Neden Yükseldi ? Tümünü Göster >Trabzonspor’un Salah hamlesi piyasaları salladı >VESTL ve VESBE yapılandırma hamlesiyle tavan oldu >Petrol fiyatlarındaki düşüş risk iştahını destekliyor >Borsa kayıplarını büyük ölçüde geri aldı: Gözler 14 bin direncinde >Borsada Aziz Yıldırım rüzgarı: Fenerbahçe hisseleri uçtu!
Neden Düştü ? Tümünü Göster >Soruşturma haberi Göknur Gıda’yı vurdu: Hisseler devre kesti >LPG operasyonu DITAS'ı vurdu, hisse tabana oturdu >Beyaz et operasyonu Banvit hisselerini etkiledi >FENER’e son dakika golü: Hisseler taban oldu >Gübretaş hisselerinde 'Razi' düşüşü
ARACI KURUM RAPORLARI Piyasaların gündemi: Fed, petrol ve TCMB üçgeni Piyasaların gözü Merkez’in anketine çevrildi TCMB’den piyasaya net mesaj: Acele faiz indirimi yok Piyasaların gözü Merkez'in kritik raporunda Piyasalar TCMB’nin yeni enflasyon tahminini bekliyor Tümünü Göster
HİSSE ÖNERİLERİ Özsermayesini güçlendirirken borsada da yükselen 19 sanayi şirketi Madencilik ve kıymetli maden hisselerinde çifte büyüme! Elektrik sektöründe esas faaliyet kârını artıran 8 şirket Hem temettü ödüyor hem kazandırıyor! Yılbaşından bu yana getiri sağlayan 22 hisse 7 hissede yükseliş yüzde 10'u aştı: 592 milyar TL'lik dev de listede! Tümünü Göster
TEKNİK ANALİZ Hem temettü ödedi hem %40’tan fazla kazandırdı: F/K’sı 15’in altındaki 11 hisse Özsermaye büyürken hisseler yükseldi: 7 şirkette 3 aylık getiri %34’ü aştı Borsa İstanbul’da işlem trafiği hızlandı: İki hissede artış %1.000’i geçti Borsa İstanbul'da 4 veriyi birlikte taşıyan hisseler Borsa İstanbul'da 10 hissede teknik sinyaller güçleniyor Tümünü Göster
Takip EtE-bültenimize abone olarak
en son bilgilere ve haberlere ulaşabilirsiniz.
17 Ağustos 2026 - 08:00 borsaningundemi.com
A1 Capital’in günlük bültenine göre, Türkiye’de sanayi üretimi zayıflarken TCMB, 2026 enflasyon tahminini yükseltti ancak ara hedefini korudu. Fed beklentilerindeki yumuşama ve petrol fiyatları piyasaların yönünde belirleyici oldu.
Geçen hafta ABD’de “Fed yeniden faiz artıracak mı?” korkusu belirgin biçimde azalırken; Avrupa’da tam tersine ECB’nin eylül ayında bir kez daha faiz artırabileceği beklentisi güçlendi; Türkiye’de ise TCMB enflasyon tahminini yukarı çekmesine rağmen ara hedefini değiştirmeyerek “dezenflasyondan vazgeçmiyorum” mesajı verdi. Fakat bütün bu para politikası hikayesinin üzerinde hala İran–Hürmüz–petrol üçgeni var. ABD kaynaklı küresel faiz baskısı azaldı ama enerji kaynaklı enflasyon riski ortadan kalkmadı. Türkiye açısından bu iki gelişme birbirine zıt çalışıyor. Fed’in daha az şahin olması Türk tahvili, BIST ve TL açısından destekleyici; petrolün 85–90 dolar üzerinde kalması ise cari açık, enflasyon ve TCMB faiz patikası üzerinden aynı varlıkları baskılıyor.
Türkiye tarafında haftanın ilk önemli verisi sanayi üretimiydi. Haziran ayında sanayi üretimi yıllık %1,4 geriledi. İmalat sanayi üretimi %1,5, madencilik %1,6 azalırken elektrik ve gaz tarafında %1,1 artış görüldü. Aylık bazda toplam sanayi üretimi yalnızca %0,1 arttı; imalat sanayi ise hiç büyümedi. Ben bu veriyi para politikası açısından iki taraflı okuyorum. Reel ekonomi açısından negatif, çünkü üretim ivmesinin zayıfladığını gösteriyor. Ama TCMB açısından dezenflasyonist. Çünkü ekonomik aktivitenin ve iç talebin yavaşlaması şirketlerin fiyatlama gücünü azaltıyor. Yani yüksek faiz politikasının talep üzerinden enflasyona etkisi artık daha net görülüyor.
Haftanın kırılma noktası ise TCMB Enflasyon Raporu oldu. 2026 yıl sonu enflasyon tahminini %26’dan %28’e yükseltti. Buna karşılık 2026 için %24’lük ara hedefi değiştirmedi. Bence raporun en önemli kısmı tam olarak bu ayrım. Bu teknik olarak oldukça önemli. Çünkü tahmin ile hedef aynı şey değil. Tahmin gerçekleşmesi beklenen patikayı, ara hedef ise para politikasının ulaşmak istediği çıpayı gösteriyor. Dolayısıyla TCMB, petrol ve maliyet baskılarının enflasyon görünümünü bozduğunu kabul ediyor ancak bu bozulmayı para politikası hedeflerine kalıcı biçimde yansıtmıyor. Bir diğer önemli mesaj, uygun şartlar oluştuğunda fonlamanın yeniden bir haftalık repo üzerinden yapılabileceğinin belirtilmesi oldu. Bu bize mevcut efektif fonlama faizinin kalıcı bir politika tercihi olarak görülmemesi gerektiğini söylüyor. Yani likidite politikası ile politika faizini birbirinden ayırmak lazım. Faiz patikası açısından bakarsam da; TCMB için faiz indirimi ihtimali hala masada ancak zamanlaması tamamen veri bağımlı hale gelmiş durumda. Sanayi üretiminin zayıflaması, iç talebin soğuması ve ana enflasyon eğiliminin gerilemesi indirimi destekliyor. Buna karşılık petrol, kur geçişkenliği ve beklentiler riski bu süreci geciktirebilir. ABD Temmuz TÜFE verisi aylık %0,1, yıllık %3,4 geldi. Çekirdek enflasyon da aylık %0,2, yıllık %2,5 seviyesinde gerçekleşti. Bu; enflasyon hala Fed’in hedefinin üzerinde ama yeniden hızlanan bir fiyat baskısı da görmüyoruz demek. ÜFE’nin aylık bazda değişmemesi ve yıllık oranın %4,7’ye gerilemesi de bu görüşü destekledi.
Özellikle ÜFE beklentinin altında kalması, maliyet enflasyonunun tüketici fiyatlarına yeni bir dalga halinde geçme riskini azalttı. Bir önceki haftada ABD istihdam verisi zaten zayıflamıştı. Üzerine 14 Ağustos’ta perakende satışların aylık %0,6 gerilemesi geldi. Michigan tüketici güveni de 55,2’den 51,0’a düştü. Dolayısıyla Fed açısından tablo artık sadece “enflasyon yüksek” değil. Aynı anda ekonomik aktivitenin de soğuduğunu görüyoruz.
Bu nedenle piyasanın Fed beklentisi belirgin biçimde değişti. Birkaç hafta önce faiz artırım riski ön plandayken, artık daha çok “Fed ne kadar süre bekleyecek?” sorusu soruluyor. Burada kritik ayrım şu: henüz güçlü bir faiz indirimi senaryosu fiyatlanmıyor. Ancak yeni bir faiz artırımı ihtimalinin belirgin şekilde zayıflaması bile ABD tahvilleri, teknoloji hisseleri ve gelişmekte olan ülke varlıkları açısından destekleyici. ABD tahvil piyasasında ise kısa ve uzun vade birbirinden ayrışıyor.
Kısa vadeli faizler Fed beklentilerindeki yumuşamayla aşağı yönlü hareket edebilirken, uzun vadelerde bütçe açığı ve Hazine’nin yüksek borçlanma ihtiyacı hala önemli bir baskı unsuru. Temmuz ayında ABD bütçe açığının 432 milyar dolara ulaşması ve mali yılın ilk on ayında açığın 1,799 trilyon dolara çıkması; Fed’in daha güvercin olması tek başına uzun vadeli tahvil faizlerini kalıcı şekilde aşağı çekmeye yetmeyebilir,vdemek.
Avrupa tarafında ise ABD’den farklı bir resim var. Euro Bölgesi ikinci çeyrekte çeyreklik bazda %0,4 büyüdü. Ekonomik aktivite tamamen güçlü değil ama enerji şokuna rağmen beklenenden daha dirençli. Buna karşılık enflasyon %2 hedefinin üzerinde kalmaya devam ediyor. Dolayısıyla ECB’nin Fed’den daha şahin bir çizgide kalması şaşırtıcı değil.
Piyasada eylül ayında ECB’den 25 baz puanlık yeni bir faiz artırımı beklentisinin güçlü kalmasının nedeni tam olarak bu. Avrupa ekonomisi resesyona girmemiş durumda, şirket karlılıkları da görece güçlü. Bu da ECB’ye enflasyonla mücadelede biraz daha hareket alanı veriyor. Bu nedenle Fed ile ECB arasında yeniden belirgin bir politika ayrışması oluşuyor: Fed tarafında artırım riski azalırken, ECB tarafında bir artırım daha masada. Bu ayrışma teorik olarak euroyu dolar karşısında destekliyor. Fakat Avrupa’nın asıl kırılganlığı yine enerji. Brent’in 90 dolar civarında kalması Avrupa sanayisinin maliyetlerini artırıyor, tüketicinin reel gelirini baskılıyor ve ECB’nin enflasyon sorununu uzatıyor. Bu nedenle Avrupa hisselerinde güçlü bilanço verileri ile yüksek enerji maliyetleri arasında bir denge fiyatlaması görüyoruz. Altın daha çok Fed–reel faiz–dolar–jeopolitik risk üzerinden; gümüş hem bu faktörlerden hem sanayi talebinden; bakır, alüminyum gibi baz metaller ise esas olarak Çin talebi, fiziksel stoklar ve arz kesintileri üzerinden fiyatlandı. Bu ayrımı yapmak önemli, çünkü önümüzdeki dönemde aynı makro haber altınla bakırı tamamen farklı yönlere götürebilir. Altın haftayı yaklaşık 4.380 dolar/ons civarında yaklaşık %0,9 yükselişle kapadı. Burada fiyatlamanın ana nedeni İran değildi. Asıl itici güç ABD verileri oldu. ABD istihdamının zayıflaması, ardından TÜFE’nin korkulduğu kadar yüksek gelmemesi ve ÜFE’nin aylık bazda değişmemesi piyasanın Fed’in eylülde faiz artıracağı beklentisini önemli ölçüde düşürdü. FedWatch fiyatlamasında eylül faiz artırımı olasılığı bir hafta önce yaklaşık %55 iken %33’e kadar geriledi. Aynı anda Dolar endeksinin zayıflaması altını destekledi.
Ben bu haftanın ana eksenini dört başlıkta görüyorum: 19 Ağustos FOMC tutanakları, ABD sanayi/konut verileri, Euro Bölgesi enflasyon–sanayi üretimi ve Asya’da Çin/Japonya verileri. Eğer tutanaklarda enerji fiyatlarının ikincil enflasyon etkilerine, ücret baskılarına ve yeni bir faiz artırım ihtiyacına güçlü vurgu görürsek, kısa vadede ABD tahvil faizleri yukarı, dolar yukarı, Nasdaq ve altın aşağı tepkisi görebiliriz. ABD sanayi üretimi, kapasite kullanım oranı ve konut verilerinde perakende satışlardaki yavaşlamanın üretim ve konuta yayılıp yayılmadığını göreceğiz, Avrupa’da; hem temmuz nihai enflasyonu hem de haziran sanayi üretiminde eğer hizmet ve enerji enflasyonu yüksek kalır, aynı anda sanayi üretimi de zayıf gelirse ECB açısından en zor kombinasyon ortaya çıkar: büyüme aşağı,
enflasyon yukarı. Çin tarafında haftanın başındaki aktivite verileri özellikle sanayi metalleri açısından önemli, Japonya tarafında ikinci çeyrek büyüme ve 21 Ağustos TÜFE verisi BOJ beklentileri açısından önemli. (M. BAKİ ATILAL )
Fiyatı iki haftada yüzde 133 artan hisse
Yılbaşından bu yana getirisi en çok artan ve azalan hisseler
Trump’tan borsada rekor: Bir yılda 21 bin işlem
Sayfada yer alan bilgiler tavsiye niteliği taşımayıp yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırımcı profilinize uymayabilir.
ETİKETLER :
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.