18 Eylül 2026, Cuma · 10:42 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Sabra ve Şatilla soykırımı

Tarihler 16 Eylül 1982. Beyrut'un batısında 120 bin kişinin yaşam sürdüğü Sabra ve Şatilla kampında yasemin kokulu Filistin akşamlarına duyulan hasretin hüzne dönüştüğü bir akşamüstü... 1948'de yaşanan Nakba (büyük yas g…

Beyrut'un batısında 120 bin kişinin yaşam sürdüğü Sabra ve Şatilla kampında yasemin kokulu Filistin akşamlarına duyulan hasretin hüzne dönüştüğü bir akşamüstü...

1948'de yaşanan Nakba (büyük yas günü) işgalci İsrail tarafından evlerinden, vatanlarından çıkarılarak sürüldükleri bu 1 metrekarelik alana sıkışıp kalalı da tamı tamına 3. Eylül...

Her yeni güne "evlerine dönme umudu" ile uyanırken Filistinli mülteciler, gün yine gurbette sona ermiş, zorlukların kuşanıldığı kampta geceye hazırlık başlamıştı...

Sabra ve Şatilla'nın zorunlu meskûnları (ceplerindeki anahtarları okşayarak) umutlarını bir sonraki güne devrederken az sonra olacaklardan habersiz aileleri ile akşam yemeğine hazırlık yapıyorlardı.

Sessizliği bozarcasına havaya üç el ateş edildiğinde tüm hanelerde bir irkilme meydana gelmiş, ardından "İsrailliler hepimizi öldürmeye geldi" diyen çığlıklar semayı inletti. İsrail'in işaret fişekleriyle aydınlattığı sokaklara dağılan milisler sahiplerinin isimlerini seslenerek evlere saldırıyor, "siz teröristsiniz, sizi yok edeceğiz" naraları atıyorlardı.

Sessizce kampa sızan Hristiyan Falanjis milisler bir yandan ellerindeki ağır silahlarla karşılarına çıkan herkesi kurşuna diziyor, kesici aletlerle doğrayıp acımasızca katletmiyorlardı... Bir şekilde kaçmaya çalışanlar kampın dışında bekleyen İsrail askerleri tarafından tekrar içeri püskürtülerek adeta "tek bir kişi sağ kalmasın için" çapraz taarruza uğruyordu.

Bu korkunç saldırı tam 3 gün sürdü. 28 Eylül'de Sabra Şatilla'yı terk eden 150 kişilik Falanjist milis ardında korkunç bir manzara bırakmıştı.

Tamamen sivillerden oluşan kamp sakinleri kadın, çocuk, yaşlı demeden ağır silahlarla katledilmiş, kafaları baltalarla parçalanmış, hamile kadınların karınları yarılmıştı. Kin ve nefret dolu milisler bebekleri öldürmüş, erkekleri duvar önüne sıralayıp topluca kurşuna dizmişlerdi... Evlere, sokaklara, hemen her yere saçılan cesetler, Şaron tarafından Filistinli mültecilere yönelik olarak örgütlenen soykırım vahşetini en korkunç hâli ile ortaya sermekteydi.

Soykırım öncesi

1948'de İsrail'in bir terör devleti olarak resmen kurulmasının ardından topraklarına ve evlerine el konulan Filistinliler Lübnan ve Ürdün'e sürülmüşlerdir. Söz konusu zorunlu göçün mağdurları aynı tarihte Beyrut'un batısında kurulan Sabra ve Şatilla kamplarına yerleşmişlerdir.

Sonraki süreçte Lübnan'da bulunan çok sayıdaki mülteci kamplarının korumasını ise dönemin Filistin Örgütü FKÖ tarafından sağlanmaktaydı.

1975'te Lübnan'da Hristiyan Falanjistler, Sünni kanat, Şii kanat ve FKÖ arasında bir iç savaş başlamış ve bu durum bölgedeki kaosu tırmandırmıştı.

İşte bu kargaşa esnasında 6 Haziran 1982'de dönemin İsrail Başbakanı Menahem Begin'in (Deir Yassin katliamını gerçekleştiren katil) desteği ve Savunma Bakanı Ariel Şaron öncülüğünde Lübnan işgal edilmişti.

Lübnan'da bulunan Filistin nüfusundan rahatsızlık duyan tarafların desteğini arkasına alan İsrail, işgalin hemen ardından FKÖ'nün Lübnan'ı terk etmesini istemişti.

Neticede ülkeyi terk etmemek için dirense de yoğun baskılar FKÖ'yü buna mecbur etmişti. FKÖ'nün Lübnan'ı terk etmesi hâlinde korumakta olduğu kampların güvenliği gündeme geldiğinde ise kamplara asla dokunulmayacağı ve korunacağına dair Şaron ve Ronald Reagan tarafından teminat verilmiştir.

Oysa bütün bunlar İsrail'in Lübnan üzerindeki planlarının bir parçasıdır!

Bölgede kendi varlıklarını güçlendirecek bir iktidar kurmak için harekete geçen İsrail, tüm kozlarını ortaya koyarken bunun için iç ve dış destekli stratejiler çok önceden belirlenmişti.

Nitekim İsrail 23 Ağustos 1982'deki seçimlerden Beşir Cemayel'in Cumhurbaşkanı olarak çıkmasını sağlamıştı.

Hristiyan Falanjist örgütü lideri olan ve pek çok Filistinli katliamının sorumlusu olan Beşir Cemayel'in Başkan seçilmesinden sonraki 2 hafta içerisinde FKÖ bütün unsurları ile Tunus'a gönderilmişti.

Ancak 14 Eylül 1982'de Falanjistlerin lideri, Cumhurbaşkanı Cemayel'in bir suikast ile öldürülmesi neticesinde faillerinin bulunmamış olmasına rağmen Filistinlileri hedef almış oldu.

Ariel Şaron "Filistin kamplarında terörist bulunduğu" iddiası ile kamuoyu oluşturmaya başlamış, özellikle Sabra ve Şatilla'yı hedefe koymuştu. Böylelikle İsrail kendisi bir terör devleti olduğu hâlde işgal ettiği Lübnan'da terörist avına çıkmıştı. Sabra ve Şatilla kampının havadan görüntüleri alınmış, planlar hazırlanmış ve nihayet Şaron yönetiminde Falanjistlerin eli ile korkunç bir soykırım gerçekleştirilmiştir...

Katliam uluslararası anlamda tepkilere yol açınca İsrail bir araştırma komisyonu kurmuş, komisyon 1983'te yayınladığı raporda Şaron'u bireysel olarak sorumlu tutmuş ve Şaron Savunma Bakanlığından istifa etmişti.

Ancak bu durumun uluslararası kamuoyunun tepkisine karşı ustaca planlanmış bir manipülasyon olduğu çok geçmeden anlaşılacaktı.

Zira "Beyrut Kasabı" Ariel Şaron tıpkı (Deir Yassin katliamını gerçekleştiren Menahem Begin gibi) 2001'de İsrail Başbakanlığına getirilerek işlediği katliamlardan dolayı bir bakıma terfi ettirilmişti.

Tüm bunlar olurken Sabra Şatilla katliamından kurtulan 23 kişinin Belçika'da Şaron aleyhine açmış olduğu dava ise devam etmektedir. Sonuç hiç de şaşırtıcı olmayacak, Şaron söz konusu katliamdan sorumlu tutulduğu hâlde 2002'de "yetkisizlik" gerekçesi ile dava düşürülecekti.

Esasında bu vahşet, İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron'un ilk katliamı olmadığı gibi son katliamı da değildi.

14 yaşında İsrail ordusuna giren Şaron Ekim 1953'te 25 yaşındayken Filistin'in Kibya köyüne bir gece yarısı baskını düzenlemiştir. 600 askerden oluşan 101. Tim gece yarısı sızdığı Kibya köyünde tüm evlere tek tek girerek katliamlar yapmış, köyden çıkarken de evleri dinamitle donatarak tamamını bombalamıştır.

Uluslararası Güvenlik Meclisi evlerinde ve köylerinde uğradıkları bu korkunç vahşetle katledilen Filistinlilerin katillerini tespit etmiş olmasına rağmen, sadece kınamakla yetinmiştir.

Cenin katliamı

Siyonist Ariel Şaron'un katliamları bitmek bilmemiş, bu kez dünyanın gözü önünde Başbakan olduğu İsrail'de 29 Mart 2002'de "terörle mücadele" gerekçesi ile Cenin kampına saldırılmıştır.

Ki, Cenin 1948 işgalinde Hayfa kentinden ve civar köylerden gelen mülteciler için 1 km alana kurulmuş olup 13 bin 755 sivil Filistinlinin yaşam sürdüğü bir mülteci kampıdır.

3 Nisan'da kuşatma altına alınan Cenin kampında İsrail toplu kıyım ve imha saldırıları ile tarihe geçecek bir katliam daha gerçekleştirmiştir. Üstelik saldırı sonrası 12 gün süresince abluka altında tutulan kamp, dünyadan tecrit edilmiş, BM kararına aykırı olarak ambulans girişine dahi izin verilmemişti. Saldırı esnasında 13 bin Filistinli katledilmiş, ağır yara alan 1.500 Filistinli hiçbir tıbbi müdahaleye izin verilmeden içeride tutulmuştu.

Katliamın deşifre olmasından sonra BM inceleme gereği bile duymadan saldırıları "Katliam" olarak değil, "İsrail aşırı güç kullanmıştır" şeklinde tanımlamıştır.

"Kasap Şaron"un kin, nefret ve korkunç katliamlarla dolu geçen 85 yıllık ömrü 2006'da geçirdiği beyin kanaması sonrası 8 yıl komada kalarak 2014'te sona ermiştir...

Bilge Lider Alija İzzetbegoviç'in tabiri ile "unutulan soykırım tekrarlanır" gerçeğinden hareketle, tüm soykırımlar gibi Sabra-Şatilla soykırımını da unutmadık!

Unutanların kanı kurusun!

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: Sabra ve ŞatillabeyrutlübnanAYŞE MÜZEYYEN TAŞÇI

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürbüz Evren Hangi ülke Husilere karşı İsrail'den yardım istedi?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak Piyasanın vicdanı ve eğitimin ahlakı: Ahilik bugüne ne söylüyor?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Prof. Dr. Mustafa Çevik Geleceğin Türkiye'sinde ortak payda nasıl inşa edilecek?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Kanaatlı Genel İslam ile özel İslam'ın farkı

İlgili Haberler
Makroekonomi SON DAKİKA | Bakan Şimşek: Genele yayılmış risk yok CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi KAPALIÇARŞI ALTIN FİYATLARI CANLI 18 EYLÜL| Altın fiyatları bugün ne kadar, kaç TL? Altın yeniden yükselişe geçti! CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Rusya’da üç gün sürecek milletvekili seçimlerinde oy verme işlemi başladı Independent Türkçe · 15 dk önce Makroekonomi "Haksız kazanç sağlayanlara adli işlem yapılıyor" Ekonomist · 15 dk önce Makroekonomi Bakan Şimşek'ten son durum açıklamaları Sözcü Ekonomi · 17 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.