YAYIN TARİHİ, 11 Ağustos 2026 09:49
Savaş ve derinleşen ekonomik yıkımın kıskacındaki İran halkı, tam bir yaşam mücadelesi veriyor. Gıda enflasyonu yüzde 130’a ulaşırken, halk temel ihtiyaçlarını bile borçla karşılıyor. Kriz, ülkeyi insani felakete sürüklüyor.
Derinleşen yoksulluk, kontrolden çıkan enflasyon, artan hane halkı borçları ve gizli işsizlik… İran ekonomisi, uzun süredir devam eden ağır yaptırımlar ve bölgesel askeri gerilimlerin gölgesinde tarihinin en ağır krizlerinden birini yaşıyor. Ülkede yaşanan ekonomik çöküşün boyutları artık resmi yayın organları ve devlet yetkilileri tarafından dahi gizlenemez noktaya ulaştı.
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Washington'ın uyguladığı ekonomik baskı stratejisini açıkça ifade etmişti. Trump, "İran'la sadece yarı müzakere halindeyiz. İran'ın yüksek enflasyonunu ve parasızlığını sadece izliyoruz," diyerek ABD'nin füze ve askeri harekatlardan ziyade ekonomik çaresizliği bir koz olarak kullandığı mesajını vermişti.
Mutfakta yüzde 130’luk enflasyon: Borç parayla hayatta kalma mücadelesi
İran Haber Ajansı’nın (ILNA) yayımladığı son raporlar, tabandaki krizin boyutunu gözler önüne seriyor. Hükümetin resmi istatistiklerine göre, gıda enflasyonu son 12 ayda neredeyse yüzde 130 artarken, alt gelir grubundaki çalışanların ücret artışı bunun yarısının dahi altında kaldı.
Gelirleri harcamalarına yetmeyen milyonlarca İranlı, günlük yaşamı sürdürebilmek için mikro kredi uygulamalarına ve taksitli alışverişe sığınmış durumda. CNN International'ın haberine göre Tahran'da ailesiyle yaşayan 35 yaşındaki Hossein, günlük işe gidiş-geliş ve yemek masraflarını dahi dijital kredi uygulamalarıyla karşıladığını belirtiyor. Gelirlerinin yüzde 40’ını kiraya, yüzde 40’ını ise biriken kredi borçlarına ayırdıklarını belirten işçiler, borç batağında bir kısır döngüye hapsedildiklerini dile getiriyor.
İşçi hakları savunucusu ve Baneh İnşaat İşçileri Sendikası Başkanı Hassan Ezzati, yaşanan ironiyi şu sözlerle özetliyor: "Hem yerüstü hem de yeraltı doğal kaynakları bakımından zengin bir ülkede, işçilerin yaşam öyküsü bitmek bilmeyen bir acı kronolojisidir. İşçiler unutuldu ve kaderin insafına bırakıldı. Çabaları tek bir şeye odaklanmış durumda: Hayatta kalmak."
Hürmüz Boğazı'ndaki müzakereler kilitlenmişken, analistler Washington ve müttefiklerinin ekonomik çaresizliği rejim üzerinde bir kaldıraç olarak kullanmaya devam edeceğini belirtiyor. Ancak olası bir diplomatik çözüm sağlansa dahi, Tahran'ın ağır ekonomik yaralarını sarmasının yıllar alacağı öngörülüyor.
Toplumsal patlama korkusu
Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve devlet yetkilileri, ekonomik çöküşün toplumsal patlamalara yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Devlet haber ajansı IRNA, satın alma gücünün düşmesi ve derinleşen eşitsizlik duygusu engellenemediği sürece toplumsal hoşnutsuzluğun kendini yeniden üreteceğini kabul ediyor.
Hükümetin bütçe açığını kapatmak amacıyla benzin sübvansiyonlarını azaltma planı ise yeni bir protesto dalgası endişesi yaratıyor. Tahran Üniversitesi Ekonomi Profesörü Albert Baghzian, durumu kritik bir benzetmeyle değerlendiriyor: "Bugünkü ekonomimiz şiddetli kanama geçiren bir hastaya benziyor. Benzin fiyatlarında ani bir artış ya da sübvansiyon kesintisi, halkın geçim kaynaklarına ölümcül bir darbe indirmek demektir."
Küçülen ekonomi ve sıfırlanan petrol ihracatı
Uluslararası Para Fonu (IMF), çatışmaların yol açtığı üretim kayıpları ve fiziksel hasarlar nedeniyle İran ekonomisinin bu yıl yüzde 6 oranında küçüleceğini öngörüyor. Yayımlanan 2026 yılı bütçesinde reel harcamalar şimdiden yüzde 38 oranında kesilmiş durumda.
Ülke ekonomisinin tek can damarı olan petrol ihracatı da ABD'nin deniz ablukası nedeniyle büyük risk altında. Bütçede günlük 1,77 milyon varil petrol ihracatı hedeflenmiş olsa da, nakliye verileri Temmuz ayının sonundan bu yana kritik Kharg Adası terminalinden petrol sevkiyatının durduğunu gösteriyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.