29 Ağustos 2026, Cumartesi · 21:24 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Ali'siz ateist sözde Aleviler neyin peşinde?

Malatyalılara atfedilen çok güzel bir söz var: Uzun sonbahar döneminde bütün kış hazırlıklarını yapıp işlerini bitirdikten sonra son gün, o gece tam rahat yatacakken, daha henüz uykuya dalmamışken köyün içinden bir ferya…

Uzun sonbahar döneminde bütün kış hazırlıklarını yapıp işlerini bitirdikten sonra son gün, o gece tam rahat yatacakken, daha henüz uykuya dalmamışken köyün içinden bir feryat figan yükselir.

"Ne oldu, ne oldu?" derler.

Derler ki; "Vallahi komşunun eşeğini kurt kaptı götürdü."

Onlar da şöyle derler:

Tamam, rahat edecektik; bu gece rahat yatacaktık ama bu sefer de bütün sorunlarımızı hallettik ama komşunun eşeğini kurt kaptı, düştük peşine.


Şimdi ben de özellikle son dönemlerde yersiz polemiklerden, kavgalardan, tartışmalardan kaçındığım için elimden geldiği kadar polemiğe sebep olacak bir tavır, davranış ve söz söylememeye dikkat ediyorum.

Bunlardan kaçınıyorum.

Ama siz ne kadar işte beladan kaçarsanız kaçın, halk der ki;

Bela kapına gelmişse de artık yapacağın bir şey yok. Üzerine gideceksin.


Niye bu girizgâhta bulundun?

Takip ediyorsunuzdur medyada; son bir haftadır belli kesimler - Ali'siz, ateist Alevi asıllılar; Bakın, Alevi demiyorum, anneleri, babaları Alevi olan, geleneksel anlamda ama kendilerinin bugün ne Alevilikle, ne Sünnilikle, ne Hristiyanlıkla, dinle, imanla hiçbir şeyle alakası olmayan ateist, ateist ve Ali'siz Aleviler - bir kampanya başlattılar.

"Altan Tan Alevileri karalıyor", "Alevileri ötekileştiriyor", hatta daha da terbiyesizce, utanmazca daha ileriye giderek "Sivas, Çorum, Malatya katliamlarının yinelenmesini istiyor" diyorlar.


Nereden başladı bu iş?

Şunu söyledim; dedim ki:

Türkiye'de bir çözüm süreci başladı. 2013'te de böyle bir süreç denendi. Ama sonraki dönemde belli aktörler, faktörler, çevreler devreye girdi ve 2013 süreci boşa çıktı.

Şimdi de bu sürecin tekrar boşa çıkması için, netice alınmaması için aynı çevreler belli şekilde karalamalar, provokasyonlar, dezenformasyonlar, ayak sürümeler yaparak sürecin bozulmasını istiyorlar.


Bunları ifade ettim.

Türkiye'deki ulusalcı, milliyetçi, yani sözde milliyetçi, hatta bunlara "faşist" demek lazım, yani milliyetçilik de çünkü derece derecedir.

Bunlar;

Bir; eski, hâlâ 1930'ların, 40'ların zihniyetinde olan Kemalistler, Kemalist ulusalcılar ve bir de işte bunları sayarken, yani güç güçleri de sayarken, içeride bir de Türk solu ile, Türk, yani Marksist sol çevreleri ile Ali'siz Alevilik diye bir şey icat eden, Marksist, yani dinle, diyanetle alakası olmayan, ne Alevilikle, ne Sünnilikle, ne Hristiyanlıkla bir alakası olmayan, yine çoğunluğu kendilerine sol diyen bu ateist Ali'siz Alevi çevreleri....

Bu bir tespit.

Bunun ötesinde de bir şey söylemedim.

Fakat bunlar namusluca, şereflice çıkıp, hayır, biz çözüm sürecine karşı değiliz. Biz destekliyoruz.

Bu olan bitende bir yanlışlık yok diyeceklerine, Abdullah Öcalan'ı eleştirebilecek bir yürekleri ve cesaretleri de olmadığı için döndüler bana...

Tamam bana dönün, sorun yok ama şunu söylemeyin; "Altan Tan Alevileri karaladı" , "Altan Tan Alevileri hedef gösterdi" demeyin.

Doğru söyleyin, canımı yiyeyim.

Şimdi gelelim bundan sonrasına;

Ali'siz Alevilik ve ateistlik, ateist Alevilik ne demek?

Esas Alevilik ne demek?

Bu konuda birkaç söz söyleyeyim.

Önce şunu söyleyeyim:

Ben bu anlı şanlı, kelli felli bir sürü siyasetçi veya sözde fikir adamı gibi, ben aslında onu demek istememiştim, bunu demek istememiştim.

Aslında sözlerim çarpıtıldı falan diyecek adam değilim.

Ağzımdan çıkan her sözün, 30-40 senedir yazdığım her yazının altına imzamı koyarım.

Ne bir kendini aklama gayretidir, ne de olayın üstünü örtme çabasıdır.

Benim söylediğim çok açık ve net:

Bu çevreler bu sürece karşı.

Peki niye karşı?

Çünkü şu ana kadar, son 7-8 senedir, hatta hatta biraz daha geriye giderseniz 9 senedir kurulan bu çevrelerle PKK, DEM, işte ondan önce HDP, Kandil, neyse ittifakı bozuldu.

Bu çevreler Suriye'de de yine o PKK çevrelerinin, SDG çevrelerinin hem Suriye rejimiyle hem Türkiye ile çatışmasını ve Kürdistan'ın kan denizine dönmesini istiyorlardı. Bunların işbirliği olmadı.

İşte bunların karşılığını ifade ettim.

Anlatmak istediğim bu.

Ha, bunlar çıkıp diyebilirlerdi:

"Tamam kardeşim, doğru söylüyorsun veya doğru söylemiyorsun.

Biz bu süreci destekliyoruz.

Abdullah Öcalan'ın veya DEM Parti'nin veya Kandil'in şu an geldiği noktayı benimsiyoruz veya benimsemiyoruz."


Ancak benim üzerimden bir polemiğe girmeleri hem korkaklık hem de maalesef, yani ağır kelimeler kullanmıyorum ama hafif kelimeler de işte adı üzerinde hafif kalıyor ve maalesef durumu izah etmiyor.


Geleneksel Alevilik, bildiğimiz Alevilik, yani ne zaman çıktı?

Şia'dan nasıl ayrıldı?

Kaç mezhebe bölündü?

Yani Anadolu Aleviliği, Suriye, Arap, Nusayri Aleviliği; Adana, Mersin, Hatay'da da çok sayıda var... Ehli Hak, yani İran'daki Kürtler arasındaki Ehli Hak, Ehli Hak grubu, Şamanizm'in Türkiye Aleviliği üzerindeki kültürel etkileri vs. vs.

Bunlar ayrı bir şey.

Alevilik dediğiniz vakit, hangi Alevi'ye sorarsanız sorun, Hak Muhammed Ali, On İki İmam, cem, aşura, aşura orucu, semah, dedelik kurumu ve önemli bir kısmında da özellikle Anadolu Aleviliğinde Şah İsmail'e karşı büyük bir sevgi, Yavuz Sultan Selim'e karşı da büyük bir öfke...

Pir Sultan Abdal'da da bu var:

"Yürüyün dostlar şaha gidelim" diye çok meşhur deyişleri var.

Ve bana göre bir şehit olarak vefat etti.

Çünkü zulme karşı çıktı, yanlışlıklara karşı çıktı.

Hızır Paşa kendi talebesi olmasına rağmen onun sofrasına oturmadı.


Şimdi geleneksel Alevilik dediğimiz, işte bu Alevilik, bütün tonlarıyla, bütün renkleriyle başımız, gözümüz üzerinde.

Benim 40 yıllık yazarlık hayatımda bir tek cümlem, yine 40 yıllık televizyon, radyo, işte röportaj, konuşmalarında tek bir kelimem buna aykırı, bunları hedef gösterecek bir ifade yok.

Bir cümleni bulabilene helal olsun.

Onlarca, yüzlerce çok samimi arkadaşım var.

Ben üç dönem parlamentoda milletvekilliği yaptım.

Sekreterim Karslı bir Türkmen Alevi.

Kızım Londra'da master yapmaya gitti.

Kaç yıl önce evini, kucağını açan, ona annelik, babalık yapan, kardeşlik yapan Maraş Pazarcıklı Alevi kardeşlerimiz, aile dostlarımız, master yaptığı sürece aynı evi paylaştığı ve şu an en samimi arkadaşı yine Maraş Pazarcıklı, bizim HDP'den eski bir milletvekilimizin kızı.

Bununla ilgili bugüne kadar ağzımdan bir tek aykırı kelime çıkmamıştır, bir tek cümle, yazı çıkmamıştır.


Peki sorun kimde?

Sorun şurada.

Kendilerine göre Alevi toplumunu yönlendirmek isteyen, yine kendilerine göre bir Ali'siz Alevilik, yani içindeki bütün dinsel ritüelleri çıkaran, Aleviliği neredeyse bir etnik kimliğe indirgeyen ve bunun üzerinden, Alevi toplumu üzerinden solculuk, sosyalistlik, Marksistlik, ateistlik yapanlar.

Burada bir dolandırıcılık var.

Burada bir sahtekârlık var.

Ve burada hemen yine o çok bilmiş çevreler karşıma, efendim sen Aleviliğe format atamazsın.

Ya tabii ki atamam Aleviliğe format ama bir Sünni düşünün.

Mesela Nâzım Hikmet, baba tarafından dedesi Çerkes Paşa, Diyarbakır'da da valilik yapmış, bunu çok az kimse bilir, Sünni bir ailenin çocuğu.

Aziz Nesin, babası din adamı, Sünni bir ailenin çocuğuydu.

Aynı şekilde Mihri Belli, ki benim dedemin yaşında olmasına rağmen belli bir süre siyaseten bir tanışıklığımız, bir arkadaşlığımız da oldu.

Yine aynı şekilde, o da Diyarbakır'da da ailesi bulunmuş, Sünni bir ailenin çocuğu.

Ama bir insan Sünni de olsa, Şii de olsa, Alevi de olsa, yani annesi babası anlamında diyorum, gelişi olarak diyorum, eğer Allah'a, peygambere, dine inanmıyorsa artık bunun Sünniliği yok.

Yani kimse bugün Nâzım Hikmet'i Sünni olarak tanımlamıyor.

Bunlar da namuslu insanlardır.

Fikir anlamında Nâzım Hikmet de, Behice Boran da, Mihri Belli de, Zekeriya Sertel de bunların hepsi, yani onlarca kişi daha sayabilirim.

Mehmet Ali Aybar da.

Bunların hepsi Sünni, dindar veya aristokrat ailelerin çocuklarıdır.

Ama bunlar siyasi fikirleri şekillendikten sonra asla Sünnilik üzerinden, İslam üzerinden bir tanımlama ve bir tartışma yürütmemişlerdir.

Ama Ali'siz ve Marksist Alevilerden, kardeşim, sen eğer Hz. Muhammed'e inanmıyorsan, Allah'a inanmıyorsam, Hz. Ali'ye inanmıyorsak, On İki İmam'a inanmıyorsan, dedeleri gerici, yobaz, feodal unsurlar olarak görüyorsan, senin anne babanın, dedenin Alevi olmasının haricinde Alevilikle hiçbir bağın yok.

Şu an Sünnilerin içerisinde de onlarca, yüzlerce, binlerce bu noktada insan var ama bu insanlar çok daha namuslu, Sünnilik üzerinden bir solculuk veya bir Marksistlik yürütmüyorlar.

Anlatmak istediğim bu.

Yoksa Aleviliğe sen format atamazsın.

Kimse atamaz tabii.

Alevi Alevidir; Sünni Sünnidir.

Ama onun içinde de onlarca ekol olmasına rağmen, mesela Sünnilikteki de Eşarilik var, Maturidi var, Harici var.

Yani felsefi anlamda, kelami, düşünce anlamında var.

Şafii, Hanbeli, Maliki, Hanefi var.

Kendi içinde farklar var ama hiçbir Sünni, hiçbir format, hiçbir yorum, Allah'a, Peygamber'e, Kur'an'a, ahiret gününe inanmayan biri Sünni olabilir, Sünnidir, Müslümandır diyemez, dememiştir.

Böyle bir şeye rastlanılmamıştır.

Meşhur Kürt şairi Cegerxwîn, ki benim hemşerimdir, dil adamıdır, âlimidir, imamdır, mele, şeyh, müftüdür.

Ama bir müddet sonra o camilerde imamlık yapan kişi kendini deklare etmiştir, demişti, benim bundan sonra Müslümanlıkla, dinle bir ilişkim kalmadı, ben Marksistim, işte ateistim, neyse yani.

Kendini tanımlamıştır.

Sen format atamazsın.


Format atanlar kimlerdir?

Bağnaz Sünniler, Alevileri zorla kendi kalıplarına sokmak istiyorlar.

İşte format atmak isteyenler onlardır.

Alevilik İslam içi midir, İslam dışı mıdır?

Bana göre İslam içidir.

Ama Alevi, herhangi bir Alevi, kendini geleneksel İslam'ın dışında tanımlıyorsa ona da saygım var.

İşte format atmak budur.

Yoksa format atmak, ben Aleviyim ama dedeler gerici, cem yobazların işi, de işler hikâye, Hazreti Ali, Hazreti Muhammed, zaten inanmıyorum, Allah'a da inanmıyorum dediği vakit işte bu artık o ekolün dışındadır.

Bir Hristiyan düşünün.

Annesi babası Hristiyan.

Ama Hazreti Ali de ki, yani verdiğim benzerlik gibi, efendim Hazreti İsa babasız doğmamıştır.

Hazreti Meryem bakire değildir.

Bunların hepsi uydurmadır, akla, bilime, mantığa aykırı şeylerdir dediği zaman bunun artık bir Hristiyanlığı kalır mı?

Yani sen Hristiyanlığa format at ve atma.

İşte Hz. Meryem'in babasız çocuk doğurduğuna inanmayan, Hz. İsa'nın peygamber olduğuna inanmayan, kendi inançlarına göre Tanrı'nın oğlu olduğuna inanmayan bir Hristiyan olabilir mi?

Onun için bu Aleviliğe format atma veya tanımlama veya bir kalıba sokma iddiası da alçakçadır, yalandır, polemiktir.

Ben sadece genel, bütün dünyanın kabul ettiği tanımlamalar üzerinden konuşuyorum.

He, siz tamam, yani Ali'siz bir şey de icat edebilirsiniz.

Allah'a, Peygamber'e de inanmayabilirsiniz.

Ama geleneksel Alevilik veya geleneksel Sünnilik üzerinden bir dava yürütmeyin.

Bakın, Türk solunun bütün Sünni kökenli aydınları böyle bir ahlaksızlık yapmadılar.

Kendilerini doğru olarak tanımladılar.

Sünnilikle, İslam'la olan bir polemiğe veya bir istismara kalkmadılar.


Tekrar tekrar söylüyorum:

Benim bugüne kadar o geleneksel anlamda.

Sünni veya Alevi veya Hristiyan.

Hiç kimseyle bir sorunum olmadı.

Ben Midyatlıyım.

Benim memleketimde Hristiyanın beş çeşidi var.

Yani Katoliği, Protestanı, Ortodoksu, Keldanesi, yine etnik olarak Süryanisi, Ermenisi, ayrıyeten Ezidiler, Ezidisi, Müslüman'ın Kürdü, Arap'ı, onlarca din ve mezhep bir arada yaşayan bir memleketin çocuğuydu.

Bir de tabii ben burada birkaç kişiye şahsen bir şeyler söylemek istiyorum.

Mesela bunlardan bir tanesi Haydar Karataş.

Bir de Ali Durantopuz.

İşte bunlar da o yaptıkları programlarda estiler, gürlediler, yağdılar.

Yahu arkadaş, biraz insaf sahibi ol.

Özellikle, özellikle Haydar Karataş, Altan Tan'ın gizlediği aile tarihi.

Yahu neymiş Altan Tan'ın gizlediği aile tarihi?

Git Midyat Çarşısı'na, Altan Tan'ın sana beş yüz kişi, Altan Tan'ın dört yüz yıllık sülalesinin tarihini anlatsın.

Efendim, bunlar Dermembekü Haşireti ve diğer aşiretler Doğu Beyazıt'tan gelmişler.

Süryani köylerinde katliam yapmışlar.

Onların malına, mülküne, kadınına, kızına konmuşlar.

Yahu Allah'tan korkmaz, peygamberden utanmaz.

Bir sor ya.

Hâlen bizim köyümüzde, iki yüz sene evvel çıktığımız Helaklı Narlı köyünde hâlâ İskender Debaso ailesi oturuyor. Hâlâ...

Uzakşehir'in çekildiği köy. O konağın sahipleri Debaso ailesi.

Sorun bakalım.

Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki katliam yıllarında da bir tek Süryani aile bizim köyde öldürülmüş mü?

Bir tek benim babam, dedem, dedemin babası, dedemin dedesi ve dedemin dedesinin babasına kadar, bilebildiğim kadarıyla, yani çok detay daha öncekileri, yani kadınlar anlamında bilmiyorum.

Bir tek Süryani kadın yok.

Yani normal evlilik olabilirdi ama yok.

Bir tane yok.

Birçok alçak aile veya şahıs bu zulümleri işlediler.

Kadınlarını, kızlarını götürdüler Süryanilerin.

Ama bizim ailemizde, benim bildiğim beş kuşak, babamdan başlayarak, benden başlayarak, dedemin dedesinin babasına kadar tek bir böyle alçakça bir hadise yok ve bir tek Süryani kardeşimizin malı yok.

Bir tek Süryani kardeşimizin üzerinde bizim zulmümüz veya zorbalığımız yok.

Varsa gidin Midyat Çarşısı'nda sorun.

Anası sarımsak, babası soğan olanlardan değiliz yani.

Kimiz?

Neyiz?

Nereden geldik?

Nereden uyduruyorsunuz bunları?

Ve 400 sene evvel de o aşiretler Katrişir'in anlaşmasından sonra Midyat bölgesine, Nusaybin'e, Dargeçit'e, Kergoran'a gelip yerleştikleri vakit bütün Süryani köylerine anlaşmalı olarak girmişler.

Bir katliam veya bir çatışma değil.

Öyle şeyler anlatıyorlar ki böyle saçma sapan ve üstelik konuştuğu bütün bilgiler benim kitabımda yazdığım bilgiler.

Nasıl gelmişiz, ne olmuşuz, nereye yerleşmişiz?

Alıyor onlar onu birleştiriyor, kes, kopyala, yapıştır.

Bir şeyler çıkarıyor ortaya ve bir diğer tabii sitemim de Kemal Bülbül'le Ali Kenanoğlu'na.

Yahu sevgili Kemal Bülbül, bak Ali Kenanoğlu'yla senin kadar hukukumuz yok.

Aynı partide milletvekilliği yaptık ama Ali Kenanoğlu'yla, lafın gelişi söylüyorum.

Beş toplantıya katıldıksa seninle yirmi beş toplantıya katıldık.

Bir tek bu müddet zarfında benim böyle bir tavrımı veya sözümü duydun mu?

Gördün mü?

Şahit oldun mu?

Ki ben lafımı asla esirgemeyen birisiyim.

Düşüncelerimi asla gizlemeyen birisi.

Ve bir de tabii en büyük alçaklığı yapanlardan birisi, işte Türkiye'de Hüseyin Anu'yu olarak tanınan, sonra adını Sait Sefa olarak da değiştiren, Fethullah Gülen cemaatinin sözcüsü birisi.

Bu da öyle yorumlar yapıyor ki işte bunlar Türk, Kürt, Arap ittifakı dedikleri ümmet birliğidir.

Aslında Kürtlerin hepsini ümmetçi yapmak istiyorlar.

Kürtlerin hepsini devletin, rejimin payandası yapmak istiyorlar.

Yahu arkadaş, siz AK Parti'yle bir bir bir oynarken de ben orada değildim.

Şimdi de değilim.

Bu kadar yalan niye?

Bak Sait Sefa, Sait Sefa, gözlerimin içine bak.

Beni iyi dinle.

Sen Orta Asya bozkırları'nda daha gezerken Türkiye'de Gülen cemaatinin siyasi sorumluları olan Harun Tokak ve Mustafa Yeşil'e sor Altan Tan'ı.

Ben dört sene ABAD Platformu'nun, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın ABAD Platformu'nun yönetim kurulu üyeliğini yaptım.

Kimle yaptım?

Profesör Hayrettin Karaman'la yaptım.

AK Parti'nin Meclis Başkanı, değerli arkadaşım Mustafa Şentop'la yaptım, yine aynı şekilde AK Parti'nin grup başkanlığını yapan Naci Bey'le yaptım ve tabii Mehmet Altan, Ali Bulaç, Ümit Fırat, onlarca arkadaş daha birlikte yaptım.

Sor bakalım.

Benim bir tek gün böyle bir tavrım var mı?

Ve bir tek gün sizin cemaatin yanlışlarına evet demişliğim var mı?

Ama maalesef tarihten de ders almıyorlar.

Sait Sefa, senin yaptığını Mehmet Baransu da yaptı.

Ben ilk HDP'den milletvekili olduğum vakit bunlar çıldırdı.

Ne kadar kendini ümmetçi olarak zanneden Türk İslamcı faşist varsa ağzına geleni söyledi bana.

Yalan, yanlış, iftira, hakaret.

Mehmet Baransu da bunların tetikçiliğini yaptı.

Bugün de sen yapıyorsun.

Bu sefer PKK'nın partisinde milletvekiliyken, o çözüm sürecinde aktif rol oynarken, Leyla Zana'yla, Şerefettin Elçi'yle, Allah rahmet eylesin abi, bu sefer de hendeklere karşı çıktığımda, devrimci halk savaşı bir safsatadır.

Bugün gelinen noktada artık silahın, şiddetin varacağı bir yer yok dediğimde yine kendini PKK şemsiyesi altına gizleyen ne kadar alçak varsa ağzına geleni bana söyledi.

Otuz senedir bir tek devlet ihalesi veya HDP belediyelerinde ihalem ve imar değişikliğim olmamasına rağmen, Kırklar Dağı'nı satan, sözde kendini PKK'li olarak tanımlayanlar, Dicle Vadisi'nde üniversitenin içerisindeki beş yüz dönümü Sur Belediyesi vasıtasıyla müteahhitlere satan çevreler, bana bu ihale alıyor, yolsuzluk yapıyor diye bin tane iftirada bulundular.

Arkadaş, bu Altan Tan'a gıcıklığınız ne?

Ne istiyorsunuz?

Yani Türk İslamcı, faşist çevreler, siz ne istiyorsunuz?

Kendini sol, Marksist bilmem ne diye tanımlayan, siz ne istiyorsunuz?

Ne yaptım size?

Çalıp çırpmadığım için mi bana karşısınız?

Otuz yıldır bir tek imar değişikliğim, bir tek devlet ihalem olmamasına rağmen mi karşısınız?

Hendeklere karşı çıktığım için mi karşısınız?

Devrimci halk savaşı safsatadır dediğim için mi çıktınız?

Karşı çıkıyorsunuz. Derdiniz ne?

Bunu anlatın.

Onun için lütfen herkes aklını başına alsın.

Dediğim gibi, bütün Alevi kardeşlerim başımın tacıdır.

Onlarca, yüzlerce, binlerce çok sevdiğim, saydığım kardeşlerim vardır, arkadaşlarım vardır, aile dostlarım vardır ama Aleviler üzerinden veya Sünniler üzerinden veya Yezidiler üzerinden saçmalayan ne kadar adam varsa da benim karşımdadır.

Ha, yüreğiniz yetiyorsa bu sürece de gerçekten karşıysanız, arkadaş, bana bana laf söylemeyin.

Dönün Abdullah Öcalan'a söyleyin, Selahattin Demirtaş'a söyleyin.

Kandil'e söyleyin.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: ALEVİLERÇözüm Sürecibarışaltan tan

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Ömer Kayır Adalette son perde inmeden önce

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Kanaatlı Hak din nasıl tanınır? (I)

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu CIA Direktörünün Moskova ziyareti, istihbarat katmanı ve Avrupa'nın masaya çağrılması

TÜRKİYE'DEN SESLER

Celalettin Can 6-7 Eylül Pogromu

İlgili Haberler
Makroekonomi Kayseri Şeker’in avans ödemeleri 5 milyar liraya yaklaştı Ekonomi Gazetesi · 56 dk önce Makroekonomi Talas'ta Antika ve Müzayede Fuarı’nda 100 bin eser görücüye çıktı Ekonomi Gazetesi · 58 dk önce Makroekonomi Kayseri’nin teknoloji ve girişimcilik üssü TEKMER açılışa hazırlanıyor Ekonomi Gazetesi · 1 saat önce Makroekonomi Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Mehdi Zana hayatını kaybetti Independent Türkçe · 1 saat önce Makroekonomi Ev kiralayacaklar dikkat: Depozitoda bu detayı atlayan kaybediyor Sözcü Ekonomi · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.