darbeyle yok edilmesini zorlaştırıyordu.
Peki çözüm neydi?
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Sovyetler, savaşın taktik seviyenin ötesinde yürütülmesi gerektiğini savundu. Harekâtın derinlik boyunca birbirini izleyen aşamalar halinde ilerlemesi gerekiyordu.
1920'lerin sonlarında Sovyet askerî düşüncesinde şekillenmeye başlayan, 1930'larda Tukaçevski ve Triandafillov'un çalışmalarıyla sistematikleşen derin harekât teorisinde amaç, düşmanın sadece ön hattını yarmak değildi.
İlk kademe kırıldıktan sonra ikinci ve üçüncü kademeler de baskı altına alınacaktı. Komuta merkezleri, ulaştırma hatları ve yedekler hedef alınacaktı.
Böylece düşmanın savunma sistemi bir bütün olarak çözülecekti.
Burada önemli olan ayrıntı şudur: Sovyetler manevrayı sadece birliklerin hızlı hareketi olarak görmüyordu.
Manevra, düşmanın bütün savaş sistemine karşı yürütülen bir operasyondu.
Bugün derin harekât dediğimiz düşüncenin kökleri burada yatıyor.
Peki Batı bu gelişmeye nasıl cevap verdi?
Amerikan ordusu uzun süre Sovyetlerin bu yaklaşımına karşı daha çok ileri cephedeki muharebeye odaklanan bir anlayış geliştirdi.
1976 tarihli doktrin, ağırlıklı olarak savunmayı ve ateş gücüyle üstünlük sağlamayı öne çıkarıyordu.
Ancak 1973 Yom Kippur Savaşı'nın gösterdiği yüksek ateş gücü ve zırhlı birlik kayıpları, Sovyetlerin Avrupa'da büyük bir konvansiyonel saldırı başlatması halinde ortaya çıkabilecek tabloyu yeniden düşünmeye zorladı.
Böylece 1970'lerin sonlarında başlayan arayış, 1982'de yayımlanan FM 100-5 ile Hava Kara Muharebesi doktrininde somutlaştı. 1986'da doktrin daha da geliştirildi.
Hava Kara Muharebesi'nin temel fikri açıktı: Sovyet ordusunun sadece öncü unsurlarıyla savaşmayacaktınız.
Arkadan gelen ikinci kademeyi de vuracaktınız.
Kara kuvvetleri cephede mücadele ederken hava gücü ve uzun menzilli ateşler düşmanın derinliğini hedef alacaktı.
Böylece Sovyetlerin kademeli ve derinlikli saldırı düzeni daha cepheye ulaşmadan parçalanacaktı.
Bir bakıma Sovyetlerin derin harekâtına karşı verilen cevap da derinlikte savaşmaktı.
Bugün mesele neden farklı?
Bugün manevra harbini sadece manevra kavramıyla açıklamak yetersiz kalıyor.
ABD Kara Harp Okulu'nun yakın tarihli bir çalışmasında modern manevranın üç farklı biçiminden söz ediliyor.
Bunlardan biri klasik manevra harbidir. Amaç düşmanın zayıf noktasını bulmaktır. Komuta ve bütünlüğünü bozmak hedeflenir.
İkinci biçim imha merkezli manevradır. Burada amaç düşman birliklerini kuşatmak, parçalamak ve fiziksel olarak yok etmektir.
Üçüncü biçim ise yıpratma merkezli manevradır. Birlikler ateş desteği altında aşamalı olarak ilerler. Ele geçirilen arazi tutulur. Kuvvetler yeniden düzenlenir.
Sonra bir sonraki hamleye hazırlanılır.
Bu ayrım bugün önem taşıyor.
Çünkü Ukrayna savaşı gibi yüksek yoğunluklu çatışmalarda klasik manevra savaşının önündeki engeller arttı.
Sürekli keşif, insansız hava araçları, hassas ateşler, elektronik harp ve gelişmiş istihbarat sistemleri savaş alanını daha şeffaf hale getiriyor.
Büyük birlikleri gizlemek zorlaşıyor.
Toplanmak, hareket etmek ve ikmal yapmak düşmanın ateş gücüne hedef oluşturuyor.
Peki böyle bir ortamda hangi manevrayı tercih edeceksiniz?
İşte yıpratma manevrası burada önem kazanıyor.
Yıpratma manevrası, manevranın terk edilmesi anlamına gelmiyor.
Manevranın daha kontrollü ve aşamalı biçimde uygulanması anlamına geliyor.
Düşmanın keşif ve ateş sistemleri sistematik biçimde baskılanıyor.
Belirli bir kesimde ateş gücü üstünlüğü kuruluyor.
Düşman mevzisi zayıflatılıyor.
Ardından sınırlı bir ilerleme gerçekleştiriliyor.
Ele geçirilen alan tahkim ediliyor. Bir sonraki hamle için yeniden hazırlanılıyor.
Amerikan askerî araştırmacılarının dikkat çektiği nokta da burada.
Modern savaşta tek bir teknoloji veya tek bir silah sistemi manevrayı geri getirmeye yetmiyor.
İstihbarat, ateş desteği, insansız sistemler, elektronik harp, komuta kontrol ve lojistik birlikte çalışmak zorunda.
İmha merkezli manevra ise farklı bir mantığa dayanıyor.
Burada hedef düşmanın sistemini aşındırmakla yetinmek değil. Belirli bir kuvvet grubunu kuşatıp imha ederek savaş düzeninden çıkarmak.
II. Dünya Savaşı'nın Doğu Cephesi bunun klasik örneklerinden birini oluşturur.
Alman ordusunun geniş kuşatma harekâtları, Sovyet birliklerinin büyük gruplar halinde çevrilmesini ve ardından imha edilmesini amaçlıyordu.
Bu model, uygun arazi ve koşullar bulunduğunda etkiliydi.
Ancak modern keşif sistemlerinin hâkim olduğu bir ortamda büyük birliklerin böyle bir kuşatmaya girmeden önce tespit edilmesi de mümkün.
Peki yıpratma ve imha birbirinin alternatifi mi?
Hayır.
Bir kuvveti imha etmek için önce onu yıpratabilirsiniz.
Bir yıpratma harekâtı, düşmanın belirli bir kesiminde üstünlük yarattığında imha harekâtının koşullarını oluşturabilir.
Tersine, başarılı bir kuşatma düşmanın geri kalan kuvvetlerini daha savunmasız hale getirebilir. Bu da geniş çaplı bir yıpratma sürecini hızlandırabilir.
Dolayısıyla bugün manevra harbini hareket mi, ateş gücü mü ikilemine sıkıştırmak doğru değil.
Asıl mesele, hangi koşullarda hangi manevra biçiminin işe yarayacağını bilmektir.
Amerikan askerî literatüründe de son yıllarda manevra mı, yıpratma mı tartışmasının fazla basitleştirici olduğu yönünde güçlü bir eleştiri bulunuyor.
Savaşın sonucu çoğu zaman tek bir yönteme bağlı değil. Farklı yenilgi mekanizmalarının birlikte kullanılması sonucu belirleyebiliyor.
Bana göre önümüzdeki dönemin asıl tartışması da burada başlayacak.
Manevra savaşı ölmedi.
Fakat eski biçimiyle her savaşta uygulanabilecek evrensel bir çözüm olmaktan çıktı.
Derin harekâtın Sovyetler tarafından yeniden düşünülmesinden yaklaşık bir asır sonra, ordular yeniden aynı soruyla karşı karşıya: Düşmanın sistemini nereden kıracaksınız?
Bugünün cevabı bazen hız ve şaşırtma olacak.
Bazen kuşatma ve imha.
Bazen de metre metre ilerleyen, ateş gücüyle desteklenen yıpratma manevrası.
Manevra harbinin geleceği, bu yöntemlerden birini seçmekte değil. Savaşın hangi aşamasında hangisini kullanacağını bilmekte yatıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: manevra harbiDr. Osman Gazi Kandemir
DAHA FAZLA HABER OKU
Gürbüz Evren Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan ittifakı kime karşı kuruldu?
Dr. Elif Dikmen Diriöz Sürdürülebilir turizme ilham veren oteller
Dr. Cemal Kazak Mekke Anlaşması: Türkiye için stratejik fırsat mı, yeni bir sınav mı?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.