Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın da işaret ettiği gibi, Türkiye ile gerilimi bilinçli tırmandırmak hem pervasız hem de politik hesaplıdır.
Kendi kurgusu içindeki İsrail Başbakanlık Ofisi’nin açıklaması, Suriye’nin Türk birliklerinin bir hava üssüne konuşlanmasına izin verdiği iddiasıyla mevcut statükoyu ihlal eşiğine geldiğini ileri sürmüştür. İsrail’in bu ifadesi, Türkiye’ye yönelik açık bir işaretleme içermektedir. Daha dikkat çekici olan husus, İsrail’de sokaklara Türkiye aleyhtarı posterlerin asılmasıdır. Bu uygulama, dış politika hamlesinin ötesinde, İsrail kamuoyunun algısını şekillendirme çabası olarak okunmalıdır. Halkın yönlendirilmesi, ilerleyen dönemde politik ve diplomatik süreçler için zemin hazırlama anlamına gelir.
İsrail’in yıllardır izlediği yöntem yaklaşık bu doğrultudadır: Hedefindekinin önce sınırlarını test eden bir hamle yapılır, ardından bu hamle yerleşmiş bir gerçeklik gibi diplomatik ve politik süreçlere taşınır. Daha sonraki yıllarda ise söz konusu yaratılmış gerçekliklere dayalı yeni argümanlar geliştirilir. Bugün bir sınama olarak duran iddia, yarın kalıcı bir güvenlik parametresi haline getirilebilir. Bu yaklaşım, bölgesel barış ve istikrar mekanizmalarını zayıflatma riski taşır.
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Ebu Zuhur hadisesinde İsrail’in yaptığı bir “kurgulu hamle” şekli var. Şöyle: İsrail’in Suriye ile arasındaki statüko mutabakatını ihlal eden eğer Suriye ise, koro halinde Netanyahu kabinesi neden Türkiye’yi hedef gösterip açıklamalarda bulundu? Burada istismar noktası Suriye ve aralarındaki mutabakat, ama hedef gösterilen ise Türkiye! Bu yaratılan olay gereği gelecekte İsrail derse ki “Türkiye Suriye’ye askeri üs yapmak istedi, bu askeri üsten İsrail ülkesi tehdit altına girdi” ve bunun üzerine başka hamleler geliştirirse işte bu, bir kurguya dayalı yöntemin uygulaması haline gelir. Kaldı ki iki egemen ülke, aralarındaki anlaşma gereği askeri üs de kurabilir; bu, İsrail’e sorulacak bir husus değildir. Ancak Türkiye’nin böyle bir anlatımla İsrail’e karşı tehdit oluşturmak istemesi tam bir kurgudur. Türkiye açıkça bölgesel barış ve istikrar istemekte ve İsrail’i bu noktaya davet eden taraf olmaktadır. Türkiye’nin bu davetine olumlu cevap vermek varken neden bir kurguya tevessül ediliyor?
Türkiye açısından tablo nettir. Millî Savunma Bakanlığı, harekât öncesinde veya esnasında adı geçen askeri üste Türk askeri heyeti bulunmadığını resmen açıklamıştır. Ankara, gerekçeleri gayriciddi bulmakla birlikte taviz vermeden, olgun bir çizgide yoluna devam etmektedir. Suriye’nin “tek ordu” ilkesi çerçevesindeki kapasite inşasına destek sürdürülmektedir. Türkiye, “çatışmasızlık” çabalarına zarar verilmesinin önünde durmakta, atacağı adımlarda bu hassasiyeti korumaktadır.
Suriye yönetimi de benzer açıklamaları yapmıştır.
ABD tarafında ise Tom Barrack’ın harekâtı “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirmesi ve İsrail, Suriye ile Türkiye arasında “çatışmasızlık mekanizması” kurulması çağrısı, Washington’un daha geniş bir istikrarsızlık riskini gördüğünü göstermektedir. Operasyon sırasında İsrail uçaklarının kuzeye ilerlediğinin tespit edilmesi, ilgili tarafların dikkatinden kaçmamıştır. Eğer ABD hem İsrail’e hem Türkiye’ye tansiyonu düşürücü mesajlar ilettiyse bu, bölgesel güvenlik mimarisini koruma amaçlıdır.
Türkiye, Netanyahu gibi politik yaşamı boyunca yanlış hesap içindeki birinin yanlışına ortak olmaz. Türkiye’nin köklü devlet geleneği bunu gerektirir.
Bu, bölgesel barış ve istikrar girişimlerine yönelik bir suikast niteliğindedir. Hedef, yalnızca havaalanındaki pistler değil, ABD-Türkiye-Suriye işbirliğine dayalı ortak çabalardır. Harekâtın gerçekleşme biçimi, ABD-Türkiye-Suriye, bu üç aktörün konumunu netleştirmektedir. Eylem, ABD’nin inşa etmeye çalıştığı çatışmasızlık alanları ile Türkiye-Suriye savunma işbirliği dinamiklerinin kesişim noktasına düşmüştür. İyi niyetli bir güvenlik mekanizmasında kabul edilebilir bir tehdit görülmesi halinde ilgili taraflara önceden bilgi verilmesi beklenir. Bu hususun gözetilmemesi, süreçlerin yönetimini zorlaştırmaktadır.
Sonuç olarak İsrail’in, Suriye ülkesinin egemenliğine kastederek gerçekleştirdiği Ebu Zuhur operasyonu, doğrudan bir çatışma başlatmasa bile dikkate değerdir. Çünkü provokatif sınama ile başlayan süreçlerin, zamanla yerleşmiş algılara ve yeni argümanlara dönüşme potansiyeli bulunmaktadır. Türkiye samimi çabalarını sürdürmekte, bölgesel istikrara katkıda bulunmaya devam etmektedir. Ancak kırmızı çizgilerin diplomasi yoluyla netleştirilmesi ve yönetilmesi, tüm tarafların ortak sorumluluğudur.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: İsrailEbu Zuhur Askerî Hava ÜssüGürsel Tokmakoğlu
DAHA FAZLA HABER OKU
Hasan Köse Beka paradigmasının eleştirisi: Devleti korumak mı, toplumu yaşatmak mı? (9)
Nabi Kırmızı Terörün çıkışından gelinen nokta: Çerçeve yasa
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.