“Altın tekrar yükselir mi?” ya da “TCMB faiz indirir mi?” gibi başlıkların okunurluğumu artıracağının farkındayım. Ama size anlatmak istediklerim var ve o nedenle bugün biraz sıkıcı olma riskini alacağım. Yine de söz, konuyu piyasalara bağlayacağım.
Yazıya nüfus istatistikleriyle başlayacağım ama konum şu pek meşhur “Yaşlanıyoruz, fırsat penceresi kapanıyor!” meselesi değil. Fırsat penceresi konusunda genelden ayrı düşünüyorum, bir ara onu da yazarım.
Malumunuz TÜİK her yıl olduğu gibi bu sene de İstatistiklerle Çocuk bültenini yayımladı. Çocuk nüfusun toplam içerisindeki payı 1935’teki %45’ten 2025 itibarıyla %24,8’e gerilemiş. Bu oran Avrupa Birliği (AB) üye ülkeleri içindeki en yüksek seviye... Bizden sonra gelen İrlanda’daki seviye %22,7, AB-27 ortalaması ise %17,6.
TÜİK’in nüfus projeksiyonları, çocuk nüfusun toplam içerisindeki payının azalmaya devam edeceğini gösteriyor. Baz senaryoya göre 2100’de bu oran 10 yüzde puan gerileyerek %14,5 olacak. TÜİK’in iyimser ve karamsar senaryosu 2100 için %18,6 ile %9,9 arasında değişiyor (Grafik- 1).
Dünya da yaşlanıyor, Türkiye de; buraya kadar bilinen mevzu. Sağlıklı yaş alma (Longevity) konusunun bu kadar popüler olması da kısmen artan bu farkındalığın bir yansıması. Spor, beslenme, stressiz yaşam… Herkes gerekeni yapmaya hazır. Lakin işin özünü mü kaçırıyoruz acaba? Her yer sağlıklı yaşamla ilgili sloganlarla dolmuşken gördüğüm bir istatistik beni çok şaşırttı: Türkiye’de çocuk aşılama oranları düşüyor (Grafik-2). Burada benim anlamadığım teknik bir gerekçe olabilir ama son yıllardaki düşüş normalize edildiğinde bile, aşılama oranlarının 10 yıllık medyan seviyenin altında kaldığı görülüyor.
Oysa bize sağlık lazım, hem de her yaşta! Gelin bizi nasıl bir gelecek bekliyormuş ona da bakalım. TÜİK’in projeksiyonlarına göre çalışma çağındaki 100 kişiye düşen çocuk sayısı ile hesaplanan çocuk bağımlılık oranı 2025’teki %29,7 seviyesinden 2100’de %21,5’e gerileyecek, yani yaklaşık 8 puan düşecek. Aynı dönemde yaşlı bağımlılık oranı 45 puan artarak %16,2’den %61,6’ya yükselecek (Grafik- 3).
Sayılı gün çabuk geçer muhteremler; bahsettiğimiz yıl 2100 olsa bile! Grafik-3’te yükselen turuncu çizgideki yaşlı ben değilim. Her ne kadar sağlıklı beslenip sporumu yapsam da bir 75 yıl daha buralarda olacağımı zannetmiyorum. 2100’de 65 yaş ve üzeri olacak olanların bir kısmı henüz doğmadı bile. Yani bizim şu an hem akşamları koltukta uzanırken “longevity” videoları izleyen kitleyi düşünmemiz gerek, hem de yarının yaşlılarını. Çünkü bu sistem, sadece birbirimizin kaldıracı olabilirsek sorunsuz işler. Düşen aşılama oranlarına bir de bu gözle bakmanızı rica edeceğim.
Türkiye’nin sağlık ve sağlık harcamaları meselesi “Ben geliyorum!” diye bağırıyor. Bu, sadece bize özgü bir şey de değil üstelik. Nüfusu yaşlanan, potansiyel büyümesi gerileyen ve borcu yükselen dünyada, bütçenizin sağlık harcamalarını karşılayacak kuvvette olması önemli. Bu kuvveti sağlayacak şeylerden biri bugünden sağlıklı nesiller yetiştirmek (Aşıya ve beslenmeye dikkat!). Bir diğeri de katkı payı aritmetiğini adil kurguladığınız, kapsayıcı bir emeklilik sistemi oluşturmak. Nüfusu az olsa da yaşlanma yükü ağır olan Danimarka, bu anlamda çok güzel bir örnek.
Tam bu noktada yıllardır Fransa’nın emeklilik sistemi kurgusu hakkında yazan Piketty’nin bir sözü geliyor aklıma: Büyük şoklarla mücadele eden gençlerin pek çoğu, emeklilik için hangi hakları biriktirdiklerini bilmiyor. Bizde de durum farklı değil bence. Annenize-babanıza sorun. Onlar emeklilik planlarını da haklarını da biliyorlardır. Ya siz, sizin çocuğunuz? Emekliliğiniz hakkında bir fikriniz var mı? Muhtemelen “evet” yanıtı verenlerin sayısı azdır. Korkunuz yaşlanmak mı yoksa yaşlandığınızda hem sağlığınızı hem ekonomik gücünüzü kaybetmek mi? Birinin çaresi spor ve sağlıklı beslenme, diğerinin çaresi emeklilik sistemi ve sosyal ağ. Kamu yararı gözeterek bunu kurgulayacak olan da içinde iktisatçıların, istatistikçilerin, aktüerlerin olduğu bir grup teknisyen. Doktora tezi için konu arayan gençler haydi! Tereddüt etmeyin.
Peki, bu konunun piyasalarla ilgisi ne? Sağlıksız yaşlanan toplumlarda, bütçenin sağlık harcamaları üzerinden yükü çok artacak. Kamu borcunun yükseldiğini göreceğiz. Bu sırada öz bakım ve yaşlı bakım konusunda sistemi eksik olanlarda, iş gücü katılımı da düşecek. Verimlilik sorunlarına borç eşlik ettiğinde karşımıza çıkan şey yüksek faizdir. Sağlık teknolojisi hisselerine ve yaşlanan nüfusuna emeklilik sistemi ile destek veremeyen ülkelerin sabit getirili menkul kıymetlerine bir de bu gözle bakın!
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.