18 Ağustos 2026, Salı · 10:26 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Çerçeve Yasa: Düzenin gizli ısıya karşı mücadelesi

Çerçeve Yasa: Düzenin gizli ısıya karşı mücadelesi

Gizli ısı ve çerçeve yasa

Termodinamikte güzel bir kavram var: gizli ısı. Bunun anlamı örneğin buz erirken termometrenin ibresi yükselmez. Dışarıdan baktığınızda sıcaklık aynıdır yani sabittir. Oysa sistemin içinde ciddi bir enerji transferi gerçekleşebilir ama siz bunu dışardan göremezsiniz hatta belki de bazen anlayamazsınız. Buz, suya dönüşmektedir. Termometre bunu göstermez, gösteremez fakat sistem değişmektedir. Bir halden başka bir hale (faza) geçmektedir. Son halini, verilen enerjinin miktarı ve eriyen buzun (maddenin) özellikleri belirleyecektir.

12 maddelik “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’u” okurken aklıma bu kavram geldi. Çünkü dışarıdan bakıldığında ortada bir af yok. “Af” kelimesi kullanılmıyor. Onun yerine “erteleme” deniliyor. Fakat metnin içine derinlemesine bakıldığında, bazı soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi, bazı kesinleşmiş cezaların infazının ertelenmesi ve belirli şartlar altında daha sonra farklı hukuki sonuçların doğması öngörülüyor. Bu durumu benzeşime dayalı bir ifadeyle ortaya koyarsak: termometre aynı sıcaklığı gösterse de buz eriyor ve sistem farklı bir hale (yapıya) dönüşüyor.

Kanunun ilk maddesi, bu mekanizmanın çalışması için önemli bir ön koşul getiriyor. PKK/KCK'nın fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin, güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor. Bu tespitin de Millî Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından teyit edilmesi ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanması öngörülüyor. Dolayısıyla yasa bugün çıksa bile yarın kimse otomatik olarak cezaevinden çıkmıyor. Önce örgütün gerçekten sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin, devlet tarafından tespit edilmesi gerekiyor. Bu, ilk bakışta önemli bir güvence. Ama tam burada insanın aklına başka bir soru geliyor: Örgütün gerçekten sona erdiğine kim karar verecek? Sahadaki fiili durum mu? Güvenlik kurumlarının raporları mı? MGK kararı mı? Yoksa Resmî Gazete’de yayımlanan karar mı? Türkiye aslında bu konuda tecrübesiz değil. 2009'daki Habur süreci ve sonrasında yaşanan gelişmeler, bu tür süreçlerin öngörülemeyen siyasi ve güvenlik sonuçları doğurabileceğini göstermiştir. Üstelik yasanın uygulama mekanizmasına bakıldığında, yürütmenin ağırlığı açıkça görülmektedir. Kurulda Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma Bakanları; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri yer almaktadır. TBMM'de oluşturulması öngörülen İzleme Komisyonu ise esas olarak izleme ve tavsiye işlevi görmektedir. Dolayısıyla sürecin merkezinde yürütme var. Bu da şu hususu kaçınılmaz hale getirmektedir: Sürecin yürütülmesinde ve değerlendirilmesinde yürütme organının ağırlıklı konumda olması, denetimin bağımsızlığı bakımından ayrıca ele alınması gereken bir husustur. Teknik alanda elde edilen sonuçların doğruluğu ve sağlıklı biçimde değerlendirilmesi, ölçüm aletinin bağımsız kuruluşlarca, hassas şekilde kalibre edilmesiyle yakından ilgilidir. Dolayısıyla ölçümleme (kalibrasyon), ölçme tekniğinin önemli konulardan biridir.

Toplumsal sonuç ve sınır

Yasanın 3, 4, 5 ve 6. maddelerinde, örgütü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, yardım etme, propaganda ve finansman gibi belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi ile bazı kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerine ilişkin cezaların infazının ertelenmesi öngörülmektedir. Üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda beş yıl; 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda ise on yıl süreli erteleme mekanizması getirilmektedir. Elbette önemli istisnalar da vardır.

Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren bazı suçlar, bu mekanizmanın dışında bırakılmaktadır. Dolayısıyla hukuken buna doğrudan “genel af” demek doğru değildir. Ama hukuki isim ile hukuki sonuç arasında bazen mesafe olabilmektedir. Bir soruşturma erteleniyor, bir kovuşturma erteleniyor, kesinleşmiş bir cezanın infazı erteleniyor ve kanunda öngörülen süre sonunda yeni bir suçun işlenmemesi halinde dosya veya ceza bakımından daha ileri sonuçlar doğuyorsa, toplumun şu soruyu sorması son derece meşrudur: Adına ne denildiğinden bağımsız olarak, bunun toplumsal sonucu ne olacaktır? “Af değil” demek, tartışmayı bitirmeyebilir. Sadece tartışmanın adını değiştirecektir.

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken başka bir hüküm daha var. Kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin, bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluklarının doğmamasına ilişkin bir düzenleme getirilmesidir. Bu düzenlemenin muhtemel gerekçelerinden biri, 2013'teki çözüm sürecinde görev alan kamu görevlilerinin, yaptıkları işlemler nedeniyle ileride hukuki veya cezai sorumlulukla karşılaşıp karşılaşmayacakları konusunda yaşadıkları tereddütlerin, bu kez ortadan kaldırılmak istendiği düşünülebilir. Fakat hukuk devletinde esas, görevliyi korumakla birlikte korumanın sınırının çizilmesi de önem ifade etmektedir. Mühendislikte sistem sınırı doğru ve net çizilmezse (belirlenmezse), elde edilen sonuçlar sorunun çözümüne yeterli katkıyı sağlayamayacaktır.

Belirsizlikler ve gelecek

Bütün bunların ötesinde önemli bir nokta daha var. Devlet, yaklaşık kırk yıl boyunca, doğal olarak terör örgütünün silahlı faaliyetlerinin suç teşkil ettiğini ve bu faaliyetlerin hukuki sonuçlarının bulunduğunu vurguladı. Bu yalnızca bir güvenlik politikası değildi. Aynı zamanda toplumun hukuk düzenine duyduğu güvenin bir parçasıydı. Şimdi ise devlet, örgütün silah bırakması ve fiilî varlığının sona ermesi karşılığında, belirli suçlar bakımından farklı bir hukuki mekanizma oluşturmaktadır. Bunu yapmak elbette devletin hakkıdır. Çünkü devletin görevi yalnızca savaşmak değildir. Savaşı bitirmek de devletin görevidir. Fakat savaşın bitirilmesi ile adalet duygusunun korunması arasında bir denge kurma zorunluluğu gerçeği de unutulmamalıdır. Aksi hâlde, uzun süreli silahlı çatışmaların özel hukuki düzenlemelerle sonuçlanabileceği yönünde toplumda oluşacak bir algı, gelecekte ortaya çıkabilecek çatışmalar bakımından istenmeyen bir güdülenme (motivasyon) etkisi doğurabilir. İşte asıl tehlike burada. Bugünün barışını sağlamak için atılan bir adım, yarının çatışmalarına teşvik oluşturursa, sistem başka sorunlar üretebilecektir. Mühendislikte de örneğin bir boruya yapılacak yalıtımın minimum kalınlığı belirlemezse (hesaplamazsa), yapılacak yalıtım ısı kayıplarını daha da artırabilecektir. Yapılacak yalıtım bir anlamda enerji kaybını özendirecektir (artıracaktır). Yalıtım yapıldığı hâlde ısı kayıplarının artması, insana garip gelse de gerçektir. Bu durum hem maliyetin artmasına hem de enerji kaybına sebebiyet verecektir.

Bir başka soru da silahların bırakılmasından sonra ortaya çıkacak siyasi tabloyla ilgili. Silahlı örgütün ortadan kalkması, o örgütün düşüncesinin, kadrolarının veya toplumsal etkisinin bir gecede ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir. Tam tersine, silahların sustuğu gün, başka belirsizlikler ortaya çıkabilir:

Dağdaki yapı ovada neye dönüşecek?

Meşru siyasi faaliyet nerede başlayacak?

Örgütsel faaliyet nerede bitecek?

İfade özgürlüğü ile terör propagandası arasındaki sınır, nasıl çizilecek?

Eski örgüt mensuplarının siyasi hayata katılımı, hangi şartlarla gerçekleşecek?

Bunlar, silah bırakma kararından çok daha uzun süre Türkiye'nin gündeminde kalabilecek sorulardır. Dolayısıyla mesele yalnızca PKK'nın silah bırakıp bırakmayacağı değildir. Silahlar sustuktan sonra nasıl bir hukuk düzeninin kurulacağıdır. Termodinamikte bir problemin tanımı ve sınır koşullarının doğru belirlenmesi, sağlıklı çözümü açısından oldukça fazla önem ifade etmektedir.

Enerji Yasası ve yansıması

İşte bu nedenle yasayı okurken aklıma yine termodinamik geliyor: Buz erirken termometrenin ibresi yükselmiyor; enerji kaybolmuyor; sistem başka bir faza (hale) geçiyor. Burada “af” kelimesini kullanmamak, tek başına sistemin aynı konumda kaldığı yani değişmediği anlamına gelmemektedir. Soruşturmanın ertelenmesi, kovuşturmanın ertelenmesi, cezanın infazının ertelenmesi ve belirli şartlar altında daha sonra farklı hukuki sonuçların ortaya çıkması, hukuki sistemde gerçek bir değişimdir. Buna af denmeyebilir ancak sonucunun tartışılması gerekir.

Terör örgütünün silah bırakmasını sağlamak amacıyla devletin gerekli temaslar kurması, kategorik olarak normal karşılanabilir. Devlet, terörü sona erdirmek ve vatandaşlarının daha fazla ölmesini önlemek için gerektiğinde çatışmanın sona erdirilmesi bakımından, etkili olabilecek aktörlerle doğrudan temas kurabilir. Ancak yasa içerisinde “gizli ısı” da olabilir. Bunu hukukçuların değerlendirmesi gerekir. Geçmişte işlenmiş bir suçun hukuki sonucu değiştirilecekse, bu açıkça söylenmelidir. Bir mahkûmiyetin infazı ertelenecekse, bunun gerekçesinin açıkça anlatılması gerekir. Belirli şartları sağlayan eski örgüt mensuplarına topluma yeniden katılma imkânı verilecekse, bunun sınırları açıkça çizilmelidir. Zira hukukta güven, kuralların öngörülebilirliğiyle oluşur. Termometreye bakıp, “sıcaklık değişmedi!” demek kolaydır. Ama bazen buz eriyordur; sistem, siz fark etmeden başka bir faza ve yapıya eviriliyordur; üstelik doğal yapısını hâlâ koruyordur.

Sonuç

Terörsüz bir ülkeye sahip olmak ve terörü sonlandırmak elbette önemlidir; ülkemizin bekası açısından da kıymetlidir. Ülkemiz ve evlatları bu yolda, maddi ve manevi çok bedeller ödedi, çok acılar çekti. Terörün sona ermesine ve ülkemizin terörden arındırılmasına karşı çıkmak, hiçbir vatan evladının aklı ve vicdanı ile bağdaşamaz. Ancak burada vurgulanmak istenen bir husus var: Devletin görevi terörü bitirmek ve ülkenin güvenliğini sağlamakla sınırlı değildir. Bu görev ne kadar önemli ve hayatiyse, terör sona erdikten sonra ortaya çıkacak hukuki düzenin niteliğini ve sınırlarını güvence altına almak da o kadar önemlidir. Çünkü adalet duygusu toplumsal bir enerjidir. Onu kaybettiğinizde hiçbir MGK kararı, hiçbir Resmî Gazete ve hiçbir kanun maddesi onu kendiliğinden geri getiremez.

Doğada hiçbir süreç çevresinde iz bırakmadan ve bedel ödenmeden geriye döndürülemez. Termodinamik gerçeklik böyledir. Toplumsal olaylar da bu hakikatten bağımsız değildir. Zira doğa yasaları canlıları yönetemese de onları derinden etkilemektedir.

İlgili Haberler
Makroekonomi Türkiye'nin yerli telefonu için tarih netleşti: 3 model geliyor CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Borsa güne gerilemeyele başladı CNBC-e · 29 dk önce Makroekonomi Bağdat Caddesi'ndeki şubesinin kapanacağı duyurulmuştu: Remzi Kitabevi'nden yeni açıklama CNBC-e · 30 dk önce Makroekonomi Altında yeni ralli alarmı: İbre değişti gram ve çeyrek altın için rekor rakam verildi Yeni Şafak Ekonomi · 31 dk önce Makroekonomi İBB beceremedi, Bakanlık devraldı! 3 ilçeyi birbirini bağlayacak metro müjdesi Star Ekonomi · 32 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.