Sermaye piyasamızın bugün geldiği noktaya baktığımda, nedense kendimi o kasabada hissediyorum.
Borsamızda uzun süredir manipülatörler at koşturuyor. Bazı hisselerin değeri akıl almaz biçimde şişiriliyor, ardından küçük yatırımcının parası pul ediliyor. Fiyatların gerçeklikten koptuğu görülüyor ama nedense herkes biraz daha bekliyor. Birilerinin çıkıp müdahale edeceğine inanılıyor.
Daha da vahimi, piyasayı denetlemekle görevli kurumların da uzun süre olup biteni seyrettiği düşüncesinin yaygınlaşması. Kasabanın sakinleri olarak bizler de çok masum değiliz. Balonları gördük, fısıltıları duyduk, fiyatların nereye gittiğini izledik. Ama çoğu zaman sesimizi yeterince çıkarmadık. Çünkü fiyat yükselirken kimse sorgulamak istemedi; kazanan tarafta kalmak, haklı çıkmaktan daha cazip geldi.
Şimdi önümüzde önemli bir eşik var. MSCI, kasım ayında Türkiye piyasasının durumuna ilişkin değerlendirmesini yapacak. Yapısal sorunların giderildiğine kanaat getirirse mevcut konumumuzu koruyabiliriz. Aksi halde daha alt bir kümeye düşürülmemiz gündeme gelebilir.
SPK’nın yeni yönetiminin sorunun farkında olduğu ve son dönemde bazı adımlar attığı görülüyor. Ancak yıllardır biriken güven kaybını birkaç operasyonla gidermek kolay değil. Çünkü sorun yalnızca kötü niyetlileri, manipülatörleri yakalamaktan ibaret değil. Kurallara uyan yatırımcının “Ben bu piyasada güvendeyim” diyebilmesini sağlamak şart.
MSCI’nın vereceği karar bu nedenle önemli. Mesele birkaç kademe aşağı ya da yukarı gitmekten ibaret değil; Türkiye borsasının itibarı tartışılacak. Bu sınavı geçemezsek bedeli yalnızca birkaç yatırımcı değil, piyasanın tamamı ve ülke öder.
Kırmızı Pazartesi’de herkes cinayetin işleneceğini biliyordu. Bizim hikâyemizde de tehlikeyi görmeyen pek kimse yok. Geri dönüşü olmayan çizgi henüz geçilmedi. Ama daha ne kadar beklenecek?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.