13 Ağustos 2026, Perşembe · 12:14 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Arada kalmak strateji değildir

Arada kalmak strateji değildir

AYÇA TEKİN-KORU

Bu dizinin ilk yazısında devletin ekonomiye neden geri döndüğünü ele aldım.

İkinci yazıda serbest ticaretin stratejik özerklik ve ekonomik güvenlik ekseninde yeniden tanımlandığını anlattım.

Üçüncü yazıda ise teşviklerin, fabrikaların ve teknolojik kapasitenin nerede oluşacağını belirleyen yeni bir rekabet aracına dönüştüğünü tartıştım.

Şimdi sıra sormak istediğim asıl soruda: Türkiye bu yeni küresel ekonomide nerede duracak?

İlk bakışta avantajlı olduğumuz düşünülebilir. Avrupa’ya yakınız. Büyük bir iç pazarımız var. Güçlü bir sanayi geleneğine sahibiz. Otomotivden makineye, beyaz eşyadan tekstile kadar pek çok sektörde Avrupa değer zincirlerinin içindeyiz. Üstelik Avrupa Birliği Türkiye’nin açık ara en önemli ticaret ortağı. 2025 yılında iki taraf arasındaki mal ticareti 217,6 milyar avroyu aştı. Türkiye ihracatının yüzde 42,7’si Avrupa Birliği’ne yapıldı.

Bunlar önemli avantajlar. Ama yeterli değil. Çünkü yeni küresel ekonomide coğrafya bir başlangıç noktasıdır. Strateji değildir.

Yakın olmak yetmez

Son yıllarda Türkiye için sıkça “near-shoring fırsatı”ndan söz ediliyor. Avrupalı şirketlerin üretimi daha yakın coğrafyalara taşıması hâlinde Türkiye’nin bundan yararlanacağı düşünülüyor. Bu beklenti tümüyle temelsiz değil. Tedarik süresinin kısalması, gelişmiş lojistik altyapısı, Avrupa ile uzun yıllara dayanan üretim ilişkileri ve Gümrük Birliği Türkiye’yi güçlü bir aday hâline getiriyor.

Fakat burada önemli bir ayrım var. Avrupa’ya yakın olmakla Avrupa’nın stratejik üretim çevresinin içinde yer almak aynı şey değil. Yeni dönemde şirketler yalnızca ücretlere ve nakliye maliyetlerine bakmıyor. Enerji sisteminin güvenilirliğini, karbon yoğunluğunu, dijital altyapıyı, hukuk düzenini, siyasi ilişkileri ve kuralların öngörülebilirliğini de hesaba katıyor.

Dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlığı otomatik bir ekonomik kazanç yaratmayacak. Yakınlık, güvenilirlikle birleşirse değer kazanacak. Aksi hâlde haritada Avrupa’nın yanında, yeni üretim mimarisinin dışında kalabiliriz.

Uyum sağlamak yetmez

Türkiye’de Avrupa’nın yeşil dönüşümü çoğu zaman bir “uyum” meselesi olarak ele alınıyor.

Şirketler karbon emisyonlarını ölçecek. Gerekli raporları hazırlayacak. Avrupa Birliği’nin standartlarına uyacak. İhracat kaybı önlenecek.

Bunların tümü gerekli. Ama yetersiz. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülükler içeren dönemi 1 Ocak 2026’da başladı. Böylece karbon içeriği, Avrupa’ya yapılan ihracatın doğrudan maliyet unsurlarından biri hâline geldi. Türkiye’de İklim Kanunu ile emisyon ticaret sistemi için hukuki çerçeve oluşturuldu ama halen çok tartışmalı bir konu. Ulusal sistemin uygulamaya geçirilmesine yönelik çalışmalar da sürüyor.

Fakat Türkiye’nin amacı yalnızca Avrupa sınırında ödenecek karbon maliyetini azaltmak olamaz. Asıl amaç, düşük karbonlu üretimi yeni bir rekabet gücüne dönüştürmek olmalı. Aradaki fark büyük. Birinci yaklaşımda şirketler dışarıdan gelen kurallara uyum sağlar. İkincisinde ise Türkiye kendi enerji, teknoloji ve sanayi dönüşümünü tasarlar. Birincisi savunmadır. İkincisi strateji.

Üretim üssü olmak yeterli mi?

Türkiye uzun yıllardır küresel şirketler için bir üretim merkezi olmaya çalışıyor. Bu kötü bir hedef değil. Üretim yatırım, ihracat ve istihdam yaratır. Tedarikçi firmaların gelişmesine katkıda bulunabilir. Ama her üretim faaliyeti aynı değeri yaratmaz. Bir otomobil Türkiye’de monte edilebilir; tasarımı, yazılımı, batarya teknolojisi ve fikrî mülkiyeti başka bir ülkede kalabilir. Bir makine Türkiye’de üretilebilir; kritik parçaları, sensörleri ve kontrol sistemleri ithal edilebilir. Bir yabancı yatırım büyük ihracat rakamları yaratabilir; fakat yerli tedarikçilerle, üniversitelerle ve araştırma kuruluşlarıyla bağ kurmadan faaliyet gösterebilir. Bu nedenle yatırımın miktarı kadar niteliğini de sormamız gerekiyor. Ülkeye ne kadar sermaye geldi? Evet, önemli. Ama daha önemli sorular var:“Bu yatırım Türkiye’de hangi bilgiyi bıraktı? Kaç yerli tedarikçinin teknolojik kapasitesini geliştirdi? Ne kadar nitelikli istihdam yarattı? Yerli araştırma ve tasarım faaliyetlerine ne ölçüde katkıda bulundu? İthal girdilere bağımlılığı azalttı mı?”

Yeni küresel ekonomide üretim üssü olmak ile teknoloji ortağı olmak arasındaki farkı bu sorular belirleyecek. Türkiye yalnızca başkalarının tasarladığı ürünleri üreten bir ülke olarak kalırsa ihracat yapabilir. Ama karar gücü kazanamaz.

Teşvik listesi sanayi politikası değildir

Türkiye’nin büyük ekonomilerle teşvik miktarı üzerinden yarışması mümkün değil. ABD’nin, Çin’in veya büyük Avrupa ülkelerinin şirketlere sunduğu mali destekleri aynı ölçekte vermeye çalışmak hem gerçekçi değil hem de doğru değil. Bizim üstünlüğümüz teşvikin büyüklüğünden değil, isabetinden gelmek zorunda. Bu da seçicilik gerektiriyor.

Fakat seçicilik, her yıl yeni bir “stratejik sektörler” listesi hazırlamak demek değil. Her sektörü stratejik ilan etmek, aslında hiçbir tercih yapmamak demektir. Türkiye’nin sınırlı kamu kaynakları; mevcut üretim yetkinliğinin, gelecekteki talebin ve teknolojik öğrenme potansiyelinin kesiştiği alanlara yönelmeli. Düşük karbonlu çelik, otomotivdeki teknolojik dönüşüm, makine ve güç elektroniği, yenilenebilir enerji ekipmanları ve sanayinin dijitalleşmesi bu gözle değerlendirilebilir. Ancak sektörün adını koymak yetmez. Desteğin koşulunu da koymak gerekir.

Kamu kaynağı alan şirketten emisyon azaltması, araştırma yapması, yerli tedarikçi geliştirmesi, çalışanlarına yeni beceriler kazandırması ve ölçülebilir bir teknolojik ilerleme sağlaması beklenmeli. Hedef gerçekleşmezse desteğin azaltılması veya geri alınması mümkün olmalı. Teşvik şirket bilançosunu değil, ülkenin yetkinliğini büyütmeli. Aksi hâlde sanayi politikası, geleceği inşa eden bir araç olmaktan çıkar; geçmişten gelen güçlü şirketleri kamu kaynağıyla koruma yöntemine dönüşür.

Avrupa bir çapa olabilir

Türkiye’nin yeni küresel ekonomideki yerini Avrupa’dan bağımsız düşünmesi mümkün değil. Ama Avrupa ile yakın ilişki, yalnızca daha fazla mal satmak anlamına gelmemeli. Gümrük Birliği, Türkiye sanayisinin Avrupa üretim ağlarına girmesinde önemli rol oynadı. Fakat bugünün ticareti artık yalnızca sanayi mallarının gümrükten geçişinden ibaret değil. Dijital düzenlemeler, karbon politikaları, hizmetler, kamu alımları, yatırımlar ve ekonomik güvenlik giderek daha belirleyici hâle geliyor. Türkiye ve Avrupa Birliği de Şubat 2026’da Gümrük Birliği’nin yeşil ve dijital dönüşüm ile değişen küresel ticaret koşulları karşısında güncellenmesinin önemini yeniden vurguladı. Bu nedenle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi yalnızca bir dış politika dosyası değildir. Türkiye’nin sanayi politikasının parçasıdır. Ancak Avrupa bir çapa olabilir diye Türkiye’nin bütün ekonomik ufkunu Avrupa ile sınırlandırması da doğru olmaz. Stratejik özerklik Avrupa için ne kadar önemliyse, Türkiye için de o kadar önemlidir. Pazarları, enerji kaynaklarını, teknolojik ortaklıkları ve tedarik kanallarını çeşitlendirmek gerekir. Fakat çeşitlendirme, Avrupa’dan uzaklaşmak demek değildir. Tek bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirmemek demektir.

Asıl eksik para mı?

Türkiye’de yapısal dönüşüm tartışmaları çoğu zaman finansman sorununa bağlanıyor. Elbette yeşil ve teknolojik dönüşüm pahalı. Ama asıl eksik her zaman para değil. Aynı hedef etrafında çalışabilen kurumlar, tutarlı kurallar ve uygulama kapasitesi de gerekiyor. Enerji politikası başka bir yöne, sanayi teşvikleri başka bir yöne, eğitim sistemi başka bir yöne ilerliyorsa ortaya bir dönüşüm stratejisi çıkmaz. Birbirinden kopuk projeler çıkar. Devletin görevi yalnızca teşvik açıklamak değil; enerji, ticaret, teknoloji, eğitim ve finansman politikalarını ortak bir hedef etrafında birleştirmek olmalı. Bunun için de devlet kapasitesi gerekir. Devlet kapasitesi, daha fazla bürokrasi demek değildir. Doğru bilgi üretebilen, özel sektörle konuşabilen ama onun tarafından ele geçirilmeyen, hedef koyabilen, sonuçları ölçebilen ve başarısız politikadan zamanında vazgeçebilen kurumlar demektir. Şirketler yalnızca ucuz kredi aramaz. Öngörülebilirlik de arar. Kuralların sık sık değiştiği, verilen sözlerin güven yaratmadığı ve kamu kararlarının gerekçelerinin bilinmediği bir yerde uzun vadeli teknoloji yatırımı yapmak kolay değildir.

Son söz

Türkiye’nin önünde kolay bir tercih yok. Bir yanda Avrupa ile derin üretim ilişkileri var. Diğer yanda teknolojide, enerjide ve kritik girdilerde önemli dış bağımlılıklar. Bir yanda güçlü bir sanayi altyapısı var. Diğer yanda düşük teknolojili ve düşük katma değerli üretime sıkışma riski. Bir yanda yeni küresel ekonominin açtığı fırsatlar var. Diğer yanda büyük ekonomilerin teşvik gücüyle yeniden çizdiği sert bir rekabet haritası. Bu tablonun karşısında beklemek de bir tercih. Ama iyi bir tercih değil. Çünkü küresel ekonomi yeniden kurulurken yerini kendisi tanımlamayan ülkelerin yeri, başkaları tarafından tanımlanır. Türkiye’nin amacı yalnızca Avrupa’ya yakın bir üretim alanı olmak olmamalı. Teknoloji geliştiren, düşük karbonlu üretim yapabilen, kendi tedarik kapasitesini güçlendiren ve ortaklarının güven duyduğu bir ekonomi olmak olmalı. Bunun için daha fazla slogan değil, daha net tercihler gerekiyor. Daha fazla teşvik değil, daha iyi tasarlanmış teşvikler gerekiyor. Daha fazla proje değil, birbirini tamamlayan bir dönüşüm programı gerekiyor. Daha güçlü şirketler kadar, daha güçlü kurumlar gerekiyor.

Yeni küresel ekonomide Türkiye’nin önünde iki yol var: Başkalarının tasarladığı dönüşüme düşük maliyetli üretimle eklemlenmek. Ya da kendi kapasitesini kurarak dönüşümün ortağı olmak.

Arada kalmak ise üçüncü bir yol değil, yalnızca karar vermeyi ertelemektir.

İlgili Haberler
Makroekonomi Çiftçilere yılın ilk 6 ayında 106 milyar liralık destek CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Cari açık haziranda beklentilerin altında kaldı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi SON DAKİKA | Merkez Bankası'nın enflasyon tahmini değişecek mi? Gözler bugünkü sunumda CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Norveç Merkez Bankası faizi yüzde 4,25’te sabit tuttu Paratic · 15 dk önce Makroekonomi Orhangazi TSO, 100. yılında ekonomiye katkı sağlayanlara ödül Ekonomi Gazetesi · 18 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.