Bu hafta perşembe günü 2026 yılının 3. ‘Enflasyon Raporu’ açıklandı. Bu sütunları okuyanlar bilirler, ben kendi adıma enflasyon raporlarına çok önem veririm. Merkez Bankası ekonomistlerinin büyük bir emekle hazırladıkları raporların içeriği çok yol gösterici ve hatta bazen öğretici de olabilir. Raporu, sadece Merkez Bankası’nın enflasyona ilişkin yılsonu ve gelecek yıllara ait ara hedef ve beklentilerine indirgemek de doğru olmaz. Detaylı incelemek gerekir.
Benim yazı günümün cuma günü olması ve haftalık yazımı perşembe sabahı göndermem nedeniyle bu hafta, enflasyon raporunun içeriğine ilişkin bir yazı yazamadım. Fakat yine de enflasyon gerçeğinden ayrılmamak adına, geçtiğimiz hafta 03 Ağustos 2026 tarihinde açıklanan enflasyon verilerine detaylı bir şekilde bakmak istedim.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Temmuz ayına ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) verilerini 3 Ağustos 2026 Pazartesi günü açıkladı. Buna göre aylık TÜFE artışı yüzde 1,78, yıllık TÜFE ise yüzde 31,75 olarak gerçekleşti. Yıllık enflasyon, Haziran ayındaki yüzde 32,11 seviyesinden 0,36 puan gerileyerek, hâlâ küçük bir umutla da olsa, dezenflasyon sürecinin ikinci ayında da devam ettiğini gösteriyor. Toplumun büyük kesimini ilgilendiren kira artışlarında esas alınan 12 aylık ortalama TÜFE oranının ise yüzde 31,90 olarak gerçekleştiğini gördük.
Piyasa beklentisi (AA Finans anketine katılan 17 ekonomistin ortalaması) aylık TÜFE için yüzde 1,82 yönündeyken, gelen yüzde 1,78 enflasyon için beklentilerin altında bir gerçekleşme diyebiliriz.
TCMB'nin Temmuz ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'nde ise aylık TÜFE beklentisi yüzde 1,68 olarak yer almıştı. Piyasa katılımcılarının her şeye rağmen aşırı iyimserliği beni benden alıyor.
Merkez Bankası 30. Temmuz 2026 tarihli Para Politikası Toplantı özetinde; ‘Öncü veriler ana eğilimin temmuz ayında geçici olarak yükseleceğini ima etmektedir. Mevsimsellikten arındırıldığında, aylık hizmet enflasyonunda yükseliş gözlenmekte, bu gelişmede sağlık hizmetleri fiyatlarının etkisi öne çıkmaktadır. SGK Sağlık Uygulamaları Tebliği'nde yapılan muayene katılım payı düzenlemesinin temmuz ayında aylık tüketici enflasyonunu 0,22 puan artıracağı öngörülmektedir. Buna ek olarak ayrıca, temmuz ayında sağlık hizmetleri fiyatları üzerinde Türk Tabipler Birliği tarife artışlarının yansımaları da gözlenecektir.’ Diyerek bizi uyarmıştı. Enflasyonla mücadelede en temel sorunlardan birinin yönetilen ve yönlendirilen fiyat artışları, yani kamunun mal ve hizmetlere yaptığı zamlar olduğunu uzun zamandır söylüyoruz. Program sanayiyi neredeyse yok etmek pahasına sürerken, fedakârlığın büyük kısmı düşük ve orta-düşük gelire sahip kesimden beklenirken, kamunun enflasyonla mücadeleye hiç uygun olmayacak şekilde yaptığı zamlar, enflasyonla mücadelede ne kadar samimi olunduğu konusunda kafalarda soru işareti yaratıyor. Hal böyle olunca da İran savaşı nedeniyle eşel-mobil sistemine bağlanmış olan akaryakıt fiyatlarını, özellikle dizelde, kontrol etmek amacıyla motorinden alınan ÖTV’de indirime gidilmek zorunda kalınıyor. Hesapsızca yapılan işlerin faturası bu kez kamu maliyesine yük getiriyor.
Bu arada ‘Enflasyon Verilerinin’, ‘İşsizlik Verilerine’ benzer bir hal almaya başladığını da söylemeden geçmeyelim.
Nasıl ki işsizlik verilerinde ‘manşet işsizlik oranı’ hep düşük gelirken, ‘mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış atıl işgücü oranı’ neredeyse rekorlar kırıyorsa, TÜFE verilerinde de ‘manşet TÜFE’ çoklukla beklentilerden ya da diğer referans enflasyon oranlarından düşük gelirken, ‘mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış enflasyon’ 2025 yılının tamamında ve hatta 2026 yılının 7. ayına geldiğimizde ortalamada yüzde 2,33 ile devam ediyor. Burada bir iyileşme maalesef yok. Bu veri serisini grafik 1’de görebilirsiniz.
Öte yandan Merkez Bankası’nın dikkatlice baktığı çekirdek enflasyon göstergelerinden ‘Mevsimsellikten Arındırılmış İşlenmemiş Gıda Ürünleri, Enerji, Alkollü İçkiler ve Tütün ile Altın Hariç TÜFE’ yani ‘MEA B’ endeksinde durum görece iyi. Mevsimsellikten arındırılmış B endeksi 2025 (12 ay) ile 2026 (7 ay) ortalaması 2,30 iken, Temmuz 2026 verisinin ortalamanın epey altında yüzde 1,97 gelmesi sevindirici. Bu veri serisini aşağıdaki grafik 2’de görebilirsiniz.
Fakat aynı şeyi ‘Mevsimsellikten Arındırılmış Enerji, Gıda ve Alkolsüz İçecekler, Alkollü İçkiler ile Tütün Ürünleri ve Altın Hariç TÜFE’ yani ‘MEA C’ için söylemiyoruz. Mevsimsellikten arındırılmış C endeksi 2025 (12 ay) ile 2026 (7 ay) ortalaması 2,25 iken, Temmuz 2026’da ortalamaya yaklaşan, yani artış gösteren (Haziran 2026: 2,07 - Temmuz 2026:2,18) bir veri ile karşı karşıya kaldık. Burada işler pekiyi gözükmüyor. Bu veri serisini grafik 3’de görebilirsiniz.
Temmuz 2026 TÜFE verisinde bence en olumlu gelişmelerden biri, ‘Endekste kapsanan 174 alt sınıftan 50 alt sınıfın endeksinde düşüş gerçekleşip, 7 alt sınıfın endeksinde değişim olmazken, 117 alt sınıfın endeksinde ise artış gerçekleşmesi’ oldu. Bir önceki ay, yani Haziran 2026’da, fiyat yükselişi 138 alt sınıf endeksinde gerçekleşmişti.
Yayılımı göstermesi açısından önemli olduğunu düşündüğüm bu gelişmelerin Ocak-Temmuz 2026 arasındaki grafiksel göstergesi Grafik 4’teki gibidir.
Burada da temkinli olmakta fayda var. 2026 yılsonu enflasyon hedeflerinden en çok saptığımız Ocak ve Şubat aylarındaki seyir Temmuz 2026’dakine benzer bir görünüm sergilemişti. Elbette sonraki aylardaki gelişme İran savaşı ile çok yakından ilgili; ancak önümüzdeki dönemde risklerin neler olabileceğini kestiremiyor olmamız, bu veriye de temkinli yaklaşmamızı gerektirir diye düşünüyorum.
Tüm bunlarla birlikte, Temmuz ayında hizmet enflasyonunda bozulma net bir şekilde görülüyor. TCMB'nin ‘Temmuz ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu’nda da hizmet grubu fiyatlarının aylık yüzde 3,18 yükseldiği, yıllık hizmet enflasyonunun yüzde 39,70 ile Temel Mallar grubundaki yüzde 16,82'nin oldukça üzerinde kaldığı görülüyor. Hizmet enflasyonu yükselirken, Merkez Bankası’nın sıkça atıf yaptığı ‘Altın Kaynaklı Servet Etkisi’nin neredeyse hiç kalmadığına dikkat çekelim.
Artık 2026 yılsonunu yüzde 30 civarı bir enflasyonla kapayacağımız genel kabul görmüş bir hal aldı.
Esas sorular şunlar bence;
2027 yılında aynı para politikası dinamiklerini kullanarak enflasyonu yüzde 15’li seviyelere nasıl düşüreceğiz?
Neler farklı olacak ki biz bunu sanayimizi yok etme pahasına başaracağız? Üstelik 2027 yılının herhangi bir noktasında ‘Seçim’ olma riski varken.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.