26 Ağustos 2026, Çarşamba · 11:00 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

ABD yaptırımları Türkiye'yi vurabilir: İran'la 11 milyar dolarlık ticaret risk altında

ABD'nin İran'a yönelik yeni yaptırımları, Türkiye'nin İran'la ticaret yapan şirketleri ve bankaları için ikincil yaptırım riskini artırıyor. Özellikle makine, kimya ve plastik sektörleri ile doğal gaz tedarikinde belirsi…

YAYINLAMA 26 Ağustos 2026 09:22

GÜNCELLEME 26 Ağustos 2026 09:22

Ekonomim haberlerini Google'da daha sık görün Ekonomim'i tercih ettiğiniz kaynaklara ekleyerek nitelikli haberlere daha kolay ulaşın.

Takip Et

ABD'nin 24 Ağustos'ta açıkladığı yeni İran yaptırımları, İran bağlantılı belirli faaliyetlerde bulunan üçüncü ülke şirketleri ve finans kuruluşları açısından ikincil yaptırım riskini genişletiyor.

Hazine Bakanlığı, İran'ın dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve deniz taşımacılığı sektörlerindeki belirli faaliyetleri de bu çerçeveye dahil etti.

Washington, ülkelere tespit ettiği İran bağlantılı faaliyetleri sonlandırmaları için belirli süreler tanıyacağını açıkladı. Ancak hangi ülkelerden hangi faaliyetleri ne kadar sürede sonlandırmalarının isteneceği henüz belli değil.

İkincil yaptırımların finansman ve ödeme kanallarını da kapsayabilmesi, doğrudan yaptırım altında olmayan ticareti de zorlaştırabilir.

İran'la ekonomik ilişki 11 milyar doları aşıyor

Türkiye, İran'ın önemli ticaret ortakları arasında yer alıyor.

İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025'te yaklaşık 5,5 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Türkiye'nin İran'a ihracatı yaklaşık 3 milyar dolar, İran'dan ithalatı ise 2,5 milyar dolar oldu.

DW Türkçe'den Pelin Ünker'e konuşan Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Merkez Direktörü Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, Türkiye'nin bölgedeki savaşın ekonomik faturasından en fazla etkilenebilecek ülkelerin başında geldiğini belirtiyor.

Dış ticaretteki daralmanın üretim ve istihdamı olumsuz etkilediğini, enerji fiyatlarındaki artışın maliyet baskısı yarattığını, turizm ve sınır illerinde de ekonomik daralmanın hissedilmeye başladığını söylüyor.

İran'ın ithalatında Çin'den sonra Türkiye'nin ikinci sırada bulunduğunu belirten Yılmaz, bu nedenle doğrudan ekonomik etkinin öncelikle İran ve bölgeyle dış ticaret ilişkileri üzerinden ortaya çıktığını ifade ediyor.

Yılmaz'ın hesaplamasına göre Türkiye-İran dış ticaret hacmi son beş yılda ortalama 5,7 milyar dolar düzeyinde.

Yılmaz, Türkiye'nin son üç yılda özellikle İran'dan ithalattaki yavaşlamanın etkisiyle dış ticaret fazlası vermeye başladığını, bu tutarın yaklaşık 800 milyon dolar düzeyinde olduğunu belirtiyor.

Ancak Yılmaz, yalnızca doğrudan mal ticaretine bakılmasının ekonomik ilişkinin gerçek büyüklüğünü göstermediğini vurguluyor.

Yaklaşık 6 milyar dolarlık transit ticaret de eklendiğinde İran'la bağlantılı potansiyel ticaret hacminin 11 milyar doların üzerine çıktığını belirtiyor. Türkiye'ye gelen İranlı girişimci sayısının 12 bini aştığını, Türkiye'den de İran'a yatırım amacıyla giden girişimciler bulunduğunu aktarıyor.

Hangi sektörler daha fazla etkilenebilir?

Yılmaz'a göre yaptırım riskine en açık alanlardan biri Türkiye'nin İran'a yaptığı sanayi ihracatı.

Türkiye'nin İran'a ihracatında yüzde 27-30 payla makine ve yedek parçaların ilk sırada bulunduğunu belirten Yılmaz, İran'ın üretim kapasitesini ve kendine yeterliliğini artırmak amacıyla Türkiye'den üretim ekipmanları, makineler, makine aksamı, yedek parçalar ve motorlu taşıt parçaları aldığını söylüyor.

Plastik ve çeşitli kimyasal ürünlerin yüzde 25-27 payla ikinci sırada geldiğini aktaran Yılmaz, İran'ın önemli bir petrokimya üreticisi olmasına rağmen ülke içinde yeterince üretemediği bazı yarı mamul plastikleri, kimyasal ürünleri ve ara maddeleri Türkiye'den temin ettiğini belirtiyor. Tarımsal ürünlerin payını ise yüzde 8-10 olarak veriyor.

İran'ın dönem dönem iç piyasadaki arz açıklarını kapatmak ve fiyatları kontrol etmek amacıyla Türkiye'den bitkisel yağ, tavuk eti ve yumurta gibi ürünler aldığını belirten Yılmaz, bazı metal cevherlerinin de İran'daki düşük enerji maliyetlerinden yararlanılarak işlenmek üzere bu ülkeye gönderildiğini ifade ediyor.

Türkiye'nin İran'dan yaptığı ithalatta ise doğal gaz öne çıkıyor. Yılmaz, ithalatın yaklaşık yarısının doğal gazdan oluştuğunu, gümüş ve alüminyum başta olmak üzere metal ürünlerinin yüzde 20-30, tarım ürünlerinin ise yüzde 5-10 pay aldığını belirtiyor.

Yılmaz'ın verdiği verilere göre Türkiye 2025'te yaklaşık 58,3 milyar metreküp doğal gaz ithal etti. Bunun yaklaşık 8 milyar metreküpü, yani yüzde 13'ü İran'dan geldi.

Belirsizlik KOBİ'leri nasıl etkiler?

ABD'nin hangi İran bağlantılı faaliyetlerin ne kadar süre içinde sonlandırılmasını isteyeceğinin açıklanmaması da Türkiye açısından ayrı bir risk oluşturuyor.

Yılmaz, İran'la ticaret yapan Türk şirketlerinin ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli işletmeler olduğunu, büyük ve kurumsal şirketlerin mevcut yaptırımlar nedeniyle İran'la daha sınırlı ticaret yaptığını belirtiyor.

Belirsizliğin sürmesinin özellikle halen İran'la çalışan firmaları olumsuz etkileyeceğini söyleyen Yılmaz, sonuçların küçük ve orta ölçekli işletmelerde ihracat ve yatırım kaybı, İran sınırına yakın bölgelerde ise ticaret ve turizmin gerilemesine bağlı refah kaybı şeklinde görülebileceğini ifade ediyor.

Yılmaz ayrıca Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkinin büyüklüğüne dikkat çekiyor.

İki ülke arasındaki ticaret hacminin son üç yılda ortalama yaklaşık 32 milyar dolar olduğunu, son on yılda ise yüzde 82 artarak yaklaşık 18 milyar dolardan 33 milyar dolara çıktığını belirtiyor.

2025 sonunda Türkiye'nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 6'sının ABD'ye, yüzde 1,14'ünün ise İran'a yapıldığını aktaran Yılmaz, ABD ile geliştirilen ticaret ve yatırım ilişkilerinin Türk şirketlerinin ikincil yaptırım riskine yaklaşımında belirleyici olacağını ifade ediyor:

"ABD ile yakın dönemde imzalanan anlaşmalar ve ileriye dönük ticaret iş birlikleri nedeniyle firmalar yaptırımlardan doğrudan etkilenecek ve iki taraflı yatırımlar durdurulacaktır."

Bankalar İran ticaretinden çekilebilir mi?

Yaptırımların etkisinin ticareti yapılan ürünlerle sınırlı kalmamasında bankacılık sistemi kritik rol oynuyor.

Yılmaz, Türk bankalarının ABD finans sistemine erişimlerini ve uluslararası bankacılık ilişkilerini riske atmamak için İran bağlantılı işlemlerde daha temkinli davranmasını bekliyor. Bunun doğrudan yaptırım kapsamında bulunmayan ticari işlemleri de etkileyebileceğini belirtiyor.

Bankaların daha fazla belge ve inceleme talep edebileceğini söyleyen Yılmaz, bunun para transferleri, akreditif işlemleri ve ihracat bedellerinin tahsilinde gecikmelere, aynı zamanda işlem maliyetlerinin yükselmesine yol açabileceğini ifade ediyor.

Bazı bankaların ise yaptırım riskinden kaçınmak amacıyla İran bağlantılı işlemlere aracılık etmeyi belirgin biçimde azaltabileceğini belirtiyor.

"Dolayısıyla yeni yaptırımların etkisi yalnızca doğrudan yasaklanan ürün ve sektörlerle sınırlı kalmayacaktır."

Dış ticarette kayıp şimdiden görülüyor mu?

Yılmaz, savaşla birlikte 2026'da Türkiye-İran ticaretinin daraldığını ve gelişmelerin Türkiye aleyhine bir seyir izlediğini söylüyor.

Yılmaz'ın verdiği mart verilerine göre Türkiye'nin İran'a ihracatı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 51,2 azalırken, İran'dan ithalat yüzde 10 arttı. Dış ticaret hacmi küçülürken Türkiye'nin İran'la dış ticaret açığındaki artışın yüzde 200'ü aştığını aktarıyor.

Makine ve yedek parça, kimya ve plastik başta olmak üzere İran'la ticaretin yoğun olduğu sektörlerde KOBİ'lerin ciddi kayıplarla karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekiyor.

Yılmaz, yaptırımların Türkiye açısından dış ticaret maliyetlerini ve bazı sektörlerde girdi maliyetlerini artıracağını öngörüyor. Yaptırımların sertleşmesi halinde bu sektörlerin talep, ödeme ve lojistik kısıtlarla karşılaşabileceğini belirtiyor.

Yılmaz'a göre yaptırımların sertleşmesi Türkiye ekonomisini dış ticaret, enerji maliyetleri ve bölgesel ekonomik faaliyetler üzerinden etkileyebilir. İran'dan ithalatta doğal gazın yüksek payı nedeniyle enerji maliyetlerindeki artışın üretim maliyetleri ve enflasyona da yansıma riski bulunuyor.

İran'dan doğal gaz ithalatı risk altında mı?

Türkiye açısından doğal gaz kritik bir konu.

Enerji uzmanı Ali Arif Aktürk, Türkiye'nin geçmişte ABD yaptırımlarından muafiyetler kapsamında İran'dan doğal gaz ithal etmeyi sürdürdüğünü hatırlatıyor. 2001'de başlayan gaz arzının hâlâ devam ettiğini belirten Aktürk, yaptırımların daha önce sıkılaştırıldığı dönemlerde de çözüm yolları bulunduğunu ve gaz akışının sürdüğünü söylüyor.

Aktürk'e göre yeni yaptırımlar tek başına İran gazının Türkiye'ye akışının duracağı anlamına gelmiyor. Asıl risk olası bir kesintinin kış aylarında yaratacağı arz sorunu. Bunun nedeni yalnızca alınan gaz miktarı değil, İran gazının Türkiye'nin doğusundan sisteme girmesi.

İran'dan gelen günlük yaklaşık 28,5 milyon metreküp doğal gazın kışın iletim sisteminin dengesi açısından kritik olduğunu belirten Aktürk, "Sistem dengesi açısından kış döneminde konut tüketimlerinden dolayı bu miktarda gaz Sivas'tan sonra Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adana, Mersin'e kadar olan bölgenin tüketimi için hayati öneme haizdir" diyor.

İran gazının alternatifi var mı?

Aktürk, Türkiye'nin bahar ve yaz aylarında İran gazına ihtiyaç duymadığını ve bu miktarı başka kaynaklardan rahatlıkla karşılayabileceğini, asıl sorunun kış aylarında ortaya çıktığını aktarıyor.

Aktürk'ün verdiği bilgilere göre yaklaşık 23,5 milyon konut abonesinin yıllık 20-21 milyar metreküp civarındaki doğal gaz tüketiminin yüzde 65-75'i Kasım-Mart döneminde gerçekleşiyor.

Soğuk günlerde yalnızca konutlardan günlük 110-130 milyon metreküp ilave talep gelebiliyor. Aktürk, tüketimin hava sıcaklığına bağlı olarak yıllar arasında önemli ölçüde değişebildiğini de belirtiyor.

Türkiye'nin güneyindeki arzı destekleyen Dörtyol yüzer LNG depolama ve gazlaştırma ünitesinin (FSRU) günlük gazlaştırma kapasitesi 28 milyon metreküp ile İran'dan gelen gazın günlük yaklaşık 28,5 milyon metreküplük giriş kapasitesine yakın.

Ancak Aktürk, kış döneminde LNG tedarikinin düzenli ve kesintisiz sağlanamaması halinde Dörtyol FSRU'nun İran'dan gelen gazın alternatifi olamayacağını belirtiyor. Azerbaycan'dan sağlanabilecek ilave hacmin de İran'dan gelen miktarı karşılamaya yetmeyeceğini ifade ediyor.

Yer altı depolarının sisteme gaz verme kapasitesinin yanında bölgesel iletim kısıtlarına da dikkat çeken Aktürk, "Burada yeraltı depolarının sisteme gaz verme kapasitesinin dışında bölgesel olarak teknik kısıtlardan dolayı kışın soğuk günlerde İran gazındaki kesintinin telafi etme imkanı çok zordur" diyor.

Yaptırımlar yeni gaz anlaşmasını nasıl etkiler?

Yaptırımlar, Türkiye ile İran arasındaki uzun vadeli doğal gaz anlaşmasının sona erdiği bir döneme denk geliyor. 1996'da imzalanan ve 2001'de gaz akışının başladığı 25 yıllık anlaşmanın süresi 29 Temmuz'da doldu.

Aktürk, yeni koşullarda iki ülke arasındaki müzakere zemininin daralmasını bekliyor. Olası yeni kontratta miktar, ödeme koşulları, asgari alım taahhüdü, eksik teslimat ve uyuşmazlıkların çözümü gibi başlıklarda yeni bir zemin oluşacağını belirtiyor.

Ancak sorun yalnızca yaptırımlarla sınırlı değil. Aktürk, savaş nedeniyle İran'ın Güney Pars sahasındaki üretimin sekteye uğradığını ve doğal gaz üretiminin düştüğünü belirtiyor. İran'ın kendi talebi de kış aylarında yükseliyor.

Aktürk, İran'ın kış döneminde Tahran ve Tebriz bölgelerindeki yoğun tüketim ile ülkedeki 155 irili ufaklı gaz santralinden gelen talep nedeniyle günlük yaklaşık 850 milyon metreküp doğal gaz tükettiğini belirtiyor.

Güney Pars'taki üretimin de düştüğünü söyleyen Aktürk, İran'ın kış döneminde Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu gazı sağlayabilme imkanının azaldığına dikkat çekiyor.

"Yani özetle bu kış bir gaz tedarikçisi olan İran ve tüketicisi olan Türkiye için zor bir döneme giriliyor."

İran gazının ikamesi ne kadara mal olur?

İran gazındaki olası bir azalmanın diğer boyutu ise maliyet. Aktürk, Hürmüz krizi, Katar kaynaklı arz sıkıntısı, LNG tankerlerindeki sıkışıklık, artan navlun ve sigorta maliyetlerinin küresel doğal gaz fiyatlarını zaten yukarı çektiğini ifade ediyor. Rus gazına yönelik yaptırımlar ve artan rafineri ürün fiyatlarının da bu baskıya katkıda bulunduğunu söylüyor.

Aktürk, doğal gaz fiyatlarının milyon İngiliz ısı birimi (MMBtu) başına 23-24 dolar, Avrupa'nın referans doğal gaz piyasası Title Transfer Facility'de (TTF) ise fiyatların megavatsaat (MWh) başına 56-70 euro aralığında bulunduğunu aktarıyor.

Mevcut koşullarda bu kış dünyada hiçbir ülkenin 20 dolar/MMBtu, yaklaşık 720 dolar/bin metreküp seviyesinin altında doğal gaz kullanamayacağını öngörüyor.

Aktürk'ün hesabına göre İran gazının başka kaynaklarla ikame edilen her bin metreküpü Türkiye'ye 150-200 dolar ilave maliyet getirecek. Konutlarda doğal gazın sübvanse edildiğini hatırlatan Aktürk, daha pahalı gazın cari açığın yanı sıra Hazine üzerindeki yükü de artıracağına dikkat çekiyor.

Kaynak: Ekonomim
İlgili Haberler
Borsa Altında kritik eşik! Piyasalar ABD verilerine kilitlendi Uzmanpara · az önce Borsa Brent petrol 85 dolardan işlem görüyor Uzmanpara · az önce Makroekonomi Konut kredisinde beklenen adım geldi: 1 milyon TL'nin aylık taksidi 30 bin TL’nin altına düştü Sözcü Ekonomi · 34 dk önce Borsa Dolar durmak bilmiyor: Bir rekor daha kırdı Sözcü Finans · 35 dk önce Borsa Altın ve gümüş fiyatları canlı 26 Ağustos: Gram ve çeyrek altın ne kadar? Gümüş gram ne kadar oldu? NTV Para · 37 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.